Kategori: Uncategorized

  • “İki Kadın Arasında Kalan Erkek, Aslında Kendi Kimliğini Kaybeder”

    “İki Kadın Arasında Kalan Erkek, Aslında Kendi Kimliğini Kaybeder”

    Bir yanda canından parça annesi… Diğer yanda hayat arkadaşım dediği eşi…Ve ortada duran bir erkek: Karar veremeyen, sınır çizemeyen, sevginin yönünü dengeleyemeyen

    Kayınvalidelik kavgası çoğu zaman sadece iki kadın arasında değil, üç kişinin dengesiz mücadelesidir. Oğulların suskunluğu, gelinlerin yükselen sesi ve annelerin yitirdiği hâkimiyet… Hepsi bir araya gelir ve adına “aile içi soğuk savaş” denir.

    I. Cephe: Sevilmeyen Kadının Gölgesinde Kayınvalide

    Bir kadın, yıllarını bir erkeğe adar. Çocuk doğurur, büyütür. Fakat çoğu zaman o erkekten hak ettiği sevgiyi göremez. Şefkati, merhameti, inceliği hiç tatmaz. O da bilinçsizce o sevgiyi oğlunda arar. Oğul büyür, âşık olur, evlenir. Ve o anne artık “birinci kadın” değildir. İşte tam bu noktada rekabet başlar. Gelin, annenin yerine değil; annenin yoksunluğunun tam ortasına gelir.

    “Bir kadın, eşinden görmediği sevgiyi oğlunda ararsa; gelin, bir rakibe dönüşür.”

    @stratejivefikirler

    II. Cephe: Her Şeyi Yöneten Gelin Figürü

    Elbette ki her gelin masum değildir. Bazı gelinler, eşlerini sadece eş olarak değil; bir proje olarak görür. Onları değiştirmek, ailesinden koparmak, kendi egemenliğini kurmak ister. Oğlunu kontrol eden, annesini yok sayan gelin; aslında bir evliliği değil, bir cepheyi yönetmeye çalışır.

    “Sevgiyle gelen bir kadın, aileye huzur getirir; egoyla gelen kadınsa, aileyi cepheye çevirir.”

    @stratejivefikirler

    III. Cephe: Erkekliğini Kanıtlamamış Oğullar

    Asıl mesele burada düğümlenir. Çünkü çoğu erkek, ne eşine net bir sınır çizebilir ne annesine. Annesine hayır demeyi ‘nankörlük’, eşine destek olmayı ‘annesini satmak’ olarak görür. Oysa gerçek şu: Erkek, önce kendi kimliğini inşa etmeli. Ne annesinin uzantısı, ne eşinin gölgesi olmalı. Kendi doğrularıyla ayakta duran bir birey olmalı.

    “Bir adam, kendi hayatına sahip çıkmadıkça; iki kadının arasında sadece arabulucu olur, adam olamaz.”

    @stratejivefikirler

    Kayınvalidenin Acısı, Gelinin Endişesi, Oğlun Korkusu

    Kayınvalide sevgisizlikten, gelin dışlanmışlıktan, oğul ise huzursuzluktan beslenir. Her biri kırgındır ama hiçbiri konuşamaz. Annenin en büyük korkusu dışlanmak, gelinin en büyük korkusu eşini paylaşmak, oğlun en büyük korkusu birini kaybetmektir. İşte bu korkularla örülü evlerde sevgi soluk almaz hale gelir.

    “Korku ile kurulan ilişkilerde sevgi değil, sessizlik büyür.”

    @stratejivefikirler

    Çözüm Nerede Başlar?

    Çözüm; oğlunu sahiplenmekten vazgeçen bir annede…Eşini yönetmek yerine onunla yürümeyi seçen bir kadında…Ve herkese hak ettiği yeri ve sevgiyi adaletle sunabilen bir erkekte başlar.

    “Aile bir kale değil, sığınaktır. O kalede savaş olmaz, sükûnet olur.

    @stratejivefikirler

    Sevgi paylaşmakla eksilmez, adaletle büyür. Gelin de haklı olabilir, kayınvalide de… Ama asıl sorumluluk, kendini arada gören, ama aslında merkezde olan erkekte başlar.

    “Sevgiyi yönetemezsen, sevdiğin insanları birbirine düşman edersin.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

  • DOLARIN ZİNCİRİNDEN KURTULMAK: YENİ BİR KÜRESEL DÜZENİN EŞİĞİNDE TÜRKİYE

    DOLARIN ZİNCİRİNDEN KURTULMAK: YENİ BİR KÜRESEL DÜZENİN EŞİĞİNDE TÜRKİYE

    “Bir ülke, başka bir ülkenin para birimiyle yaşarsa, onun kaderiyle ölür.”

    @stratejivefikirler

    Dolar, sadece bir para birimi değil; yüzyılın en sinsi işgal biçimidir. Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel hâkimiyetini sürdüren bu kağıt parçası, savaşlardan çok daha yıkıcıdır. Çünkü bir ulusu borçlandırmadan esir alır, kur silahıyla diz çöktürür, finansal operasyonlarla iç siyasetini rehin alır. Türkiye, bu oyunun mağduru değil; karşı hamlesini planlayan bir aktör olmalıdır. Peki bu mümkün mü? Elbette. Ama bunun için hayal değil, stratejiye yaslanan bir devrim gereklidir.

    1. DOLARIN TAHTINI SALLAMAK: “PARA BLOKLARI” DÖNEMİ

    “Paranın vatanı yoksa, milletin de yarını olmaz.”

    @stratejivefikirler

    Çin ve Rusya, uluslararası ticarette doları bypass etmek için Yuan-Ruble takas sistemini geliştirdi. Hindistan, İran’dan petrol alırken Hindistan Rupisi ile ödeme modeli kurdu. Brezilya, Arjantin ile yerel para birimleriyle ticaret anlaşması imzaladı. Türkiye neden geri kalsın?Türkiye, Türk Devletleri Teşkilatı ile yerel para birimiyle ticaret başlatmalı; “Türk Ticaret Lirası” gibi ortak dijital takas birimi üzerinde çalışmalıdır. Ayrıca, İran-Türkiye-Rusya ekseni, petrol-doğalgaz-tarım-ürünleri karşılığında swap zinciri oluşturabilir. Bu tarz ittifaklar, doları nötralize eden “para blokları”nın temelidir.

