Zeki insan, bu yazıyı bir köşe yazısı gibi değil; uzun süre kapalı kalmış bir dosyanın sayfaları gibi oku. Satırlarımın aralarında acele yok, slogan yok, hamaset yok. Burada cümleler bağırmaz; kanıtlanmış reflekslere yaslanır. Bu yazımı, günü kurtarmak için değil, yaklaşan kırılmaları önceden görmek için kaleme aldım. Çünkü artık haritalar değil, koridorlar konuşuyor; ordular değil, akışlar karar veriyor.
Suriye sahası bugün bir ülke olmaktan çok, Akdeniz–Orta Asya hattında üst üste binen hesapların laboratuvarıdır zeki insan. Görünen yüz “istikrar arayışı”dır; görünmeyen yüz ise istikrarın kim tarafından, hangi şartlarla ve kimin pahasına kurulacağı sorusudur.
Benim okuduğum tablo şudur: Suriye’de kazanan, toprağı tutan değil; enerjiyi, güvenliği ve zamanı aynı anda yöneten olacaktır.
İran’ın niyeti, söylendiği gibi ideolojik değildir; yalnızlıktan kaçıştır. Tahran için Suriye bir cephe değil, izolasyonu geciktiren bir ara istasyondur. Bu istasyonun kontrolü gevşedikçe İran’ın söylemi sertleşir; çünkü sertlik, daralan nüfuzun gürültüsüdür. Önümüzdeki dönemde İran’ın yapacağı şey yeni bir düzen kurmak olmayacak zeki insan ki bunu yapacak gücü de yok zaten; kurulacak düzeni geciktirmeye çalışacaktır. ÖNGÖRÜM : İran, görünürde çekilse bile asimetrik rahatsızlık kapasitesini devrede tutacaktır; çünkü masada yeri olmayan aktör, masayı sallamak ister.
Rusya’nın hesabı da farklı bir derinlikte zeki insan. Moskova artık Suriye’de kazanan değil, dosyayı pahalıya satmak isteyen aktördür. Suriye, Rusya için bir zafer alanı değil; Ukrayna’dan Karadeniz’e uzanan büyük pazarlık zincirinin halkasıdır. Bu yüzden Rusya ruhen çekilmez ama derinleşmez; var olur ama belirleyici olmaz. Yaklaşan Kırılma Anı Şudur: Suriye’de merkezî düzen güçlendikçe, Rusya belirsizliği canlı tutan küçük hamlelerle masadaki değerini korumaya çalışacaktır. Rusya’nın stratejik refleksi kurmak değil, bekletmektir.
ABD cephesinde görünen ile gerçek arasındaki fark daha da nettir. ABD için Suriye bir “gelecek projesi” değil, kontrol altında tutulması gereken bir risk alanıdır. Washington’un asıl korkusu, Akdeniz’e uzanan enerji ve lojistik hatlarının kendi denetimi dışında bir mimariyle kurulmasıdır. Bu nedenle ABD ne tamamen çekilir ne de tam olarak yerleşir. ÖNGÖRÜM : ABD, önümüzdeki yıllarda yarım düzenleri tercih edecek. Çünkü yarım kalan her düzen, tam rakipten daha az tehlikelidir.
İNGİLTERE’YE GELİNCE… Burada sesler iyice kısılır. Çünkü İngiltere savaşın gürültüsünü değil, savaş sonrası metinleri sever. Londra’nın gerçek ajandası askerî değil, hukukî ve finansaldır. Hangi enerji hattı hangi sözleşmeyle korunacak, hangi liman hangi sigorta rejimine girecek, hangi yeniden inşa paketi hangi hukuka tabi olacak… İngiltere için zafer, sahada değil; dipnotlarda kazanılır. ÖNÜMÜZDEKİ KIRILMA ANI: İstikrar konuşmaları derinleştikçe, çerçeveyi çizen akıl olarak öne çıkacaktır.
İsrail’in hesabı ise çoğu zaman yanlış okunur. İsrail’in niyeti yayılmak değil, öngörülemezliği kilitlemektir. İsrail için en tehlikeli senaryo, Suriye’nin kendi stratejik kapasitesini üretmeye başlamasıdır. Bu yüzden İsrail ne tam kaos ister ne tam istikrar. ÖNGÖRÜM: İsrail, güney hattında kontrol edilebilir kırılganlık üretmeye devam edecek; mesaj verecek ama yönetimi devralmayacaktır, ki alamaz zaten. İsrail’in gücü işgalden değil, caydırıcı hatırlatmadan gelir.
Çin’e geldiğimizde ise zaman kavramı değişir. Çin bugün yok gibi görünür; ama bu yokluk stratejik bir bekleyiştir. Pekin için Suriye, bugünün kriz alanı değil; yarının lojistik düğümüdür. Orta Asya’dan Akdeniz’e uzanacak her hat, Çin’in uzun vadeli denkleminde bir satırdır. ÖNGÖRÜM: Çin, risk soğuduğunda girecek; en az yıpranmış aktör olarak masaya oturacaktır.
Ve TÜRKİYE… Burada durup cümleleri tartarak kuruyorum. Türkiye’nin niyeti emperyal değildir; çünkü emperyal güçler kaosu sever, Türkiye ise kaosun maliyetini ödeyen devlettir. Türkiye’nin Suriye’deki varlığı bir genişleme arayışı değil, boğulma refleksine verilen cevaptır. Suriye, Türkiye için dış politika dosyası değil; ulusal güvenliğin ileri hattıdır. Türkiye kalıcı olmak istemez; istikrar üretilebilir hale gelene kadar etkili olmak ister.
Enerji Koridoru meselesi tam burada anlam kazanır. Akdeniz, Orta Asya’nın denize açılan kapısıdır; Orta Asya ise Akdeniz’in stratejik derinliğidir. Türkiye bu iki alan arasında köprü değildir; denge merkezidir. Denge merkezleri görünmez olur; ama çökerse herkes düşer. ÖNÜMÜZDEKİ KIRILMA ANI ŞUDUR: Enerji ve lojistik hatları konuşulmaya başlandığında, Türkiye taşıyıcı ve düzenleyici aktör olarak belirginleşecektir. Bu rol, fetihle değil; akışın güvenliğiyle kazanılır.
Şimdi bütün bu katmanları tek bir stratejik ÖNGÖRÜ ile birleştiriyorum zeki insan: Önümüzdeki 3–5 yılda Suriye’de asıl mücadele sahada değil, hangi koridorun “meşru ve güvenli” ilan edileceği üzerinden yaşanacaktır. İran bozacak, Rusya geciktirecek, ABD yönlendirecek, İngiltere çerçeveleyecek, İsrail kilitleyecek, Çin bekleyecek; Türkiye ise bu karmaşada akışı mümkün kılmaya çalışan tek aktör olacaktır.
Ve yazımı bir analist notuyla bitiriyorum zeki insan:
Yeni çağda devletler toprakla değil, zamanla yarışır. Suriye’de kazanan, en çok alanı tutan değil; en az iz bırakarak en çok denge üretebilen olacaktır. İşte bu yüzden bu dosya kapanmadı; sadece daha sessiz bir evreye geçti.
Gürkan KARAÇAM
#suriye #koridor #abd #çin #rusya #israil #ingiltere #türkiye









