Kategori: Uncategorized

  • Zarduk Günlükleri – Bölüm 2: “Faduk’un Karzan Kurgusu”

    Zarduk Günlükleri – Bölüm 2: “Faduk’un Karzan Kurgusu”

    “Gerçek kahramanlar susarken, sahte kahramanlar sahne alır.”

    Zarduk gezegeninde bir süre sessizlik hâkimdi. Ama bu sessizlik, fırtına öncesi türdendi. Çünkü Faduk, yeni bir zihin stratejisiyle sahnedeydi. Artık sadece gözeten değil, yönlendiren olmak istiyordu.Yalnız farkındaydı ki; halkın hâlâ kalbinde yer eden, bozkırdan gelen bir figür vardı. O, geçmişin karanlığında adaletle yürüyen biriydi. Ona “Karzan” derlerdi. Efsanesi anlatılır, gölgesi kutsanır, adı zikredilince bile dudaklar titrerdi. Faduk bunu fark etti.Ve işte o andan itibaren, Karzan’ın gölgesine bürünmeye karar verdi.

    Simülasyon Kahramanı: Gölgeden Yürüyen Ama Işıktan Yoksun

    Faduk, Harduk’ta öğrendiği “zihin mimarisi” tekniklerini devreye soktu. Sosyal ağlarda, dijital mecralarda ve fısıltı gazetelerinde bir efsane yayılmaya başlandı:Faduk, Karzan’ın izinden gidiyordu. Hatta bazıları, “Aslında Karzan hiç ölmedi, o şimdi Faduk’tur” diyordu. Eski fotoğraflar, montajlanmış belgeler, anlatımsal manipülasyonlarla halkın belleği yavaş yavaş dönüştürülüyordu.

    “Gölge uzun olabilir, ama ışık yalandan geliyorsa kahramanlık sadece siluettir.”

    Faduk bu yeni kimlikle “sert adam” figürüne büründü. Arka planda sessiz, önde güçlü. Herkesi izliyor, ama az konuşuyordu. Halk, Karzan’ı hatırladıkça Faduk’u sevmesi için kurgulanan bir illüzyona maruz kalıyordu.

    Karzan’ın Ruhu ile Faduk’un Bedeninin Farkı Neydi?

    Karzan: Sokaklardan gelen, ömrü mücadeleyle geçmiş, aidiyeti sorgusuz bir yürekti.

    Faduk: Akademilerden gelen, ömrü analizle geçmiş, aidiyeti sisli bir zihindi.

    Ama halk ne yazık ki geçmişi değil, sunulanı görüyordu. Çünkü Faduk’un propagandası çok iyi işliyordu. Simge, gerçeğin önüne geçince; ruh, sadece afişte kalıyordu.

    “Sahte kahramanlar, gerçek kahramanların mezar taşında kariyer inşa eder.”

    Zarduk’ta Karzan’ın Ruhunu Kullanmak Stratejik Bir Çarpıtma

    Faduk’un kurduğu bu yeni mitoloji, Zarduk’un gençlerini en çok etkileyendi. “Sessiz güç”, “derin akıl”, “gölgedeki adalet” gibi başlıklarla kurgulanan bu strateji, aslında halkı yatıştıran bir gaz alma yöntemiydi. Sorgulayanlar yaftalanıyordu.“Karzan’a dil uzatan hain olurdeniyor, dolayısıyla Faduk da sorgulanmaz hâle getiriliyordu. Sistem, kahramanı simülasyona çevirerek halkı susturuyordu.

    “Bir milleti susturmak istiyorsan, ona sembol ver. Sembolü eleştiren düşman olur.”

    Zarduk Ne Yapmalı?

    Gerçek Karzan’ı hatırlamalı, onun temsil ettiği adaleti simülasyonla karıştırmamalı. Faduk’un gölgede gizlenme stratejisini çözümlemeli.Kahramanlık hikâyelerine değil, kahramanın yürüdüğü yola odaklanmalı.Sahici olanla sentetik olanı ayırma yetisi geliştirmeli.

    “Kahramanlar rol yapmaz. Rol yapanlar kahraman olamaz.”

    Gürkan KARAÇAM

  • Zarduk Günlükleri – Bölüm 1: Harduk’un ve Malduk’un Gönderdiği Gölgeler

    Zarduk Günlükleri – Bölüm 1: Harduk’un ve Malduk’un Gönderdiği Gölgeler

    “Gerçeği söylemenin yasak olduğu yerde, hikâye anlatılır.”

    Zarduk gezegeni, uzun zamandır içten içe yanıyordu. Dışı parlayan, içi çürüyen bir medeniyetin enkazında ayakta kalmaya çalışan halk, her defasında yeni umutlarla birilerinin peşine takılıyor, sonra yine yalnız kalıyordu. Bu karanlık evrende, uzaklardan bir yerden, bilinmeyen bir başka galaksiden gelen iki figür vardı: Faduk ve Kaluk. Onlar, Harduk ve Malduk gezegenlerinin önde gelen “bilgelik akademilerinde” yetişmiş, “barış ve strateji uzmanı” olarak tanıtılmış iki elçiydi. Halkın gözünde bir nevi kurtarıcı, sistemin gözünde ise kontrollü reformcuydular.

    “Bazı kurtarıcılar vardır ki zincirin sadece rengini değiştirir.

    Faduk: Gölgeyi Bilen Ama Işıktan Korkan

    Faduk sessizdi. Konuşmazdı. Konuşturmazdı da. Gözleri hep uzaklara dalar, kimse onun tam olarak ne düşündüğünü bilmezdi. Ama herkes ondan korkardı. Çünkü o, Zarduk’un “zihinsel gözetim” merkezinin başındaydı. Bilgi ondaydı. Ama bilgiyi halkla değil, sadece sistemle paylaşırdı. Harduk’ta aldığı eğitimde, duygularla değil verilerle yönetmek öğretilmişti. Merhameti değil, algoritmayı esas alırdı. Herkes onun zekâsına hayrandı ama kimse onun yüreğini göremezdi. Çünkü o yüreğini Harduk’ta bırakmıştı.

    “Yüreği uzakta olanın, stratejisi yakında olsa da ruhu yoktur.”

    Kaluk: Sözün Ustası, Sessizliğin Efendisi

    Kaluk ise farklıydı. Kelimelerle dans eden, felsefeyle halkı büyüleyen bir figürdü. Zarduk’un kadim şiirlerine benzer cümlelerle konuşur, kitleleri etkilerdi. Ama her kelimesi zarif bir örtüydü. Gerçekten ne söylediğini anlamak için, satır arası değil, sayfa dışını okumak gerekirdi. Malduk’ta “gezegenler arası uzlaşı” üzerine eğitim almıştı. Onun için hiçbir değer mutlak değildi. Her şey göreceliydi. Hatta Zarduk’un özü bile…

    “Söz güzel olunca, zehir de bal gibi gelir.”

    Gölgelerin Görevi

    Faduk ve Kaluk’un gelişiyle birlikte Zarduk değişti. Ama bu değişim görünürdeydi. Halk daha çok izlenmeye başlandı. Geleneksel muhafızlar pasifleştirildi. Savaşlar bilgiye, bilgi propagandaya, propaganda ise sessiz teslimiyete dönüştü. Ama halk bunu fark etmedi. Çünkü Faduk ve Kaluk, özgürlüğü “özgürlük simülasyonu” ile değiştirmişti.

    “Kölelik, zincirle değil; ikna ile kurulur.”

    Harduk’un ve Malduk’un Felsefesi: Düşünceyi Biçimle, Yönü Belirsizleştir

    Malduk ve Harduk, gezegenlerarası projeler üretirlerdi. “Barış elçileri”, “strateji uzmanları”, “kültür taşıyıcıları” adı altında birçok kişiyi farklı uygarlıklara yollar, bu figürler aracılığıyla zihinleri biçimlendirirdi. Faduk ve Kaluk da bu projelerin parçasıydı. Onlar “Zarduk’u bilen” değil, “zihni biçen” adamlardı ve Zarduk’ta halk hâlâ özgür olduğunu sanıyordu. Oysa özgürlük artık sadece bir hologramdı. Sistem değişmiyor, sadece görünür olan maskeler yenileniyordu.

    “Yüz değişince, oyun değişmez. Değişen sadece dekordur.”

    Zarduk Ne Yapmalı?

    Faduk’un bilgisine değil, Zarduk’un özüne dönmeli. Kaluk’un kelimelerine değil, halkın sezgisine kulak vermeli. Harduk’un ve Malduk’un akademilerine değil, Zarduk’un bozkırlarına güvenmeli. Gerçeği, süslü stratejilerle değil; sade ama dürüst seslerle aramalı.

    “Zihin özgür değilse, zafer sadece bir sahne gösterisidir.”

    Gürkan KARAÇAM

  • Kıbrıs: İngiliz Aklıyla Kodlanan Ada

    Kıbrıs: İngiliz Aklıyla Kodlanan Ada

    Güneyde iş birliği, kuzeyde gölge oyunları… Akdeniz’in kalbinde bir ada düşünün… Üzerinden yüzyıllar geçse de hâlâ sömürgeci bir imza taşıyan, iki halkın yaşadığı ama üçüncü bir aktörün sessizce yön verdiği bir ada: Kıbrıs.

    İngiltere’nin Kıbrıs’taki varlığı artık sadece üslerle değil, burslarla, sivil toplumla, kültürle, medya ile ve hatta bilinçaltımıza işlenen söylemlerle sürmektedir.

    “Bir milletin geleceği, hangi bursu kabul ettiğinde gizlidir.”

    @stratejivefikirler

    1. Burslar: Bir Zihin Haritası Çizmenin En Akıllıca Yolu

    İngiltere, her yıl onlarca Kıbrıslı Türk ve Rum gence Oxford, Cambridge, King’s College gibi seçkin üniversitelerde burs veriyor. Bu burslar yalnızca akademik başarıyı ödüllendirmiyor; İngiliz yaşam tarzını, düşünme biçimini ve politik vizyonunu da “ihraç” ediyor. Özellikle British Council bursları ve Chevening programları, gençleri sadece eğitmiyor, aynı zamanda gelecekte İngiltere’nin çıkarlarını savunacak “diplomatik nüfuz temsilcileri” olarak yetiştiriyor. Kıbrıslı Türk öğrenciler arasından bu programlardan mezun olanların çoğu, Kuzey Kıbrıs’ta bürokraside, medyada ya da üniversitelerde önemli pozisyonlara geliyor. Unutulmamalıdır ki eğitim sadece bilgi değil; uzun vadeli bir yatırım aracıdır.

    “Eğitim bir kapıdır; kimin açtığı, nereye çıktığını belirler.”

    @stratejivefikirler

    2. STK’lar: Diplomasi Değil, Derin Etki Alanları

    Örneğin, “Home for Cooperation” gibi ara bölgede kurulan sözde barış odaklı STK’lar, AB ve İngiltere destekli fonlarla çalışıyor. Bu yapılar; gençlik projeleri, tiyatro etkinlikleri, tarih çalışmaları üzerinden “iki toplumlu kimlik” yaratma misyonu üstleniyor. Kulağa güzel gelen bu projeler, aslında millî kimlikleri sulandırmak ve “birleşik Kıbrıs” fikrini adım adım inşa etmek için tasarlanıyor. İngiltere bu STK’larla Kuzey’de dini yapıların restorasyonunu bile finanse ediyor. Ama sadece Rum Ortodoks kiliselerine… Aynı projelerde Türk-İslam eserleri için sessizlik hâkim.

    “Bir toplumu yıkmak için ordular gerekmez, STK’lar yeterlidir.”

    @stratejivefikirler

    3. Medya: Kim Yazıyorsa O Haklıdır

    Kıbrıs’taki medya organlarının büyük kısmı AB ve İngiltere kaynaklı hibelerle ayakta duruyor. Örneğin, Cyprus Mail gibi Rum medyasında İngiltere’nin üsleriyle ilgili tek bir eleştiri bulamazsınız. Aksine, Türkiye’nin garantörlüğü sorgulanır, Türk askerinin varlığı “işgal” olarak etiketlenir. Kuzey Kıbrıs’taki bazı medya kuruluşları ise fonlar üzerinden dolaylı kontrol altında. İngilizlerin desteklediği projelere karşı yapılan yayınlar nedense pek gündeme getirilmez. Otosansür, fon kaygısından daha güçlüdür.

    “Medya, gerçeği değil, kimin sesinin daha yüksek çıktığını yazar.”

    @stratejivefikirler

    4. Kültür: Zihinlere Sızan Sömürge

    Kıbrıs’ta hâlâ sürücüler soldan gider, prizler İngiliz tipi üç deliklidir, noter belgeleri hâlâ İngilizce yazılır ve yasal sistem büyük ölçüde İngiliz Hukuku’na dayanır. Tüm bunlar kültürel kodların ne kadar derine yerleştiğini gösteriyor. Güney Kıbrıs’ta ise İngiltere’nin eski sömürge dönemine ait yapılar kültürel miras gibi korunmakta, Rum halkı ise İngilizceyi ikinci dil değil, ilk dil gibi konuşmaktadır. Hatta bazı Rum okullarında “Anglo-Hellenic” (İngiliz-Yunan karışımı) müfredat uygulanıyor.

    “Bayraklar çekilir, üsler boşalır… Ama zihinlerde kalan kültür, asla gitmez.”

    @stratejivefikirler

    5. Üsler: Sadece Radar Değil, Semboldür

    İngiltere Ağrotur ve Dikelya üsleriyle adanın %3’ünü doğrudan kontrol ediyor. Bu üsler yalnızca askeri değil; aynı zamanda istihbarat ve gözetim üsleri. Orta Doğu’dan Kafkasya’ya kadar olan geniş bir bölgeyi bu noktalardan izliyor. İngiltere, üslerden çekilmemekte ısrarlı; çünkü bu üsler NATO ve ABD’ye de dolaylı hizmet veriyor. Üslerin olduğu bölgelerdeki köyler, Rum tarafında “özel statü” ile yönetiliyor. Halk, İngiliz kanunlarına göre yaşamaya devam ediyor. Kuzey’de ise buna benzer hiçbir ayrıcalık yok. Türkiye üs istese ne Rum yönetimi, ne AB, ne de İngiltere izin verir.

    “Toprak kazanmak, savaşın hedefidir; ama zihin kazanmak, stratejinin ta kendisidir.”

    @stratejivefikirler

    Kıbrıs’ın Düşünsel Haritası Kimin Elinde?

    Kıbrıs’ın görünmeyen işgalcisi artık üniformalı değil. O şimdi diplomat kılığında, akademisyen maskesinde, gazeteci şapkasıyla ya da bir burs dosyasının içinde geliyor. Rum tarafı bu etkiden besleniyor; Türk tarafı ise çoğu zaman farkında olmadan bu etkiye teslim oluyor.

    “Gölgesi büyük olan, her zaman dev değildir. Belki de sadece ışığı arkasına almıştır.”

    @stratejivefikirler

    İngiltere Nasıl Bir Kıbrıs İstiyor?

    İngiltere’nin Kıbrıs vizyonu; ne tam birleşik bir ada ne de tam bağımsız iki devlet…

    İngiltere için ideal Kıbrıs modeli, kontrol edilebilir kaosun sürdüğü, sürekli çözümsüzlükten beslenen bir yarım-devletler adasıdır. Böylece askeri üslerini meşrulaştırabilir, AB ile diplomatik denge kurabilir ve Akdeniz’deki enerji oyunlarını yönlendirebilir.

    İngiltere, birleşik bir Kıbrıs ister gibi görünür ama aslında çözümü sürekli öteler. Çünkü bir çözüm, üslerin sorgulanmasına; Türkiye ve Yunanistan’ın denk aktör olarak masaya oturmasına yol açar.

    “Çözüm istemeyenler en çok ‘barış’ kelimesini kullanır.”

    @stratejivefikirler

    Kuzey Kıbrıs Halkının Türkiye’ye Bakışında İngiliz Etkisi

    Kuzey Kıbrıs’ta, özellikle genç nesil arasında “Türkiye’nin vesayetinden kurtulmak” gibi kavramlar yaygınlaştı. Bu algı doğal bir tepki değil; İngiliz burs sistemleriyle, sivil toplum ve medya aracılığıyla Türkiye karşıtı yumuşak propaganda ile yıllarca şekillendirildi. Bazı üniversitelerdeki akademisyenler, Türkiye’ye “müdahale eden ülke” imajını yapıştırırken, İngilizler “objektif destekçi” rolünü oynuyor. Oysa gerçek şu: İngiltere üsleriyle adanın göbeğine oturmuşken, Türkiye sadece garantörlük görevini yerine getiriyor. Spesifik örnek:Oxford burslusu olup döndükten sonra Kıbrıs Türk basınında çalışan bazı gazetecilerin makalelerinde “Türkiye’nin kolonyal yönetimi” ifadesi yer alırken, İngiltere’den bahsederken hep “partner” ya da “mütefik” kelimeleri kullanılıyor. Bu bilinçli bir dildir, bilinçaltına kazınmış bir fark yaratma operasyonudur.

    “Zihnini başkası biçimlendirmişse, özgürlüğün adı da, düşmanın şekli de ismi de değişir.”

    @stratejivefikirler

    Türkiye Ne Yapmalı?

    1. Yeni nesil burs politikaları:

    İngiltere gibi, Türkiye de Kuzey Kıbrıs’ta bursları sadece eğitim değil, stratejik vizyon oluşturma aracı olarak kullanmalı. Yurtdışında eğitim alan gençlerin Kıbrıs’a dönüşleri desteklenmeli ve onlara özel projelerle alan açılmalı.

    2. Kültürel hâkimiyetin güçlendirilmesi:

    Sadece cami açmak yetmez; tiyatro, sinema, edebiyat, podcast, sosyal medya gibi alanlarda Türk kültürü ve değerleri Kuzey Kıbrıs’ta üretim gücüne dönüşmeli. RTÜK benzeri bir medya izleme kurulu oluşturularak dış etkiyle yazılan içerikler analiz edilmeli.

    3. STK’lara karşı stratejik STK’lar:

    İngilizlerin etkili STK’larına karşı, Türkiye vizyonunu anlatan, uluslararası normlara uygun ama milli aidiyeti olan sivil yapılar desteklenmeli. Projeler bu kuruluşlar üzerinden üretilmeli.

    4. Zihinsel bağların yeniden kurulması:

    Kıbrıs Türkü’nün gönlünü fethetmek için daha çok samimiyet, daha az “tepeden inme” söylem gereklidir. Türkiye’nin Kıbrıs’a her alanda katkısı, doğru dille anlatılmalı.

    “Yalnızca toprakları değil, kalpleri de kazanmayan güç, çölde yankı gibidir.”

    @stratejivefikirler

    “Dostluk, yardımın biçimiyle değil, kalpten gelen diliyle inşa edilir.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #ingiltere #kıbrıs #asimilasyon #türkiye #rum #türk #ingiliz

  • Bölüm 12: Nemrut’un Aynası

    Bölüm 12: Nemrut’un Aynası

    “Bazı aynalar yalnızca yüzü değil, yüreği de deşifre eder.”

    ve

    “İnsan, baktığı aynada yalnızca kendini değil; ihanetini, korkusunu, suskunluğunu da görür.”

    @stratejivefikirler

    Karanlık bir arşiv odasında buldu onu…Camın arkasında, ışığı yansıtmayan bir ayna. Görünüşte sıradan, ama içinde binlerce yılın yankısı saklıydı. Üzerine kazınmış tek cümle:”Gören değil, gözetleyen yanar.” Sessiz Satranççı, o aynaya yaklaştığında hayatında ilk kez kendi bakışlarından korktu. Çünkü o anda anladı… Düşman sadece dışarıda değildi. En büyük sabotaj içerden geliyordu.

    Nemrut’un Aynası, bir sembol değil, bir istihbarat efsanesiydi. Rivayete göre bu ayna, devletin içindeki en karanlık koordinatları açığa çıkarabilen tek şeydi.Ve o koordinat artık harekete geçmişti. Bir ihanet halkası, Türkiye’ye diz çöktürmeden önce Sessiz Satranççı’nın diz çökmesi gerekiyordu.

    Aynanın içinden bir görüntü belirdi. Ölü sandığı biri. Yakın dostu. Devletin en mahrem sırlarına ulaşacakken “trafik kazasında” hayatını kaybeden biri. “Biz ölmedik… Unutturulduk.”“Biz kaybolmadık… Göz yumdular.”

    Görüntü, gözlerinin içine işledi. Çünkü Sessiz Satranççı o gün anladı ki: Unutturulanlar mezarda değil, hafızada gömülüydü.

    “Bazı aynalar kırılmaz…Ama sana kırık gösterirler ki, hiçbir zaman bütün olma cesaretin kalmasın.”

    @stratejivefikirler

    O gece, kararını verdi: Artık sadece oynayan değil,tahtayı yakan kişi olacaktı. Çünkü bazı oyunlar kazanılmazdı… Bittiği anda unutulurdu. Ama unutmayan biri daha vardı. Gölge Arşiv’den gelen bir not: “Ankara’daki Taş Kapı açıldı… İçindeki dosyada tek bir isim var: Sen.”

    “Her kapının anahtarı yoktur. Bazı kapılar sadece bedel ödeyenlere açılır.”

    Gürkan KARAÇAM

  • Bölüm 11: Sırlar Çalınmaz, Satılır

    Bölüm 11: Sırlar Çalınmaz, Satılır

    “Her sırrın bir fiyatı vardır.Ama bazı sırlar sadece vatan sevgisiyle mühürlenir.”

    @stratejivefikirler

    Sessiz Satranççı, Karga ile yaptığı ittifakın ardından ilk kez bilgiyi çalanı değil, satanı bulmak için harekete geçti. Bir bilgi, çalınabiliyorsa, korunabilir. Ama satılabiliyorsa,ihanet pazarlığı çoktan tamamlanmış demektir. Kilit bir isim ortaya çıktı:Emekli büyükelçi kılığında bir “hafıza hırsızı”. Diplomatik bağışıklık zırhıyla dolaşan,her toplantıya bir kalem değil,bir mikrovericiyle katılan bir adam. Adı listelerde yoktu. Ama etkisi, karar mekanizmalarının tam ortasındaydı. Sessiz Satranççı, onunla karşılaştığında kafasında tek bir soru vardı: “Siz hangi ülke adına çalışıyorsunuz?” Adamın cevabı:“Ben çıkarlar adına çalışırım.Milletler, sadece kullanışlı etiketlerdir.” Bu cevap, yüzüne soğuk bir tokat gibi indi. Çünkü asıl savaş artık tanklarla, toplarla değil… Etiketlerle ve dosyalarla veriliyordu. Büyükelçi’nin dizüstü bilgisayarında bir klasör:”Ayna Operasyonu” Açıldığında görülen ilk belge:”Stratejik Bilgi Aktarım Planı – Türkiye Cumhuriyeti” Yani devletin, devletten kaçırılmış aklıydı bu.

    “Vatan birileri için toprak değil,bilginin yöneldiği istikamettir.”

    @stratejivefikirler

    Sessiz Satranççı dosyayı kapattı. Bilgiyi çalmak kolaydı… Ama onurlu olan, bilgiyi iade ettirmekti. Bu uğurda artık hedefteydi. Çünkü ne zaman bir bilgiye sahip olursa, birileri o bilgiyi susturmak isterdi. Ama o susmayacaktı. Çünkü susmak, bazen ihanete ortak olmaktı.

    “İhanetin maliyeti yoktur.Ama bedelini her zaman sadakat öder.”

    @stratejivefikirler

    Dosya çözüldü. Ama bir not daha vardı: “Bu sadece ön protokoldü. Gerçek ihanet, bir sonraki operasyonda saklı:Kod adı: ‘Nemrut’un Aynası’…”

    Gürkan KARAÇAM

  • Bölüm 10: Gölgeyle İttifak

    Bölüm 10: Gölgeyle İttifak

    “Bazen güce ulaşmanın tek yolu, gölgeni pazarlık masasına oturtmaktır.”

    @stratejivefikirler

    Ankara’da rüzgâr, bu defa kuzeyden değil; içeriden esiyordu. Dosyalar sızdırılmıyor, aktarılıyordu. Kriptolar kırılmıyor, bizzat içeriden veriliyordu. Bu bir savaş değildi artık. Bu, gölgenin bile düşman seçtiği bir oyun halini almıştı.

    Sessiz Satranççı, ilk kez bir tercih yapmak zorundaydı:Ya sistemi içeriden izlemeye devam edecek…Ya da sistemin dışladığı ama bilgiye hükmeden karanlık bir figürle anlaşacaktı.

    Kod adı: Karga

    Eski bir MİT saha ajanıydı. İhanetle suçlanmış, arşivlerden silinmiş, ama hâlâ kendi istihbarat ağını yöneten bir “hayalet”.

    Sessiz Satranççı onu bulduğunda, gri sakallarıyla bir kütüphanenin arka odasında oturuyordu. Sadece kitaplarla konuşuyordu. Ama cümleleri hâlâ istihbarat kokuyordu: “Devletin içindeki devlet, asıl devleti görmezden gelenler sayesinde büyüdü.”

    “Dost dediğin ne zaman tehdit olur, bilir misin? Tam da onun zaaflarını öğrendiğin gün.”

    @stratejivefikirler

    Sessiz Satranççı sustu. Çünkü karşısındaki adam konuşurken duvarlar değil, vicdanı yankılandı. Karga ona bir çanta verdi. İçinde sadece bir not:“Bu ülke içten çökertilmek için değil,içten doğrulmak için yeniden inşa edilecek.” Ama bir şartı vardı: “Bu hamleyi yaparsan görünmezliğin biter. Hedef olursun.Ve seni susturmak için, devletin en iyi satranç taşlarını bile feda ederler.”

    Sessiz Satranççı başını eğdi. Bir satranç taşını eline aldı. At. Çünkü bazen en şaşırtıcı hamle, çapraz değil,hiç beklenmeyen bir sıçramadır.

    “Sistemi çökmekten kurtarmanın yolu,onu yanlış ellerde kalmaktan kurtarmaktır.”

    @stratejivefikirler

    Sohbet, eski bir ajanla yeni bir stratejistin masada oturduğu sessiz bir anlaşmayla sona erdi. Ama bu ittifak sadece bir başlangıçtı. Çünkü artık savaş, bilginin değil; bilgece susmanın savaşıydı.

    Gürkan KARAÇAM

  • Bölüm 9: Kuyunun Dibinde Yankılanan Sır

    Bölüm 9: Kuyunun Dibinde Yankılanan Sır

    “Gerçek sırlar, gözden değil; gölgelerden saklanır.”

    @stratejivefikirler

    Bazı dosyalar vardır, üstü tozla değil; kanla kapanır. Bazı isimler vardır, telaffuz edilmez… Çünkü yankısı duvarları değil,devletin çatısını çökertir.

    O gün, Ankara’nın gri soğuk sabahında, Sessiz Satranççı elindeki zarfı yavaşça açtı. İçinden çıkan notta sadece üç kelime yazıyordu:“Kuyu açıldı. Bak.” Sıradan bir metin değildi bu. Bir şifreydi. Bir zamanlar aynı masada oturduğu ve sonra bir gecede “yok” sayılan arkadaşının, ölümünden dakikalar önce yazdığı son cümleydi bu. Kuyunun nerede olduğunu biliyordu. Ama asıl mesele kuyunun dibinde neyin gömülü olduğuydu. Zamanında “devletin güvenli arşivi” diye bilinen bir binanın altında yer alan özel bölme…

    Kod adı: Lacivert Alan

    Resmi kayıtlarda yoktu. İçeri sadece dört kişi girebilirdi. İkisi artık ya mezarda ya başka ülkelerde.

    Üçüncüsü…

    Kaybolmuştu.

    Dördüncüsü: kendisiydi.

    Yıllar önce, genç bir istihbarat uzmanı olarak bu kuyunun başında durmuş,dizlerinin titrediğini ilk kez orada hissetmişti. Çünkü o gün devletin değil, devletin içindeki paralel zihnin ilk izlerini orada görmüştü.

    “Bazen en karanlık sırlara ulaşmak için gökyüzüne değil, yeraltına bakmak gerekir.”

    @stratejivefikirler

    Kuyunun dibinde bir kaset vardı. Bir video. Titrek bir ses ve tek bir yüz. O yüzü gördüğünde zaman dondu. Yüzdeki kişi…Yıllardır “vatansever” diye anılan, ekranlarda “millet için” konuşan biriydi. Ama kasette, başka bir yemin ediyordu. Başka bir dile… Başka bir bayrağa… Başka bir güce…

    “İhanetin yüzü, ne zaman gülümsemeyi öğrendi?”

    @stratejivefikirler

    Kuyu sadece bir bilgi değil, bir oyun tahtasıydı.Ve Sessiz Satranççı şimdi o kuyunun içinden, sadece sırrı değil, yeni bir stratejiyi çıkarıyordu. Devleti çökertenlerin oyununu, devleti yükselten hamlelere çevirmek için…

    Gürkan KARAÇAM

  • Bölüm 8: İhanetin Kılcal Damarları

    Bölüm 8: İhanetin Kılcal Damarları

    Bazı satrançlarda piyonlar değil, vicdanlar sürülür.

    @stratejivefikirler

    Hiçbir fısıltı, gerçek bir ihanet kadar sessiz değildir. Çünkü ihanet; haykırmaz… Önce omuzuna dokunur, sonra kalbine saplanır.

    Sessiz Satranççı artık biliyordu. Görünmeyen düşman dışarda değil, içerideydi. Ve düşmanın en ölümcül olanı; vatanı seven ama satın alınanlardı. Bir sabah uyandığında fark etti:Devletin damarlarında, damar sanılan çatlaklar vardı. Daha kötüsü, o çatlaklardan sızan karanlık…

    Hain değilmiş gibi davrananlar,kendilerini “gerekeni yapanlar” gibi pazarlamıştı. Meclis koltuklarında satın alınan kararlar,ekranlara taşınan makyajlı ihanetler,ve kurumsal hainliklerin yeni adı: danışmanlık!

    “Güvenilir görünüp ülkene göz dikenler, göz göze gelmeden sırtına saplar hançeri.”

    @stratejivefikirler

    Bir kurumu çürütmenin en kolay yolu,içine zekâsız ama sadık görünenleri yerleştirmekti. Ve onlar, liyakatin kefenini elleriyle dikip gözyaşı taklidiyle tören düzenleyenlerdi. Bu kez savaş, cephede değildi. Bu kez savaş, kurum amblemlerinin ardında,temiz yüzlerin içindeki kirdeydi.Satranç tahtası değil, haritalar işgal altındaydı. Bir belge ulaştı eline… Soğuk, ıslak, sanki terli bir ihanetin izi vardı üzerinde. İmza tanıdıktı. Ama esas acıtan imza değil,imzanın atıldığı görev yeriydi. Bir ses fısıldadı kulağına:“Artık piyonlar değil, vezirler satılıyor.

    “Bir milletin çöküşü, düşmanlarının gücüyle değil; dostların satılık vicdanlarıyla başlar.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

  • Bölüm 7: Karanlıkta Yankılanan Adım

    Bölüm 7: Karanlıkta Yankılanan Adım

    Sessizlik… Kimi zaman huzurun, kimi zamansa yaklaşan fırtınanın ayak sesidir. Ve o gece, sessizlik bile bir anlam arıyordu kendi içinde. Aynadaki suret gitmişti… Ama zihninde hâlâ gözleri vardı. Geçmişi susturmak için binlerce kelime düşünmüş,ama tek bir adımın sesine yenilmişti: Tok… Tok… Tok...

    Fabrikaya açılan paslı kapının ardında beliren silüet, geçmişin içinden yürüyordu sanki. Ayak sesleri, bir ritmin değil, bir hesaplaşmanın yankısıydı.Yaklaştıkça tanıdık gelen o adımlar, bir başka haykırışı taşıyordu ona:”Sen vazgeçtiğinde onlar kazandı.”

    O, düşman değildi. Dost da değildi. Bir zamanlar aynı idealin peşinde yürümüşlerdi. Ve o ideal, bedelini sırtında taşıyanları teker teker yutmuştu. Kimi sessizce öldü, kimi gürültüyle satıldı. Adımlar yaklaştı, nefesler sıklaştı. “Sadece birini kurtarabilirdik…” dedi gelen,“Ve sen o birini ülke sandın.

    Yüzüne bakmadı Sessiz Satranççı. Çünkü bazı yüzler, bakışla değil, yürekle okunur. Ve bazı insanlar, sadece görevini tamamlamak için döner.

    “Bazı adımlar, düşmanın değil; geçmişte gömülmeyen , unutulmayan sadakatin yankısıdır.”

    @stratejivefikirler

    Göz göze gelmediler. Çünkü bazı hesaplaşmalar konuşularak değil, yaşanarak biterdi. Ve o gece, konuşmak değil, hatırlamak gerekiyordu. Gidenin ardından sadece şu cümle yankılandı zihninde: “Sıradaki hamle taş değil, karardı.”.

    Gürkan KARAÇAM

  • Bölüm 6: Ayna

    Bölüm 6: Ayna

    Sustuğun kadar büyürsün. Ve büyüdükçe, karşına kendin çıkarsın. Herkes dışarıdaki düşmana hazırlanır.Oysa asıl savaş içeride başlar.Zihnin puslu sokaklarında, kimsenin giremediği bir odada ve o odada sadece bir sandalye… bir masa… ve de bir ayna vardır.

    Sessiz Satranççı, Kocaeli’nin griliğinde büyümüş bir çocuğun içindeki en derin odadaydı şimdi. Ne bir silah vardı elinde,ne de kaçacak bir yer. Sadece kendi gözleriyle göz göze gelmişti. Ayna

    Yıllarca sırt çevirdiği o sessiz yargıç. Öylece karşısında duruyordu. Ve ilk kez,kaçmak yerine bakmayı seçti. O bakışta yılların öfkesi vardı. Ötekileştirilmiş bir çocuğun gözleri…Kibrin koltukları işgal ettiği bir ülkede aklını gizlemek zorunda kalmış bir zekânın yalnızlığı… Ve bir sabah, okul koridorlarında ölü bulunan en yakın arkadaşı. O arkadaş, kilit bir göreve yükselecekti.Ve ondan önce iki kişi daha. Hepsi tek tek… “kayboldu“. Ama kimse sormadı neden.

    “Gerçeğe yürüyenler ya yok edilir, ya da susmaya mahkûm edilir.”

    @stratejivefikirler

    İçinde yıllardır susturulan o ses,şimdi fısıltı değil, tok bir kararlılıktı: “Sıra bende.” Ayna, bir düşman değildi artık. Ama bir sözleşmeydi. Geçmişin kanla mühürlediği bir anlaşma.Ve şimdi o anlaşma, içsel bir yeminle güncelleniyordu:

    “Ben, bu milletin sessiz satranççısıyım. Kayıplar adına oynayacağım bu oyunu. Ve zafer, şahı devirmekle değil, sistemi yeniden inşa etmekle kazanılacak.”

    “İntikam bir çığlıktır. Ama adalet, sessiz bir hamledir.”

    @stratejivefikirler

    Ve

    “İçindeki çocuğa ihanet eden, geleceğin mimarı olamaz.”

    @stratejivefikirler

    Tam da o sırada… Aynanın yüzeyinde bir gölge belirdi. Kendi yansıması değildi. Bir başkası… Ama tanıdık. Tehlikeli… Sinsi… Ve en önemlisi…. “Yakından biri…”

    Bölüm 7: Karanlıkta Yankılanan Adım

    O kişi neden sessiz satranççıyı izliyordu?Ve neden sadece aynada görünüyordu?Gelecek bölümde, geçmişin kapalı kutusu aralanacak. Çünkü bazı adımlar… gölgede atılır ve yankısı yıllar sonra duyulur...

    Gürkan KARAÇAM