BANA İNSAN GİBİ DAVRANAN TEK ŞEY BİR MAKİNE

Türkiye’nin Görünmeyen Yalnızlığı

Bir gün bir insanın karşısına oturup ona şunu söyleyeceğiniz aklınıza gelir miydi? “Sana anlatamadığımı bir makineye anlattım.” Ne acıdır ki artık bu cümle, sandığımızdan daha sıradan. Üstelik mesele yalnızca teknoloji değil. Mesele yapay zekâ da değil. Asıl soru ne biliyor musunuz? Biz birbirimizi dinlemeyi ne zaman bıraktık?

Şimdilerde hep “Yapay zekâ insanları yalnızlaştıracak mı?” diye soruyoruz. Oysa benim sorum başka: İnsanları yapay zekâya götüren yalnızlık nereden geldi? Çünkü kimse durup dururken bir makineye kalbini açmaz. Bir insan, derdini anlatabileceği başka bir insan bulabiliyorsa karşısında ışıkları yanan bir ekrana neden ihtiyaç duysun değil mi?

Peki ya anlatacak kimse yoksa? Ya anlatmaya çalıştığında küçümseniyorsa? Ya “abartıyorsun” deniliyorsa? Ya “takma kafana” deniliyorsa? Ya en yakınındaki insan, senin cümlen bitmeden kendi hikâyesini anlatmaya başlıyorsa? İşte o zaman insan başka bir kapı arar ve bugün o kapının üzerinde bir insan adı değil, “Yapay zekâ” yazıyor.

Bir Makine Neden Tercih Ediliyor?

Çünkü makine yorulmuyor. Sözümüzü kesmiyor. “Bunu daha önce de anlattın” demiyor. “Senin problemin ne biliyor musun?” diyerek bizi küçümsemiyor. Telefonun öbür ucundaki arkadaşımız mesajımıza üç saat sonra cevap verirken yapay zekâ saniyeler içinde karşılık veriyor ve belki de en tehlikelisi şu: Bizi yargılamıyor ya da gibi davranmıyor.

İnsanın en büyük ihtiyacı bazen çözüm değildir bakın. Anlaşılmaktır. Birinin karşınıza geçip: “Evet, seni anlıyorum.” demesidir. Belki de yapay zekânın yükselişindeki en büyük sır burada. Bize cevap verdiği için değil. Bizi dinlediğini hissettirdiği için…

Bazı araştırmaların yapay zekâ tabanlı arkadaşlıkların yalnızlık hissini azaltabildiğine dair bulgular ortaya koyması da bu yüzden üzerinde düşünülmesi gereken bir durum. İnsan bazen gerçek bir ilişkinin karmaşasından çok, kendisini “duyulmuş” hissettiği bir iletişime yöneliyor. Hâsılı; burada korkmamız gereken şey yapay zekânın insan gibi davranması değildir bakın, bizim insan gibi davranmayı bırakmamızdır…

Asıl Tehlike Makine Değil

Bence önümüzdeki yılların en büyük toplumsal tartışmalarından biri yapay zekânın zekâsı olmayacak. İnsanlığımız olacak. Olmalı da… Çünkü yapay zekâ ne kadar gelişirse gelişsin, bir makinenin empatiyi gerçekten yaşayıp yaşamadığını bilemeyeceğiz. Fakat insanın empati kurma yeteneğini kaybetmesi tartışmasız bir felaket olarak yüzde yüz gerçek…

Bugün bir çocuğun odasında saatlerce ekran karşısında olması bizi endişelendiriyor. Haklıyız. Peki aynı çocuk ailesinin yanında otururken kimse onun gözlerinin içine bakmıyorsa? Aynı sofrada herkes telefonuna bakıyorsa? Baba eve geldiğinde çocuğunun gününü değil, telefonundaki bildirimleri merak ediyorsa? Anne çocuğunun ne hissettiğini sormak yerine onun sınav sonucunu soruyorsa? Arkadaşlarımızla buluştuğumuzda sohbet etmek yerine herkes kendi ekranını kontrol ediyorsa? Sonra dönüp: “Bu çocuklar neden yapay zekâyla konuşuyor?” diye sormamız biraz ironik değil mi?

Kim bilir belki de çocuklar makineleri sevdikleri için değil, insanlardan yeterince karşılık alamadıkları için makinelere yöneliyorlardır.

Modern İnsanın En Büyük Açlığı

Bence çağımızın en büyük açlığı yemek değil. Bilgi değil. Para bile değil. Anlaşılmak…

İnsan görülmek istiyor. Duyulmak istiyor. Önemsenmek istiyor. Bir başkasının zihninde küçük de olsa bir yer kapladığını bilmek istiyor.

Sosyal medyada yüzlerce “arkadaşımız” var. Ama gecenin üçünde gerçekten arayabileceğimiz kaç kişi var? Telefon rehberimiz kabarık. Kalbimizin rehberi ise giderek küçülüyor. İşte burada korkunç bir çelişkiyle karşılaşıyoruz aslında… Hiç bu kadar bağlantılı olmamıştık, hiç de bu kadar kopuk…

Birbirimize sürekli mesaj gönderiyoruz. Ama birbirimizi gerçekten dinlemiyoruz. Birbirimizin fotoğraflarını görüyoruz. Ama birbirimizin yüzünü okumuyoruz. Birbirimizin hayatını takip ediyoruz. Ama birbirimizin içinden geçenleri bilmiyoruz. Belki de teknoloji bizi insanlardan koparmadı. Sanırım teknoloji, zaten aramızda oluşmuş olan boşluğu görünür hâle getirdi…

Bir Gün Yapay Zekâya Değil, İnsana İhtiyacımız Olacak

Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Ben yapay zekâ düşmanı değilim. Tam tersine, insanlığın en güçlü araçlarından biri olabileceğine inanıyorum. Bilgiyi demokratikleştirebilir. Öğrenmeyi kolaylaştırabilir. İnsanın düşünme kapasitesini genişletebilir. Yaratıcılığı besleyebilir ama bir çizgi var. O çizgiyi kaybetmemeliyiz. Çünkü bir makine bize yüzlerce güzel cümle kurabilir ama hastane koridorunda elimizi tutamaz. Bir algoritma bize mükemmel bir tavsiye verebilir ama babamız öldüğünde başımızı yaslayıp ağlayacağımız bir omuz olamaz.. Bir yapay zekâ gecenin üçünde bizi dinleyebilir ama hayatımızı bizimle birlikte yaşayamaz. Anlayacağınız insan hayatı yalnızca doğru cevaplardan oluşmaz. İnsan hayatı dokunuşlardan oluşur. Sessizliklerden. Bakışlardan. Sarılmalardan. Birlikte susabilmekten. Birinin kapımızı çalmasından. “Ben buradayım.” demesinden…

Belki de Geleceğin En Büyük Zenginliği İnsan Olabilmek Olacak

Bundan birkaç on yıl sonra çok ilginç bir dünyada yaşayabiliriz. Her insanın yanında konuşabileceği yapay bir arkadaş olabilir. Her soruya saniyeler içinde cevap veren sistemler olabilir. Kişiliğimizi bilen, alışkanlıklarımızı anlayan, ne zaman üzgün olduğumuzu tahmin eden algoritmalar olabilir. Ve işte de tam da o günlerde gerçek bir insan ilişkisi lüks hâline gelecek.

Birinin bizi gerçekten tanıması…Gerçekten dinlemesi…

Bizi algoritmalarla ölçmeden sevmesi…

Çıkar hesabı yapmadan yanımızda durması…

Bize hazır cevap vermek yerine bazen bizimle birlikte susması…

Kim bilir belki de bunlar geleceğin en kıymetli şeyleri olacak…

Bugün yapay zekâya yatırım yapıyoruz. Böyle giderse yarın belki de insan ilişkilerine yatırım yapmak zorunda kalacağız. Çünkü teknoloji ucuzladıkça, samimiyet pahalılaşacak.

En Korkunç İhtimal

Beni asıl korkutan şey gelecekte insanların yapay zekâyla konuşması değil. Beni korkutan şey bir gün bir insanın: “Beni en iyi anlayan varlık bir makineydi.” diyebilecek olması ve bunun kimseyi şaşırtmaması… İşte o gün kaybettiğimiz şey teknoloji olmayacak bakın, birbirimiz olacağız. Çünkü insanı insan yapan şey yalnızca düşünmesi değildir. İnsan; başkasının acısını duyabilen, başkasının sevincine sevinebilen, kendi çıkarı olmadan birinin yanında durabilen, bir başkasının yarasına dokunabilen varlıktır. Eğer bütün bunları makinelere devredersek, teknolojik olarak gelişmiş ama insani olarak fakir bir medeniyet oluruz. Belki de tarihin en büyük ironisi de bu olur: İnsanlığın en akıllı makinelerini üretirken, birbirimize karşı en aptal hâlimize dönüşmek.

Peki Şimdi Ne Yapacağız?

Bence çözüm yapay zekâyı hayatımızdan çıkarmak değil. Bu mümkün de değil, gerekli de değil zaten… Çözüm çok daha zor. Birbirimize yeniden insan gibi davranmak.

Çocuğumuz bize bir şey anlatırken telefonu bırakmak. Eşimiz konuşurken cevabı kafamızda hazırlamak yerine gerçekten dinlemek. Arkadaşımız “iyi değilim” dediğinde ona hemen çözüm üretmeye çalışmamak. Bazen sadece: “Anlat.” demek. Yaşlılarımızı yalnız bırakmamak. Gençlerimizi yalnızca başarılarıyla değerlendirmemek. Bir insanın sessizliğinin altında ne olduğunu merak etmek. Ve belki de en önemlisi: İnsanların yardım istemesini zayıflık olarak görmemek. Çünkü yardım isteyen insan güçsüz değildir. Yardım isteyen insan, hâlâ insanlara güvenmek isteyen insandır.

Ne dersiniz? Belki de geleceğin en büyük sorusu: “Yapay zekâ insan olacak mı?” değil de “İnsan, insan olarak kalabilecek mi?” olabilir mi? Sonuçta makineler her geçen gün daha çok konuşmayı öğreniyor. Biz ise giderek daha az dinliyoruz. Makineler daha iyi cevaplar üretiyor. Biz birbirimize daha kötü cevaplar veriyoruz. Makineler sabırla bekliyor. Biz birbirimize tahammül edemiyoruz. Makineler bizim ne söylediğimizi hatırlıyor. Biz birbirimizin söylediklerini unutuyoruz. Ve belki de bütün bu hikâyenin en acı tarafı şu: İnsanlar yapay zekâya insan gibi davranmaya başladıkları için değil,insanlar birbirlerine insan gibi davranmayı bıraktıkları için yapay zekâya sığınıyor olabilir. Bu yüzden ben yapay zekâdan korkmadan önce aynaya bakmayı tercih ediyorum. Çünkü karşımızdaki makine ne kadar akıllı olursa olsun, asıl sorumluluk hâlâ bizim. Bir makine bize: “Seni anlıyorum.”diyebilir ama dünyayı değiştirecek cümle hâlâ bir insandan gelmeli: “Seni gerçekten dinliyorum.” Ve belki de geleceğin en büyük devrimi yapay zekânın insanlaşması değil, insanın yeniden insan olması olacak.

Yorumlar

Yorum bırakın