Ya Yarın?

Hiç düşündün mü?…

Bu gece huzurla uyuduğun yatağın, yarın pişmanlıklarının eşiği olmayacağını kim söyleyebilir? Bugün cehennemin kıyısında uyuyup cennetin ferahlığında uyanmayacağını ya da cennetin gölgesinde gözlerini kapatıp cehennemin karanlığına açmayacağını sana kim garanti edebilir? Yarının anahtarı cebindeyse, neden hiçbir insan yarın öleceği günü seçemiyor?

Nefesini bile emanet taşıyan bir insan, hangi gücü kendisinin sanabilir? Bir kalbin atışı durmaya bu kadar yakınken, kibir hangi aklın ürünüdür? Kaybetmek bir nefes kadar yakınken, kazanmakla övünmek hangi cesaretin adıdır?

Dün alkışlananların bugün unutulduğunu görmedin mi? Bugün zirvede duranların yarın toprağın sessizliğine karışacağını bilmiyor musun? Servet mezarın kapısından içeri giremezken, zenginlik neyin üstünlüğüdür? Makam ölümün önünde diz çökerken, koltuk neyin saltanatıdır? Güzellik birkaç yılın misafiriyken, aynaya güvenmek hangi körlüktür? İnsan yarınını bile yönetemezken, kaderine hükmettiğini nasıl sanabilir?

Asıl soru şudur: Allah’ın dilediği bir hayatın içinde yaşayan kul, Allah’a rağmen neyi planlayabilir?

İşte kibir, insanın kendisini olduğundan büyük sanması değildir sadece; kendisini Allah’ın takdirinden bağımsız sanmasıdır. Bu yüzden ben, başarıyla övünenlerden önce onu vereni hatırlarım. Güçten etkilenmeden önce onu dileyenin kim olduğunu düşünürüm. Çünkü biliyorum…

Hayat, insana mülk değil; emanet olarak verilmiştir. Nefes, hak edilmiş bir ödül değil; her an geri alınabilecek bir ikramdır. Ömür, sahip olduğumuz bir sermaye değil; hesabını vereceğimiz bir vakittir.

Öyleyse kibir niye? Bir nefesi yaratamayan, bir saniyeyi durduramayan, bir ölümü erteleyemeyen insan neyin sahibi olabilir?

Benim vardığım hüküm şudur: İnsan büyüdükçe değil, Allah’ın büyüklüğünü idrak ettikçe küçülür. İşte o küçülüş, aslında insanın gerçek büyüklüğünün başladığı yerdir. Çünkü mutlak güç de, mutlak hüküm de yalnız Allah’ındır.

Yorumlar

Yorum bırakın