Bir füze haberi düştüğünde insanların çoğu aynı sorulara kilitleniyor:“Menzili kaç kilometre?” “Kaç kat hızla gidiyor?” “Hangi hedefleri vurabilir?”
Ben ise başka bir yere bakıyorum. Çünkü bazı silahlar sadece hedef vurmak için üretilir…Bazıları ise dünyaya sessiz bir cümle kurmak için.
İşte meselesi tam da burada başlıyor. Bu mesele yalnızca metal, yakıt ve mühendislik değildir. Bu mesele; bir milletin “Ben artık kendi kaderimi başkasının izin verdiği sınırlar içinde yaşamak istemiyorum.” deme arzusudur ve modern dünyada asıl mücadele tam da burada başlar.
ÇAĞIMIZIN EN BÜYÜK SAVAŞI TOPRAK İÇİN DEĞİL, ZİHİNSEL BAĞIMSIZLIK İÇİN VERİLİYOR
Eskiden devletler şehirleri işgal ederdi. Bugün ise zihinleri, ekonomileri, enerji damarlarını ve teknoloji altyapılarını kontrol etmeye çalışıyorlar. Artık bir ülkeyi zayıflatmak için her zaman asker göndermeniz gerekmiyor.
Bazen motorunu vermeyerek…
Bazen yazılımını kapatarak…
Bazen yedek parçayı geciktirerek…
Bazen de finans kapılarını daraltarak aynı sonucu alabiliyorsunuz.
İşte bu yüzden görece büyük güçler size silah satabilir… Ama o silahın ruhunu kolay kolay vermez.
Çünkü motor sadece motor değildir.
Radar sadece radar değildir.
Füze sadece füze değildir.
Bunların her biri; bağımsız karar verebilme kapasitesidir ve bir millet kendi savunma sistemlerini üretmeye başladığında yalnızca teknoloji üretmez…Özgüven üretmeye başlar. İrade üretmeye başlar. Kendi yolunu çizme cesareti üretmeye başlar. Asıl kırılma da tam burada yaşanır.
ABD, İNGİLTERE VE İSRAİL TÜRKİYE’Yİ NEDEN DİKKATLE İZLİYOR?
Önce şunu net söyleyelim: ABD, İNGİLTERE ve İsrail; dünyanın en güçlü askerî, teknolojik, finansal ve istihbarî yapılarından bazılarına sahip. Dolayısıyla mesele “Türkiye hepsine meydan okuyor” gibi hamasi bir hikâye değildir. Gerçek mesele daha derindir. Çünkü küresel sistemler en çok tamamen düşman olan aktörlerden değil, zamanla bağımsızlaşma ihtimali taşıyan ülkelerden çekinir.
Türkiye bugün:
• kendi savunma sanayiini büyütmeye çalışıyor,
• bölgesel krizlerde bağımsız tavır gösterebiliyor,
• enerji yollarında kritik konumda bulunuyor,
• Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e kadar geniş etki alanına sahip,
• Türk dünyasıyla yeni bağlar kuruyor,
• insansız hava sistemlerinde dikkat çekici başarılar ortaya koyuyor.
Bütün bunlar birleştiğinde ortaya sıradan bir tablo çıkmıyor. Ortaya, “tam anlamıyla kontrol edilmesi zorlaşan bir devlet” görüntüsü çıkıyor ve modern dünyada bazen asıl rahatsızlık tam da budur.
GAZZE MESELESİ NEDEN SADECE GAZZE MESELESİ DEĞİL?
Gazze bugün yalnızca bir çatışma alanı değildir. Aynı zamanda küresel vicdanın, medyanın, diplomasinin ve algı savaşlarının merkezidir. Çünkü çağımızda savaşlar yalnızca sahada yürümüyor.
Ekranlarda yürütülüyor.
Başlıklarda yürütülüyor.
Kelimelerde yürütülüyor.
Algoritmalarda yürütülüyor.
Kimin “terörist”, kimin “özgürlük savaşçısı”, kimin “meşru”, kimin “tehdit” olduğuna çoğu zaman yalnızca silahlar değil; anlatıyı kuran güçler karar veriyor.Türkiye’nin Gazze konusunda yüksek sesle konuşması da bu yüzden yalnızca diplomatik bir çıkış olarak görülmüyor. Bu durum aynı zamanda bölgesel liderlik iddiası, kamuoyu etkisi ve stratejik yön tayini açısından okunuyor. Fakat burada çok önemli bir gerçek var: Sert cümle kurmak ile büyük güç olmak aynı şey değildir. Gerçek güç; kriz anında ayakta kalabilme kapasitesidir.
TÜRKİYE BUGÜN GERÇEKTE NE YAPABİLİR?
Bence bu soruya sloganlarla değil, gerçekçilikle cevap vermek gerekiyor.Türkiye:
• bölgesel denge kurabilir,
• savunma sanayiinde ilerleyebilir,
• caydırıcılık geliştirebilir,
• diplomatik etki oluşturabilir,
• enerji koridorlarında kritik roller üstlenebilir,
• kamuoyu desteği üretebilir.
Ama aynı zamanda:
• enerji bağımlılığı,
• ekonomik kırılganlıklar,
• dış ticaret dengeleri,
• finansal sistem baskıları,
• teknoloji bağımlılığı gibi önemli sınırlarla da karşı karşıya.
Yani mesele bir gecede “düzeni değiştirmek” değildir. Asıl mesele; uzun yıllar boyunca bağımsız hareket edebilecek stratejik dayanıklılığı inşa etmektir. İşte bu yüzden Yıldırımhan yalnızca teknik bir proje değildir. O aynı zamanda psikolojik bir eşiğin adıdır.
ÇÜNKÜ YILDIRIMHAN’IN ASIL HEDEFİ GÖKYÜZÜ DEĞİL, ZİHİNLERDİR
Benim gördüğüm şey şu: Yıldırımhan’ın asıl etkisi, vurabileceği hedeflerde değil… Bir millete hissettirdiği duygudadır çünkü bazı projeler savaş kazanmak için yapılır. Bazıları ise bir millete yeniden “yapabiliriz” duygusunu hatırlatmak için ve dünyadaki görece büyük güçler şunu çok iyi bilir: Bir milletin en tehlikeli hâli;sadece silah üretmeye başladığı an değildir… Kendi kaderinin yönünü değiştirebileceğine inanmaya başladığı andır.
Savunma Sanayii
Strateji ve Güvenlik
Zihinsel Egemenlik
Küresel Güç MücadelesiUncategorized

Yorum bırakın