Kategori: Uncategorized

  • Eğitim: Emperyalizme Karşı Son Kale ve Sessiz Savaşın En Keskin Silahı!

    Eğitim: Emperyalizme Karşı Son Kale ve Sessiz Savaşın En Keskin Silahı!

    Bir milleti yok etmek için savaş açmanıza, ordularınızı göndermenize ya da topraklarını işgal etmenize gerek yok. Eğitim sistemini ele geçirirseniz, nesillerinizi sizden alır, karakterlerini dönüştürür, düşüncelerini ve hayallerini yönetirsiniz. İşte emperyalizmin en sinsi ama en etkili silahı budur!Eğitim sadece bireyin geleceğini belirleyen bir süreç değildir, bir milletin kaderini çizen stratejik bir savaştır. Peki, bu savaşın üç cephesinde—öğretmen, öğrenci, veli—kim nerede duruyor? Bütün mesele şudur: Milli şuuru, karakteri ve bağımsız düşünmeyi aşılayan bir eğitim sistemimiz var mı, yoksa küresel aklın hizmetine sunulmuş bir test fabrikasında mı yaşıyoruz? Bu sorunun cevabı, Türkiye’nin geleceğini belirleyecek!

    ÖĞRETMEN: MÜFREDATI ANLATAN MEMUR MU, GELECEĞİ ŞEKİLLENDİREN LİDER Mİ?

    Bir öğretmen, sadece müfredatı ezberleten bir memur değildir! O, öğrencinin beynini inşa eden, ruhunu şekillendiren ve karakterini yoğuran stratejik bir aktördür. Bugünün öğretmenleri nasıl olmalı?

    Ezberci bir eğitim sisteminin değil, eleştirel düşüncenin savunucusu olmalı.

    Çocuklara ‘hangi sorunun doğru cevabı B şıkkıdır?’ sorusunu değil, ‘bu dünyada haksızlık nasıl düzeltilir?’ sorusunu sordurmalı.

    Sınıfa girdiğinde yalnızca ders anlatan değil, vatan bilinci aşılayan bir rehber olmalı.

    Öğrencilere ezber değil, kimlik kazandırmalı!

    Eğer öğretmen sadece maaşını düşünüp öğrencisini umursamazsa, bizim çocuklarımızı emperyalizm umursar! Unutma!

    “Eğitimi meslek olarak gören, milletini köle olarak görür!”

    @stratejivefikirler

    ÖĞRENCİ: TEST ROBOTU MU, MİLLİ ŞUURUN NEFERİ Mİ?

    Öğrenciler… Sistemin içine doğan, testlerle büyüyen, sınavlarla boğulan, ama gerçekte kim olduğunu bilmeyen gençlik… Eğer bir milletin gençleri, kendi tarihini bilmiyorsa, geleceğini başkaları yazar. Eğer bir öğrenci, vatanını nasıl koruyacağını öğrenmiyorsa, sadece kapitalizmin çarklarında bir dişli olmaya mahkûmdur.

    O zaman, bir öğrenci nasıl olmalı?

    Diploma için değil, idealleri için öğrenmeli!

    Ezber bozan bir zihin yapısına sahip olmalı, sorgulamalı, üretmeli!

    Kendi kültürüne, diline, tarihine sahip çıkmalı!

    Eğitim sisteminin kölesi değil, sahibi olmalı!

    Küresel düzen, kendi sistemine itaat eden öğrenci istiyor. Ama biz kendi geleceğini yazan, milletine hizmet eden gençler yetiştirmek zorundayız ve unutmayın!

    “Notlar silinir, fikirler yaşar!”

    @stratejivefikirler

    VELİ: ÖĞRETMENİ HİZMETKÂR, ÇOCUĞUNU PATRON SANAN NESİL YETİŞTİREN, FELAKET Mİ, MİLLİ ŞUURU AŞILAYAN BİR ÖNDER Mİ?

    Bugünün en büyük eğitim problemi nedir biliyor musunuz? Velilerin, öğretmenleri bir hizmet sektörü çalışanı gibi görmesi!

    “Hocam, bizim çocuk çalışmaz, siz dersleri eğlenceli anlatın”

    “Hocam, bizim çocuk kopya çekmiş ama siz de dikkat etseydiniz!”

    Veliler, çocuklarını sadece bireysel başarı için eğitmeye çalışırsa, millet kaybeder!Çocuklarına milli şuuru öğretmeyen her veli, farkında olmadan emperyalizme hizmet eder.

    Peki, bilinçli bir veli nasıl olur?

    Öğretmene değer verir, onu sistemin kölesi olarak görmez!

    Çocuğunu eğitimin sadece sınavlar ve notlardan ibaret olmadığını anlaması için yetiştirir.

    Ona tüketmeyi değil, üretmeyi öğretir!

    Evde de eğitim sürecini destekler, milli şuur kazandırır.

    Aklınızda tutun!

    “Çocuklarınızı büyütmek değil, yetiştirmek zorundasınız!”

    @stratejivefikirler

    BU SAVAŞI KAZANAMAZSAK, HİÇBİR SAVAŞI KAZANAMAYIZ!

    Eğitim, emperyalizme karşı en büyük savaş alanıdır! Eğer burada kaybedersek, ne ekonomide, ne savunmada, ne kültürde asla bağımsız olamayız! Bir milletin okulları milli bilinç merkezleri olmazsa, o milletin çocukları başka güçler için çalışır. Öğretmen, öğrenci ve veli bu savaşın askerleridir.

    Öğretmen bilinçli olacak, sadece müfredat anlatmayacak, bir millet yetiştirecek!

    Öğrenci bilinçli olacak, sadece test çözmeyecek, vatanı için düşünecek, üretecek!

    Veli bilinçli olacak, çocuğunu tüketim toplumunun değil, medeniyet kurucularının bir parçası yapacak!

    Ve unutmayalım…

    “Eğitim, emperyalizme karşı verilen en uzun soluklu savaştır. Bu savaşı kazananlar, dünyayı yönetir!”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

  • YUGOSLAVYA: KÜRESEL GÜÇLERİN LABORATUVARINDA BÖLÜNEN ÜLKE

    YUGOSLAVYA: KÜRESEL GÜÇLERİN LABORATUVARINDA BÖLÜNEN ÜLKE

    Bir devlet neden ve nasıl parçalanır? Kendi içinde sorunları olabilir ama bu, mutlak bir çöküş anlamına gelmez. Asıl mesele, kimin ne zaman düğmeye bastığıdır. İşte Yugoslavya, tam da bu yüzden bir laboratuvar olarak seçildi. Bu bölünme, sadece etnik bir hesaplaşma değildi. Küresel güçlerin, “21. yüzyılda ülkeler nasıl parçalanmalı?” sorusuna verdiği ilk büyük cevaptı ve bu cevap, kanla, gözyaşıyla, binlerce insanın hayatına mal olan bir savaşla verildi.

    BİR ÜLKENİN ÖLÜM FERMANI NASIL İMZALANIR?

    “Bölünmek, bazen içeriden başlar. Ama asıl yıkımı dışarıdan gelen rüzgâr belirler.”

    @stratejivefikirler

    1980’lere gelindiğinde Yugoslavya, Soğuk Savaş’ın ortasında sıkışmış bir devletti. NATO üyesi değildi, ama Sovyetler’e de yakın değildi. “Bağlantısızlar Hareketi” içinde yer alıyordu. Yani Batı’nın tam kontrolünde değildi. İşte asıl sorun buydu! Batı, Yugoslavya’yı ekonomi üzerinden diz çöktürmek istedi. IMF ve Dünya Bankası, Tito sonrası Yugoslavya’ya “yeniden yapılandırma” reçetesi sundu. Bu, özelleştirme, devlet desteğinin çekilmesi ve pazarın küresel sermayeye açılması anlamına geliyordu. Ancak bu plan, ülkeyi ekonomik bir çıkmaza soktu. 1980’lerin sonuna gelindiğinde, işsizlik tavan yapmış, enflasyon kontrolden çıkmıştı. İşte tam da burada, en etkili silah devreye girdi: Kimlik siyaseti!

    ETNİK KİMLİKLERİN SİLAH OLARAK KULLANILMASI

    “Önce ekonomik krizi yarat. Sonra insanlara düşmanlarını göster. Onlar birbirini yerken, sen zaferini kutlarsın.”

    @stratejivefikirler

    Ekonomik kriz, Sırpların, Hırvatların, Boşnakların ve diğer grupların milliyetçiliğini körükledi. Ancak bu yetmezdi. Bunun için medya devreye sokuldu. Batı destekli medya organları, sürekli olarak etnik gruplar arasındaki farklılıkları vurguluyordu. “Hırvatlar, Sırplardan nefret ediyor!”, “Boşnaklar, Sırpların düşmanı!”, “Kosova’daki Arnavutlar tehdit altında!” Medya, bu mesajları her gün yayarak insanları birbirine düşman etmeye başladı. Oysa 50 yıl boyunca bir arada yaşamış insanlar, bir gecede birbirinden nefret etmeye başlamaz. Bunu sağlayan şey, sistematik bir propagandadır ve nihayet, politikacılar da oyuna dahil oldu. Herkes kendi tarafını tuttu. Yugoslav ordusu bölündü. Komşular artık düşmandı. Silahlar dağıtıldı. Ve savaş kaçınılmaz hale geldi.

    SIRBİSTAN KİMLER TARAFINDAN DESTEKLENDİ?

    “Savaşın kazananı olmaz, ama destekçileri daima kâr eder.”

    @stratejivefikirler

    Sırbistan’ın bu süreçte yalnız olduğu sanılır, ama işin aslı öyle değildi. Sırplara destek veren ülkeler şunlardı:

    Rusya: Sırbistan, Ortodoks dünyasının bir parçasıydı. Ancak 1990’larda Rusya’nın ekonomik ve siyasi olarak çöküşte olması, desteğin sınırlı kalmasına neden oldu.

    Fransa: Fransa, Balkanlarda Almanya’nın etkisini dengelemek istiyordu. Almanya’nın Hırvatistan’a verdiği destek karşısında Fransa, Sırbistan’a arka çıktı.

    Yunanistan: Ortodoks dayanışması nedeniyle Sırbistan’a lojistik destek verdi. Hatta Yunanistan’dan Sırbistan’a giden gönüllü savaşçılar oldu. Ama asıl büyük destek, Batı’nın sessizliğiyle geldi. Özellikle Bosna’daki soykırım sırasında, NATO müdahale etmedi. Avrupa, “tarafsız” kalmayı tercih etti. Çünkü Bosna’nın zayıf düşmesi, uzun vadede Batı’nın işine geliyordu.

    KÜRESEL ŞİRKETLERİN HESABI NEYDİ?

    “Savaşlar, ülkeleri değil, pazarları bölmek için çıkarılır.”

    @stratejivefikirler

    Yugoslavya’nın parçalanmasını en çok kim istedi? Cevap basit: Küresel sermaye!

    Silah şirketleri: ABD ve Avrupa merkezli silah üreticileri, savaşın her iki tarafına da silah sattı. Sırplara Rus silahları giderken, Hırvatlara Batı silahları aktı.

    Enerji şirketleri: Bölge zayıflayınca, Batı’nın enerji projeleri için yeni alanlar açıldı. Özellikle Kosova ve Sırbistan’daki doğal kaynaklar, büyük enerji devlerinin ilgisini çekti.

    Uluslararası finans kuruluşları: Bölünen Yugoslav devletleri, Batı’ya ekonomik olarak bağımlı hale geldi. IMF, yeni kurulan devletlere borç verdi ve onları küresel ekonomiye eklemledi.

    Sonuç? Yugoslavya diye bir ülke kalmadı, ama küresel şirketler yeni pazarlar kazandı.

    BUGÜNÜN DERSİ: YARININ YUGOSLAVYASI KİM OLACAK?

    “Büyük güçler, küçük devletleri bölerek büyür. Sizce sıra kime gelecek?”

    @stratejivefikirler

    Yugoslavya’nın parçalanması, bir ülkenin nasıl adım adım yok edileceğinin en net örneğidir.

    1. Ekonomik kriz yaratılır.

    2. Etnik bölünmeler kışkırtılır.

    3. Medyayla düşmanlık pompalanır.

    4. Silahlar dağıtılır.

    5. Sonunda bölge, küresel sermayenin kontrolüne girer.

    Bu model, sadece Yugoslavya’da değil, Orta Doğu’da, Afrika’da ve hatta Avrupa’nın bazı bölgelerinde bile uygulanmaktadır. Yarın hangi ülkenin başına geleceğini bilmek zor, ama şunu unutmamak gerek: Kimse bir gecede düşman olmaz. Bu, bir süreçtir. Ve eğer bu süreci doğru okursak, aynı oyuna düşmemek için elimizde bir şans olabilir. Sorulması gereken asıl soru şudur: Bugün, bu modelin kime uygulanacağını biliyor muyuz?

    Gürkan KARAÇAM

  • LİBYA: DEMOKRASİ Mİ? YAĞMA MI?Küresel Şirketlerin Kanlı Hesapları ve Türkiye’nin Onurlu Duruşu

    LİBYA: DEMOKRASİ Mİ? YAĞMA MI?Küresel Şirketlerin Kanlı Hesapları ve Türkiye’nin Onurlu Duruşu

    Yıl 2011… Afrika kıtasının en zengin ülkelerinden biri olan Libya, dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine sahipti. Eğitim ve sağlık ücretsizdi, devlet evlenen çiftlere 50 bin dolar destek veriyordu, elektrik bedavaydı. Halkı refah içinde yaşıyordu. Peki ne oldu? Batı, Libya’ya “demokrasi” getirdiğini iddia etti. Sonuç? Ülke parçalandı, iç savaş çıktı, halk açlığa mahkum edildi ve petrol kaynakları küresel şirketler tarafından yağmalandı ve Libya, Libyalıların elinden alındı

    KADDAFİ NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?

    Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi, Batı’nın kuklası olmayı reddettiği için öldürüldü.

    Ama asıl suçları şunlardı:

    1. PETROLÜ DOLARSIZ SATMAK İSTEDİ

    Kaddafi, Afrika Birliği’ni güçlendirmek için dolar yerine altına dayalı bir Afrika para birimi (Afrika Dinarı) oluşturmak istiyordu ve Libya’nın devasa altın rezervleri bunu mümkün kılabilirdi. Bu, ABD ve Avrupa’nın ekonomik hegemonyasına doğrudan bir tehditti. 2016 yılında Wikileaks’in ortaya çıkardığı gizli ABD belgelerinde, Libya’nın bombalanmasının ana sebebinin Kaddafi’nin altına dayalı para planı olduğu açıkça yazıyordu.

    “Petrolü dolarsız satmaya çalışan her lider, Batı için ölüm fermanını imzalamıştır.”

    @stratejivefikirler

    2. AFRİKA’YI BATI’NIN EKONOMİK SÖMÜRÜSÜNDEN KURTARMAK İSTEDİ

    Kaddafi, IMF ve Dünya Bankası gibi küresel finans kuruluşların Afrika’yı ekonomik olarak köleleştirme politikalarına karşı bir alternatif geliştiriyordu. Fransız istihbaratına ait sızdırılan bir belgeye göre, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin asıl amacı, Libya’nın petrolünü ele geçirmek ve Kaddafi’nin Afrika kıtasındaki ekonomik bağımsızlık planını durdurmaktı. Kaddafi öldürüldüğünde, Fransa Libya’nın petrol sahalarının büyük bir kısmını kontrol altına aldı.

    “Sömürüye başkaldıranları terörist, boyun eğenleri müttefik ilan ederler.”

    @stratejivefikirler

    3. NATO’YA KARŞI AFRİKA ORDUSU KURUYORDU

    Kaddafi, Batı’nın askeri müdahalelerine karşı bir Afrika Savunma Gücü kurmayı planlıyordu. Bu, ABD ve Avrupa’nın askeri varlığını tehdit ediyordu. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un özel e-postalarında, NATO müdahalesinin asıl sebebinin Kaddafi’nin bağımsız bir Afrika gücü kurma çabaları olduğu açıkça belirtilmişti ve ne oldu? NATO müdahalesinden sonra Libya, ABD’nin kontrolündeki terör gruplarının üssüne dönüştü.

    “Güçlünün adaleti, güçsüzün esareti olur.”

    @stratejivefikirler

    LİBYA SAVAŞINI KİMLER FİNANSE ETTİ?

    Libya operasyonu, küresel enerji şirketleri, uluslararası bankalar ve Batılı silah üreticileri tarafından desteklendi. Peki, kim ne kazandı?

    BP (İngiltere): Libya’daki petrol sahalarının büyük bir bölümünü aldı.

    Total (Fransa): Libya’daki enerji sektöründe en büyük paya sahip oldu.

    ExxonMobil ve Shell (ABD): Libya’nın petrol ve doğalgaz üretimini kontrol etmeye başladı.

    Lockheed Martin ve Raytheon (ABD Silah Şirketleri): NATO bombardımanları sayesinde milyarlarca dolarlık silah sattı.

    “Savaş, baronların kâr ettiği, halkın öldüğü bir ticarettir.”

    @stratejivefikirler

    LİBYA, LİBYALILARDAN NASIL ALINDI?

    Kaddafi öldürüldükten sonra Libya hızla kaosa sürüklendi. Ülke ikiye bölündü: Batı destekli darbeci Halife Hafter, Libya’nın doğusunu kontrol etti.IŞİD ve El Kaide gibi terör grupları Libya’da güç kazandı. Libya’nın 200 milyar dolarlık döviz rezervleri Batılı bankalar tarafından donduruldu ve asla geri verilmedi. Libya’da köle pazarı kuruldu. İnsanlar açık artırmada satılmaya başlandı!

    “Özgürlüğünü başkalarının merhametine bırakanlar, esarete mahkumdur.”

    @stratejivefikirler

    TÜRKİYE’NİN LİBYA’DAKİ ONURLU DİRENİŞİ

    Libya, emperyalist güçlerin işgali altındayken, Türkiye tarihi bir adım attı.Türkiye, Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni (UMH) destekleyerek, Libya’nın tamamen Batı’nın kontrolüne girmesini engelledi.

    Peki Türkiye olmasaydı ne olurdu? Darbeci Hafter Libya’yı tamamen ele geçirecek ve Batı’nın kuklası yapacaktı. Türkiye, Akdeniz’deki enerji kaynakları üzerindeki haklarını kaybedecekti. Libya halkı tamamen Batı’nın sömürgesi altına girecekti. Ama Türkiye ne yaptı? Libya ile Deniz Yetki Anlaşması imzalayarak Akdeniz’deki enerji kaynaklarını koruma altına aldı. Libya’ya askeri destek sağlayarak darbeci Hafter’in ilerleyişini durdurdu. Libya’da insani yardım faaliyetleri başlattı. Bugün, Libya’da bir denge varsa, bu Türkiye’nin dik duruşu sayesinde!

    “Zalimin karşısında susan, onun suçuna ortak olur.”

    @stratejivefikirler

    LİBYA’DAN ALINACAK DERS

    Libya savaşı, emperyalizmin en acımasız yüzünü gösterdi. Demokrasi vaadiyle gelen Batı, ülkeyi parçaladı, kaynaklarını yağmaladı ve halkını sefalet içinde bıraktı fakatTürkiye, tarih boyunca olduğu gibi zulmün karşısında, mazlumun yanında durdu. Unutmayalım: Küresel şirketlerin çıkarları için yok edilen her ülke, bizim de geleceğimize tehdittir.

    “Hakikat, en büyük devrimdir. Ve bu devrimi ancak vicdan sahipleri yapar.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

  • Irak Savaşı: Küresel Baronların Kanlı Satranç Tahtası“Özgürlük” Maskesi Altında Petrol, Dolar ve Emperyalizm

    Irak Savaşı: Küresel Baronların Kanlı Satranç Tahtası“Özgürlük” Maskesi Altında Petrol, Dolar ve Emperyalizm

    ABD’nin Irak’ı işgali, resmi söylemlerde Saddam Hüseyin’in diktatörlüğüne son vermek ve kitle imha silahlarını ortadan kaldırmak için yapıldığı iddia edilse de, gerçekler çok daha derin ve karanlıktı. Bu savaşın arkasında kimler vardı? Kim finanse etti? Hangi küresel şirketler bu işgalden milyarlar kazandı? Ve en önemlisi: Irak neden hedef seçildi?

    “Savaşlar ideolojiler uğruna başlar ama para uğruna kazanılır.”

    @stratejivefikirler

    1. Irak Savaşını Kim Finanse Etti?

    ABD’nin savaş ekonomisini ayakta tutan, savaşın arkasındaki görünmeyen finans baronları ve enerji devleriydi.

    🔹 Küresel Bankalar ve Finans Kuruluşları

    • JP Morgan Chase, Citigroup, Goldman Sachs gibi ABD merkezli dev bankalar, savaşın finansmanı için ABD hükümetine trilyon dolarlık kredi sağladı.

    • Bu savaş, ABD’nin ulusal borcunu katladı ancak bankalar için yeni borçlanma ve faiz gelirleri doğurdu.

    🔹 Silah Sanayisi ve Savunma Şirketleri

    • Lockheed Martin, Boeing, Raytheon, Northrop Grumman gibi savunma devleri, Irak işgaliyle birlikte milyarlarca dolarlık silah satış anlaşmaları yaptı.

    • ABD’nin eski Savunma Bakanı Dick Cheney’nin yöneticisi olduğu Halliburton, Irak işgali sonrası 39,5 milyar dolarlık askeri ihale aldı!

    Lockheed Martin’in CEO’su Marillyn Hewson, “Savaşlar bizim sektör için kârlıdır” diyerek gerçeği açıkça ifade etti.

    “Savaşın kazananı, öldürenler değil, silah satanlardır.”

    @stratejivefikirler

    2. Irak Neden Hedef Seçildi?

    📌 Petrol: En Büyük HedefIrak, dünya petrol rezervlerinin %10’una sahipti ve Saddam Hüseyin’in 2000 yılında petrol satışını euro ile yapacağını açıklaması, Washington’da alarm zillerini çaldırdı. ABD Hazine Bakanı Paul O’Neill’in açıklaması çok netti:➡ “Bu savaş terörle mücadele için değil, petrol için yapılıyor.”

    📌 Doların Hâkimiyetini Koruma Planı ABD için en büyük tehditlerden biri, petrol ticaretinde doların yerini başka para birimlerinin almasıydı. Saddam’ın euro hamlesi, doların küresel gücünü sarsabilirdi.

    • Eski FED Başkanı Alan Greenspan, anılarında şunu yazdı: ➡ “Irak işgalinin tek sebebi, petrol piyasasında doların yerini almaya çalışan Saddam’dı.

    “Doların değeri, basılan kağıtla değil, savaşlarla korunur.”

    @stratejivefikirler

    📌 İsrail’in Güvenliği ve Ortadoğu Dengesi

    Irak, İran ve Suriye ile birlikte İsrail için en büyük tehditlerden biri olarak görülüyordu. ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, bunu açıkça itiraf etmişti: ➡ “Ortadoğu’da yeni bir düzen kuruyoruz. Irak bu düzenin ilk taşıdır.”

    “Ortadoğu’nun haritasını çizmek için önce kanla boyarlar.”

    @stratejivefikirler

    3. Küresel Şirketler Irak’tan Ne Aldı?

    🔹 Petrol ve Enerji Şirketleri

    • ExxonMobil, BP, Shell ve Chevron savaş sonrası Irak’ın petrol sahalarını kontrol altına aldı.

    • Irak Ulusal Petrol Şirketi (INOC) özelleştirildi ve Batılı şirketlere devredildi.

    • ABD’li Senatör John McCain, savaştan sonra yaptığı açıklamada şunları söyledi:“Irak’ta petrolü biz kontrol etmeliyiz. Onlar (Irak halkı) petrolü kullanmayı bile bilmiyorlar.”

    🔹 Savunma Sanayi Şirketleri

    • ABD hükümeti, Irak’ta güvenlik sağlamak için özel askeri şirketlere milyarlarca dolarlık anlaşmalar verdi.

    • Blackwater, DynCorp ve Halliburton, Irak’ta paralı asker ve güvenlik hizmetleri sağlayarak devasa kazançlar elde etti.

    🔹 İnşaat ve Yeniden Yapılanma Şirketleri

    • ABD Irak’ı “yeniden inşa” etmek için milyarlarca dolarlık ihale dağıttı

    .• Bechtel, KBR ve Fluor Corporation, Irak’taki yolları, köprüleri ve altyapıyı yapma bahanesiyle büyük ihaleler aldı.

    • Fakat, bu projelerin çoğu tamamlanmadı! Yani paralar şirketlere aktı, ama Irak halkına bir şey kalmadı.

    “İşgal, önce bombalarla yıkar, sonra ihale ile yeniden inşa eder.”

    @stratejivefikirler

    4. Irak Savaşının Gerçek Kazananları Kimlerdi?

    ❌ Irak halkı mı? Hayır.

    ❌ ABD askerleri mi? Hayır.

    ❌ Ortadoğu’ya demokrasi mi geldi? Hayır.

    ✅ Küresel petrol devleri mi kazandı? Evet.

    ✅ ABD savunma sanayisi milyarlar kazandı mı? Evet.

    ✅ Küresel finans baronları savaşı finanse ederek para mı bastı? Evet

    Eski ABD Başkanı George W. Bush, savaşın gerçek nedenlerini saklamaya çalışsa da, eski Dışişleri Bakanı Colin Powell yıllar sonra itiraf etti: “Bizi Irak’a sokan bilgiler yalandı. Gerçek neden petrol ve küresel strateji idi.”

    “Demokrasi adı altında yapılan her savaş, yeni bir sömürge düzenidir.”

    @stratejivefikirler

    Irak Savaşı Gerçekten Bitti mi?

    Bugün Irak, fiilen parçalanmış bir ülke. Petrolü küresel şirketlerin elinde, ekonomisi Batı’ya bağımlı, siyasi istikrarsızlık devam ediyor.ABD, askeri üslerini ve ekonomik kontrol mekanizmalarını hâlâ elinde tutarak, Irak’ı sömürmeye devam ediyor.

    Savaş, sadece askeri harekâtla kazanılmaz. Asıl zafer, ülkenin kaynaklarını kontrol etmek ve halkını ekonomik olarak köleleştirmektir.

    “Modern savaşlar, ülkeleri bombalamakla değil, borçlandırmakla kazanılır.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

  • GÖRÜNMEYEN EL: DÜNYAYI KURGULAYAN AİLELERİN GERÇEK YÜZÜ

    GÖRÜNMEYEN EL: DÜNYAYI KURGULAYAN AİLELERİN GERÇEK YÜZÜ

    Bazı aileler, yalnızca soyadı taşıyan hanedanlar değildir. Onlar, ulusların kaderini belirleyen, savaşları başlatan ve barışları şekillendiren, ekonomik krizleri yöneten, eğitim sistemlerini dizayn eden ve hatta insanların nasıl düşünmesi gerektiğini kurgulayan güç odaklarıdır. Rockefeller, Rothschild, Morgan, Bush ve Ford gibi aileler, yalnızca kendi imparatorluklarını kurmakla kalmadı; dünyayı da kendi çıkarları doğrultusunda yeniden inşa etti.

    1. EĞİTİM: DÜŞÜNMEYEN NESİLLER ÜRETMEK

    Eğitim, toplumları şekillendirmenin en güçlü aracıdır. Ancak bu, ne yazık ki insanları özgürleştirmek için değil, onları sistemin çarkları haline getirmek için kullanıldı.

    “Düşünen adamlar istemiyoruz, işçi sınıfı yetiştirmek istiyoruz.” John D. Rockefeller

    1902 yılında Rockefeller, General Education Board’u kurdu. Bu kuruluş, Amerikan eğitim sisteminin temellerini yeniden atarak, ezbere dayalı, sorgulamayan ve sadece iş dünyasına uyum sağlayan nesiller yetiştirilmesini sağladı. Bugün bile, birçok eğitim sisteminde yaratıcı düşünme ikinci planda, sistemin devamını sağlayacak bireyler yetiştirmek ise önceliklidir.

    Carnegie ve Rockefeller Eğitim Fonları, ABD’de tarih kitaplarını finanse ederek, kapitalizmin ve emperyalizmin olumlu yönlerini vurgulayan içerikler hazırlattı.

    Noam Chomsky bu durumu, “Eğitim, insanları itaatkâr kılmak için dizayn edilmiştir.” sözleriyle özetledi.

    “Gerçek özgürlük, ne öğreneceğine kendin karar verebilmektir.”

    @stratejivefikirler

    2. SENDİKALAR: ÇALIŞANI DEĞİL, SİSTEMİ KORUMAK

    Sendikalar, işçi haklarını savunmak için var olmuş gibi görünse de, aslında çoğu zaman sistemin içindeki kontrollü yapılar olarak hizmet ettiler.

    “Sendikalar, işçileri korumak için değil, onları kontrol etmek için vardır.” –John D. Rockefeller

    “İnsanlar, sistemin kendilerini düşündüğünü sanır. Oysa sistem, sadece kendini korur.” Henry FordFord,

    Rockefeller ailesi, sanayi çağında işçi hareketlerini baskılamak için sendikalara doğrudan müdahalelerde bulundu. 1914’te Colorado’daki Ludlow Katliamı, Rockefeller’in sahip olduğu madenlerde çalışan işçilere karşı düzenlenen kanlı bir operasyondu. İşçilerin daha iyi maaş ve çalışma koşulları talebi, Rockefeller’in özel güvenlik birimleri tarafından bastırıldı ve 20’den fazla işçi öldürüldü.

    “İşçilerin ne kadar kazanacağına ben karar veririm, ne kadar düşüneceklerine de…” Henry Ford

    Ve yüksek maaşlarla işçilerini sistem içinde tutmayı başardı, ancak aynı zamanda sendikaların güçlenmesini engellemek için agresif politikalar izledi. 1937’de Ford’un sendika karşıtı birimleri, grev yapan işçilere saldırdı ve Ford, uzun süre sendikaları tanımamaya direndi ve kendi modelini yaygınlaştırdı…

    • Rockefeller’in kontrol ettiği petrol işçileri sendikalaşmaya çalıştığında, Rockefeller’in fonladığı medya organları işçileri “anarşist” ve “devlet düşmanı” olarak lanse etti.

    • Ford, 1941 yılında sendikal baskılara direnemeyince işçilerine sendikal haklar tanımak zorunda kaldı. Ancak sendika liderlerini satın alarak kontrol mekanizmasını içeriden kurdu.

    “Özgürlük, yalnızca mücadelenin içinde var olabilir. Sendikaların gerçekten kimin çıkarını savunduğuna iyi bakın.”

    @stratejivefikirler

    • 1937’de Ford Servis Departmanı, grev yapan işçileri dövdü ve sendikalaşmalarını engelledi.

    • 1980’lerde Ronald Reagan, hava trafik kontrolörlerinin sendikasını yasa dışı ilan etti ve binlerce işçiyi işten çıkardı.

    “Adına sendika dedikleri, bazen en büyük suskunluk anlaşmasıdır.”

    @stratejivefikirler

    3. SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI: GİZLİ AJANDALAR

    STK’lar, demokrasinin temel taşları gibi gösterilir. Ancak büyük finansörler tarafından desteklenen STK’lar, çoğu zaman bir amaca hizmet eder: Efendilerinin çıkarlarına uygun toplumsal değişimler yaratmak.

    “Bana bir ulusun parasını kontrol etme hakkı verin, yasalarını kimin yaptığı umurumda değil.”. Mayer Amschel Rothschild

    Rothschild ailesi, 19. yüzyıldan bu yana Avrupa’daki birçok hükümeti finanse etti. Savaşların kazananları ve kaybedenleri büyük ölçüde onların bankalarına borçlu olan ülkelere bağlıydı.

    Open Society Foundations (George Soros’un vakfı), birçok ülkede hükümet değişikliklerini destekledi.

    Arap Baharı sırasında, çeşitli STK’lar belirli gruplara finansal destek sağlayarak protestoları yönlendirdi.

    “Özgürlüğün en büyük illüzyonu, ipleri tutanların kendini göstermemesidir.”

    @stratejivefikirler

    4. POLİTİKA: GÖRÜNEN VE GÖRÜNMEYEN YÖNETİCİLER

    Demokrasi, halkın kendi iradesiyle yönetildiği bir sistem olarak tanımlanır. Ancak gerçek şu ki, kararlar çoğu zaman perde arkasında alınır.

    “Demokrasi dediğiniz şey, bizim izin verdiğimiz ölçüde vardır.”. George H. W. Bush

    Bush ailesi, 20. yüzyılın ikinci yarısında Amerikan dış politikasını yöneten en güçlü ailelerden biri oldu. Orta Doğu’daki savaşlardan enerji politikalarına kadar birçok karar, bu ailenin ekonomik ve stratejik çıkarları doğrultusunda şekillendi.

    Irak işgali, Bush ailesinin petrol bağlantılarıyla doğrudan ilişkiliydi.

    9/11 sonrası, ABD’nin askeri müdahaleleri için kamuoyu oluşturulurken medya şirketleri bu anlatıyı destekleyen içerikler üretti.

    “Gerçek liderler, seçilenler değil, seçimi yönetenlerdir.”

    @stratejivefikirler

    5. FİNANS: DÜNYAYI KİM YÖNETİYOR?

    Finans, küresel gücün en büyük silahıdır. Para akışını kontrol edenler, ülkelerin kaderini de belirler.

    “Bankaları kontrol edenler, dünyayı kontrol eder.”. J.P. Morgan

    JP Morgan, ABD Merkez Bankası’nın (FED) kurulmasında kilit bir rol oynadı. Bankacılık sistemi üzerinden, uluslararası ekonomik krizleri yöneten en büyük güçlerden biri haline geldi.

    Büyük Buhran sırasında Morgan ve Rockefeller bankaları, iflas eden bankaları satın alarak daha fazla güç kazandı.

    2008 küresel ekonomik krizinde, büyük finans kuruluşları batarken, devlet yardımları ile dev şirketler kurtarıldı.

    “Ekonomik krizler tesadüf değildir, sadece yeni kölelik düzenlerinin inşasıdır.”

    @stratejivefikirler

    ZİNCİRLERİNİZİ GÖREBİLİYOR MUSUNUZ?

    Bu aileler, sadece büyük servetlere sahip olmakla kalmadı; eğitimi, siyaseti, medyayı, ekonomiyi ve toplumu dizayn eden sistemler inşa ettiler. Onların dünyasında sıradan insanlar sadece yönlendirilebilir varlıklar…

    Peki, gerçekten özgür müsünüz? Yoksa size sunulan özgürlüğün bir illüzyon olduğunun farkında mısınız?

    “Zincirlerinizi görememeniz, özgür olduğunuz anlamına gelmez.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

  • Elon Musk: Küresel Şirketlerin Oyuncağı mı?(Aile Serveti, Gizli Servisler, Elmas Madeni ve Gerçek Güç Dengeleri)

    Elon Musk: Küresel Şirketlerin Oyuncağı mı?(Aile Serveti, Gizli Servisler, Elmas Madeni ve Gerçek Güç Dengeleri)

    “Bazıları satranç oynadığını sanır, oysa taş olmaktan öteye geçemez.”

    @stratejivefikirler

    Elon Musk: Kendi Gücünü Kuran mı, Yoksa Güç Odaklarının Piyonu mu?

    Elon Musk, teknoloji dünyasının en büyük isimlerinden biri. Tesla, SpaceX, Starlink, Neuralink ve X (eski Twitter) gibi dev şirketlerin sahibi. Ancak onu yalnızca “girişimci bir dahî” olarak görmek büyük bir hata olur. Musk, dünyanın en büyük ekonomik ve siyasi oyunlarının bir parçası. Hep “sıfırdan zirveye çıkan adam” olarak anlatılsa da, gerçek şu ki ailesinden gelen servet, küresel finans ağları ve istihbarat servisleri olmadan bu noktaya gelmesi imkânsızdı.

    “Göründüğü gibi olanlar, büyük oyunlarda sadece seyirci kalır.”

    @stratejivefikirler

    Aile Serveti: Elmas Madenlerinden Teknoloji İmparatorluğuna

    Elon Musk, 1971 yılında Güney Afrika’nın Pretoria kentinde doğdu. Annesi Maye Musk, ünlü bir model ve beslenme uzmanıydı. Babası Errol Musk ise mühendis, pilot ve emlak yatırımcısıydı. Ancak asıl dikkat çeken nokta, babasının Güney Afrika’da apartheid (ırk ayrımcılığı) döneminde büyük bir servet kazanmış olmasıydı. Errol Musk’ın sahip olduğu Zambiya’daki elmas madeni, Elon Musk’ın “sıfırdan gelen girişimci” hikayesini tamamen çürüten en büyük gerçeklerden biri. Musk, babasının servetinin kendisine finansal bir destek sağlamadığını iddia etse de Babası, milyonlarca dolarlık yatırımlarla Elon’un erken dönem projelerine destek verdi. Apartheid döneminde beyazların ekonomik avantajları, Musk ailesinin zenginleşmesini sağladı. Bu elmas madenlerinden gelen para, Musk’ın yatırımcı bulmasını kolaylaştırdı. Eğer Musk gerçekten “sıfırdangelmiş olsaydı, Tesla ve SpaceX gibi dev projeleri hayata geçirecek sermayeyi bulması imkânsız olurdu.

    “Gerçek miras, sadece para değil; sistemin içinde doğru bağlantılara sahip olmaktır.”

    @stratejivefikirler

    Küresel Şirketlerin Musk Üzerindeki Kontrolü

    Elon Musk’ın sahip olduğu şirketler, yalnızca kâr amacı güden girişimler değil. Hepsi küresel stratejik çıkarlarla iç içe geçmiş projeler.Tesla: Elektrikli araçlarla otomotiv sektöründe devrim yaptı. Ancak Tesla’nın batarya teknolojisi ve nadir toprak elementleri için Çin ile yaptığı anlaşmalar dikkat çekici. ABD ve Çin arasındaki ekonomik savaşta Tesla, iki taraf için de önemli bir araç.

    SpaceX: ABD hükümetinden milyarlarca dolarlık fon alıyor ve Pentagon’un uzay projelerinde kritik bir rol oynuyor.

    Starlink: Ukrayna-Rusya savaşında kullanıldı. Küresel internet altyapısını ele geçirmek, sadece iş dünyasının değil, istihbarat servislerinin de bir hedefi.

    Neuralink: İnsan beynine çip yerleştirme teknolojisi, gelecekte bireysel özgürlüğü tehdit edebilir.Tüm bu şirketler, Musk’ın gerçekten bağımsız olup olmadığını sorgulamamıza neden oluyor.

    “Özgür olduğunu sananlar, bazen en büyük zincirleri taşıyanlardır.”

    @stratejivefikirler

    Gizli Servislerle Derin İlişkileri

    Elon Musk, yalnızca bir iş insanı mı, yoksa istihbarat servislerinin bir projesi mi?

    1. ABD Savunma Bakanlığı ve CIA ile Bağlantıları

    Pentagon, SpaceX’e milyarlarca dolar akıttı. Starlink, Ukrayna’da Rus ordusuna karşı bir savaş aracı olarak kullanıldı. Neuralink, DARPA’nın uzun süredir yatırım yaptığı zihin kontrolü projeleriyle birebir örtüşüyor.

    2. İsrail ve Mossad ile İlişkileri

    Musk, İsrail’in ileri teknoloji projelerine yatırım yapıyor. Filistin meselesinde net bir tavır sergilemekten kaçınıyor. İsrail’in savunma sanayi ve siber güvenlik projeleriyle örtüşen yatırımlara sahip.

    3. Çin ile Stratejik Bağlantıları

    Tesla, Çin’deki fabrikalarından büyük kâr elde ediyor. ABD ve Çin arasında süregelen teknoloji savaşında Tesla, iki tarafı da idare ediyor. Musk’ın bu denge oyunları, onun bağımsız bir girişimci değil, küresel sistemin yönlendirdiği bir figür olduğunu kanıtlıyor.

    “Gerçek güç, perde arkasında kalanların elindedir; sahnede görünenler ise yalnızca oyuncudur.”

    @stratejivefikirler

    Türkiye ve İslam Dünyasına Bakışı

    Elon Musk, Türkiye’ye ve İslam dünyasına nasıl yaklaşıyor? Türkiye ile İlişkileri: Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştü, Starlink ve Tesla yatırımları konusunda temaslar kurdu. Ancak Türkiye’nin küresel teknoloji pazarında bağımsız bir aktör olmasını desteklemiyor.

    İslam Dünyasına Genel Bakışı: Ortadoğu’ya büyük yatırımlar yapmaktan kaçınıyor. Filistin meselesine karşı sessiz kalıyor. İsrail ile güçlü bağları varken, İslam dünyasına stratejik bir mesafede duruyor. Musk, Müslüman ülkeleri sadece tüketici pazarları olarak görüyor, ancak teknoloji üretiminde ortak görmek istemiyor.

    “Güçlü olmak istiyorsan, başkasının oyununda piyon olmayı bırakıp kendi satrancını kurmalısın.”

    @stratejivefikirler

    Elon Musk Gerçekten Kim?

    Elon Musk, zekâsı ve vizyonuyla büyük işler başardı. Ancak onun hikayesi anlatıldığı gibi “bireysel bir başarı” değil. Aile serveti ve elmas madenleri, finansal olarak ona büyük bir avantaj sağladı. Küresel güç odakları, onun yükselişini destekledi. ABD, İsrail ve Çin gibi ülkelerle olan stratejik bağları, onu bir girişimciden çok küresel bir projeye dönüştürdü. Bugün Elon Musk, küresel şirketlerin, istihbarat servislerinin ve devletlerin oyununda bir taş ve onun bağımsız olduğu düşüncesi, bir illüzyondan ibaret.

    “Bazıları dünyayı değiştirdiğini sanır, oysa dünyayı değiştirenler hep sahne arkasındadır.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

  • MI6: Gölgedeki İmparatorluğun Gizli Efendileri

    MI6: Gölgedeki İmparatorluğun Gizli Efendileri

    İNGİLİZ DERİN DEVLETİ VE MI6: GÖLGE İMPARATORLUĞUNUN KİLİT TAŞI

    “Gerçek güç, görünmez olmaktır.”

    @stratejivefikirler

    Dünya sahnesinde emperyal güçlerin en sinsi ve en derin olanı İngiltere’dir. Pek çok kişi, süper güç dendiğinde aklına ABD’yi getirir. Oysa Amerika’yı yöneten akıl, Anglo-Sakson elitlerinin oluşturduğu İngiliz aklıdır.İngiltere, savaşları kazanarak değil, savaşları başkalarına finanse ettirerek kazanır. Yıkılmaz bir orduya değil, sınırsız finansal güce ve her yere sızabilen istihbarat örgütüne sahiptir. İşte bu yüzden, ABD’nin CIA’sı veya Rusya’nın FSB’si gibi açık bir güç gösterisi yapmaz. MI6, kendisini gölgeye saklayan ve tarihi boyunca perde arkasında imparatorluklar yöneten bir yapıdır.Ancak MI6’nın her gücü bir zayıflık barındırır. Türkiye, kendi bağımsız istihbarat gücünü kurarak İngiliz aklına meydan okuyabilecek ender ülkelerden biri haline gelmiştir. Gelin, bu tarihi satranç tahtasında MI6’nın nasıl çalıştığını, kime hizmet ettiğini ve Türkiye’nin bu mücadelede nasıl kritik bir aktör hâline geldiğini derinlemesine analiz edelim.

    MI6 VE DERİN İNGİLİZ DEVLETİ: KİMLERE HİZMET EDİYOR?

    “Gerçek bir casus, savaşmadan kazanan kimsedir.”

    @stratejivefikirler

    MI6 (Secret Intelligence Service – SIS), resmi olarak İngiltere’nin dış istihbarat teşkilatı olsa da, aslında küresel ölçekte çalışan bir gizli hükümetin operasyon koludur. İngiltere’nin “birleşik krallık” adı altında bir ada devleti olduğu sanılır. Ancak gerçekte, Londra merkezli bir küresel güç ağı tarafından yönetilen bir finansal ve istihbari imparatorluktur.

    Peki MI6 kime hizmet eder?

    1. Finans Oligarkları ve “City of London”

    • Londra’daki finans merkezleri MI6’nın en büyük destekçisidir.

    • Rothschild, Barclays, HSBC gibi dev bankalar MI6’nın faaliyetlerini fonlar.

    • Doların dünya rezerv para birimi olmasını sağlayan sistem bile İngiliz aklının eseridir.

    2. Küresel Medya ve Dezenformasyon Ağları

    • BBC, Reuters, The Guardian gibi medya organları MI6’nın bilgi savaşı için kullandığı silahlardır.

    • Dünyadaki pek çok psikolojik operasyon, İngilizlerin medya manipülasyonuyla yönetilir.

    • Hollywood’daki “James Bond” kültürü bile, MI6’yı romantize etmek için yaratılmış bir illüzyondur.

    3. Anglo-Sakson Derin Devleti ve ABD’yi Yönetme Sanatı

    • ABD’nin derin devleti, aslında İngiliz aklı tarafından dizayn edilmiştir.

    • CIA’nın kuruluşunda MI6 ajanları çalışmıştır.

    • “Beş Göz (Five Eyes)” ittifakıyla İngiltere, ABD’nin istihbarat sistemine tam erişim sağlar.

    • Amerikan başkanları değişse de, ABD’nin istihbarat politikalarını şekillendiren İngiliz elitleri değişmez.

    4. Eski Sömürgelerdeki “Hayalet Kontrol”

    • Hindistan, Pakistan, Nijerya, Kenya, Güney Afrika gibi eski İngiliz sömürgeleri hâlâ MI6’nın gözetimindedir.

    • Bu ülkelerdeki devlet başkanlarının çoğu, İngiltere bağlantılıdır.

    • MI6, yerel ajanlarını eğiterek kendi çıkarlarını korur.

    MI6’NIN OPERASYON YÖNTEMLERİ: KİRLİ SAVAŞIN KURALLARI

    “Savaş, düşmanın silahını ona doğrultarak kazanılır.”

    @stratejivefikirler

    MI6, silahla değil, bilgiyle savaşır. Ancak bu savaşta etik veya hukuk tanımaz. İşte MI6’nın dünyayı yönetmek için kullandığı 5 temel taktik:

    1. Kültürel Emperyalizm ve Akademik Savaş

    • İngiliz kültürü, “üstün akıl” imajı yaratılarak empoze edilir.

    • Oxford ve Cambridge gibi üniversiteler, geleceğin elit liderlerini İngiliz sistemine göre eğitir.

    • MI6, dünya genelinde akademisyenleri ve gazetecileri kullanarak bilgi savaşları yürütür.

    2. Çift Taraflı Casusluk: Düşmanı Dost Gibi Yönetmek

    • MI6, çift taraflı casusları kullanarak düşmanlarını içeriden kontrol eder.

    • Pakistan’daki, İran’daki, hatta Çin’deki bazı üst düzey yöneticiler MI6 bağlantılıdır.

    • Düşmanı düşmanıyla yönetme stratejisini mükemmel şekilde uygularlar.

    3. Darbeler, Sabotajlar ve Sessiz Devrimler

    • Ortadoğu’daki Arap Baharı gibi devrimlerde MI6’nın parmağı vardır.

    • CIA ve MI6 koordineli çalışarak “halk hareketleri” maskesi altında hükümetler devirmiştir.

    • Liderlerin özel hayatlarına sızarak onları itibarsızlaştırır, gerekirse suikast düzenler.

    4. Siber Savaş ve Dijital Manipülasyon

    • MI6, NSA ile birlikte küresel bir dijital gözetleme ağına sahiptir.

    • WhatsApp, Telegram gibi uygulamalarda veri toplayarak toplum mühendisliği yapar.

    • Yapay zeka tabanlı istihbarat analizleriyle, rakip ülkelerin politikalarını yönlendirmeye çalışır.

    5. Türkiye’ye Sızma Çabaları ve MİT’in Karşı Hamleleri

    • Türkiye’de medya, akademi ve ekonomi üzerinden MI6’nın sızma girişimleri olmuştur.

    • MİT, özellikle son yıllarda İngiliz istihbaratının Türkiye’deki operasyonlarını deşifre ederek büyük kazanımlar elde etmiştir.

    • MI6, Türkiye’nin bağımsızlık yönündeki hamlelerinden büyük rahatsızlık duymaktadır.

    GÖLGENİN HÜKMÜ NE KADAR SÜRER?

    “En büyük hata, düşmanı yenmek için onun kurallarını kabul etmektir.”

    @stratejivefikirler

    MI6, 500 yıllık istihbarat geleneğiyle gölgedeki en güçlü istihbarat teşkilatlarından biridir. Ancak her imparatorluk gibi, MI6’nın kurduğu düzen de çöküşe yakındır. Bugün, Türkiye gibi bağımsız hareket eden devletler, İngiliz aklına karşı koymaya başlamıştır. MİT, son yıllarda yaptığı hamlelerle MI6’nın Türkiye’deki operasyon kabiliyetini ciddi şekilde daraltmıştır ve unutulmaması gereken şudur:

    “Gölge ne kadar koyu olursa olsun, bir gün mutlaka ışıkla yok edilir.”

    Gürkan KARAÇAM

  • İMPARATORLUĞU KURANLAR VE YIKANLAR: CIA, NSA VE MİT’İN GÖLGELERDEKİ SAVAŞI

    İMPARATORLUĞU KURANLAR VE YIKANLAR: CIA, NSA VE MİT’İN GÖLGELERDEKİ SAVAŞI

    “Güçlü istihbarat, düşmanın hamlesini daha yapmadan görmektir.”

    @stratejivefikirler

    CIA ve NSA, modern dünyanın en sofistike istihbarat organizasyonları olarak bilinir. Ancak her devin bir rakibi vardır ve her imparatorluğun karşısına dikilen bir güç bulunur. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), bu gölge savaşında Türkiye’nin kalkanı ve kılıcıdır. Dünya sahnesinde büyük devletler yalnızca askerî güçle değil, istihbarat savaşlarıyla yönlendirilir. CIA ve NSA’nın küresel hegemonyası, ülkeleri zayıflatma, yönetimleri devşirme ve halkları manipüle etme üzerine kuruluyken, MİT bu oyunu bozan aktörlerden biri hâline gelmiştir. Bugün Türkiye’nin istihbarat kapasitesi, yalnızca bölgesinde değil, küresel çapta dengeleri değiştiren bir seviyeye ulaşmıştır.

    CIA VE NSA: GÜCÜN KARANLIK KAYNAKLARI

    “Bir ülkeyi fethetmek istiyorsan, önce zihinlerini esir al.”

    @stratejivefikirler

    CIA ve NSA’nın gücü nereden geliyor? En önemli unsurlar şunlardır:

    1. Küresel sermaye desteği: ABD merkezli çok uluslu şirketler, istihbarat teşkilatlarını finanse eder. Lockheed Martin, Raytheon, ExxonMobil gibi devler, CIA operasyonlarının arkasındaki görünmez ellerdir.

    2. Medya hakimiyeti: CNN, BBC, Reuters gibi medya kuruluşları, istihbarat servislerinin psikolojik harp aracı olarak işlev görür. Haberler, kamuoyunu yönlendirmek için manipüle edilir.

    3. Teknolojik gözetim: NSA, Google, Apple, Microsoft gibi şirketlerle iş birliği içinde küresel iletişim ağlarını izler. Her telefon görüşmesi, her e-posta, her mesaj potansiyel bir istihbarat verisidir.

    4. Yerel ajan ağları: CIA, diğer ülkelerde sızdığı bürokratlar, akademisyenler, gazeteciler ve iş adamları üzerinden operasyonlar yürütür. Ancak bu güç sınırsız değildir. CIA ve NSA, Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) gibi ulusal istihbarat servislerinin karşı koymasıyla her zaman başarıya ulaşamamaktadır.

    MİT: ANADOLU’NUN KİLİDİ VE KALKANI

    “İstihbarat, yalnızca bilgi toplamak değil, devletin ruhunu korumaktır.”

    @stratejivefikirler

    Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Türkiye’nin hayati güvenlik hattıdır. Türkiye’nin bağımsızlığını koruma misyonuyla hareket eden MİT, son yıllarda sadece savunma yapan değil, proaktif ve saldırgan bir istihbarat gücü hâline gelmiştir. MİT’in CIA ve NSA’ya karşı en büyük avantajları şunlardır:

    1. YERLİ VE MİLLÎ OPERASYONLAR: CIA ve NSA, operasyonlarını genellikle dış güçlere bağımlı şekilde yürütürken, MİT yerli ve bağımsız operasyon kabiliyetine sahiptir.o 15 Temmuz 2016’daki hain darbe girişimi, CIA destekli bir operasyondu. Ancak MİT’in stratejik hamleleri sayesinde Türkiye uçurumun eşiğinden döndü.

    2. SİBER GÜVENLİK VE TEKNOLOJİK ÜSTÜNLÜK: NSA, dijital dünyayı kontrol etmeye çalışırken, Türkiye HAVELSAN, ASELSAN ve TÜBİTAK gibi kurumlarla kendi şifreleme ve siber savunma altyapısını kurmuştur. MİT, yerli yazılım sistemleri sayesinde kritik verileri dış saldırılara karşı koruyabilmektedir.

    3. PSİKOLOJİK HARP VE MEDYA GÜCÜ: CIA ve NSA’nın en büyük silahı medya manipülasyonudur. Ancak Türkiye, yerli medya ve sosyal medya kanallarıyla bu saldırılara karşı koymayı başarmaktadır. Dezenformasyon operasyonları anında tespit edilip, karşı propaganda stratejileri geliştirilmektedir.

    4. SICAK SAHADA VARLIK: CIA genellikle vekil terör örgütleriyle operasyon yaparken, MİT doğrudan ve sahada aktiftir. PKK/YPG, DEAŞ ve FETÖ gibi örgütlere karşı yürütülen operasyonlarda MİT’in etkinliği küresel çapta ses getirmiştir. Libya, Suriye, Irak ve Doğu Akdeniz’de MİT’in sahadaki başarısı, CIA’nın operasyon alanını daraltmaktadır.

    GÖLGE SAVAŞI: İSTİHBARAT CEPHESİNDEKİ GERÇEK SAVAŞ

    “İstihbarat savaşı, geleceği şekillendiren görünmez bir satranç oyunudur.”

    @stratejivefikirler

    CIA ve NSA, dünya üzerinde her ülkenin iç işlerine sızmaya çalışırken, MİT, bu oyunları bozma kapasitesine sahip bir aktör hâline gelmiştir. İşte CIA ve NSA’nın MİT karşısındaki zayıf noktaları:

    1. KÜRESEL KARŞITLIK: CIA ve NSA artık yalnızca Türkiye değil, Rusya, Çin, İran ve Avrupa’daki bazı bağımsız devletler tarafından da tehdit olarak görülmektedir. Amerikan istihbaratına karşı küresel bir cephe oluşmaktadır.

    2. TEKNOLOJİK KARŞI ÖNLEMLER: Türkiye, yerli 5G altyapısı, bağımsız siber güvenlik sistemleri ve dijital şifreleme teknolojileriyle NSA’nın küresel gözetleme gücünü kırmaya başlamıştır.

    3. KÜRESEL DENGE: Artık dünya tek kutuplu değil. ABD’nin istihbarat üstünlüğü Çin, Rusya, İran ve Türkiye gibi aktörler tarafından dengelenmektedir.

    İMPARATORLUĞUN ÇÖKÜŞÜ VE YENİ DÜNYA DÜZENİ

    “Her imparatorluk bir gün çöker, ancak direnen milletler her zaman var olur.”

    @stratejivefikirler

    CIA ve NSA, küresel hâkimiyetlerini sürdürebilmek için her yolu denemeye devam edecekler. Ancak bu artık eskisi kadar kolay değil. Türkiye, istihbarat ve güvenlik alanında kendi oyununu kurarak, CIA ve NSA’nın etki alanlarını daraltmaya başlamıştır. MİT, yalnızca Türkiye’yi koruyan bir yapı olmanın ötesine geçerek, küresel güç mücadelesinde aktif bir oyuncuya dönüşmüştür. Sahada, masada ve siber dünyada yürütülen savaşta, artık MİT takip eden değil, liderlik eden bir teşkilat hâline gelmiştir ve unutmayalım: Bilgi çağında, bilgiye sahip olanlar değil, bilgiyi yönetenler kazanır.

    Gürkan KARAÇAM

  • Hilal Taktiği: Oyunu Biz Kurarsak, Kazanan Biz Oluruz

    Hilal Taktiği: Oyunu Biz Kurarsak, Kazanan Biz Oluruz

    Geleneksel savaşlardan modern jeopolitik mücadelelere kadar değişmeyen bir gerçek var: Kim oyunu kurarsa, o kazanır. Türklerin binlerce yıllık askeri dehasının en önemli unsurlarından biri olan Hilal Taktiği, düşmanı kendi seçtiği sahada değil, bizim hazırladığımız sahada savaşmaya mecbur bırakma stratejisidir. Bugün dünya, savaş meydanlarında değil; ekonomi, diplomasi, savunma sanayii ve medya üzerinden yürütülen hibrit savaşlarla yeniden şekilleniyor. Türkiye’nin Ukrayna-Rusya Savaşı’ndaki diplomatik manevraları ve İHA-SİHA devrimi, Hilal Taktiği’nin modern versiyonlarını sahada nasıl uyguladığımızı gösteren en önemli örneklerden biridir.

    “Zafer, rakibini kendi sahasında değil, onu senin sahanda savaşa mecbur bıraktığında gelir.”

    @stratejivefikirler

    1. Tarihten Gelen Stratejik Akıl: Hilal Taktiği

    Hilal Taktiği’nin özü, düşmanı merkeze çekmek, hareket alanını kısıtlamak ve beklemediği bir anda onu kuşatarak yok etmektir.

    📌 1071 Malazgirt Zaferi:

    Bizans ordusu, Alp Arslan’ın çekiliyormuş gibi yaparak uyguladığı Hilal Taktiği ile çember içine alındı ve yok edildi.

    📌 Büyük Taarruz:

    Atatürk, düşmanı içeri çekip geniş bir satıh savunmasıyla kuşattı ve büyük bir zafer kazandı. Bu taktik bugün de uygulanıyor. Ancak artık savaş, yalnızca cephelerde değil; ekonomi, medya, teknoloji ve dış politika sahalarında yürütülüyor.

    “Savaş, sadece cephede değil; ekonomi, medya ve zihinlerde kazanılır.”

    @stratejivefikirler

    2. Atatürk ve Hilal Taktiği: Cephede ve Diplomaside Ustalık

    Atatürk, Hilal Taktiği’ni yalnızca savaş alanında değil, diplomasi, ekonomi ve kültürel dönüşümde de uygulamıştır.

    📌 Sakarya Meydan Muharebesi:

    Yunan ordusu büyük bir güçle Ankara’ya ilerliyordu. Atatürk, cephede dar bir savunma hattı kurmak yerine, geniş bir satıh savunmasıyla düşmanı içeri çekti.Yunan ordusu bu geniş alanda yıprandı ve Büyük Taarruz ile Hilal Taktiği’ne düşerek yok edildi.

    📌 Lozan Görüşmeleri:

    Batı, Türkiye’yi ekonomik olarak bağımlı kılmak istiyordu. Atatürk, sadece masa başında değil, sahada da savaşı sürdürerek Batı’yı kendi hazırladığı sahada diplomasiye mecbur bıraktı.

    📌 Kapitülasyonların Kaldırılması ve Yerli Üretim:

    Osmanlı’nın ekonomik bağımlılığı kapitülasyonlarla pekiştirilmişti. Atatürk, Hilal Taktiği’nin modern bir versiyonunu kullanarak, Batı’yı Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını kabul etmeye zorladı.Bu strateji, bugün de Ukrayna-Rusya Savaşı’ndaki dengeli dış politikamız ve İHA-SİHA üstünlüğümüzle benzer şekilde uygulanmaktadır.

    “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.”

    Mustafa Kemal Atatürk

    3. Ukrayna Krizi: Türkiye’nin Hilal Taktiği ile Yürüttüğü Dış Politika

    📌 Ukrayna-Rusya Savaşı, klasik bir askeri çatışma gibi görünse de, aslında küresel güçlerin vekalet savaşıdır.

    Türkiye, bu savaşta ne Rusya’nın ne de Batı’nın oyununa gelmeden kendi stratejisini kurarak her iki tarafı da kendi sahasında oynamaya mecbur bırakmıştır.

    📌 Türkiye’nin Montreux Stratejisi:Türkiye, Boğazları kapatarak savaşın Karadeniz’e taşınmasını önledi.

    Bu hamle ile hem Batı’yı hem de Rusya’yı Türkiye’ye bağımlı hale getirdi.

    📌 Tahıl Koridoru Diplomasisi:Türkiye, Rusya-Ukrayna Savaşı’nda dünyanın gıda krizine sürüklenmemesi için arabulucu oldu.

    Bu hamleyle hem ekonomik hem de diplomatik anlamda Türkiye’yi merkez konuma taşıdı.

    📌 İHA-SİHA Diplomasi Gücü:Ukrayna ordusu, Türk yapımı Bayraktar TB2 İHA’larını kullanarak Rus ilerlemesini yavaşlattı.

    Türkiye, yalnızca Ukrayna’yı desteklemekle kalmadı; aynı zamanda Rusya ile de ilişkilerini sürdürerek dengeli bir güç konumuna geldi. Bu durum, Türkiye’yi savaşın sahnesinde vazgeçilmez bir aktör haline getirdi.

    “Dış politikada taraf olmadan oyun kuran, asıl kazanan olur.”

    @stratejivefikirler

    4. Savunma Sanayiinde Hilal Taktiği: İHA-SİHA Devrimi

    📌 Türkiye, savunma sanayiinde Batı’ya bağımlı olmayı reddederek, kendi oyununu kurdu.

    İHA ve SİHA’lar ile geleneksel savaş kurallarını değiştirdi.Batı’nın ve Rusya’nın belirlediği sahada savaşmak yerine, yeni bir savaş paradigması oluşturdu.

    📌 Türkiye’nin savunma stratejisi:Fiziksel üstünlük yerine, teknolojik üstünlük stratejisi benimsendi.

    İHA ve SİHA’larla klasik ordu düzenine sahip ülkeleri kendi oyunumuza çekerek etkisiz hale getirdik.

    📌 Karabağ Zaferi:Azerbaycan, Bayraktar TB2’lerle Ermenistan ordusunu darmadağın etti.

    Geleneksel savaş doktrinini bozan bir Hilal Taktiği uygulandı.

    “Savaş meydanında en güçlü olan değil, en akıllı olan kazanır.”

    @stratejivefikirler

    5. Ekonomi ve Algı Yönetiminde Hilal Taktiği

    📌 Türkiye, ekonomide de Batı’nın kurallarını değil, kendi oyununu kurarak ayakta kalmayı başardı.

    Savunma sanayiinde yerlileşme politikası ile dışa bağımlılığı azalttı. Dış ticaret stratejilerini çeşitlendirerek Batı’nın ekonomik kıskacına girmedi.

    📌 Algı Yönetiminde Hilal Taktiği:Küresel medya Türkiye’ye karşı manipülatif yayınlar yaparken, Anadolu Ajansı ve TRT World gibi medya kuruluşlarıyla kendi sahamızda algı yönetimi yaptık.

    Sosyal medyada Türkiye aleyhine yürütülen operasyonlara karşı kendi dijital stratejilerimizi oluşturduk.

    “Algı savaşlarını yöneten, gerçek savaşları kazanan olur.”

    @stratejivefikirler

    Oyunu Biz Kurarsak, Kazanan Biz Oluruz!

    📌 Türkiye, Hilal Taktiği’ni modern dünyada ekonomi, savunma sanayii ve diplomasi alanlarında kullanarak küresel bir aktör haline geldi.

    📌 Ukrayna krizi ve İHA-SİHA devrimi, Türkiye’nin kendi stratejik aklıyla nasıl bir oyun kurucuya dönüştüğünü gösteriyor.

    📌 Batı’nın veya Rusya’nın oyununa girmek yerine, kendi oyunumuzu kurarak savaşı bizim sahamızda oynamaya mecbur bırakıyoruz.

    “Düşmanı yenmenin en iyi yolu, onun en güçlü olduğu yerde savaşmamaktır.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

  • Dijital Dedektifler Her Yerde!

    Dijital Dedektifler Her Yerde!

    Eskiden istihbarat toplamak için ajanlara, uzun soluklu takip operasyonlarına ve sofistike tekniklere ihtiyaç vardı. Şimdi ise herkes gönüllü olarak kendi bilgilerini paylaşıyor ve kendini ele veriyor. Sosyal medya, dolandırıcılar, gizli servisler ve emperyal güçler, bu verileri nasıl kullanıyor? Daha da önemlisi, biz nasıl korunabiliriz? İşte derinlemesine bir analiz…

    1. Sosyal Medya: Dijital Bir Açık Kaynak İstihbarat (OSINT) Alanı

    Sosyal medya, sadece insanlar arasındaki iletişimi değil, aynı zamanda bireylerin psikolojik profillerini, ilgi alanlarını ve gelecek hareketlerini tahmin eden devasa bir veri havuzunu yönetir. Peki, bu veriler kimlerin elinde ve nasıl kullanılıyor?

    📌 Örnek: Facebook’un veri analiz şirketi Cambridge Analytica’ya sattığı bilgiler, 2016 ABD seçimlerini manipüle etmek için kullanıldı. Kullanıcıların siyasi görüşleri, duygusal eğilimleri ve zayıf noktaları algoritmalar aracılığıyla analiz edilerek seçime yön verildi.

    ➡ Nasıl korunuruz?

    Kişisel bilgileri paylaşırken dikkatli olun. Gizlilik ayarlarınızı en üst seviyeye çıkarın. Algoritmaların sizi şekillendirmesine izin vermeyin; çeşitli kaynaklardan bilgi edinin.

    “Düşünceleriniz size ait sanıyorsunuz ama gerçekten öyle mi? Sosyal medya, sizi kimin yönlendirdiğini sorguladığınız noktada anlam kazanır.”

    @stratejivefikirler

    2. Hırsızlar: Dijital Çağın Avcıları

    Siber suçlular artık sadece banka hesaplarına değil, kişisel bilgilere, kimliklere ve sosyal medya hesaplarına da göz dikmiş durumda. Peki, bu hırsızlar nasıl çalışıyor?

    📌 Örnek: 2023’te dünya çapında binlerce kişinin banka hesapları, deepfake teknolojisiyle ele geçirilen ses kayıtları sayesinde boşaltıldı. Telefonla aranan kurbanlar, tanıdıkları birinin sesini duyduklarını sandı ama aslında bu bir yapay zekâ kopyasıydı.

    ➡ Nasıl korunuruz?

    Şifrelerinizi düzenli olarak değiştirin.Bilinmeyen bağlantılara ve mesajlara asla tıklamayın.Telefonla kimlik doğrulama isteyen çağrılara karşı dikkatli olun.

    “Siber çağda kimseye değil, sadece çift aşamalı doğrulamaya güvenin.”

    @stratejivefikirler

    3. Gizli Servisler: Dijital İz Avcıları

    Gizli servisler, dijital dünyada sadece teröristleri veya suçluları değil, halkın genel ruh halini, eğilimlerini ve tepkilerini de takip ediyor. En büyük istihbarat kaynağı? Kendi paylaşımlarınız…

    📌 Örnek: Snowden belgeleri, NSA’nın (ABD Ulusal Güvenlik Ajansı) WhatsApp, Google ve Facebook gibi platformlardan veri toplayarak dünya çapında milyonlarca insanı izlediğini ortaya çıkardı. Bunun yanında, İngiltere’nin GCHQ birimi, “Karmaşık sosyal mühendislik operasyonları” yürüterek belirli kişi ve grupların psikolojisini manipüle etti.

    ➡ Nasıl korunuruz?

    Kişisel konuşmalarınızı şifrelenmiş uygulamalar üzerinden yapın. Konum servislerinizi gereksiz yere açık tutmayın. Dijital ayak izinizi bilinçli bir şekilde yönetin.

    “Bazen en iyi savunma, fark edilmemektir.”

    @stratejivefikirler

    4. Emperyal Devletler: Dijital Çağın Küresel Sahipleri

    Bugün büyük güçler, dijital alanı yalnızca bilgi toplamak için değil, zihinleri şekillendirmek ve ülkeleri kontrol etmek için de kullanıyor. Siber savaş artık sadece hacker saldırılarıyla değil, algı yönetimi ve bilgi manipülasyonu ile yürütülüyor.

    📌 Örnek: Çin, sosyal kredi sistemiyle vatandaşlarının tüm dijital faaliyetlerini analiz edip puanlandırıyor. Kredi puanı düşük olanlar seyahat edemiyor, çocuklarını iyi okullara gönderemiyor veya devlet hizmetlerinden yararlanamıyor. Bu sistem, devletin vatandaşlarını adeta dijital kelepçelerle kontrol etmesini sağlıyor.

    ➡ Nasıl korunuruz?

    Dijital bağımsızlığınızı koruyun; yerli ve güvenilir platformları tercih edin. Bilgiye ulaşırken tek kaynaktan beslenmeyin, farklı perspektifler edinin. Dijital okuryazarlığınızı artırın; hangi bilgilerin manipüle edildiğini anlamak için analitik düşünme yeteneğinizi geliştirin.

    “Özgürlüğünüz, hangi bilgilere maruz kaldığınızla doğrudan ilişkilidir.”

    @stratejivefikirler

    Dijital Savaşın Silahı Bilgi, Kalkanı Bilinçtir

    Bugün hepimiz, dijital çağın ortasında birer hedefiz. Sosyal medyada attığımız her adım, paylaştığımız her bilgi, okuduğumuz her haber izleniyor, analiz ediliyor ve şekillendiriliyor. Ancak bilinçli hareket eden biri, bu savaşta köle değil, kontrolü elinde tutan bir oyuncu olabilir.

    “Dijital dünyada iz bırakırsın ya da iz süren olursun. Seçim senin.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM