Kategori: Uncategorized

  • STK’LAR: GERÇEKTEN HALKIN YANINDA MI, YOKSA KÜRESEL GÜÇLERİN PİYONU MU?

    STK’LAR: GERÇEKTEN HALKIN YANINDA MI, YOKSA KÜRESEL GÜÇLERİN PİYONU MU?

    Sivil Toplum Kuruluşları (STK’lar), halkın sesi olmak için mi var, yoksa küresel sermayenin stratejik hamlelerini hayata geçirmek için mi? Gerçek Demokrasi‘ye katkı sunması gereken bu yapılar, günümüzde ya emperyalizme karşı gerçek bir savaş veren bağımsız kuruluşlar ya da kapitalizmin yöntemlerini meşrulaştıran propaganda araçları haline gelmiş durumda.

    Peki, sizce hangi STK gerçekten bağımsız ve halkın çıkarları için mücadele ediyor? Hangi STK emperyalizmle gerçekten savaş halinde?

    Hangi STK, kapitalizmin yöntemlerini üyelerine sistemli ve programlı bir şekilde anlatıyor? Bir-iki defa değil, düzenli olarak!

    Hangi STK, siyonizm ile slogan atarak değil, sürdürülebilir bir mücadele yöntemi geliştirerek mücadele ediyor?

    Hangi STK, faşizm ya da komünizmle sistematik ve sürdürülebilir bir şekilde mücadele ediyor?

    İnsanların refahında küçük bir iyileştirme mi hedef, yoksa küresel sistemin çarklarını parçalayarak insanlığı kurtarmak mı?

    Bazı STK’lar, sadece belirli zamanlarda görünür olup, sözde mücadele mesajları verirken, bazıları sahada gerçek bir mücadele ortaya koyuyor. Bugün toplumun her alanında faaliyet gösteren sivil yapıları sorgulamak zorundayız: Gerçekten bağımsız bir STK mı, yoksa küresel fonlardan beslenen bir piyon mu?

    Sadece bağırıp çağıran bir topluluk mu, yoksa toplum mühendisliğine karşı bilinçli bir savunma hattı mı?

    Eylemleri planlı ve bilinçli mi, yoksa medya desteğiyle pompalanan bir algı operasyonu mu?

    SİVİL TOPLUM MU, SATILIK TOPLUM MU?

    Bazı STK’lar toplum mühendisliği yaparak, belirli odakların hedeflerini halkın çıkarı gibi gösterirken, gerçekten halkın yanında olanlar, projeleriyle ve sistematik mücadele yöntemleriyle var olur.

    ✒ “Halka hizmet etmeyen, küresel ağlara hizmet eder!”

    @stratejivefikirler

    ✒ “Gerçek STK’lar, bağırarak değil, bilinçli ve sistematik mücadele ile kazanır!”

    @stratejivefikirler

    ✒ “Sadece tepki gösteren değil, çözüm üreten STK’lar toplumu kurtarır.”

    @stratejivefikirler

    ÖYLEYSE SORUYORUZ!

    Sizce gerçekten halkın çıkarlarını savunan STK’lar hangileri?

    Sürekli bağıranlarla, gerçekten savaşanları ayırt edebiliyor musunuz?

    Birilerinin karar verdiği zamanlarda sokakları manipüle eden STK’lar, gerçekten bağımsız mı?

    Sivil toplumun sahte aktörlerini ne zaman fark edeceğiz?

    Gözlerimizi açalım!

    Gerçek Demokrasi için gerçekten savaşanları destekleyelim, manipülasyon araçlarına dönüşmüş STK’ları değil…

    Onlar kim mi… Biraz düşündüğünüzde cevabı bulacağınızdan eminim…

    Gürkan Karaçam

  • FAŞİZM: EMPERYALİZMİN ÇELİK ÇİZME GİYMİŞ HALİ

    FAŞİZM: EMPERYALİZMİN ÇELİK ÇİZME GİYMİŞ HALİ

    “Faşizm, küresel sermayenin kanlı ellerini temiz göstermek için giydiği demir eldivendir.”

    @stratejivefikirler

    Tarih, faşizmi yalnızca Hitler, Mussolini ve Franco gibi diktatörlerin adıyla anlatır. Ancak faşizm, birkaç despotun kişisel hırslarının ürünü değil, emperyalizmin doğurduğu bir siyasi ve ekonomik projedir. Küresel sermayenin çıkarlarını korumak için üretilmiş bu ideoloji, halkı zincire vururken sermayedarları daha da zenginleştirmiştir. Bugün faşizmin öldüğünü düşünenler büyük bir yanılgı içindedir. O, yalnızca isim ve biçim değiştirerek varlığını sürdürmektedir.

    FAŞİZM NASIL DOĞDU?

    Birinci Dünya Savaşı sonrası, Avrupa’nın büyük kısmı enkaz halindeydi. Savaş ekonomisi çökmüş, işsizlik ve sefalet yaygınlaşmıştı. İtalya ve Almanya gibi ülkelerde halk, ekonomik çöküntü ve siyasi istikrarsızlık içinde bir çıkış yolu arıyordu. İşte tam bu noktada, güçlü devlet vaat eden faşizm sahneye çıktı.Ancak faşizm, yalnızca tabandan yükselen bir hareket değildi. Onun ardında dev bir sermaye gücü vardı. Küresel şirketler ve bankalar, kendi çıkarlarını koruyacak baskıcı rejimler istiyordu. Demokrasi ve sosyal adalet gibi kavramlar, onların kar maksimizasyonu için birer tehdit olarak görülüyordu. Faşizm, bu tehdidi bertaraf etmek için tasarlanmış ekonomik ve siyasi bir silahtı.

    “Faşizm, yoksulun sırtından servet devşirenlerin ideolojisidir.”

    @stratejivefikirler

    FAŞİZMİ BESLEYEN KÜRESEL SERMAYE

    Faşizm, küresel kapitalistlerin desteği olmadan ayakta kalamazdı. Almanya ve İtalya’daki faşist rejimlerin finansörlerine baktığımızda, emperyalizmin en güçlü aktörleriyle karşılaşırız:

    IBM: Nazi Almanyası’nın Yahudi soykırımı için kullandığı kayıt sistemlerini sağladı.

    Ford Motor Company: Henry Ford, Nazi Almanyası’na askeri araç üretiminde destek verdi ve Hitler’e hayranlığını açıkça ifade etti.

    Standard Oil (ExxonMobil): Nazi ordusunun petrol ihtiyacını karşılayarak savaş makinesini besledi.

    JP Morgan ve Wall Street bankerleri: Hitler’in iktidara yükselişinde ve savaş ekonomisinin finansmanında önemli rol oynadı.

    IG Farben: Auschwitz toplama kampındaki gaz odalarında kullanılan kimyasalları üreten Alman şirketiydi. Bütün bu şirketler, faşizmi ideolojik bir tercih olarak değil, ekonomik bir araç olarak gördüler. Onlar için önemli olan, küresel sermaye düzeninin sarsılmamasıydı. Demokrasi ya da insan hakları, sermaye sahiplerinin umurunda değildi.

    “Faşizm, bir ideoloji değil, emperyalizmin ekonomik çıkarlarını koruyan silahlı bir muhafızdır.”

    @stratejivefikirler

    FAŞİZMİN TANIMI: TOTALİTER BİR SÖMÜRÜ MEKANİZMASI

    Faşizm, yalnızca otoriter bir yönetim biçimi değildir. O, devletin tüm gücünü elinde tutan, bireyi sıfıra indiren ve halkı, bir makine dişlisine dönüştüren bir sistemdir. Şiddet, propaganda ve baskı, faşizmin en önemli araçlarıdır.

    Faşist rejimlerin temel özellikleri şunlardır:

    1. Devletin mutlak otoritesi: Bireyin hakları devletin çıkarları uğruna yok sayılır.

    2. Aşırı milliyetçilik: Halk, ortak bir düşmana karşı birleşmeye zorlanır.

    3. Sistematik propaganda: Medya ve eğitim sistemi, halkı itaatkâr hale getirmek için kullanılır.

    4. Korku ve baskı mekanizmaları: Muhalifler susturulur, cezaevleri ve toplama kampları sıradanlaşır.

    5. Ekonomik sömürü: Halk, büyük şirketlerin ve sermayedarların çıkarları doğrultusunda çalıştırılır.

    “Faşizm, halkı uyutmak için milliyetçilik şarkıları söyleyen emperyalist bir ninnidir.”

    @stratejivefikirler

    FAŞİZM İNSANLIĞIN DÜŞMANIDIR ÇÜNKÜ…

    Faşizm, insan doğasına aykırıdır çünkü bireyin özgürlüğünü, düşünme yetisini ve adalet duygusunu yok eder. İnsan, doğası gereği sorgulayan, üreten ve düşünen bir varlıktır. Faşizm ise bireyi bir makinenin vidalarına dönüştürmeyi amaçlar. Faşizm insanlığa düşmandır çünkü:

    Özgürlüğü yok eder: Bireyin iradesini devletin mutlak gücüne teslim eder.

    Adaleti çiğner: Hukuk, sadece iktidarın çıkarlarını koruyan bir sopa haline gelir.

    Savaşları körükler: Faşist rejimler, sürekli yeni düşmanlar yaratarak savaşı kaçınılmaz hale getirir.

    Toplumu ayrıştırır: Halk, etnik ve sınıfsal temelde düşman kamplara bölünür.

    “Faşizm, insan ruhunu çalan bir hırsızdır.”

    @stratejivefikirler

    FAŞİST LİDERLERİN ORTAK ÖZELLİKLERİ

    Faşist liderler, kişilik yapıları ve siyaset tarzları açısından büyük benzerlikler gösterir. İşte onların ortak özellikleri: Kendilerini halkın kurtarıcısı olarak görürler. Devlet ve orduyu tek adam yönetimine bağlarlar. Bağımsız düşünceyi ve eleştiriyi ihanet olarak damgalarlar. Düşman yaratmadan yönetemezler. Medya, eğitim ve sanatı kendi propagandalarına alet ederler.

    “Faşist liderler, halkın korkularını sermayenin kârına dönüştüren usta tüccarlardır.”

    @stratejivefikirler

    FAŞİZM VE EMPERYALİZM AYNI MADALYONUN İKİ YÜZÜDÜR

    Faşizmin bittiğini sananlar, onun yalnızca kostüm değiştirdiğini anlamayanlardır. Bugün faşizm, eski sembollerle değil, farklı maskelerle karşımıza çıkıyor. Finans kapitali koruyan baskıcı rejimler, yeni nesil propaganda mekanizmaları, şirketlerin devleti yönettiği neoliberal otoriter sistemler… Tüm bunlar, faşizmin modern versiyonlarıdır.

    “Faşizm ölmez, sadece isim değiştirir. Bazen bir diktatör olur, bazen bir banka logosu.”

    @stratejivefikirler

    Bugün faşizme karşı durmak, yalnızca bir siyasi mücadele değil, aynı zamanda bir insanlık mücadelesidir. Çünkü özgürlüğü kaybetmek, sadece zincire vurulmak değildir; aynı zamanda düşünceyi, adaleti ve umudu kaybetmektir ve unutulmamalıdır ki, faşizmin en büyük zaferi, halkı onun var olmadığına inandırmasıdır.

    Gürkan KARAÇAM

  • SİYONİZM: KENDİNİ TANRI SANANLARIN KAÇINILMAZ SONU

    SİYONİZM: KENDİNİ TANRI SANANLARIN KAÇINILMAZ SONU

    Tarih, gücün nasıl elde edildiğinin ve nasıl kaybedildiğinin hikâyesidir. Bugün İsrail, kendisini yenilmez bir kale, Siyonizm’i ise dünyanın kaderini tayin eden bir ideoloji olarak görüyor. Oysa bu, ne ilk yanılsama ne de son olacak. Eski imparatorluklar, küresel güç ağları, çıkar ortaklıkları… Hepsi kendisini ebedi sandı. Ama bugün sadece tarih kitaplarının tozlu sayfalarında birer ibret hikâyesi olarak yaşıyorlar. Siyonizm de aynı kaçınılmaz sona mahkûm.

    “Güçlü olduğunu sananların en büyük yanılgısı, sonsuza dek güçlü kalacaklarını düşünmeleridir.”