    2. ALTIN VE DİJİTAL TEMELLİ PARA: MODERN AKÇE DEVRİMİ

    “Altına yaslanmayan devlet, ayağını çürük tahtaya basar.”

    @stratejivefikirler

    ABD’nin 1971’de doları altından koparmasıyla dünyaya “karşılıksız zenginlik” dayatıldı. Türkiye, 2023’te altın rezervlerini rekor düzeye taşıdı ama bu yetmez. Altına dayalı bir dijital Türk Lirası, hem iç hem dış ticarette alternatif olabilir. Bu sistem için:

    • Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, altın bazlı dijital varlık ihraç edebilir.

    • Yerli blockchain ağı ile bankacılık sistemi yeniden inşa edilebilir.

    • Borsa İstanbul’da “Yerli Para ile Ticaret Endeksi” oluşturulabilir.Bu sadece teknoloji değil, bir milli güvenlik projesidir.

    3. EKONOMİDE ÜÇLÜ DİRİLİŞ: TARIM, TEKNOLOJİ, SAVUNMA

    “Bir ülkenin karnı açsa, kasası dolu olsa da özgür değildir.”

    @stratejivefikirler

    Dış ticaret açığı veren bir ülke, dövize muhtaç kalır. Türkiye, her yıl ortalama 50 milyar dolar enerji ve teknoloji ithalatı için dolar bulmak zorunda kalıyor.

    Çözüm: kendine yeten üç sacayağı:

    Tarımda Dijital Planlama: Her ürün için il bazlı üretim haritası çıkartılarak, “fazla üretim değil, doğru üretim” modeli uygulanmalı. Buğdaydan pamuğa dışa bağımlılık sıfırlanmalı.

    Savunma Sanayii İhracatı: Bayraktar TB2 örneği gibi, 2030’a kadar 20 savunma ürünü ihracat şampiyonu çıkarılmalı. Doları içeriye çekmek, üretimle olur.

    Yerli Çip, Yerli Batarya: ASELSAN-TÜBİTAK-Savunma Bakanlığı işbirliğiyle 5 yıl içinde milli çip ve batarya üretimi sağlanmalı. Çünkü ithal edilen her çip, doların zinciridir.

    4. KÜRESEL İTİBARI YÜKSELTMEK: PARADAN ÖNCE ALGIYI YENİDEN İNŞA

    “İmaj, yatırımcı için gerçeklikten daha değerlidir.”

    @stratejivefikirler

    Dış yatırımcı Türkiye’ye güven duymadıkça, dolar krizleri bitmeyecek. Bu yüzden:

    • Türkiye, yabancı medya manipülasyonlarına karşı çok dilli dijital yayınlar kurmalı.

    • Kamu diplomasisi güçlendirilmeli. Yurtdışında kültürel ataşelikler üzerinden ekonomi anlatımı yapılmalı.

    • Türk diasporası stratejik alanlarda (finans, medya, hukuk) örgütlenmeli.Özellikle Almanya, ABD ve İngiltere’de Türk girişimciler bir “Yatırımcı Danışma Konseyi” altında Türkiye’ye güven inşa edecek lobi faaliyetleri yürütmelidir.

    5. İÇ POLİTİKADA EKONOMİK MİLLİYETÇİLİK: YENİ BİR SOSYAL SÖZLEŞME

    “Halk fakirse, faizle dövizle yapılan kalkınma hikâyesi yalandır.”

    @stratejivefikirler

    İçeride atılacak adımlar olmadan dış strateji eksik kalır:

    Finansal spekülasyona karşı yeni düzenleme ve şeffaf denetim kurulları kurulmalı.

    Devlet ihalelerinde yerlilik oranı %80’in altına düşmemeli.

    • Zorunlu tasarruf fonları (1990’ların başında uygulanan) yeniden ve adil şekilde tasarlanarak üretim sektörüne aktarılan bir yurtiçi kaynak sistemi kurulmalı. Ayrıca üniversitelerde “Ekonomik Bağımsızlık ve Finansal Sömürü Tarihi” dersi zorunlu olmalı. Yeni nesil ekonomik işgalin ne olduğunu anlamadan direnemez.

    “Kurtuluş Savaşı top ile, İkinci Kurtuluş Savaşı dövizle verilir.”

    @stratejivefikirler

    Türkiye için dolar tahakkümünden çıkış; hem yeni küresel bloklarda yer almak, hem de içeride üretim, denge ve adalet temelinde yeni bir ekonomik sistem kurmaktır. Bu bir gecelik değil, bir nesillik mücadeledir. Ama doğru adımlarla mümkün.

    Unutmayalım!

    “Ekonomik bağımsızlık, siyasi istiklal mücadelesinin nabzıdır.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #bağımsızlık #dolar #türkiye #ekonomi #özgürlük

  • PETROLÜ DOLARLA SATMAYANIN SONU: SADDAM NEDEN DEVİRİLDİ?

    PETROLÜ DOLARLA SATMAYANIN SONU: SADDAM NEDEN DEVİRİLDİ?

    Bazı savaşlar görünmez kurşunlarla başlar. Bazı liderler, kurşunlardan önce dolarla vurulur. Saddam Hüseyin’in akıbeti, çoğu zaman “kitle imha silahları” bahanesiyle açıklanır. Ama bu hikâyede asıl silah doların ta kendisiydi.2000 yılında Saddam, Irak petrolünü dolar yerine euro ile satma kararı aldığında, görünmeyen bir düğmeye bastı. ABD’nin tepkisi gecikmedi.

    “Kimi devletler barutla, kimi liderler parayla vurulur. Saddam ikincisiydi.”

    @stratejivefikirler

    DOLARIN DÜNYA İMPARATORLUĞU VE SADDAM’IN İSYANI

    ABD, dünya ticaretini dolar üzerinden yürütüyor. Özellikle petrol ticareti, doların küresel tahakkümünün temel taşı. Bu sisteme “petrodolar düzeni” deniyor. Her ülke petrol almak için önce dolar satın almak zorunda. Böylece dolar sürekli talep görüyor, ABD ise bu sayede devasa bütçe açıklarına rağmen çökmeden ayakta kalabiliyor. Saddam bu sistemi tehdit etti. 2000 yılında BM gözetiminde petrol gelirlerini dolardan euroya çevirdi. Sadece bir yıl içinde Irak’ın rezervleri 26 milyar dolardan fazla kazanç sağladı – hem de euro ile. Bu, ekonomik bir isyan değil, küresel para tahtına açılmış bir savaştı.

    “Petrolü dolarla değil, cesaretle satmak isteyenin sonu işgaldir.”

    @stratejivefikirler

    ABD’NİN ASIL HESABI: PETROLÜ DEĞİL, PARAYI KONTROL ETMEK

    ABD’nin Irak’ı işgaline dair anlatılan resmi gerekçeler – kitle imha silahları, diktatörlük, demokrasi getirme hedefi – zamanla çöktü. Hiçbiri sahada kanıtlanamadı. Ancak Saddam’ın ekonomik hamlesi somut, belgeli ve sonuç doğuran bir gelişmeydi. Aynı yıllarda İran ve Libya da dolar dışı ticaret planları yapıyordu. Saddam’ın başarılı olması, bu dalgayı büyütecekti. ABD bu trendi baştan yok etmek için düğmeye bastı.

    “Bir ülkenin ordusu değil, para birimi tehditse; hedef olur.”

    @stratejivefikirler

    DİPLOMASİSİZ CESARET: SADDAM’IN STRATEJİK HATALARI

    Saddam’ın hamlesi cesur ama yalnızdı. İşgali kolaylaştıran temel stratejik hataları şunlardı:

    1. Euro’ya geçişte diplomatik ittifakları güçlendirmemesi. Fransa, Almanya, Rusya gibi ülkelerle kalıcı güvenlik ve enerji ortaklığı kurmadı. ABD saldırdığında yalnız kaldı.

    2. Algı savaşını yönetememesi. ABD medyası Saddam’ı şeytanlaştırırken, Saddam dünya kamuoyuna seslenemedi. Bilgi savaşını kaybetti.

    3. Asimetrik savunmayı geç başlatması. ABD ordusu hızla başkent Bağdat’a ulaştı. Saddam yeraltına indi ama halkın organize direnişini önceden kuramamıştı.

    “Stratejiyle donanmayan cesaret, yalnızlığı büyütür.”

    @stratejivefikirler

    LİBYA, İRAN VE KÜRESEL MESAJ

    2003 Irak işgali, sadece Saddam’ın sonu değil, doların düşmanlarına gözdağıydı. 2011’de aynı şey Muammer Kaddafi’nin başına geldi. O da petrolü altın karşılığı satmak, Afrika dinarını kurmak istiyordu. NATO bombardımanıyla devrildi. İran ise dersini almıştı. Hâlâ dolar dışı ticarete yöneliyor ama çok daha dikkatli, çok daha diplomatik adımlarla. Fakat o da sonunda dolara savaş açtı ve sonunda ne olacak izleyip göreceğiz…

    “Bir düzen yıkılmazsa, düzeni değiştirmek isteyen yıkılır.”

    @stratejivefikirler

    PEKİ ÇIKIŞ VAR MI?

    Saddam’ın hikâyesi bize şunu gösteriyor: Petrodolar düzenine başkaldırmak mümkündür ama sadece akılla.

    • Çok kutuplu ekonomik iş birlikleri,

    • Altın ve dijital para temelli rezerv alternatifleri,

    Ortak enerji borsaları ve ticaret bloklarıgibi adımlar, doların tahakkümüne karşı sürdürülebilir stratejilerdir. Ama bunu yaparken sert değil, zeki olmak gerekir.

    “Doların zincirini kırmak akılla mümkündür; hamasetle değil.”

    @stratejivefikirler

    Saddam petrolünü dolarsız satmak istedi, ama bedeli kanla ödedi. Oysa dünya değişiyor. Yeni nesil liderlerin yapması gereken şey; korkmadan ama hesapla, cesurca ama ittifakla yürümek.

    “Kendi kaderini yazmak isteyenler, önce küresel oyunu okumayı öğrenmelidir.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #abd #ırak #saddam #iran #dolar #libya #kaddafi #petrol

  • “Kaosun Haritası: NATO Libya’ya Barış Getirmedi, Geleceği Götürdü”

    “Kaosun Haritası: NATO Libya’ya Barış Getirmedi, Geleceği Götürdü”

    2011… Arap Baharı’nın ayak sesleri Tunus ve Mısır’dan sonra Libya’ya ulaştığında, aslında bir devrimin değil, bir müdahalenin gölgesi düşüyordu Trablus semalarına. NATO’nun “sivilleri koruma” adı altında başlattığı Libya müdahalesi, bir ulusun çöküşüyle sonuçlandı. Bu bir savaş değildi, bu bir mühendislik projesiydi: Kaos mühendisliği.

    “Kaos, planlanmamış bir felaket değil; yönlendirilmiş bir stratejidir.”

    @stratejivefikirler

    Kaddafi’nin Stratejik Hataları:

    1. Aşiretlere Dayalı Devlet Kurgusu: Kaddafi, Libya’yı 42 yıl boyunca tek adam olarak yönetti ama ülkeyi bir devlet gibi değil, bir aşiret konfederasyonu gibi yönetti. Sadakat satın alınmıştı; ideolojik bağlılık değil. Kriz anında bu yapılar çözüldü, NATO destekli isyancılar aşiretleri kolayca kendi saflarına çekti. Kaddafi’nin “tek lider, tek ses” anlayışı, gerçek bir ulusal birlik inşa etmesine engel oldu.

    “Birlik, çıkarla değil, inançla kurulursa dağılmaz.”

    @stratejivefikirler

    2. Uluslararası Medyada Yalnız Kalması:

    Kaddafi, Batı medyasında “çılgın diktatör” olarak resmedildi. Halkı ile arasındaki iletişimi yalnızca iç propaganda ile sağlamaya çalıştı, küresel meşruiyet savaşı veremedi. ABD’nin, Fransa’nın ve İngiltere’nin kamuoyuna sunduğu “sivil katliam” iddialarına etkili karşı argümanlar geliştiremedi. Bu yalnızlık, NATO’nun müdahalesine zemin hazırladı.

    3. Teknolojik Geri Kalmışlık:

    Libya ordusunun savunma sistemleri Soğuk Savaş döneminden kalmaydı. Elektronik harp kabiliyeti yoktu. NATO uçakları, neredeyse sıfır riskle operasyon yürüttü. Kaddafi’nin sığınakları kolayca tespit edildi, konvoyları insansız hava araçlarıyla imha edildi.

    4. Alternatif Liderlik ve Geçiş Planı Sunamaması:

    Kaddafi, herhangi bir geçiş süreci veya alternatif liderlik mekanizması inşa etmedi. Bu da NATO’nun “Kaddafi gittiğinde Libya kurtulur” propagandasını güçlendirdi. Oysa halk, Kaddafi’den sonra ne olacağını bilmiyordu; bilinmezlik, korkuya değil, teslimiyete yol açtı.

    “Devlet koltukta kalmak için değil, koltuk giderse ülke ayakta kalsın diye yönetilmelidir.”

    @stratejivefikirler

    NATO’nun Stratejik Hataları

    (ya da bilinçli tercihi):

    1. Rejimi Değil, Devleti Yıktı:

    NATO’nun operasyonu sadece Kaddafi’yi değil, devletin tüm yapısını yerle bir etti. Polis teşkilatı, ordu, kamu kurumları çökertildi. Yerine ise hiçbir yapı kurulmadı. Bu da ülkeyi milislerin savaş alanına çevirdi.

    2. Gelecek Planı Olmadan Müdahale:(Belkide bilerek)

    Kosova ve Afganistan’dan ders alınmadı. Libya için bir geçici yönetim planı yoktu. Bu eksiklik, Libya’yı Somali tarzı bir “failed state” haline getirdi.

    3. Milis Gruplarına Silah Verilmesi: (Kazayla Tabi…)

    İç savaşın fitilini ateşleyen asıl unsur, NATO destekli isyancı grupların ağır silahlarla donatılmasıydı. Bu silahlar daha sonra Afrika’da başka terör örgütlerinin eline geçti. Terör sarmalı genişledi.

    4. Gerçek Hedef: Kaynak ve Kaos Yönetimi:

    Libya, Afrika’nın en büyük petrol rezervlerine sahip ülkesiydi. Ama NATO bombaları sadece tankları değil, enerji merkezlerini, su altyapılarını, kamu binalarını da hedef aldı. Bu kadar “rastgele” vurulan yapılar, gerçekten rastgele miydi? Yoksa planlı bir kaosun parçası mıydı?

    “Savaş bir silah değil, bir piyasa planıdır.”

    @stratejivefikirler

    Kaos Mühendisliği: Gerçek Amaç Ne Olabilirdi?

    Libya’nın ardından Kuzey Afrika’nın tamamı istikrarsızlaştı. Sahra Altı Afrika’ya kadar yayılan silah ve milis trafiğiyle bir terör kuşağı oluşturuldu. Avrupa’nın göç krizine sürüklenmesi, NATO’nun hatası değil, belki de hesapladığı etkilerden biriydi. Unutmayalım: Kaos, bazen düşmanı değil, pazarı büyütür.

    “Düzen kuramayanlar, kaostan kâr etmeye başlar.”

    @stratejivefikirler

    Libya’dan Çıkarılacak Stratejik Dersler:

    1. Devlet aklı, liderin karizmasıyla sınırlı olamaz. Kurumsal yapı her zaman bireylerden daha kalıcıdır.

    2. Medya savaşını kaybeden, masaya oturamadan oyundan düşer.

    3. Teknolojiye direnç değil, entegrasyon gerekir.

    4. Batı’nın getirdiği her ‘barış’, kendi menfaatinin başka bir adıdır.

    5. Bir devletin çöküşü, sadece sınırları içinde değil, coğrafyasının ruhunda da hissedilir.

    “Bir milletin kaderini belirleyen silahlar değil; neyin uğruna susup neyin uğruna savaştığıdır.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

  • İtikadı Sağlam Olanın Yolu Da Duruşu Da Net Olur

    İtikadı Sağlam Olanın Yolu Da Duruşu Da Net Olur

    Bazı insanlar vardır; rüzgar nereye eserse oraya savrulur. Bir gün bir fikrin savunucusuyken, ertesi gün tam karşısındadır. Çünkü inancı, yani itikadı sağlam değildir. Oysa sağlam itikad, insanın hayatına pusula gibi yön verir. Nereye gideceğini, neye dur diyeceğini, neye evet diyeceğini iyi bilir. Dünya onun önünde eğilmez belki ama o, dünyanın dayattığı hiçbir yalana boyun eğmez.

    “İnancı sağlam olan, kalabalıklara değil hakikate yaslanır.”

    @stratejivefikirler

    Toplumun çivisi çıkmış gibi… Dürüstlük ayıplanıyor, erdem küçümseniyor, sabır zayıflıkla karıştırılıyor. Ama böyle zamanlarda bir kişi çıkar; sözleri değil, duruşuyla konuşur. O kişinin omurgasını sağlam kılan şey; imanıdır, değerlerine bağlılığıdır.

    “İnancını pazarlık konusu yapmayanlar, hakikatin taşıyıcısı olur.”

    @stratejivefikirler

    Kimi zaman bir fikre, kimi zaman bir mücadeleye, kimi zaman da bir insana güvenerek yürürüz. Ama en büyük güven, insanın iç dünyasında başlar. Orası ne kadar güçlü olursa, dışarıdaki fırtınalar o kadar az zarar verir.

    “Dışarıda fırtına kopsa da, içi sağlam olan sarsılmaz.”

    @stratejivefikirler

    Geldiğimiz çağda, inançsızlık değil, inanç zayıflığı daha çok yara açıyor. İnsanlar bir şeye inandığını söylüyor ama küçük çıkarlar uğruna bu inançları rafa kaldırabiliyor. Oysa sağlam bir inanç, bir duruştur; ve bu duruş, dünyanın tüm kirli oyunlarına karşı meydan okumaktır.

    “İtikadı sağlam olan, eğilmez. Çünkü eğilmek, karakter kaybıyla başlar.”

    @stratejivefikirler

    Unutmayalım, sağlam inanç; yalnızca ibadetle değil, yaşamın her anında dik durmakla ölçülür. Cesaretin kaynağıdır, sabrın zırhıdır. Dünya değişse de o değişmez. Çünkü o, kalbin en derininde sabitlenmiş bir hakikattir.

    “Sağlam itikad, insanın görünmeyen zırhıdır.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

  • Lahey Adalet Divanı: Büyük Güçlerin Yargı Ofisi mi, Adaletin Kara Delik Hali mi?

    Lahey Adalet Divanı: Büyük Güçlerin Yargı Ofisi mi, Adaletin Kara Delik Hali mi?

    Adalet terazisiyle dünyaya eşitlik getirdiğini iddia eden Lahey Adalet Divanı, aslında büyük devletlerin diplomatik bir satranç tahtasında kullandığı en etkili taşlardan biridir. “Eşitlik? O da ne?” mottosuyla hareket eden bu kurum, uluslararası hukuku süper güçlerin çıkarlarına göre bükme sanatında ustalaşmış bir yapıdır.

    “Adalet, sadece güçlünün kalkanıdır!” @stratejivefikirler

    Gelin, şimdi sahnenin arkasına geçelim ve gerçekleri görelim:

    1. Sadece Küçük Balıklar Yargılanır!

    Dikkatinizi çekti mi? Lahey’de yargılananların çoğu hep “küçük” ülkelerin liderleri veya Batı’nın menfaatlerine çomak sokan kişiler. Yugoslavya’nın dağıtılması sürecinde Slobodan Milošević yargılandı ama Sırplara karşı işlenen savaş suçları es geçildi. Sudan’ın eski lideri Ömer el Beşir için tutuklama emri çıkarıldı ama Irak işgalinde binlerce sivilin ölümüne sebep olan Bush ve Blair için tek bir dava açılmadı. Çünkü büyük güçler için adalet, kullanışlı bir enstrümandan ibarettir.

    “Adalet, zayıfların eğlencesi, güçlülerin silahıdır!”

    @stratejivefikirler

    2. Rockefeller & Rothschild Bağlantısı

    Eğer dünyada bir karar veriliyorsa, Rockefeller ve Rothschild aileleri bu işin neresinde diye sormak lazım. Lahey’in finanse edilmesi, küresel sermaye gruplarının adaleti kendi lehlerine işletmesinin en kibar yoludur. Lahey, Batı’nın çıkarlarına ters düşen liderleri yargılarken, onların ekonomik çıkarlarını tehdit etmeyen suçlara göz yumar. Çünkü adalet değil, ekonomik çıkarlar korunmalıdır. Örneğin, Venezuela’nın eski lideri Hugo Chavez’in Batı karşıtı politikaları nedeniyle hakkında sürekli dava açılmaya çalışıldı. Ancak petrolü Batı’ya akıtan Suudi rejimi, her türlü insan hakları ihlaline rağmen asla Lahey’in radarına takılmadı.

    “Para, adaletten önce gelir; çünkü adalet bedava dağıtılan bir şey değildir!”

    @stratejivefikirler

    3. Küresel Şirketler: Sırtlanlar Sofrada!

    Lahey, büyük devletlerin yanı sıra dev şirketlerin de oyuncağıdır. BP, Shell, Monsanto, Nestlé gibi şirketler, Afrika’dan Latin Amerika’ya kadar milyonlarca insanın yaşamını doğrudan etkileyen çevre katliamlarına ve insan hakları ihlallerine imza attı. Peki, bu şirketler hakkında kaç dava açıldı? Hiç! Monsanto, tarım ilacı adı altında biyolojik silah niteliğinde kimyasalları üçüncü dünya ülkelerinde test etti. Hindistan’da binlerce çiftçi borç batağına sürüklenerek intihar etti. Ama Lahey ne yaptı? Dosya bile açmadı. Nestlé, Afrika’da bebek maması pazarını ele geçirmek için annelere ücretsiz formül süt dağıttı, sonra anneler emzirmeyi bırakınca fiyatları yükseltip milyonlarca çocuğun sağlığını riske attı. Lahey yine sustu. BP, Meksika Körfezi’ndeki petrol sızıntısıyla tüm ekosistemi felç etti ama yöneticilerinin yargılanmasını kimse aklından bile geçirmedi. Çünkü Lahey, uluslararası sermayenin gardiyanıdır.

    “Güçlünün adaleti, güçsüz için bir kafestir!”

    @stratejivefikirler

    4. ABD & Lahey: Ne Zaman İşine Gelirse!

    ABD, Lahey’i “Uluslararası Hukukun Kutsal Mekanı” olarak lanse eder ama iş kendi askerlerine gelince mahkemeyi tanımaz. ABD askerleri Lahey’de yargılanacak olsa, Washington’daki tüm televizyonlar aynı anda bozulur, internet çöker ve Pentagon’dan “Yanlış Alarm!” mesajları gelir. Afganistan ve Irak’ta işlenen insanlık suçları için tek bir ABD askeri yargılanmazken, Lahey’in tek derdi gelişmekte olan ülkelerin liderleri olur.

    “Güçlülerin hukuku, adaletin tabutudur!”

    @stratejivefikirler

    5. BMGK: Jüri, Hakim ve İnfazcı

    Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından yönlendirilen Lahey, tam anlamıyla büyük güçlerin adalet maskesi takmış güvenlik koludur. Beş daimi üyenin veto hakkı varken hangi adaletten bahsediyoruz? Çin, ABD, Rusya, Fransa ve İngiltere, işlerine gelen davaları açtırır, istemedikleri davaları daha kapıdan döndürür. Kendi vatandaşlarına veya “müttefiklerine” zarar veren hiçbir dava Lahey’de açılmaz.

    “Bağımsız yargı, bağımsız bir ülkenin temelidir!”

    @stratejivefikirler

    Peki, Türkiye Ne Yapmalı?

    Türkiye, küresel güçlerin maşası olan bu adalet sistemine karşı alternatif mekanizmalar geliştirmeli. NATO ve Batı’ya bağımlılığı azaltarak, bağımsız yargı mekanizmalarını desteklemeli ve kendi uluslararası hukuk ağlarını kurmalıdır. BRICS gibi yeni küresel oluşumlarla hareket etmeli, uluslararası mahkemelere karşı kendi hukuki platformlarını geliştirmelidir.

    “Adaletin Sahibi Güçlüler Değil, Halktır” anlayışıyla bağımsız bir hukuk modeli oluşturulmalı.

    Sonuç olarak Lahey, Batı’nın hukuki maskesi olmaktan öteye geçemez.

    “Güçlüler”, adaleti bir silah olarak kullanırken, bizim de gerçek adaleti arayacak farklı yollar bulmamız gerekiyor!

    Gürkan KARAÇAM

  • LAWRENCE: ÇÖLDE YANAN EFSANE

    LAWRENCE: ÇÖLDE YANAN EFSANE

    Tarih, kazananların uydurduğu en büyük hikâyedir. Ama bazen kaybedenler de bu hikâyeye inanır!

    @stratejivefikirler

    Osmanlı’nın son yıllarında tarih sahnesine fırlayan ve “Arabistanlı Lawrence” olarak anılan bu İngiliz ajanı, yıllardır “Osmanlı’yı tek başına çökerten adam” olarak anlatılıyor. Filmlerde deveye atlayıp çölü geçiyor, birkaç Arap kabilesini örgütleyip Osmanlı’yı dize getiriyor. Öyle bir anlatılıyor ki, neredeyse tek başına Çanakkale’ye bile gidip savaşmış diyeceğiz! Ama gelin biraz mantıklı düşünelim. Bir adam, birkaç deve ve biraz patlayıcı ile gerçekten Osmanlı gibi dev bir imparatorluğu yıkabilir mi? Yoksa Osmanlı zaten hastaydı da Lawrence sadece başında bekleyip “Evet, bence öldü” diyen doktordan mı ibaretti?

    “LAWRENCE, TRENİ PATLATTI!” EEE, SONRA?

    Lawrence’ın en büyük başarılarından biri, Osmanlı’nın Hicaz Demiryolu’nu patlatmak. Yani, bırakın Osmanlı’yı yıkmayı, sadece bir tren yoluna zarar verebildi. Bu noktada şu soruyu sormamız lazım: Bir devlet, birkaç vagon havaya uçtu diye mi yıkılır? Osmanlı mühendisleri ertesi gün geliyor, “Yine mi Lawrence ya?” diyerek rayları düzeltiyor ve tren seferlerine devam ediyor. Ama gelin görün ki, yıllar sonra Lawrence kendini “Osmanlı’yı yıkan adam” olarak anlatıyor. Bu mantıkla, bugün metroya kart basmadan binen biri, ülkeyi çökerttiğini iddia edebilir!

    “Strateji, tren rayı gibi düz değil, satranç tahtası gibi çok yönlü olmalıdır.”

    @stratejivefikirler

    LAWRENCE’IN ARAP KABİLELERİ VE KOMEDİ

    Lawrence, Osmanlı’ya karşı Arapları isyan ettirdiği için çok övülür. Ama olayın komik tarafı şu ki, Osmanlı zaten bu kabilelerle yıllardır sıkıntı yaşıyordu. Adamlar kendi aralarında bile anlaşamıyordu, ama bir İngiliz subayı gelip hepsini organize etti öyle mi?Düşünün, bir çadırda toplanmış Arap kabile liderleri:

    – “Biz Osmanlı’ya karşı savaşacağız!

    – “Ama önce kahvaltı yapalım.”

    – “Sonra öğle sıcağına kalmayalım.”

    – “Akşam da deve yarışımız var, ertelesek mi?

    Gerçek şu ki, Osmanlı’nın en büyük hatası, halkla arasındaki bağı kaybetmesiydi. Eğer Osmanlı yöneticileri, halkı Lawrence’tan önce dinleseydi, İngilizler kimseyi isyana ikna edemezdi.

    “Kendi halkına sırt çeviren, o halkı düşmanın kucağına iter.”

    @stratejivefikirler

    LAWRENCE’IN BAĞIMSIZLIK YALANI

    Lawrence, Araplara “İngilizler sizi Osmanlı’dan kurtaracak, özgürlüğünüzü verecek” dedi. Ama gerçek ne oldu? Osmanlı gitti, yerine İngiliz ve Fransız sömürgesi geldi.Yani Arap kabileleri, Osmanlı’ya kızıp bağımsızlık için savaştı, ama sonunda iki farklı emperyal gücün kölesi oldular. Özgürlük hayaliyle koşup prangaya takılmak tam olarak böyle bir şey. Lawrence’ın durumu da aynı: İngilizler onu “Aferin, güzel iş çıkardın” diye sırtını sıvazladı ama sonra adamı İngiltere’ye çağırıp bir köşeye attılar. O kadar uğraştı ama sonunda kendi hükümeti bile ona pek yüz vermedi.

    “Kendi oyununda piyon olmayı kabul eden, sonunda masadan süpürülür.”

    @stratejivefikirler

    SYKES-PICOT: LAWRENCE’IN EN BÜYÜK TOKADI

    Lawrence, Araplara bağımsızlık vaat ederken, İngilizler ve Fransızlar bölgeyi çoktan paylaşmıştı. Sykes-Picot Anlaşması, Osmanlı savaşırken çizilmişti bile. Lawrence bunu öğrendiğinde suratındaki ifadeyi hayal edelim:

    – “Ne yani, ben boşuna mı deve sırtında gezdim?”

    Aynen öyle!

    İngilizler planlarını zaten yapmıştı, Lawrence sadece o planın bir parçasıydı. Olan Osmanlı’ya oldu. Çünkü büyük resmi göremeyen yöneticiler, düşmanın küçük adamlarıyla uğraşırken asıl saldırıyı fark etmedi.

    “Satrançta piyonlara bakarken şah mat olursan, suç piyonların değil, senindir.”

    @stratejivefikirler

    OSMANLI NEDEN KAYBETTİ?

    Lawrence ne yaparsa yapsın, Osmanlı zaten çöküş sürecindeydi. Yani Osmanlı’nın kaybı Lawrence yüzünden değil:

    Lojistik hatalar,

    Başarısız askeri stratejiler,

    Ekonomik krizler,

    Halk ile yöneticiler arasındaki kopukluk,

    Batı’nın büyük planlarını anlayamamak.

    Bunlar olmasa, Lawrence yalnızca çölde kaybolmuş bir turist olurdu.

    “Kendi geleceğini planlayamayanlar, başkalarının planlarında figüran olur.”

    @stratejivefikirler

    SONUÇ: LAWRENCE EFSANE DEĞİL, HOLLYWOOD KAHRAMANI

    Lawrence, Osmanlı’nın çöküşünde etkili olabilir, ama Osmanlı’yı yıkan asıl şey, yanlış yönetim ve strateji eksikliğiydi. Eğer Osmanlı kendi oyununu oynayabilseydi, bir İngiliz subayının maceraları tarihin seyrini değiştiremezdi.Ve unutmayalım:

    “Asıl güçlü olan, düşmanın hatalarını değil, kendi hatalarını görebilendir.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

  • Demokrasi Tiyatrosu: ABD’de Senatör Olmak İçin Gerekli “Demokratik (!) Koşullar”

    Demokrasi Tiyatrosu: ABD’de Senatör Olmak İçin Gerekli “Demokratik (!) Koşullar”

    ABD’de senatör olmak istiyorsanız, öncelikle “özgürlük ve demokrasi” getirmekle ünlü (!) lobilerin onayını almanız gerekir. Aksi takdirde, “demokrasiye tehdit” olarak yaftalanıp, siyasetten sürülmeniz an meselesidir. İşte bu büyük “halk iradesi” tiyatrosunda rol alabilmek için bilmeniz gerekenler:

    1. Ana Sponsorlar (Yoksa Halk Mı Dediniz?)

    ABD’de senatör olmanın temel şartı halk desteği değil, lobilerin cüzdan desteğidir. Peki kimler bu sponsorlar?

    • Silah Lobisi (NRA):

    Özgürlük” için herkesin en az 3 tüfek, 2 tabanca ve bir roketatar edinmesi gerektiğine inanırlar. Siz de bir senatör olarak bu kutsal hakkı savunmazsanız, kariyeriniz muhalefette oturarak son bulur.

    • İsrail Lobisi (AIPAC):

    Eğer her konuşmanızda “İsrail’in güvenliği her şeyden önemli” demezseniz, demokrasi sizi paketleyip kenara atar.

    • Petrol ve Gaz Lobisi:

    İklim değişikliği yalandır” demediğiniz takdirde, seçim kampanyanızda benzin parasını bile zor bulursunuz.

    • İlaç Lobisi (Big Pharma):

    Sağlık sektörü çok pahalı” diyecek olursanız, seçim günü kendinizi hastane masrafını öderken bulabilirsiniz.

    2. Senatör Olmanın Fiyat Listesi

    ABD’de bir senatörlük koltuğu hiçte uygun fiyatlı değildir. İşte birkaç örnek:

    • Seçimlerde Lindsey Graham, Güney Carolina’da 110 milyon dolar harcayarak seçildi. Halkın oyunu almak ucuz değil (!)

    • Arizona senatörü Mark Kelly, ise 81 milyon dolar topladı.

    • Georgia senatörü Raphael Warnock, koltuğunu korumak için 150 milyon dolar harcadı.

    Peki halkın bir oy kullanması için cebinden çıkan para ne kadar? Sıfır dolar. Ama unutmayın, “demokrasilerde halkın söz hakkı vardır (!)”

    3. Reklam, Reklam ve Daha Fazla Reklam

    Seçim kampanyanızın büyük bölümü televizyon reklamlarına gider. Çünkü seçmenler sizi özgür iradeleriyle (!) değil, reklam bombardımanıyla tanıyacaktır.

    • TV reklamları için 50-100 milyon dolar harcamazsanız, rakibiniz “Beni halk seçti” diyerek koltuğa oturur.

    • Facebook ve Google’a dijital reklam için milyonlar dökmezseniz, algoritmalar sizi bir hata gibi çöpe atar.

    Sonuç: Demokrasi mi, Sponsor Krallığı mı?

    ABD’de senatör olmak isteyen biri için en önemli kriter halkın değil, sponsorların sevgisini kazanmaktır. Aksi takdirde, “terör sempatizanı, komünist, Rus ajanı” gibi etiketlerle siyaset sahnesinden silinirsiniz.

    Ve sizce bu sistemle senatör olan biri kime hizmet eder…

    Halk mı? Ha, onlar sadece oy vermek için çağrılan kalabalık…

    Gürkan KARAÇAM

  • Dünyanın Fitili: ABD, İran ve Nükleer Tehdit

    Dünyanın Fitili: ABD, İran ve Nükleer Tehdit

    ABD Başkanı Donald Trump, İran’ı nükleer tesisleri nedeniyle “bombalamakla” tehdit ediyor. Ancak asıl mesele nükleer silahlar mı, yoksa Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme planlarının bir parçası mı? Küresel güçler neden İran’ı hedef tahtasına oturtuyor? Siyonistler İran’dan ne istiyor? Ve Azerbaycan ile Türkiye bu satranç tahtasında nasıl bir hamle yapmalı?

    ABD ve Küresel Güçler: Petrol, Silah ve Kaos

    ABD, bölgede her zaman bir düşman yaratmaya muhtaçtır. Afganistan, Irak, Libya ve Suriye derken şimdi de İran gündemde. Washington, “barış” adı altında yürüttüğü emperyalist politikalarını haklı göstermek için “nükleer tehdit” bahanesine sığınıyor. Oysa gerçek tehdit, ABD’nin petro-dolar sistemine meydan okuyan İran’dır.

    “Petrolü olan ülkeler barış ister, petrol peşinden koşanlar sömürü yani SAVAŞ!”

    @stratejivefikirler

    Küresel silah şirketleri, bir savaş ihtimaliyle milyarlarca dolarlık silah satışı yapma peşinde. Bu nedenle bölgeyi her daim barut fıçısı gibi tutmaya çalışıyorlar. İran’ın, ABD’nin dayattığı ekonomik ve askeri denkleme girmemesi, savaş kartını sürekli gündemde tutmalarına sebep oluyor.

    İran’ın Petro-Dolar Sistemine Meydan Okuması

    İran, petrol satışlarında ABD dolarına bağımlılığı azaltma yönünde önemli adımlar atmıştır. 2008 yılında, İran Milli Petrol Şirketi Uluslararası İlişkiler Direktörü Hüccetullah Ganimiferd, petrol ticaretinde doların tamamen kaldırıldığını ve yerine Euro ile Japon Yeni’nin kullanıldığını belirtmiştir. Avrupa ülkelerine Euro, Asya ülkelerine ise Japon Yeni ile satış yapılmaktadır. Bu hamle, ABD’nin küresel ekonomik hegemonyasına doğrudan bir meydan okuma niteliğindedir. İran’ın bu politikası, ABD’nin ekonomik yaptırımları ve baskılarına rağmen petrol satışlarını sürdürme çabasının bir yansımasıdır. Nitekim, 2018 yılında İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, ABD’nin yaptırımlarına rağmen petrol satmaya devam edeceklerini ve bu yolla yaptırımları deleceklerini ifade etmiştir.

    Siyonizm ve İran: Korkunun Kaynağı Ne?

    Siyonist akıl, Orta Doğu’da köklü bir Şiilik merkezi olan İran’ı, kendisi için bir tehdit olarak görüyor. Çünkü İran, İsrail’in “yeni dünya düzeni” planlarını tehdit eden en büyük güç konumunda. Siyonist stratejistler, bölgeyi parçalayarak, İran’ı zayıflatıp kendi güvenlik politikalarını rahatça uygulamaya koymak istiyor.

    “Bir ulusu bölmek istiyorsan, önce ona köklerini ve gerçek düşmanlarını unutturmalısın.”

    @stratejivefikirler

    Azerbaycan ve Türkiye: Stratejik Denge Oyunu

    Bu denklemde Azerbaycan ve Türkiye, dikkatli bir diplomasi izlemelidir. Azerbaycan’daki büyük Azeri nüfusu, Batı için önemli bir koz olabilir. ABD ve İsrail, Azerbaycan’ı İran’a karşı bir cephe açmaya zorlayabilir, üs vermesi için baskı yapabilir. Bu bağlamda, Azerbaycan’ın kararları sadece kendisini değil, Türkiye’yi de etkileyecektir. Öte yandan, İncirlik Üssü de bu süreçte gündeme gelebilir. ABD, Türkiye’nin bu üssü İran’a karşı kullanmasına yeşil ışık yakmasını isteyebilir. Ancak Türkiye, böylesi bir hamlenin uzun vadede ne gibi sonuçlar doğuracağını iyi hesaplamalıdır.

    “Diplomasi, akıllıların savaşıdır; silah ise aptalların.”

    @stratejivefikirler

    Azerbaycan ve Türkiye, bu savaş senaryosunun dışında kalmayı başarabilirse, bölgede istikrar sağlayan bir güç olarak konumlarını koruyabilirler. Ancak aceleci bir karar, hem ekonomik hem de askeri anlamda ağır bedeller doğurabilir.

    “Aklın olduğu yerde barış olur, menfaatin olduğu yerde savaş.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

  • ABD HEP KAYBEDİYOR: MOGADİŞU’DAN AFGANİSTAN’A STRATEJİK ÇÖKÜŞ

    ABD HEP KAYBEDİYOR: MOGADİŞU’DAN AFGANİSTAN’A STRATEJİK ÇÖKÜŞ

    Dünya sahnesinde büyük güçler bazen düşer, bazen de yenilir. Ancak en büyük yenilgiler, savaş alanında değil, stratejinin zayıfladığı anlarda gelir. ABD’nin Somali’deki yenilgisi, sadece bir askeri başarısızlık değil, aynı zamanda stratejik körlüğün de acı bir sonucudur. Üstelik bu yalnızca bir başlangıçtı. Çünkü ABD’nin kaybettiği yer sadece Mogadişu değildi, aynı hatalar Irak’ta, Afganistan’da ve birçok cephede tekrarlandı. Peki, neden hep kaybediyor?

    Mogadişu’nun Kanlı Gecesi: Süper Gücün Çöküş Anı

    1993 yılında ABD, Somali’de “Barış İçin Umut” operasyonunu başlattı. Amaç savaş ağası Muhammed Farah Aidid’i etkisiz hale getirmekti. Ancak işler hiç de planlandığı gibi gitmedi. 3-4 Ekim 1993’te Mogadişu’da ABD askerleri kendilerini beklenmedik bir cehennemin içinde buldu. Kara Şahin helikopterleri düşürüldü, ABD askerleri Mogadişu’nun sokaklarında sıkışıp kaldı. Mogadişu’nun gece karanlığında, süper güç olduğunu düşünen Amerika, sıradan milisler karşısında çaresizdi. En büyük darbeyi ise düşmanlarından değil, kendi stratejik hatalarından aldı.

    ABD Neden Kaybetti?

    1. Yanlış İstihbarat ve Öngörüsüzlük

    ABD, Somali’de savaşın doğasını ve yerel dengeleri hafife aldı. Aidid ve milislerinin yerel halk desteğine sahip olduğunu anlamadı. Kendi propagandasına inanıp gerçekleri göz ardı etti.

    “Silahı iyi kullanmak, savaş kazandırmaz. Asıl zafer, düşmanı tanımakta saklıdır.”

    @stratejivefikirler

    2. Teknolojiye Aşırı Güvenmek

    ABD, teknolojisinin her sorunu çözeceğini düşündü. Ancak gelişmiş silahlar, dar sokaklardaki pusuya düşen askerleri kurtarmaya yetmedi.

    “Bıçak ile savaşa gelen, gölgedeki hançeri göremez.”

    @stratejivefikirler

    3. Halkın Gönlünü Kazanamamak

    ABD’nin bölgedeki varlığı, Somali halkı tarafından işgal olarak görüldü. Halk desteğini kaybeden bir ordu, savaş alanında ne kadar güçlü olursa olsun, yenilmeye mahkumdur.

    “Toprak, tüfekle fethedilir ama kalpler kazanılmadan zafer kalıcı olmaz.”

    @stratejivefikirler

    4. Stratejik Sabırsızlık: Uzun Vadeli Plan Eksikliği

    ABD, Somali’ye kısa vadeli bir operasyon planı ile geldi. Ama savaşın doğası, uzun vadeli mücadele gerektiriyordu. Sabırsızlık, ABD’yi geri çekilmeye zorladı.

    “Zamanı hesaba katmadan yapılan plan, başarısızlığın tarifidir.”

    @stratejivefikirler

    5. Medyanın Gücü ve Psikolojik Yenilgi

    Mogadişu sokaklarında sürüklenen ABD askerlerinin görüntüleri dünya basınına servis edildi. Amerikan halkı, büyük güç algısının sarsıldığını gördü. Savaş alanında kazanılan zaferler, medya savaşında kaybedildi.

    “Zafer, sadece sahada değil, zihinlerde de kazanılır.”

    @stratejivefikirler

    ABD’nin Bitmeyen Hezimeti: Yeni Düşmanlar, Eski Hatalar

    Somali, ABD’nin ilk düşüşü değildi ve son da olmayacaktı. Aynı stratejik hatalar Irak’ta tekrarlandı, Afganistan’da ağır bir yenilgiyle sonuçlandı. ABD, Vietnam’da öğrendiğini unuttu; Irak ve Afganistan’da savaşın yalnızca cephede değil, zihinlerde kazanıldığını anlayamadı.

    Peki ABD bundan sonra nerede kaybedecek?

    Tarih, güç sahiplerine şu gerçeği defalarca hatırlattı: Sahadaki en büyük silah, halkın kalbidir. Bunu kaybeden, her şeyini kaybeder.

    “Tarih, ders almayanlar için aynı hataları yeniden sahneye koyar.”

    @stratejivefikirler

    “Yenilmez olduğunu düşünenler, ilk darbede en sert düşenlerdir.” @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM