Adalet terazisiyle dünyaya eşitlik getirdiğini iddia eden Lahey Adalet Divanı, aslında büyük devletlerin diplomatik bir satranç tahtasında kullandığı en etkili taşlardan biridir. “Eşitlik? O da ne?” mottosuyla hareket eden bu kurum, uluslararası hukuku süper güçlerin çıkarlarına göre bükme sanatında ustalaşmış bir yapıdır.
“Adalet, sadece güçlünün kalkanıdır!” @stratejivefikirler
Gelin, şimdi sahnenin arkasına geçelim ve gerçekleri görelim:
1. Sadece Küçük Balıklar Yargılanır!
Dikkatinizi çekti mi? Lahey’de yargılananların çoğu hep “küçük” ülkelerin liderleri veya Batı’nın menfaatlerine çomak sokan kişiler. Yugoslavya’nın dağıtılması sürecinde Slobodan Milošević yargılandı ama Sırplara karşı işlenen savaş suçları es geçildi. Sudan’ın eski lideri Ömer el Beşir için tutuklama emri çıkarıldı ama Irak işgalinde binlerce sivilin ölümüne sebep olan Bush ve Blair için tek bir dava açılmadı. Çünkü büyük güçler için adalet, kullanışlı bir enstrümandan ibarettir.
“Adalet, zayıfların eğlencesi, güçlülerin silahıdır!”
@stratejivefikirler
2. Rockefeller & Rothschild Bağlantısı
Eğer dünyada bir karar veriliyorsa, Rockefeller ve Rothschild aileleri bu işin neresinde diye sormak lazım. Lahey’in finanse edilmesi, küresel sermaye gruplarının adaleti kendi lehlerine işletmesinin en kibar yoludur. Lahey, Batı’nın çıkarlarına ters düşen liderleri yargılarken, onların ekonomik çıkarlarını tehdit etmeyen suçlara göz yumar. Çünkü adalet değil, ekonomik çıkarlar korunmalıdır. Örneğin, Venezuela’nın eski lideri Hugo Chavez’in Batı karşıtı politikaları nedeniyle hakkında sürekli dava açılmaya çalışıldı. Ancak petrolü Batı’ya akıtan Suudi rejimi, her türlü insan hakları ihlaline rağmen asla Lahey’in radarına takılmadı.
“Para, adaletten önce gelir; çünkü adalet bedava dağıtılan bir şey değildir!”
@stratejivefikirler
3. Küresel Şirketler: Sırtlanlar Sofrada!
Lahey, büyük devletlerin yanı sıra dev şirketlerin de oyuncağıdır. BP, Shell, Monsanto, Nestlé gibi şirketler, Afrika’dan Latin Amerika’ya kadar milyonlarca insanın yaşamını doğrudan etkileyen çevre katliamlarına ve insan hakları ihlallerine imza attı. Peki, bu şirketler hakkında kaç dava açıldı? Hiç! Monsanto, tarım ilacı adı altında biyolojik silah niteliğinde kimyasalları üçüncü dünya ülkelerinde test etti. Hindistan’da binlerce çiftçi borç batağına sürüklenerek intihar etti. Ama Lahey ne yaptı? Dosya bile açmadı. Nestlé, Afrika’da bebek maması pazarını ele geçirmek için annelere ücretsiz formül süt dağıttı, sonra anneler emzirmeyi bırakınca fiyatları yükseltip milyonlarca çocuğun sağlığını riske attı. Lahey yine sustu. BP, Meksika Körfezi’ndeki petrol sızıntısıyla tüm ekosistemi felç etti ama yöneticilerinin yargılanmasını kimse aklından bile geçirmedi. Çünkü Lahey, uluslararası sermayenin gardiyanıdır.
“Güçlünün adaleti, güçsüz için bir kafestir!”
@stratejivefikirler
4. ABD & Lahey: Ne Zaman İşine Gelirse!
ABD, Lahey’i “Uluslararası Hukukun Kutsal Mekanı” olarak lanse eder ama iş kendi askerlerine gelince mahkemeyi tanımaz. ABD askerleri Lahey’de yargılanacak olsa, Washington’daki tüm televizyonlar aynı anda bozulur, internet çöker ve Pentagon’dan “Yanlış Alarm!” mesajları gelir. Afganistan ve Irak’ta işlenen insanlık suçları için tek bir ABD askeri yargılanmazken, Lahey’in tek derdi gelişmekte olan ülkelerin liderleri olur.
“Güçlülerin hukuku, adaletin tabutudur!”
@stratejivefikirler
5. BMGK: Jüri, Hakim ve İnfazcı
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından yönlendirilen Lahey, tam anlamıyla büyük güçlerin adalet maskesi takmış güvenlik koludur. Beş daimi üyenin veto hakkı varken hangi adaletten bahsediyoruz? Çin, ABD, Rusya, Fransa ve İngiltere, işlerine gelen davaları açtırır, istemedikleri davaları daha kapıdan döndürür. Kendi vatandaşlarına veya “müttefiklerine” zarar veren hiçbir dava Lahey’de açılmaz.
“Bağımsız yargı, bağımsız bir ülkenin temelidir!”
@stratejivefikirler
Peki, Türkiye Ne Yapmalı?
Türkiye, küresel güçlerin maşası olan bu adalet sistemine karşı alternatif mekanizmalar geliştirmeli. NATO ve Batı’ya bağımlılığı azaltarak, bağımsız yargı mekanizmalarını desteklemeli ve kendi uluslararası hukuk ağlarını kurmalıdır. BRICS gibi yeni küresel oluşumlarla hareket etmeli, uluslararası mahkemelere karşı kendi hukuki platformlarını geliştirmelidir.
“Adaletin Sahibi Güçlüler Değil, Halktır” anlayışıyla bağımsız bir hukuk modeli oluşturulmalı.
Sonuç olarak Lahey, Batı’nın hukuki maskesi olmaktan öteye geçemez.
“Güçlüler”, adaleti bir silah olarak kullanırken, bizim de gerçek adaleti arayacak farklı yollar bulmamız gerekiyor!
Gürkan KARAÇAM

Yorum bırakın