2036: TÜRKİYE KAZANMIŞ OLABİLİR… YA DA KENDİNİ KAYBETMİŞ

Bugün 2036’yı yazmaya kalktığımda, aslında geleceği yazmıyorum. Bugünün Türkiye’sine bakıp, onun önündeki ihtimalleri yazıyorum. Çünkü gelecek gökten inmiyor. Gelecek; bugün verdiğimiz kararların, bugün sustuğumuz meselelerin, bugün görmezden geldiğimiz insanların ve bugün kurduğumuz hayallerin yarın karşımıza çıkmış hâlidir.

On yıl önce 2036 bize çok uzak görünüyordu. Şimdi ise 2036’nın kapısındayız ve insan ister istemez şu soruyu soruyor: 2036’da nasıl bir Türkiye’de uyanacağız? Zenginleşmiş, özgüveni yerine gelmiş, teknolojide söz sahibi, gençlerini ülkede tutabilen bir Türkiye mi? Yoksa hâlâ aynı tartışmaları yapan, aynı sorunları başka isimlerle yeniden yaşayan, gençlerinin bavulunu kapının önünde hazır tuttuğu bir Türkiye mi? Ve işin en çarpıcı tarafı şu: İki ihtimalin de gerçekleşmesi mümkün. Çünkü tarih bize hiçbir ülkenin kaderinin önceden yazılmadığını gösteriyor.

2036’nın Türkiye’sinde Sabah

Bir sabah İstanbul’da ya da Kocaeli’nde uyandığınızı düşünün. Telefonunuza baktığınızda yapay zekâ destekli kişisel asistanınız size yalnızca haberleri değil, hayatınızın tamamını özetliyor. Bankacılık işlemleriniz saniyeler içinde gerçekleşiyor. Hastaneye gitmeden bazı sağlık kontrolleriniz yapılıyor. Sürücüsüz araçlar şehir trafiğinin önemli bölümünü taşıyor. Türkiye kendi savunma teknolojilerinde, enerji sistemlerinde, yazılımında ve yapay zekâ altyapısında dünyanın dikkatle izlediği ülkelerden biri olmuş. Anadolu’nun yani Anayurt’un bazı şehirleri artık yalnızca göç veren yerler değil. Üniversiteleri, teknoloji merkezleri ve üretim tesisleriyle gençleri kendisine çekiyor. Ve belki de yıllardır özlediğimiz cümleyi kuruyoruz: “Çocuklarımız burada kalmak istiyor.” Bu Türkiye mümkün. Hem de sandığımızdan daha fazla mümkün. Ama başka bir 2036 da var…

Diğer Türkiye

İstanbul veya Kocaeli hâlâ kalabalık. Kira hâlâ maaşların peşinden koşuyor. Gençler diplomalarını aldıktan sonra ilk iş olarak yabancı dil kursu değil, yurtdışı iş ilanlarına bakıyor. Emekliler market raflarının önünde hesap yapıyor. Orta sınıf biraz daha küçülmüş. Küçük işletmeler teknoloji devleriyle değil, artan maliyetlerle mücadele ediyor. Eğitim sistemi hâlâ çocuklara geleceği değil, sınavı öğretiyor. Ve biz hâlâ aynı cümleyi kuruyoruz: “Bizim zamanımızda böyle değildi.” Oysa mesele zaman değil. Mesele, zamanın değiştiğini kabul edip etmemek.

Asıl Savaş Teknolojiyle Değil, İnsanla Olacak

2036’da yapay zekâ çok daha güçlü olacak. Bundan şüphem yok ama bence asıl mesele yapay zekânın ne yapacağı değil. İnsanın ne yapacağı. Çünkü teknoloji üretmeyen toplumlar yalnızca teknoloji satın alır. Bilgi üretmeyen toplumlar yalnızca başkalarının ürettiği bilgiyi tüketir. Gençlerine güvenmeyen ülkeler ise gençlerinin başka ülkelere güvenmesini seyretmek zorunda kalır. Kanımca 2036 Türkiye’sinin en büyük zenginliği petrol olmayacak. Altın olmayacak. Hatta yalnızca teknoloji de olmayacak. İnsan olacak…

İyi eğitim almış, sorgulayan, üreten, hata yapmaktan korkmayan, dünyayla rekabet edebilen insan ve bunu başaramazsak, dünyanın en gelişmiş teknolojilerine sahip olup yine de fakir kalabiliriz. Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği, sahip olduğu cihazların sayısıyla değil, insanlarının kurabildiği hayatın kalitesiyle ölçülür.

Şehirler Büyürken Hayat Küçülmesin

2036’da Türkiye’nin şehirleri bugünkünden çok daha büyük olabilir ama şehirlerin büyümesiyle insanların hayatlarının büyümesi aynı şey değildir. Daha yüksek binalar yapabiliriz. Daha hızlı yollar inşa edebiliriz. Daha büyük havaalanları açabiliriz. Fakat insan akşam eve döndüğünde hâlâ yorgunluktan çocuğuyla konuşacak hâli kalmıyorsa, orada kalkınmadan söz etmek bana biraz garip geliyor. Bu yüzden 2036 Türkiye’sinde yalnızca daha zengin bir ülke görmek istemiyorum. Daha yaşanabilir bir ülke görmek istiyorum. Çünkü refah, yalnızca cebimizdeki para değildir. Zamanımızdır. Nefesimizdir. Güven duygumuzdur. Sokağa çıktığımızda hissettiğimiz huzurdur. Çocuğumuzun geleceğine baktığımızda duyduğumuz umuttur.

Ve Gençler…

Bence 2036’nın en önemli sorusu burada saklı. Bugünün gençleri on yıl sonra nerede olacak? İstanbul’da mı? Ankara’da mı? İzmir’de mi? Kocaeli’nde mi? Anadolu’nun yani Anayurt’un yeni teknoloji şehirlerinde mi? Yoksa dünyanın başka ülkelerinde mi?

Bir gencin başka bir ülkede yaşamak istemesini ayıplamak kolaydır. Ben bunun yerine kendimize şu soruyu sormayı daha doğru buluyorum: “Neden burada kalmak istemedi?” Çünkü gençler yalnızca para için gitmez. Adalet duygusu için gider. Kariyer için gider. Özgürce konuşabilmek için gider. Kendini geliştirebilmek için gider. Geleceğini öngörebilmek için gider. Ve en önemlisi, bazen sadece “Ben burada bir şey başarabilirim” duygusunu arar. 2036 Türkiye’si gençlerine bu duyguyu verebilirse, bence kazanmıştır. Veremezse, dünyanın en güzel projelerini yapsa bile eksik kalacaktır.

Bir de Unutulmaması Gereken Türkiye Var

2036’yı konuşurken yalnızca İstanbul’u, Ankara’yı, İzmir’i, Kocaeli’yi düşünmeyelim. Bir Anadolu yani Anayurt kasabasında sabah dükkânını açan esnafı düşünelim. Tarlasına giden çiftçiyi düşünelim. Fabrikada vardiyaya giren işçiyi düşünelim. Küçük bir şehirde üniversite okuyan öğrenciyi düşünelim. Yetmiş yaşında hâlâ çalışmak zorunda kalan insanı düşünelim. Çocuğunu okutmaya çalışan aileyi düşünelim. Çünkü Türkiye’nin geleceği yalnızca büyük şirketlerin, teknoloji merkezlerinin veya gökdelenlerin geleceği değildir. Türkiye’nin geleceği, milyonlarca sıradan insanın hayatında yazılacaktır ve belki de en büyük yanılgımız şu: Büyük ülkelerin yalnızca büyük projelerle kurulduğunu sanıyoruz. Oysa büyük ülkeler, küçük hayatları daha iyi hâle getirerek büyür.

2036’da Aynaya Baktığımızda

On yıl sonra dönüp bugüne baktığımızda ne göreceğiz? “İyi ki zamanında cesaret etmişiz” mi diyeceğiz? Yoksa: “Bunları daha önce görmüştük ama hiçbir şey yapmadık” mı? İşte mesele tam burada.

2036’nın Türkiye’sini bugün yazıyoruz bakın. Bugün eğitimde ne yapıyorsak, 2036’da onun sonucunu göreceğiz. Bugün hukukta ne yapıyorsak, 2036’da onun sonucunu göreceğiz. Bugün ekonomide ne yapıyorsak, 2036’da onun sonucunu göreceğiz. Bugün gençlere nasıl davranıyorsak, 2036’da onun sonucunu göreceğiz. Bugün birbirimize nasıl bakıyorsak, 2036’da onun sonucunu göreceğiz.

Hâsılı gelecek aslında uzak bir yer değildir. Gelecek, bugünün ertelenmiş faturasıdır ve o fatura bir gün mutlaka önümüze gelir.

Ben 2036 Türkiye’sinin nasıl olacağını kesin olarak bilmiyorum. Zaten kimse de bilmiyor. Ama nasıl olmasını istediğimi biliyorum. Çocuklarımızın “Buradan gitmeliyim” demediği… “Burada kalıp bir şeyler yapabilirim” dediği bir Türkiye. Başarının torpilden, tesadüften veya bağlantıdan değil; emekten, bilgiden ve yetenekten geçtiğine inanılan bir Türkiye. Yaşlıların geleceğinden korkmadığı, gençlerin geleceğinden kaçmadığı bir Türkiye. Dünyadan korkmayan ama dünyaya özenmekle yetinmeyen bir Türkiye. Kendi aklına güvenen bir Türkiye. Ve en önemlisi… Kendi çocuklarının hayallerine inanan bir Türkiye.

2036’ya giderken önümüzde tek bir yol yok. İhtimaller var. Çok sayıda ihtimal. Bazıları güzel. Bazıları ürkütücü. Bazıları ise bugün vereceğimiz kararlarla şekillenecek. Bu yüzden 2036’ya bakıp “Ne olacak?” diye sormak bana artık yeterli gelmiyor. Asıl soru şu: “2036 Türkiye’sini kim, bugün nasıl kuruyor?” Ve cevabını da gelecekte değil, aynada aramak gerekiyor.

Türkiye
Gelecek ve Vizyon
Teknoloji ve Yapay Zekâ
Gençlik ve Eğitim
Toplum ve Yaşam

Yorumlar

Yorum bırakın