“Darbe öldü mü? Yoksa sadece kıyafet mi değiştirdi?
Bugün artık bir ülkeyi ele geçirmek için kışlalardan palet seslerinin gelmesine gerek var mı? Tanklar sokaklara çıktığında mı bir ülke düşer, yoksa o tanklara hiç gerek kalmayacak bir zemin yıllar öncesinden, sessizce hazırlandığında mı?
Kendi kendime soruyorum: Darbeler bitti mi, yoksa sadece görünmez hale mi geldi?
SUİKASTLER: BİR SON MU, YOKSA BİR “BOŞLUK” MU?
Üst düzey bir isim hedef alındığında, birileri buna “zayıflatma operasyonu” diyor. Ama ya asıl mesele zayıflatmak değil de yer açmaksa? Bir kadroyu tasfiye etmek ile o kadroyu yeniden tasarlamak arasındaki o ince çizgiyi hiç düşündük mü? Eğer bir yönetim kadrosu “dış bir dokunuşla” gençleşiyorsa, bu bir tazelenme mi, yoksa kontrol edilebilir bir mutasyon mu?
GÜCÜN YENİ SİLAHLARI: VERİ VE CÜZDAN
Eskiden darbe gürültülüydü çünkü zihinler direniyordu. Bugün ise başka bir gerçeklik var: Sadece algılar değil, veriler de kuşatma altında. Sizin neye kızacağınızı, neye sevineceğinizi ve neye “razı” olacağınızı sizden önce bilen algoritmalar var artık. Üstelik sadece zihinler de yetmiyor; ekonomi artık modern dünyanın en sessiz tankı. Bir gecede boşaltılan kasalar, dalgalanan kurlar ve borç sarmalıyla diz çöktürülen bir toplum, tepesinde uçak uçmasına gerek kalmadan “teslimiyet” bayrağını çeker.
Zaten açlıkla terbiye edilmiş bir zihne, her türlü değişimi “kurtuluş” diye pazarlayabilirsiniz.
OVERTON PENCERESİ: KAÇINILMAZIN İNŞASI
Belki de asıl darbe artık bir gecede değil, yıllar süren bir “alıştırma süreci” ile yapılıyor.
• Önce bir fikri marjinalleştir.
• Sonra onu tartışılır hale getir.
• Ardından makul kıl.
• En sonunda “başka çare yok” diyerek kaçınılmaz hale getir.
Bu, klasik bir güç kullanımından çok, bir zihin mühendisliğidir. Mesele artık iktidarı devirmek değil; kimin iktidar olabileceğine dair hayal gücümüzü sınırlamaktır.
SÜREÇ OLARAK DARBE
Eskiden darbe bir tarihti, bugün ise bir süreç. Eğitimle başlar, medyayla şekillenir, ekonomik krizlerle hızlanır ve suikastlerle o beklenen boşluk açılır. Ve her şey bittiğinde, toplum bu değişimi “doğal bir evrim” sanır.
Hâlâ darbe deyince sadece tankları hatırlıyor olmamız, aslında operasyonun ne kadar başarılı olduğunun en büyük kanıtıdır. Çünkü asıl güç; kimin lider olacağını belirlemek değil, kimin “lider olarak kabul edilebileceğini” zihinlere kazımaktır.
BİR BAĞIŞIKLIK MESELESİ
Her şey değişirken darbenin aynı kalacağını düşünmek safdillik olur. Teknoloji değişti, savaş değişti, yöntem değişti. Biz eski hayaletleri kovalarken, yeni sahipler çoktan kapıdan içeri girdi.
Gerçek darbe, bir yönetimi devirmek değildir. Bir toplumu, kendi yıkımının “zaten olması gereken şey” olduğuna inandırmaktır.Ve en korkutucu olanı şudur: Kendi zihnimize, ekonomimize ve verimize sahip çıkacak o “milli bağışıklığı” kuramadığımız sürece; bir gün darbe olduğunu fark ettiğimizde, operasyon çoktan bitmiş olacaktır.

Yorum bırakın