    @stratejivefikirler

    Siyonizm: Devletsiz Bir Devletin Gölgesi

    Siyonizm, bir ideolojiden çok bir yanılsamadır. Küresel sermayeye hükmetmeleri, medya tekellerine sahip olmaları, uluslararası örgütlerde nüfuz sahibi olmaları onların gerçekten güçlü olduğu anlamına gelmez. Bu sadece, uygun koşullar altında kendilerine alan açmalarına izin verildiği anlamına gelir. İsrail’in varlığı, yalnızca kendi gücüne değil, Batı’nın desteğine bağlıdır. Batı, İsrail’i sevdiği için değil, onun Orta Doğu’daki askeri ve istihbari önemini kullanışlı bulduğu için destekliyor. Ama tarih göstermiştir ki Batı, kullandığı müttefikleri zamanı gelince harcamakta tereddüt etmez. Roma’nın Kartaca’ya, ABD’nin Saddam’a yaptığı şeyin aynısı bir gün İsrail’e de yapılacaktır. Çünkü çıkar ittifakları kalıcı değildir. Ve Siyonistler, “dokunulmaz” olduklarını sandıkları için en büyük hatayı yapıyorlar: Kendi propagandalarına inanıyorlar.

    “Bir yalanı bin kez tekrarlarsan, önce halk inanır. Sonra sen inanırsın. Son olarak da gerçek seni yıkar.”

    @stratejivefikirler

    İsrail’i Kim Koruyor?

    İsrail’in bugüne kadar hayatta kalmasını sağlayan şey, askeri gücü değil, Batı’nın politik ve finansal desteğidir. ABD’nin yılda milyarlarca dolar aktarması, Avrupa’nın İsrail’i her suçtan aklaması, medya ağlarının tek ses halinde İsrail propagandası yapması… Bunlar, İsrail’in kendi başına ayakta kalamayacağını gösteren en büyük işaretlerdir. Eğer gerçekten güçlü bir devlet olsaydı, her fırsatta ABD’nin desteğine ihtiyaç duymazdı. Bu, bağımsız bir gücün değil, küresel sistemin aparatlarından birinin refleksidir. İsrail’in koruyucularının tek motivasyonu, çıkarlarının örtüşmesidir. Ama çıkarlar değiştiğinde ne olacak? ABD, Çin tehdidiyle karşı karşıya kaldığında, Avrupa ekonomik krizlerle boğuştuğunda, dünya enerji kaynaklarını farklı şekilde dengelemeye çalıştığında… İşte o zaman İsrail, yalnız bırakılmış bir piyon gibi sahipsiz kalacaktır.

    “Birinin seni sevmesi için değil, kullanması için güçlüysen, seni ilk boğacak olan da yine odur.”

    @stratejivefikirler

    Siyonizmle Nasıl Mücadele Edilir?

    Siyonizm, en çok ciddiye alındığında güçlü görünür. Bu yüzden, onlarla mücadelenin en etkili yolu, onları gülünç hale getirmektir. Bir ideoloji, insanlar ona inandığı sürece etkilidir. Ama mizah, onun büyüsünü bozar. Hollywood’un Siyonist anlatısını tersine çevirmek, onların “kurban” değil, “manipülatör” olduğunu göstermek, propagandalarını komik hale getirmek... İşte bu, onların en büyük korkusudur. Siyonizm güçlü bir düşman gibi görünmek ister. Ama onu “aptal bir zorba” olarak göstermek, asıl gücünü elinden alır.

    “En büyük korku, alay edilmekten duyulan korkudur. Çünkü ciddiyet bittiğinde, güç de biter.”

    @stratejivefikirler

    Türkiye: Siyonizmin Korkulu Rüyası

    Bugün dünyada Siyonizme karşı gerçek bir denge unsuru olabilecek tek ülke Türkiye’dir. Çünkü Türkiye, sadece askeri gücüyle değil, tarihsel hafızası ve stratejik zekâsıyla da bu mücadeleyi verebilecek kapasiteye sahiptir. Osmanlı, yüzlerce yıl Yahudilere güvenli bir liman olmuş ama Siyonizme asla geçit vermemiştir. Türkiye, bugün de aynı dengeyi sağlayabilecek tek ülkedir. Küresel oyunları bozabilecek, İsrail’in kırılgan noktalarını teşhir edebilecek ve en önemlisi, Siyonizmin yumuşak karnı olan “ahlaki meşruiyet” iddiasını paramparça edebilecek güce sahiptir. Türkiye, Siyonist projeye karşı yalnızca savaş meydanlarında değil, zihinlerde de mücadele vermelidir. Medya, akademi, uluslararası ilişkiler ve diplomasi alanında atılacak doğru adımlarla, İsrail’in sahte dokunulmazlık zırhı delinmelidir.

    “Güç, yalnızca silahla değil; doğru hamleyle kazanılır.”

    @stratejivefikirler

    Kral Çıplak ve Bunu İlk Kim Söyleyecek?

    İsrail’in bugünkü “dokunulmazlığı” bir illüzyondur. Siyonizm, tıpkı geçmişteki imparatorlukların kibri gibi bir gün kaçınılmaz sona ulaşacaktır. Çünkü tarih, zulüm üzerine inşa edilen hiçbir yapıyı ayakta tutmamıştır. Bugün İsrail, kendini yenilmez sanıyor olabilir. Ama tarihte hiçbir zorba sonsuza kadar güçlü kalmamıştır. Ve belki de en önemlisi: Hiç kimse, kendisini tanrı sananları uzun süre ciddiye almamıştır.

    “Kendi sonunu göremeyenler, başkalarına son biçer.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

  • SEÇİM Mİ, SEÇİLMİŞ GİBİ Mİ?

    SEÇİM Mİ, SEÇİLMİŞ GİBİ Mİ?

    Demokrasinin büyük bir illüzyon olduğuna hiç şüphe duydunuz mu? Seçtiğinizi sandığınız liderleri, aslında kimin belirlediğini düşündünüz mü? Sandık başına giderken özgür iradenizle karar verdiğinizi sanıyorsunuz, ama bu irade gerçekten size mi ait? İşte, perde arkasındaki gerçekler…

    Algı Savaşları: Sandıktan Önce Zihinlerde Kazanılan Seçimler

    “Seçimler sandıkta değil, zihinlerde kazanılır.”

    @stratejivefikirler

    Günümüz seçimleri, özgür iradenin değil, algı mühendisliğinin bir ürünü. Dev medya kuruluşları, anket şirketleri ve stratejik danışmanlar, seçmenlerin hangi adaylara yönelmesi gerektiğini belirlemek için yıllar öncesinden harekete geçiyor. Peki, nasıl?

    Korku propagandası:

    “Eğer X kazanırsa ekonomi çöker, ülke batar!” gibi söylemlerle seçmen psikolojik olarak belirli bir adayın etrafında toplanmaya yönlendirilir.Yanıltıcı anketler: Seçim öncesi yapılan anketlerle belirli adaylar “kazanmaya en yakın” gösterilerek seçmenin psikolojisi yönlendirilir. İnsanlar kaybedeceğini düşündüğü adaya oy vermeye meyilli değildir.

    Suni krizler ve çözümler:

    Seçim öncesi kriz çıkarılır, sonrasında “kurtarıcı” olarak gösterilen aday çözüm sunduğunda seçmen ona yönlendirilir.

    Manipülasyon Muharebeleri: Gerçekleri Çarpıtma Sanatı

    “Gerçekler, manipülatörlerin elinde oyuncak olur.”

    @stratejivefikirler

    Büyük şirketler ve küresel güç odakları, seçim sonuçlarını etkileyebilmek için halkın algısını şekillendirir. İşte yaygın taktiklerden bazıları:

    Küresel medya tekelleri: Sadece belirli adaylara geniş yer veren, diğerlerini ya yok sayan ya da karalayan haberler.

    Sosyal medya algoritmaları: Kimi desteklediğiniz, hangi haberleri göreceğiniz ve hangi fikirlerin size sunulacağı bile önceden belirlenir. Farklı düşünmenizin önüne geçilir.

    Deepfake ve sahte haberler: Seçim dönemlerinde en sık başvurulan yöntemlerden biri. Kurgulanmış videolar ve uydurma haberlerle seçmen yanıltılır.

    Medyanın Muhteşem İllüzyonu: Kuklaları Kim Oynatıyor?

    “Gerçekler susunca, yalanlar kanun olur.”

    @stratejivefikirler

    Dünyanın en büyük medya kuruluşları sadece altı büyük şirketin kontrolü altında. CNN, BBC, Reuters, Fox News gibi devler, gerçekte aynı sahiplik zincirine bağlı. Peki, bu ne anlama geliyor?

    Tek bir gerçeklik dayatması: Farklı görüşler susturuluyor, sadece belirli bir çerçevede haber yapılıyor.Alternatif liderlerin itibarsızlaştırılması: Küresel elitin istemediği adaylar ya “aşırı” ya da “tehlikeli” olarak etiketleniyor.

    Halkın direncinin kırılması: Seçimler öncesi oluşturulan karamsar tablolarla halkın oy verme motivasyonu düşürülüyor.

    Nasıl Uyanırız?

    “Zincirlerini fark etmeyenler, özgür olduklarını sanır.”

    @stratejivefikirler

    Seçimlerin perde arkasındaki oyunları görebilmek ve özgürce karar verebilmek için ne yapmalıyız?

    1. Bağımsız kaynaklardan bilgi alın: Tek bir haber kaynağına bağlı kalmayın. Farklı perspektiflerden beslenin.

    2. Algı yönetimine karşı bilinçli olun: Bir olay hakkında size sunulan ilk bilgiye hemen inanmayın. Arkasındaki gerçek motivasyonu sorgulayın.

    3. Dijital dezenformasyonun farkında olun: Sahte haberleri, deepfake videoları ve yönlendirilmiş anketleri analiz etmeyi öğrenin.

    4. Küresel güç odaklarının bağlantılarını araştırın: Hangi medya kuruluşları kimlerin elinde, hangi adaylar hangi fonlarla destekleniyor? Bunları bilin.

    5. Eleştirel düşünme yeteneğinizi geliştirin: Seçim öncesi oluşturulan atmosferin sizi yönlendirmesine izin vermeyin.

    Unutmayın, özgürlük sandık başında değil, zihinde kazanılır. Seçen gerçekten siz misiniz, yoksa seçilmiş gibi mi hissediyorsunuz?

    “Sorgulamayanlar, kendilerine biçilen kaderi yaşar.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

  • Başlıksız yazı 345

    İngiltere: Kanla Yazılmış Bir Medeniyet Yalanı

    Dünya sahnesinde büyük güçlerin hikâyeleri hep kanla yazılır. Ama hiçbiri, İngiltere kadar ustaca kan döküp bunu “medeniyet” diye pazarlayamamıştır. Onlar, kılıcı kınında saklayan, fakat her masada en keskin darbeyi indirenlerin ustasıdır. Dünya tarihine en büyük ihanetleri, en derin komploları ve en sinsi sömürge planlarını kazımışlardır. İngiltere’yi anlamadan küresel siyaseti anlamak mümkün değildir.

    “Zulmü kılıçla yapan barbar, kalemle yapan İngiliz olur.”
    http://www.gurkankaracam.org

    İngiliz Düzeni: Soyguna Medeni Kılıf

    İngiltere’nin tarihi, halkları nasıl köleleştirip aynı zamanda kendini kurtarıcı gibi gösterebileceğinin ders kitabıdır. Bu oyunun en büyük ustası onlardır. Bir ülkeye girdiklerinde önce ticari ayrıcalık isterler, ardından bankerler gelir, sonra “yerli işbirlikçiler” yaratılır, ardından toplumu bölmek için mezhep, etnik ayrımcılık kışkırtılır, iç savaş çıkar ve nihayetinde İngiliz askerleri “barış getirmek” bahanesiyle topraklara çöreklenir.

    “İngiliz girdiği yere barış, çıktığı yere harabe bırakır.”
    http://www.gurkankaracam.org

    İngiltere’nin kurduğu sistem, sömürdüğü toprakları sadece ekonomik olarak değil, kültürel olarak da kendisine bağımlı hale getirmek üzerine kuruludur. Hindistan’dan Afrika’ya, Ortadoğu’dan Osmanlı’ya kadar her yere “medeniyet” götürdüğünü iddia ederken, aslında her yeri fakirleştirmiştir. İngiltere, o kadar sinsidir ki bir ülkeyi mahvederken bile ona borç verip kurtarıcı rolü oynar.

    “Bir milleti köleleştirmenin en zarif yolu, ona borç vermektir.”
    http://www.gurkankaracam.org

    Rothschild İngilteresi: Bankaların Gölgesindeki Krallık

    İngiliz monarşisi dünyanın en büyük maskelerinden biridir. Gerçek güç, taçta değil, banka kasalarındadır. Londra’nın kalbindeki “City of London”, kraliçenin bile dokunamayacağı özel bir finans bölgesidir. Burası, dünyadaki savaşları finanse eden, ülkeleri borçla köleleştiren, hükümetleri satın alan küresel bankerlerin evidir.

    Rothschild ailesi, 19. yüzyıldan beri İngiliz İmparatorluğu’nun arkasındaki gerçek güç olmuştur. Napoleon’a karşı savaşta her iki tarafı finanse eden, Osmanlı’yı borçlandıran, Rusya’yı ekonomik kıskaca alan hep aynı finans imparatorluğudur. Bugün de IMF, Dünya Bankası ve Londra’daki büyük finans kuruluşları üzerinden küresel sömürü sistemini sürdürmektedirler.

    “İngiliz’in askeri tüfekle, bankerleri imzayla öldürür.”
    http://www.gurkankaracam.org

    Bir Damla Kan, Bir Damla Petrol: İngiliz Diplomasisi

    İngiltere’nin dış politikası, petrol kuyularının haritası ile çizilir. Bir ülke petrol bulduğunda, İngiliz istihbaratı orada bir iç savaş planlamaya başlar. Sudan’dan Irak’a, Libya’dan İran’a kadar her yerde “demokrasi” bahanesiyle darbeler, isyanlar ve bölünmeler organize edilmiştir.

    “İngiliz’in gözünde petrol, insandan daha değerlidir.”
    http://www.gurkankaracam.org

    Bugün bile Irak’ta, Suriye’de, Libya’da yaşanan kaosun arkasında İngiliz aklı vardır. 1916’da Osmanlı’yı bölmek için çizdikleri Sykes-Picot haritası hâlâ Ortadoğu’yu kana bulamaktadır. İsrail’in kurulması, Filistin’in yok edilmesi gibi olaylar, İngiltere’nin başını çektiği planların birer parçasıdır.

    “İngiliz’in bir masada oturması, o ülkenin çöküşünün başlangıcıdır.”
    http://www.gurkankaracam.org

    İngiliz Halkı: Kendi Efendilerinin Kölesi

    İşin ironik tarafı, İngiltere’nin sıradan halkının da bu sistemin kurbanı olmasıdır. Bir avuç banker, lord ve aristokrat; ülkeyi bir dünya gücü haline getirirken kendi halkını da ağır vergilerle sömürmüştür. Bugün İngiltere’de birçok insan geçinmekte zorlanırken, City of London’daki bankerler trilyon dolarlık işlemler yapıyor. Halk, kendisini yönettiğini sandığı siyasilerin aslında küresel finans baronlarına hizmet ettiğini bilmiyor.

    “Bir halkı köleleştirmek için ona demokrasi tiyatrosu izletmek yeterlidir.”
    http://www.gurkankaracam.org

    Sonuç: Kurnazlıkla Yazılmış Bir İmparatorluk

    İngiltere, tarihi boyunca hiçbir zaman cephe savaşlarını kazanan bir güç olmamıştır. Onun gücü, başkalarını birbirine kırdırmaktan ve sahnenin arkasında ipleri çekmekten gelir. Bugün de değişen bir şey yok. İngiltere, ABD’nin gölgesinde gibi görünse de, küresel sistemin zihin mimarlarından biri olarak dünyayı yönlendirmeye devam ediyor.

    Ama bu hikâyenin bir sonu var. Sömürge halkları uyandı. İngiltere’nin kirli dosyaları bir bir açılıyor. Ve bir gün, dünya bu sinsi oyunları oynayanların ipini çekecek.

    “Tarih, İngiliz’i medeniyet getiren değil, medeniyet götüren olarak yazacaktır.”
    http://www.gurkankaracam.org

    Gürkan KARAÇAM

  • DEMOKRASİ: SANDIKTAN ÇIKAN BÜYÜK ALDATMACA

    DEMOKRASİ: SANDIKTAN ÇIKAN BÜYÜK ALDATMACA

    Gerçek Güç Sandıkta mı, Sermayede mi?

    “Demokrasi, halkın yönettiğine inanması için tasarlanmış en büyük sihirbazlık gösterisidir.”

    http://www.gurkankaracam.org

    Dünyada demokrasi denilince akla ne gelir? Seçimler, oy sandıkları, halkın iradesi… Peki bu ne kadar doğru? Gerçekten halk mı yönetiyor, yoksa halkın yönetiyor gibi hissetmesi mi sağlanıyor?Tarihe dikkatle bakın. Fransız İhtilali’nde krallar ve aristokratlar devrildiğinde, halkyönetimi ele geçirdi sanıldı. Oysa taht boş kalmadı. Hükümdarlar gitti, yerine sermaye sahipleri geçti. Bugün de durum farklı değil. Seçimler, halkın kendi yöneticisini belirlediği bir mekanizma olarak sunuluyor ama gerçekte kimlerin seçileceğine karar verenler başka.

    Senatörleri Kim Seçiyor?

    “Halk sandığa gidip seçtiğini sanır ama gerçekte sadece kendisi için önceden belirlenmiş adaylardan birine mühür basar.”

    http://www.gurkankaracam.org

    Bugün dünyadaki büyük güç merkezlerine bakalım. ABD, dünyanın en büyük demokrasisi olarak gösterilir ama orada halkın yönetime etkisi çok sınırlıdır. ABD Senatosu’nda görev yapanların büyük çoğunluğu, dev şirketlerin desteklediği isimlerden oluşur. Seçim kampanyaları için milyarlarca dolar harcanır. Peki bu paralar nereden gelir? Küçük bağışçılardan mı? Hayır. Büyük finans şirketleri, teknoloji devleri, enerji lobileri, ilaç firmaları

    Seçim kampanyalarını kim finanse ederse, senatörleri de o seçmiş olur. Bir senatörün ya da bir başkan adayının seçilmesi için milyonlarca dolar gerekiyor. Halktan kaç kişi böyle bir paraya sahip? Seçim kazanmanın maliyeti, halkın oyundan daha etkili değil mi? Seçimler, sadece parası olanların girebildiği bir oyun haline gelmiş durumda. Seçime girme hakkınız var ama yarışa başlamanız için finansörlerinizin olması şart.

    Parayı Veren, Senatörü Seçer

    “Halkın oyları sayılır ama gerçek kararlar, seçimlerden çok önce verilir.”

    http://www.gurkankaracam.org

    Bu sistem sadece ABD’ye özgü değil. Avrupa ülkelerinde de durum farklı değil. Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimlerini analiz edelim. Adayların ortaya çıkması, büyük medya gruplarının desteğine bağlıdır. Bu medya grupları kimlere aittir? Bankalar, sanayi devleri ve iş dünyasının önde gelen isimlerine. Yani halkın neyi düşüneceği, neye inanacağı, kimleri “lider” olarak göreceği çok önceden belirlenir. Almanya’da ise partiler içindeki güç dengeleri, adayların kimler olacağını belirler. Halk seçim yaparken aslında sadece parti içi güç savaşlarının sonucunu onaylamış olur. İngiltere’ye bakalım. Orada da Başbakanı halk değil, partilerin içindeki elitler belirler. İngiltere Başbakanı, seçmenler tarafından değil, iktidardaki partinin milletvekilleri tarafından seçilir. Halk, kimin o partinin lideri olacağına bile karar veremez.

    Seçenekleri Kim Belirliyor?

    “Menüyü mutfakta hazırlayanlar, senin ne yiyeceğini çoktan seçmiştir.”

    http://www.gurkankaracam.org

    Halka her zaman iki ya da üç seçenek sunulur. Fakat bu seçeneklerin kimler olacağına karar veren mekanizmalar hep aynıdır. Ön seçimler, parti içi dengeler, medya desteği ve sermaye akışı

    Eğer bir aday büyük finans çevrelerinden, medya patronlarından ya da güç odaklarından onay almazsa, aday bile olamaz.

    Özgür seçim olabilmesi için halkın adayları özgürce belirleyebilmesi gerekir. Ama bugünün dünyasında seçimlerin şekillendiği mekanizmalar şunlardır:

    1. Parti Genel Merkezleri: Aday listeleri halk tarafından değil, partinin üst yönetimi tarafından belirlenir.

    2. Medya Grupları: Kimi destekleyeceklerine medya patronları karar verir, halk sadece o isimleri görür ve tanır.

    3. Lobiler ve Finansörler: Seçim kampanyalarını finanse edenler, adayın gelecekteki politikalarını belirler.

    4. İstihbarat ve Bürokrasi: Devlet içinde kökleşmiş mekanizmalar, hangi adayın sisteme uygun olup olmadığını belirler.

    Sonuç! Halk, sadece önüne konan seçeneklerden birine oy verir.

    Demokrasi Bir Kandırmacadır

    “Gerçek demokrasi, halkın sadece seyirci olduğu bir tiyatro oyunudur.”

    http://www.gurkankaracam.org

    Bugün seçimlerin büyük çoğunluğu birer tiyatrodan ibarettir. Kazananın kim olacağı seçim gecesi değil, yıllar öncesinden belirlenir. Kampanya bağışları, medya stratejileri ve küresel sermaye desteği olmadan hiçbir lider yükselmez. Halk, sadece büyük resmin içinde küçük bir figür olarak kalır. İşte bu yüzden demokrasi, bir illüzyondur. Seçimler, halkın bir şeyleri değiştirdiğini sanmasını sağlamak için organize edilir. Ama ipleri elinde tutanlar, hiç değişmez. Sistemin içindeki gerçek güç odakları, her zaman yerinde kalır.

    “Seçimler değişir, ama efendiler hep aynı kalır.”

    http://www.gurkankaracam.org

    Gürkan KARAÇAM

  • ALMANYA: SANAYİ DEVİ Mİ, ABD’NİN AVRUPA ÜSSÜ MÜ?

    ALMANYA: SANAYİ DEVİ Mİ, ABD’NİN AVRUPA ÜSSÜ MÜ?

    Dünyada bazı ülkeler sahnenin önünde alkış alırken, bazıları sahne arkasında yazılan senaryonun figüranı olur. Almanya’nın hangi rolde olduğunu anlamak için perdenin arkasına bakmamız gerekiyor.

    “Güç, bazen elinde sananların değil, perde arkasında senaryoyu yazanların olur.”

    @stratejivefikirler

    Almanya’nın Artıları: Disiplin, Teknoloji ve Ekonomi

    Almanya, mühendislik harikalarıyla tanınan bir ülke. BMW, Mercedes, Volkswagen gibi markalarla otomotiv sektörüne, Siemens ve Bosch ile endüstriyel teknolojilere yön veriyor. Disiplinli iş ahlakı, yüksek verimlilik ve Ar-Ge yatırımları, Almanya’yı küresel ekonomik devlerden biri yapıyor. Eğitimde mesleki eğitime dayalı sistemleri, iş gücünü doğrudan sanayiye entegre ederek ekonomiye katkı sağlıyor.

    “Büyüklük, yalnızca kas gücüyle değil, akıl ve disiplinle kazanılır.”

    @stratejivefikirler

    Ayrıca Avrupa Birliği’nin lokomotifi konumunda olan Almanya, Avrupa’daki ekonomik kararların çoğunda belirleyici unsur. AB içinde birçok ülke ekonomik olarak Almanya’ya bağımlı hâle gelmiş durumda.

    Almanya’nın Eksileri: Bağımlılık ve Demografik Kriz

    Ancak Almanya’nın güçlü görünen yapısının arkasında bazı kırılgan noktalar var. Birincisi, enerji bağımlılığı. Rusya’dan gelen gaz, Almanya’nın sanayi çarklarını döndüren en kritik unsurlardan biriydi. Ukrayna krizi sonrası enerji tedariki sorunlu hâle geldi ve Almanya, alternatifler aramak zorunda kaldı.İkincisi, demografik kriz. Almanya yaşlanan nüfusu nedeniyle ciddi bir iş gücü açığıyla karşı karşıya. Yüksek doğum oranlarına sahip olmayan bir ülke olarak göçmen iş gücüne muhtaç durumda. Ancak bu durum toplumsal entegrasyon sorunlarını da beraberinde getiriyor.

    “Sırtını başkasına dayayan, gün gelir gölgesini bile kaybeder.”

    @stratejivefikirler

    ABD’nin Almanya Üzerindeki Gücü: Bağımsız mı, Bağımlı mı?

    Almanya, ekonomik ve sanayi gücüyle küresel bir oyuncu olsa da, ABD’nin etkisinden tam anlamıyla kurtulmuş değil. İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD, Almanya’ya askeri ve siyasi olarak büyük bir nüfuz kazandı. Bugün hâlâ Almanya topraklarında 30.000’den fazla Amerikan askeri bulunuyor. NATO ve ABD, Almanya’nın savunma politikasında belirleyici konumda.Ekonomik olarak da Almanya, ABD ile derin bağlara sahip. Özellikle dolar hegemonyası, Almanya’nın küresel ticarette bağımsız hareket etmesini zorlaştırıyor.

    “Büyük görünenler bazen ipleri başkalarının elinde olan kuklalardır.”

    @stratejivefikirler

    Gelecekte Almanya’yı Ne Bekliyor?

    Almanya, ABD ile olan bağlarını tamamen koparmadan ama Avrupa içinde daha bağımsız bir politika izleyerek yoluna devam etmek istiyor. Çin ile ticari ilişkilerini derinleştirmek, enerji kaynaklarını çeşitlendirmek ve teknoloji yatırımlarını artırmak, Almanya’nın önündeki en büyük fırsatlar arasında.Ancak ABD’nin Almanya üzerindeki kontrolünü kolay kolay bırakmayacağını da unutmamak gerekiyor. Almanya’nın bağımsızlık yönündeki adımları, ABD tarafından baskıyla karşılanabilir.

    “Kendi ayakları üzerinde duramayanlar, başkalarının yönlendirdiği rüzgâra kapılır.”

    @stratejivefikirler

    Almanya, Avrupa’nın Lideri mi, ABD’nin Vekili mi?

    Almanya güçlü, disiplinli ve ekonomik dev bir ülke. Ancak stratejik bağımsızlık konusunda zayıf. ABD’nin gölgesinden ne kadar çıkabileceği, önümüzdeki yıllarda atacağı adımlara bağlı. Eğer Avrupa’nın gerçek lideri olmak istiyorsa, ABD’nin askeri ve ekonomik nüfuzunu kırması gerekecek. Aksi hâlde, dev gibi görünse de ipleri başkasının elinde olan bir figüran olmaktan öteye geçemeyecek.

    “Gerçek güç, kendi kaderini çizebilmektir. Çizgileri başkaları belirliyorsa, sadece bir oyunun parçasısındır.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

  • Kim Kime Meydan Okuyor? Sokaklar Kimin Oyunu?

    Kim Kime Meydan Okuyor? Sokaklar Kimin Oyunu?

    Tarih, emperyalistlerin ülkeleri parçalamak için nasıl oyunlar kurduğunu defalarca gösterdi. Ukrayna bunun en güncel ve en acı örneği… Renkli devrimlerle başlatılan süreç, sonunda ülkenin savaş sahasına dönmesiyle sonuçlandı. Ve en nihayetinde Trump, tüm gerçeği bir cümlede özetledi:”Bu savaş sizin kararınızdı!” Ne oldu peki? Batı destek verdi mi? Hayır. Silah verdiler, propaganda yaptılar, Ukrayna halkını savaşmaya kışkırttılar ama sonunda Ukrayna’nın her şeyini aldılar. Madenleri, tarım arazileri, sanayisi, savunma gücü… Artık hiçbir şey Ukrayna halkına ait değil.

    Sokakları ateşe verenler, ülkeyi küle çevirir!

    @stratejivefikirler

    Peki, Türkiye’de sokakları karıştırmaya çalışanlar bunu mu istiyor? Birileri yine sahnede, kitleleri sokağa çağırarak bir kaos ortamı yaratmak istiyor.

    Amaç belli: Türkiye’yi zayıflatmak, devleti emperyalizme karşı savunmasız bırakmak.Türkiye, Ukrayna olmayacak! Çünkü bu millet oyunu gördü!

    @stratejivefikirler

    Hiçbir Kişi ya da Grup, Türk Milletinden Büyük Değildir!

    Türkiye Cumhuriyeti, kimsenin şahsi hesapları için sokaklara teslim edilemez. Ne bir kişi, ne bir grup, ne de bir ideoloji Türk milletinden büyük değildir!

    Devlet, milletin iradesidir ve bu irade sokakta değil, sandıkta belirlenir. Meydan sokaklarda değil, devletin iradesindedir!

    @stratejivefikirler

    Sayın Devlet Bahçeli ve Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sağduyulu duruşu, Türkiye’yi kaosa sürüklemek isteyenlerin oyunlarını bozuyor. Ancak bu sağduyu bir zayıflık olarak görülmemelidir. Milletin sabrını test edenler, sonuçlarına katlanır!

    Sokağa çağıranlar, yaşanacak her kötülüğün birinci derecede sorumlusudur!

    @stratejivefikirler

    Tarih, halkını sokağa dökenleri affetmez. Millet, bu oyunlara gelmeyecek ve sokakları emperyalizmin kirli senaryolarına teslim etmeyecektir.

    Kim Kime Meydan Okuyor? Sokaklar Kimin Oyunu?

    Kim Kime Meydan Okuyor? Gerçek meydan okuma, devlete karşı değil, emperyalizme karşı yapılır. Gerçek meydan okuma, milletin iradesine saygı duyanlarla, sokakları ateşe vermek isteyenler arasındadır.

    Bağımsızlık, sokakta değil, akılda, iradede ve sandıkta kazanılır!

    @stratejivefikirler

    Trump ne dedi? “Bu savaş sizin kararınızdı!” Ukrayna sokağa döküldü, devleti zayıfladı, toprak kaybetti, madenlerini, sanayisini kaybetti. Ve sonunda emperyalizm, destek verdiklerini sattı.Türkiye’de de aynı oyunu oynamak isteyenlere millet gereken cevabı verecektir. Bu millet, sokakları savaş alanına çevirenlere değil, devlete sahip çıkacak!

    Türkiye, sokakta değil, sandıkta karar verir!

    @stratejivefikirler

    Tarih, devletine sahip çıkanları yazacak; sokakları karıştıranları ise affetmeyecektir!

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

  • “Gerçek, Manşetin Gölgesinde Ölür”

    “Gerçek, Manşetin Gölgesinde Ölür”

    Medyanın gücü, yalnızca haber vermek değil, algı yönetmektir. Öyle ki bazen en büyük manipülasyon, neyin gösterildiğinden çok, neyin gösterilmediğidir. Küresel medya düzeni, insan zekâsıyla alay eden bir illüzyon sahnesine dönüşmüş durumda. Haber başlıkları, gerçeği saklamak için seçilir; detaylar, algıyı yönlendirmek için ayıklanır.

    Algı İllüzyonu: Seçenek Sunduğunu Söyleyen Sistem

    Medya, insanlara farklı seçenekler sunduğunu iddia eder ama aslında tüm yollar aynı kapıya çıkar. İşte bunun en bariz örnekleri:

    ABD Başkanlık Seçimleri: Cumhuriyetçiler mi, Demokratlar mı? Seçenekler farklı gibi görünse de sonuçta aynı çıkar gruplarına hizmet eden politikalar üretilir.

    Orta Doğu Çatışmaları: “Özgürlük getirme” vaadiyle başlatılan savaşlar, petrol sahalarını kontrol altına almak için yürütülen emperyal operasyonlardır.

    Ekonomik Kriz Haberleri: Ekonomi çökerken manşetlerde “Enflasyon geçici” denir. Zenginler daha da zenginleşirken halk “sabır” mesajlarıyla oyalanır.

    “Sana bir seçim sunduklarını söylediklerinde dikkat et! Seçenekleri belirleyen kim, onu sorgula.”

    @stratejivefikirler

    Manipülasyonun Anatomisi: Medyanın Kullandığı Taktikler ve Aldatma Yöntemleri

    Medyanın insanlara gerçeği çarpıtarak sunduğu bazı taktikler:

    1. Korku ve Panik Üretimi: Sürekli kriz haberleriyle insanları çaresizliğe itmek ve otoriteye bağımlı kılmak.

    2. Gündem Kaydırma: Asıl meseleler yerine magazin veya skandalların manşet olması.

    3. Tek Taraflı Anlatı: Alternatif bakış açılarını “komplo teorisi” olarak damgalamak.

    4. Şeytanlaştırma Politikası: Muhalif liderleri, ülkeleri veya toplulukları kötü göstererek düşman üretmek.

    5. Seçilmiş Gerçekler: Sadece işlerine gelen kısmı yayınlayarak, insanlara gerçeğin tamamını vermemek.

    “Gerçeğin yalnızca bir kısmını biliyorsan, gerçeği bilmiyorsun demektir.”

    @stratejivefikirler

    Ne Yapılmalı?

    Eleştirel Okuma Yetisi Kazan: Haberi tüketirken, nasıl verildiğine değil, nasıl verilmediğine odaklan.

    Bağımsız Kaynakları Takip Et: Tek bir medya kuruluşuna bağlı kalma, farklı kaynaklardan analiz yap.

    Gündem Oyunlarını Tanı: Büyük olaylardan hemen önce ve sonra hangi gündemlerin öne çıkarıldığını gözlemle.

    Stratejik Düşün: Hangi haberin kime hizmet ettiğini, arka plandaki güç odaklarını sorgula.

    “Sorgulamayanlar, başkalarının yazdığı hikâyede figüran olmaya mahkûmdur.”

    @stratejivefikirler

    Manşetler değişir, gerçekler saklanır, zihinler yönlendirilir. Ama unutmamak gerekir ki, illüzyonu fark eden biri, artık ona kanmayan bir savaşçıdır.

    Gürkan KARAÇAM

  • MORGANLAR: DÜNYAYI SÖMÜREN HANEDANLIK VE GÖLGEDEKİ GÜÇLER

    MORGANLAR: DÜNYAYI SÖMÜREN HANEDANLIK VE GÖLGEDEKİ GÜÇLER

    Dünya sahnesinde bazı isimler vardır ki, perde önünde pek gözükmez ama ipleri elinde tutan asıl oyunculardır. Onlardan biri de Morgan Ailesi’dir. Rockefeller’lar, Rothschild’ler ve diğer küresel elitlerle birlikte, ekonomik düzeni şekillendiren, savaşları finanse eden ve devletleri borçlandırarak yönetimlerini dolaylı yoldan ele geçiren bir sistemin mimarlarıdırlar.

    “Para, sadece ceplerde değil, bilinçlerde de kontrol edilmelidir.”

    @stratejivefikirler

    JP Morgan: Banker Mi, Kral Mı?

    John Pierpont Morgan, 19. yüzyılın sonlarında Amerikan finans sisteminin en güçlü adamı haline geldi. Kendi servetini inşa ederken aslında bir planın parçasıydı: Küresel sermayeyi tek bir çatı altında toplamak. ABD’nin en büyük bankalarını, demiryollarını, sanayi devlerini ve hatta çelik sektörünü kontrol altına aldı.Borsa manipülasyonlarıyla milyonlar kazandı, krizleri yöneterek rakiplerini batırdı ve Federal Rezerv’in kurulmasında önemli bir rol oynadı. Evet, bugün Amerikan Merkez Bankası olarak bilinen FED’in arkasındaki gerçek beyinlerden biriydi. Ama bu sadece başlangıçtı…

    “Krizi yöneten, düzeni de inşa eder.”

    @stratejivefikirler

    Morgan-Rockefeller-Rothschild Üçgeni

    Morganlar, Rockefeller’lar ve Rothschild’ler arasındaki ilişki, klasik bir kapitalist rekabetten ziyade bir güç paylaşımıdır. Morganlar, ABD’de finansı ve bankacılığı ele geçirirken, Rockefeller’lar petrol ve enerji sektörüne hükmetti. Rothschild’ler ise Avrupa’daki finans merkezlerini ve hükümetleri borçlandırarak büyük bir imparatorluk kurdu. Bu üç aile, modern bankacılığı, dolar sistemini ve küresel sermaye düzenini oluşturdu. Hatta I. ve II. Dünya Savaşları’nı finanse ederek hem ülkeleri hem de savaş sanayisini yöneten bir model kurdular.

    “Savaşlar, silah tüccarları ve bankerler için en büyük yatırım aracıdır.”

    @stratejivefikirler

    Morganların Asıl Hedefi Ne?

    Morgan Ailesi’nin en büyük stratejisi, ulus-devletleri borçlandırarak onların ekonomi politikalarını belirlemektir. Bugün dünya bankacılık sisteminde, IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlarla uluslararası mali kölelik düzeni yaratılmıştır. Bir ülke borçlandıkça, bağımsızlığını kaybeder. Bugün Morganlar, sadece finans sektöründe değil, teknoloji, ilaç, medya ve enerji sektörlerinde de etkin güç olmaya devam ediyor. Onlar için asıl mesele, halkları ekonomik sistemin kölesi haline getirmek ve dünya üzerinde tam kontrol sağlamaktır.

    “Bağımsızlık, borçsuz bir ekonomide başlar.”

    @stratejivefikirler

    Modern Dünya ve Finansal Esaret

    Morgan Ailesi ve onun küresel ortakları, modern dünyanın en büyük güç sahipleridir. Onlar devlete değil, devletler onlara borçludur.

    Savaşları finanse edenler, barışı da şekillendirenlerdir.

    Bugün dünya ekonomisini yöneten bu aileler, sıradan insanın bilincinden ve cebinden çalarak güçlerine güç katmaktadırlar. Gerçek özgürlük ise, bu finansal esaret düzenini anlamak ve ona karşı bilinçli bir duruş sergilemekten geçer.

    “Güç, farkında olanın elindedir. Bilinç, en büyük sermayedir.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM