Kategori: Uncategorized

  • “Çizilmiş Sınırların Dışında: Hayal Etmeyi Haram Sayanlara İnat, Biz İnatla Düşlüyoruz”

    “Çizilmiş Sınırların Dışında: Hayal Etmeyi Haram Sayanlara İnat, Biz İnatla Düşlüyoruz”

    Onlar önce sınırları çizdi. Sonra birer kural kitabı yazdılar. Ve ardından dönüp dediler ki: “Hayal kuracaksan, bu sınırlar içinde kal. ”Oysa biz, daha baştan yemin ettik: Çizilmiş sınırda düşünmeyeceğiz. Hayal etmeyeceğiz orada. Orası bizim yerimiz değil.

    “Çizilmiş sınırlar zihinlere prangadır. Biz o zincirleri kırmakla meşgulüz.”

    @stratejivefikirler

    Nice anlaşma, nice sözleşme, nice protokol… Hepsi birileri hayal kurmasın, düzen bozulmasın, sistem sorgulanmasın diye var. Ama tarihe dönüp bakınca görüyoruz: Düzeni değiştirenler, imzaları değil idealleri takip edenlerdi.

    Fatih Sultan Mehmet’e “Kostantiniyye alınamaz” dediler. 400 yıldır deneyen vardı çünkü. Ama o çizilmiş sınırda düşünmedi.Top döktürdü, gemi yürüttü, kurgu dışı görüleni gerçeğe çevirdi. O hayal etti, fethetti. Çünkü o inandı.

    “Hakiki imanı elde eden cihana meydan okur… Ve biz işte tam buradayız, dahi aklimıza yatanı şeyh söylese de keşiş söylese de fark etmez çünkü biz söyleyene – söyletene değil sözün en derinine kendisine bakarız”

    @stratejivefikirler

    Uçmak yasaktı. Hazarfen uçtu. Denizden geçmek yasaktı. Leonardo düşündü, Tesla uyguladı, Elon Musk Mars’a roket gönderdi. İnternet özgür olmayacaktı, çünkü bilgi iktidarın tekelindeydi. Ama Wikipedia geldi, Google geldi, devler çöktü. Çünkü hayal kuran özgür insan durdurulamaz.

    “Özgürlük, fikirle başlar. Ve biz özgürlüğümüzden asla vazgeçmeyeceğiz.”

    @stratejivefikirler

    Bize diyorlar ki:“Bilimsel çalışmanın da usulü var. Sınırları var. Kabul gören yöntemler var.” Hayır. Hayalin usulü yoktur. Biz Newton gibi yer çekimini sorgular, Einstein gibi zamanın bükülebilirliğini düşünürüz. Hiçbir resmi tanım, hiçbir metodoloji, bize hayal kurmayı öğretemez. Çünkü biz özgürüz. Çünkü biz zihinsel bağımsızlığın sancağını taşıyoruz.

    “Tanımlanmış kalıplar içinde proje üretenler, özgürlük nedir bilmeyenlerdir. Biz tasnife gelmeyiz.”

    @stratejivefikirler

    İnsanlık tarihini değiştirenler hep “imkânsız” diyenleri susturdu:

    • Wright Kardeşler, göğe çıkmak deliliktir dediler, ama o delilikle uçtular.

    • Niels Bohr, atomu parçalayacak hayalleri kurduğunda, fizik camiası gülümsedi. Sonra Hiroshima’ya gölge düştü.

    • İbn-i Sina, tıbbı matematiksel sistemleştirdiğinde, dönemin din adamları ona “akılcı sapkın” dedi. Ama o çağlar ötesinden bugüne ses verdi.

    “Hayal edenlere deli dediler. Ama tarih onları unutmadı, sistem sahiplerini ise hiç hatırlamadı.”

    @stratejivefikirler

    Kimi zaman anlaşmalarla zincirlendik. Kimi zaman “imzaladık” diye hayallerimizi iptal ettik. Ama artık değil. Biz, bu çağda, bu topraklarda, bu coğrafyada artık diyoruz ki: “Hayallerimizi önceden belirlenmiş protokollere sığdırmak yok!” Çünkü biz; Düşünenin düşman, sorgulayanın hedef, hayal kuranın tuhaf karşılandığı çağda bile susmayanlarız. Çünkü biz; “Siz hayal kuruyorsunuz” diye küçümsenmeye aldırmadan tarih yazmaya adanmışlarız.“Bu yolda deli denmek bizim için madalya, imkânsız demeleri alkıştır.”

    Birileri proje geliştiriyor, ama başkalarının çizdiği sınırlar içinde. Birileri strateji yazıyor ama daha önce imzalanmış anlaşmaları referans alarak. Biz öyle değiliz. Biz strateji kurarken, sınırları unuturuz. Çünkü sınır tanımayan fikir, sınırsız bir milletin özüdür. Ve bu yüzden… Hayal kurmaya devam edeceğiz. Düşünmeye devam edeceğiz. Özgürlüğümüzü asla terk etmeyeceğiz. Zihinsel istiklâlimizden asla taviz vermeyeceğiz.

    “Kuralı yazanlar unutulur. Ama kuralı bozanlar tarih olur.”

    @stratejivefikirler

    Çünkü bizim adanmışlığımız, sadece başarıya değil; fikre, hakikate ve hürriyete… Ve işte bu adanmışlık, bizi aklın, ruhun ve imanın zirvesine, yani bir fikrin nirvanasına taşıyacak.

    Hiç durmadan.

    Hiç eğilmeden.

    Hiç susmadan.

    Çünkü biz buradayız.

    “ZEKHA”

    Gürkan KARAÇAM

    #zekha #teslimolmuyoruz #zihinseldireniş #kainat

  • “Toprak Üstünde Gezenler Bilmez: Asıl Savaş Yerin Altında Başladı!”

    “Toprak Üstünde Gezenler Bilmez: Asıl Savaş Yerin Altında Başladı!”

    “Gerçek savaş, sokakta değil; sokakların altında kazanılır.”

    @stratejivefikirler

    Son yıllarda savaşa dair bir illüzyonla karşı karşıyayız: Dronlar uçuşuyor, yapay zekâ algoritmaları hedef seçiyor, ekranlarda simülasyon orduları savaşıyor… Ama gerçek savaş hâlâ toprakla, terle, kanla yazılıyor. Ve artık o savaş, toprak ÜSTÜNDE değil, ALTINDA başlıyor.

    Bordo Bereliler: Sadece Birlik Değil, Türk Devleti’nin Derin Hafızasıdır

    Bordo Bereliler, Türk milletinin “sessiz yumruğu”, düşmanın beynine saplanan görünmez hançeridir. Onlar sadece asker değil; haritacı, dilbilimci, sabotajcı, istihbaratçı, psikolojik harp uzmanı, yani bir devlet aklının ete kemiğe bürünmüş halidir.

    “Kurşunla değil, akılla kazanılan savaşların askeridir Bordo Bereli.”

    @stratejivefikirler

    Yeraltı Savaşı: Dünyanın Görmezden Geldiği Yeni Cephe

    Amerika’nın Irak’taki en büyük kaybı neydi biliyor musunuz? Iraklı milislerin kazdığı tüneller. ABD’nin en gelişmiş teknolojisi, yerin altını göremediği için ABD, Irak’ta savaşın psikolojisini kaybetti. İsrail’in Hamas’la savaşında da aynı şey oldu:Tünellerin içinden çıkan militanlar, en güvenli kabul edilen bölgelere sızdı. Hatta İsrail istihbaratı buna bir isim verdi: “Terörün kök saldığı yer: Şehir altı.”

    “Yerin altını göremeyenler, yerin üstünde hükmedemez.”

    @stratejivefikirler

    Türkiye Süper Güç Olmaya Gidiyor: Peki Altımız Hazır mı?

    Türkiye bölgesel bir aktör değil artık. Libya’da, Karabağ’da, Kızılelma’da, KAAN’da, TCG Anadolu’da… Ama artık mesele şu;

    “Eğer yapılmadıysa…”

    • Eğer İstanbul’un, Ankara’nın, İzmir’in, Gazze’nin, Paris’in, Berlin’in şehir altı haritaları özel timlere zimmetlenmediyse,

    • Eğer Bordo Berelilere bağlı “Derin Sızma ve İmha Timleri” kurulmadıysa,

    • Eğer yeraltı harp teknolojileri, sensör destekli tünel izleme sistemleri milli yazılımlarla geliştirilmediyse… O zaman geleceğin en karanlık cephesi hâlâ hazırlıksız demektir.

    “Bir milletin gerçek gücü, düşmanına görünmeden dokunabildiği andır.”

    @stratejivefikirler

    Çözüm Türkiye’den Çıkmalı: Türk Modeli Yeraltı Harbi

    Dünya özel kuvvetlerinden örnekler çarpıcı;

    • İsrail’in Shayetet 13 birimi, Gazze’de tünel operasyonları için denizden yeraltına inen sistemler kurdu.

    • Amerikan Delta Force, Irak’ta 2010’dan beri şehir altı savaş simülasyonlarıyla eğitim alıyor.

    • Çin’in Jinan Birliği, metropollerin yer altına, özel radarlarla sızma planları geliştiriyor.

    Peki ya Türkiye?

    Bizim elimizde Yüce Türk aklının en rafine formu var: Bordo Bereliler. Ama artık onlara bir alt katman daha inşa edilmeli:

    • Yeraltı Harp Akademisi

    • Şehir Altı Simülasyon Merkezleri

    • Tünel Psikolojisi Uzmanlığı

    • Metro-Sığınak-Sabotaj Harita Tabanları

    • DSİT: Derin Sızma ve İmha Timi

    Güvenmekte Haklısınız. Merak Etmekte Daha da Fazlasıyla…

    “Devlet, görünmeyenle ilgilenmeye başladığında büyür.”

    @stratejivefikirler

    Bu satırları okuyan herkes artık sıradan biri değil. Çünkü artık sadece binaları değil, binaların altını da düşünüyorsunuz. Bunun adı farkındalıktır. Farkındalık, bilgiyle birleştiğinde… güce dönüşürve bazı satırlar vardır ki yazarını değil, yazan aklı merak ettirir. Dahi bazı bilgiler vardır ki kaynağından çok, neye hizmet ettiği önemlidir.

    “Her satır, bir niyetin izdüşümüdür. Ve bu niyet, milletin selametiyle yoğrulmuşsa; kelimeler mühimmat, fikirler cephane olur.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #ırak #fellüce #hamas #abd #çin #israil #bordobereli

  • “Fay Hattında Tetik Var: Suni Depremle Gelen Sessiz İşgal”

    “Fay Hattında Tetik Var: Suni Depremle Gelen Sessiz İşgal”

    Deprem, artık sadece doğanın değil, düşmanın da silahı.Tektonik plakalar kadar, planlı saldırılar da yerin altını oynatıyor. Jeofizik biliminin sınırlarında dolaşan bir gerçeği konuşmanın zamanı geldi: Suni depremler mümkün müdür ve bir ülkeye savaş ilan etmeden savaş açmanın yeni yolu bu olabilir mi?

    “Toprak titriyorsa, artık sadece doğaya değil; niyete de bakmak zorundayız.”

    @stratejivefikirler

    Suni Deprem: Komplo Teorisi mi, Stratejik Gerçek mi?

    HAARP, SCALAR dalgaları, jeotermal enerji alanları üzerindeki müdahaleler, iyonosfer manipülasyonu… Birçok çevre için bunlar hâlâ ‘komplo teorisi’ gibi dursa da, ABD Savunma Bakanlığı’na bağlı belgelerde geçen ifadeler bir gerçeği işaret ediyor:“Doğal olayları savaş aracı olarak kullanma kapasitesi, modern savaşın parçası hâline gelmiştir.”

    1997 yılında ABD Savunma Bakanı William Cohen’in şu sözlerini hatırlayalım; “Depremler, volkanik patlamalar ve iklim değişimleri, elektromanyetik dalgalarla tetiklenebilir.”

    Bu cümle, bir savaş doktrini değil; bir itiraftır.

    “Doğa yasaları sabittir, ama insanın niyeti doğadan güçlüdür.”

    @stratejivefikirler

    Deprem Sonrası Operasyon: Sessiz İşgalin Karanlık Senaryosu

    Bir sabah ülkenin kalbinde bir şehir yıkılıyor. Enkaz altında binlerce insan. Elektrik yok, koordinasyon yok. AFAD, TSK, emniyet güçleri sahaya inmiş durumda. Ama o sırada bazı bölgelerde ‘arama kurtarma ekipleri’ diye giren grupların aslında birer asimetrik savaş birimi olduğu anlaşılıyor. Kritik altyapılar; su kaynakları, iletişim hatları, enerji istasyonları hedef alınmış. Sinyal kesici teknolojilerle iletişim sabote edilmiş. Sosyal medyada kargaşa yaratmak için bot hesaplar üzerinden “devlet çöktü” algısı yayılıyor. Ve sokaklarda, kentsel direniş gibi görünen sabotajlar başlıyor.

    “Karmaşanın içine gizlenmiş düşman, en tehlikeli olanıdır.”

    @stratejivefikirler

    Dünya Bu Tehlikeye Nasıl Hazırlanıyor?

    İsrail: Arama-kurtarma ekipleri askerî sistemlere bağlı, her personelin biyometrik geçmişi sürekli izleniyor. Her doğal afet senaryosu aynı zamanda bir askerî tatbikat olarak tasarlanıyor.

    ABD: FEMA’ya bağlı özel tugaylar, “Urban Warfare + Disaster Relief” ortak görevli birlikler. Her yıl Los Angeles Fault Line senaryosuyla kentsel enkaz savaşları tatbikatı yapılıyor.

    Rusya: 2019’da “Seysmik Manipülasyonlara Karşı Savunma Direktifi” yayınlandı. Suni depreme karşı yer altı istihbarat merkezleri kuruldu.

    Çin: Yapay iklim mühendisliği projeleri kapsamında “Afet-Karşı Operasyonel Savunma Sistemi” geliştirdi.

    İran: Tahran Üniversitesi ve Sepah-ı Pasdaran iş birliğiyle “siber jeofizik” konusunda araştırmalar yürütülüyor.

    “Tatbikat, bir milleti kandırmak için değil; kurtarmak içindir.”

    @stratejivefikirler

    Türkiye Ne Yapmalı?

    1. Jeosavunma Doktrini Geliştirilmelidir. MİT, TSK ve AFAD eşgüdümünde suni deprem/sabotaj ihtimaline karşı analiz merkezleri kurulmalı, bu merkezler ulusal güvenlik doktrinine dahil edilmelidir.

    2. Enkaz Altı Savaş ve Kurtarma Tugayları Kurulmalıdır. Sadece kurtarma değil, aynı zamanda çatışma yürütebilen ‘hibrit birimler’ tesis edilmeli. Bu birlikler, şehir içinde düşmana karşı savaşırken enkazdan can da çıkartabilecek kapasitede olmalıdır.

    3. Sivil-asker bütünleşik kriz merkezleri kurulmalıdır. Valilikler, belediyeler, AFAD, TSK ve Emniyet, olağanüstü afet durumunda tek komuta zinciri altında çalışmalıdır. “Sivil görünümlü düşman unsuru” tehdidine karşı istihbarat merkezleri önceden senaryolar geliştirmelidir.

    4. NATO ve BM dışında alternatif afet müdahale protokolleri geliştirilmelidir. Küresel sistemden bağımsız, Türkiye merkezli, Türk Dünyası-Akdeniz hattını kapsayan bir “Bölgesel Afet-Askeri İşbirliği Platformu” kurulmalıdır.

    5. Kritik altyapıların güvenliği için ‘Yedek Sistem Ağı’ kurulmalıdır.Tüm iletişim, enerji ve istihbarat hatları için yedek, karasal ve uydu destekli altyapılar hazır olmalıdır.

    “Gelecek, enkazdan çıkanın değil; enkaza rağmen ayakta kalanlarındır.”

    @stratejivefikirler

    Unutulmaması Gereken Bir Gerçek

    Savaş artık tankla başlamıyor. Bir siren sesiyle ya da bir füzeyle de değil… Bazen bir sarsıntıyla, bazen bir göçükle, bazen bir kurtarma ekibinin kamyonetiyle…

    “Deprem değil, hazırlıksızlık öldürür. Ama hazırlıksızlığın bedeli artık vatandır.”

    @stratejivefikirler

    Son söz: Türkiye, sadece bina değil, doktrin de inşa etmek zorundadır. Bir sarsıntının ardından gelen sessizlik, bazen top sesinden daha ölümcüldür. Bugün bu yazıyı okuyan bir komutan, bir devlet yetkilisi, bir asker şunu bilmeli: Deprem artık sadece yerin altında değil; zihnin derinliklerinde başlıyor. Ve biz hazır değilsek, bir gün sarsıntıyla birlikte her şey çöker… Vatan da!

    “Fay hattında bekleyen, ya tabiatın kurbanıdır ya da düşmanın.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #fayhattı #deprem #işgal #haarp #savaş

  • Haritayı Değiştiren Kalem: Stratejik Derinlik mi, Diplomaside Kör Nokta mı?

    Haritayı Değiştiren Kalem: Stratejik Derinlik mi, Diplomaside Kör Nokta mı?

    Türkiye bir harita değiştiriyor. Ama bu kez sınırları silahla değil, diplomasiyle, kültürle, teknolojiyle, savunmayla yeniden çiziyor. Yani kalem elimizde. Ama soru şu: Bu kalemle strateji mi yazıyoruz, yoksa günü kurtaran notlar mı karalıyoruz?

    “Strateji; coğrafyaya şekil vermek değil, zamanı anlamaktır.”

    @stratejivefikirler

    Orta Asya: Gönül Köprüsü Kurmak Yetmez, Altyapı İnşa Etmek Gerek

    Orta Asya ile bağlarımızı güçlendirmek doğru bir adımdır. Ancak burada sadece kültürel bir yakınlıkla yetinmek bizi yüzeyde tutar. Türkiye’nin bu coğrafyada daha derin bir etki bırakabilmesi için Türk Devletleri Teşkilatı’nı ekonomik entegrasyon, enerji iş birlikleri ve savunma teknolojileriyle desteklemesi şarttır.

    “Aynı dili konuşmak yetmez, aynı hedefe yürümek gerekir.”

    @stratejivefikirler

    Mesela, Azerbaycan-Türkiye savunma iş birliği modelini Kazakistan ve Özbekistan gibi ülkelere yaymak, sadece bir güvenlik çemberi değil; aynı zamanda bir vizyon ortaklığı yaratacaktır.

    Afrika: Üs Kurmak Yeterli Değil, Umut Kurmak Gerek

    Türkiye Afrika’da askeri üsler açıyor, savunma sanayi ihracatı yapıyor, eğitim programları düzenliyor. Harika. Ama Afrika’nın hafızasında sömürgeciliğin acı izleri var. Eğer bu adımlar yerel halkın refahına doğrudan dokunmazsa, ‘yeni güç’ algısı yerine ‘yeni gelen’ oluruz.

    “Bir haritaya bayrak dikmek kolaydır; önemli olan o bayrağın gönüllerde dalgalanmasıdır.”

    @stratejivefikirler

    Türkiye, Afrika’daki varlığını tarım, sağlık, teknoloji transferi ve iklim politikaları ile de desteklemeli. Çünkü çağımızın büyük diplomasi kulvarı, yumuşak güçtür.

    Kafkasya: Zaferle Yetinilmez, Zemin İnşa Edilir

    Karabağ zaferi sadece bir askeri başarı değil, diplomatik bir fırsattır. Fakat bu fırsatın istikrara dönüşmesi için Ermenistan’la kontrollü ve şartlı bir normalleşme zemini kurulmalı. Çünkü diplomasi, zaferin gölgesinde değil, barışın inşasında anlam kazanır.

    “Zafer haritaya iz bırakır, barış kalplere kök salar.”

    @stratejivefikirler

    Türkiye, Güney Kafkasya’da enerji koridorlarını çeşitlendirerek, sadece bir aktör değil, bir mihver olmalıdır.

    Doğu Akdeniz: Sert Güç Var, Yumuşak Güç Nerede?

    Türkiye, Doğu Akdeniz’de güçlü bir deniz gücüyle pozisyon alıyor. Mavi Vatan konsepti, milli bir savunma vizyonunun dışa yansıması. Ancak denizlere açılan yalnız gemiler değil; fikirler, yatırım fonları, kültür projeleri ve diplomatik ağlar da olmalı.

    “Denizi donanma ile alırsın, ama denizde kalıcı olmak için limanlara dostluk kurmalısın.”

    @stratejivefikirler

    Burada Avrupa ülkeleriyle gerilimi yönetirken, aynı zamanda yeni enerji diplomasileriyle iş birliklerini çoğaltmak kaçınılmazdır.

    Balkanlar: Sessiz Diplomasi, Gürültülü Etki

    Balkanlar’da TİKA projeleri, eğitim kurumları ve dini/kültürel restorasyonlarla ilerliyoruz. Fakat Sırbistan, Yunanistan ve Batılı yapılarla daha entegre bir oyun kurulmadıkça bu ilerleyiş tehdit altındadır. Türkiye, Balkanlar’daki yumuşak gücünü Balkan Gençlik Forumu, ortak medya projeleri ve bölgesel güvenlik çalışmalarıyla derinleştirmelidir.

    “Tarihle bağ kurmak, geleceğe zemin atmaktır.”

    @stratejivefikirler

    Sonuç: Harita Değişiyorsa, Zihin de Değişmeli

    Türkiye, bölgesel bir güç olmaktan çıkıp küresel bir akıl olmaya doğru gidiyor. Ancak bu akıl, sadece reflekslerle değil, planlarla büyür. Her açılım, bir vizyonla desteklenmeli. Her risk, stratejik bir akılla hesaplanmalı. Her başarı, sürdürülebilir bir modele dönüşmeli.

    “Dış politika, duygularla değil; duyguların ötesini görebilen akılla yazılır.”

    @stratejivefikirler

    Türkiye haritayı değiştiriyor. Ama bu kez haritanın çizildiği masa kalıcı olmak istiyorsa, kalemin ucunda sadece mürekkep değil; hafıza, öngörü, sabır ve cesaret olmalı.

    “Kendi haritasını çizemeyen, başkalarının taslağında silgi olur.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #kafkasya #akdeniz #balkanlar #afrika #sırbistan #yunanistan #ortaasya

  • “Beşinci Kolun Dönüşü: Görünmeyen Cephe, Duyulmayan Kurşunlar”

    “Beşinci Kolun Dönüşü: Görünmeyen Cephe, Duyulmayan Kurşunlar”

    “Toprak işgal edilmiyor artık; zihinler işgal altında.”

    @stratejivefikirler

    Bir ülkeyi ele geçirmenin yolları değişti. Eskiden tanklar şehre girerdi, şimdi içeriden bir gülümseme yeter. Artık işgal üniformalı değil, LinkedIn profilli. Bugünün savaşları görünmüyor. Çünkü kurşun atmıyorlar, kurgu atıyorlar. Televizyonlarda, sosyal medyada, vakıf toplantılarında, öğrenci kulüplerinde, araştırma fonlarında, içerik üretim yarışmalarında dolaşan görünmez bir “şey” var: Beşinci Kol yeniden sahnede.

    Beşinci Kol Nedir, Kimdir, Nerede Yaşar?

    “Düşman, kapıda değil. Kapıyı açan komşuda gizli.”

    @stratejivefikirler

    Beşinci kol, savaş zamanlarında ülke içinde düşmanla iş birliği yapan, halkı manipüle eden, orduyu moral olarak çökerten gizli yapılardır. Ama bugün savaş yok, öyle değil mi? Öyle düşünüyorsanız, zaten ilk kurşunu çoktan yemişsiniz demektir.

    Yeni Beşinci Kolun Kodları

    Bugünün beşinci kolu, asker değil. O bir akademisyen, bir fenomen, bir STK yöneticisi, bir danışman, bir “tarafsız uzman”… İdeolojik değil, algoritmik çalışıyor. Silahı, TikTok. Zırhı, “özgürlük söylemi”. Meydanı ise zihinlerimiz.

    “Bir düşünceyi silahla susturamazsın. Ama onu başka bir düşünceyle boğabilirsin.”

    @stratejivefikirler

    Bir İngiliz Vakfı, Bir Türk Dizisi, Bir Oyunun Arka Planı

    Geçtiğimiz yıllarda İngiltere merkezli bir düşünce kuruluşu, Türkiye’deki “genç liderlerin” desteklenmesi için bir program başlattı. Bu liderlerin ortak özelliği neydi biliyor musunuz? Hiçbirinin Türkiye’nin dış politikasını savunmaması. Ama hepsi “çağdaş, özgürlükçü ve küresel değerlere açık bireyler” olarak lanse ediliyordu. Ne tesadüf… Aynı dönemde popüler bir dijital platformda yayımlanan ve Türkiye’nin yakın tarihini karikatürize eden dizinin senarist kadrosunda, bu vakfın bursiyerlerinden biri yer aldı. İçerik mi? Milli mücadele kahramanlarının küçümsendiği, güvenlik kurumlarının karikatürize edildiği bir yapım. Hayır, bu komplo değil. Bu strateji.

    “Gerçek düşman, seni düşmanından soğutan dost maskesidir.”

    @stratejivefikirler

    Türkiye’nin Sessiz Direnişi: Fark Etmeden Fark Etmek

    Devletin klasik güvenlik refleksleri bu yeni tehdide karşı donanımsız. Çünkü sorun ne sınırda ne de dağda. Tehdit, burslu bir doktora öğrencisi formunda karşına çıkıyor. Ya da “iklim değişikliği üzerine çalışıyorum” diyen bir genç akademisyen… Elbette hepsi kötü değil. Ama kimin hangi masada eğitim aldığı, hangi vakfın hangi ülkenin örtülü servisiyle bağlantılı olduğu bilinmeden yol almak mümkün mü?

    “Bilgi, artık sadece güç değil; aynı zamanda düşmanın silahıdır.”

    @stratejivefikirler

    Peki Kim Bu Yapılarla Mücadele Ediyor?

    Dünyada bu yeni hibrit tehdide karşı sessiz devrimler yaşanıyor.

    Çin, Batılı vakıfları sınır dışı etti.

    Rusya, “Yabancı Ajan Yasası”yla tüm medya ve STK’lara şeffaflık zorunluluğu getirdi.

    Macaristan, Avrupa fonlu sivil toplumlara karşı milli denetim mekanizması kurdu.

    Peki Türkiye?

    Türkiye bu cepheye yeni uyanıyor. Ama geç kalmadı.

    Türkiye Ne Yapmalı?

    1. Zihinsel Güvenlik Ajansı (ZGA) kurulmalı. Siber, akademik, kültürel ve sosyal mecraları denetleyecek milli bir yapı.

    2. “Kültürel Milli Güvenlik Doktrini” hazırlanmalı. Filmlerden dizilere, eğitim programlarından burslara kadar uzanan bir denetim ve yönlendirme stratejisi.

    3. Yabancı fonlu her içerik üreticisi “etik şeffaflık beyanı” sunmalı. Kime hizmet ettiğini kamuoyuna açıklamalı.

    4. Milli strateji eğitimi liselere kadar indirilmeli. Zihin işgaline karşı farkındalık, okulda başlar.

    5. Bağımsız istihbarat araştırmaları desteklenmeli.

    “Milli akıl, milli analizle mümkündür.”

    @stratejivefikirler

    Son Söz: Düşmanı Değil, Yöntemini Tanı

    Bu bir paranoya değil. Bu, stratejik zekânın soğukkanlı analizidir. Her kurşun sesi savaş değildir. Her sessizlik de barış değildir. Düşmanı tanımak yetmez; onun seni nasıl tanımladığını da bilmelisin.

    “Bugün bir milleti işgal etmek için topraklarına değil, tanımlarına saldırıyorlar.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #beşincikol #etkiajanı #ingiltere #japonya #abd #israil #rusya #çin #macaristan

  • “İnancın Milliyeti Olur mu? Türk Ortodoks Kilisesi, Mübadele ve Derin Hesaplar”

    “İnancın Milliyeti Olur mu? Türk Ortodoks Kilisesi, Mübadele ve Derin Hesaplar”

    Strateji, tarihi sadece okumaz; onu yeniden yazmanın yollarını da arar. 1919. Anadolu işgal altında. Osmanlı çökmüş. Yeni bir devletin doğumu sancılarla ilerliyor. Ve tam da bu tarihî eşikte, tarihe düşen sessiz ama kudretli bir not: Türk Ortodoks Kilisesi kuruluyor. Bir din kurumu mu? Evet. Ama yalnızca bu kadar mı? Asla. Bu oluşum, Türkiye Cumhuriyeti’nin henüz doğmamış evladına yapılan en zeki stratejik yatırımlardan biridir. Hem içeride hem dışarıda bir mesajdır.

    “Biz sadece Müslüman bir millet değiliz; biz aynı zamanda Türk kimliğini her inançta var edebilen bir milletiz.”

    @stratejivefikirler

    Türk Ortodoks Kilisesi: Anadolu’nun Ruhuna Kodlanmış Stratejik Cevap

    Papa Eftim (Pavlos Karahisaridis), sadece bir din adamı değil, aynı zamanda milliyetçi bir entelektüeldi. Karamanlı Türk Hıristiyanlarının sözcüsüydü. Ve onun önderliğinde kurulan Türk Ortodoks Kilisesi, Batı’nın “Hıristiyan = Batılı, Ortodoks = Yunan” kodlamasını kırmayı hedefleyen millî bir karşı hamleydi.

    “Strateji sadece düşmana karşı kurulmaz, dost görünen kalıpları da sorgulamakla başlar.”

    @stratejivefikirler

    Bu kilise, “Hıristiyanlık Batı’ya aittir” tekelini kırmak için kuruldu. Anadolu’daki Hıristiyan Türkler, yüzyıllardır bu coğrafyanın parçasıydı. Din değiştirmemiş Türklerdi. Öyle ki konuşmaları Türkçe, isimleri Türkçeydi; sadece ibadet şekilleri farklıydı. Yani kültürleri bu toprağın öz suyunu içmişti.

    “Din bir aidiyet değil, bir tercih olabilir; ama millet, tarihin insanla yaptığı kadim sözleşmedir.”

    @stratejivefikirler

    Mübadele: Sürgün Değil, Hafıza Silme Operasyonu muydu?

    1923’te imzalanan Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi, görünürde sadece bir demografik düzenlemeydi. Ama altındaki kodlar, daha derindi. Müslümanlar Türkiye’ye, Hıristiyanlar Yunanistan’a ilkesi, Anadolu’daki Hıristiyan Türklerin kaderini belirledi. “Biz Türk’üz! Neden gönderiliyoruz?” diye feryat eden Karamanlılar, Gagavuzlar, Ortodoks Türkler, duyulmadı. Çünkü Batı’nın gözünde Hıristiyan olan Yunan’dır. Ve Türkiye, o dönemde bunu değiştirecek güce henüz sahip değildi.

    “Diplomasi masasında tarih yazılmaz; tarih, sessizce gözden çıkarılanlarla şekillenir.”

    @stratejivefikirler

    Kimlik Savaşları: Din mi Millet mi?

    Anadolu, yüzyıllar boyunca çok dinli, çok kimlikli bir toprak oldu. Lakin milli devlet inşa edilirken, bu çoklu yapı bir tehdit olarak algılandı. Çünkü Batı, “gayrimüslim azınlık = müdahale bahanesi” formülünü çok iyi kullanıyordu. Lozan’a bu gözle bakılırsa, Türk Ortodoks Kilisesi gibi yapılar Batı’ya koz vermemek için kurumsal olarak yalnız bırakıldı.

    “Bazı fikirler güçlüdür ama yalnız bırakılır; çünkü o fikirler, zamanının ötesindedir.”

    @stratejivefikirler

    Kilise Tasfiye Edildi, Çünkü Türk Kimliğiyle Hıristiyan Olmak Batı’nın Algısına Tersti

    Papa Eftim ve cemaati, Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlılıklarını ilan ettiler. Hatta Kurtuluş Savaşı’na destek verdiler. Buna rağmen gönderildiler. Neden? Çünkü dış baskılar, içerideki yeni devletin elini bağlamıştı. Türkiye bir tercih yapmak zorundaydı: Dinî homojenlik mi, etnik çeşitlilik mi?

    “Bazen bir milletin yükselmesi için bazı gerçekler görmezden gelinir; ama görmezden gelinenler, bir gün geçmişin hayaletleri olur.”

    @stratejivefikirler

    Türk Ortodoks Kilisesi: Kayıp Kozumuz Muydu?

    Bugün hâlâ var olan bu kilise, fonksiyonel olmasına rağmen bilerek sembolik düzeydeymiş gibi görünmez olarak yaşatılmak isteniyor. Halbuki desteklenmiş olsaydı, Batı’ya karşı stratejik bir argüman olarak kullanılabilirdi. Düşünsenize, Vatikan karşısında “Türk kimlikli bir Ortodoks kilisesi” var. Bu, Türkiye’nin Hıristiyan dünyasıyla kurumsal ilişkilerini yönlendirmede elini güçlendirmez miydi?

    “Kimi zaman bir yapı yıkılmaz, sadece işlevsizleştirilir; çünkü işlevi tehlikelidir.”

    @stratejivefikirler

    Bugünün Jeopolitiğinde Olası Rolü Ne Olabilirdi?

    Bugün Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu’da etnik-dinî kimlikler üzerinden yürüyen büyük bir satranç var. Türkiye’nin elinde Müslüman olmayan ama Türklük bilinciyle yoğrulmuş cemaatler olsaydı, bu satrançta çok daha özgüvenli hamleler yapabilirdi ki istenilse yine başarılabilir yani henüz hiçbir şey için geç değil.

    “Sahip olduğun taşları değil, kaybettiklerini düşünerek satranç oyna; strateji geçmişin eksiklerini geleceğe artılarla taşımaktır.”

    @stratejivefikirler

    Sonuç Yerine: “Kimin Türk Olduğuna Kim Karar Verir?”

    Türk Ortodoksları sürgüne göndermek, yalnızca bir nüfus hareketi değildi; bir kimlik mühendisliğiydi. “Türklük = Müslümanlık” formülüne aykırı her yapı, dışlandı. Ama bu formül, hem tarihimize hem de geleceğimize dar bir elbise oldu.

    “Bir milleti tanımlarken dışlayarak değil, kapsayarak büyütürsün.”

    @stratejivefikirler

    Belki bu mesele şimdi sadece birkaç tarihçinin ilgi alanında. Ama yarın, Türkiye inanç ve kimlik siyasetini yeniden şekillendirmeye başladığında, Türk Ortodoks Kilisesi’nin kaybettirdiği koz daha çok konuşulacak.

    “Bugün sessiz kalan her hakikat, yarının en gür sesi olarak döner.”

    @stratejivefikirler

    İşte bu yüzden strateji sadece askeri bir alan değil, toplumsal hafızanın da mühendisliğidir. Ve unutmamalıyız: Anadolu’da bir zamanlar “Ben hem Türk’üm, hem Hıristiyanım” diyenler vardı.Ve biz, o sesi duymamayı tercih ettik…

    “Duyulmayan sesler tarihten silinmez, sadece gelecekte yankılanmayı bekler.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #türkortadoksluğu #kilise #lozan

  • Kutsal İttifak: Vatikan – İsrail – ABD – İngiltere – Fener Dörtlü Masa Teorisi

    Kutsal İttifak: Vatikan – İsrail – ABD – İngiltere – Fener Dörtlü Masa Teorisi

    “Düşman gibi görünenler, aynı masanın dört ayağı olabilir.”

    @stratejivefikirler

    Onlar görünürde farklı dinlere, farklı kültürlere, farklı tarihlere aitti. Biri Kudüs’te antik bir tapınağın peşindeydi, diğeri Roma’da Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi olduğunu iddia ediyordu. Bir diğeriyse Londra’nın sisli koridorlarında imparatorluk gölgeleriyle konuşuyor, Washington ise özgürlük maskesiyle küresel hamlelerini yürütüyordu ve sonra İstanbul…

    Ayasofya’nın gölgesinde, bir başka sessiz oyuncu: Fener Rum Patrikhanesi. Küçük gibi görünen, fakat dünyanın en büyük stratejik oyunlarında parmak izi bulunan bir yapı…

    Perde Aralanıyor: Bir Masa, Dört Oyuncu

    Bu dört güç – Vatikan, İsrail, ABD, İngiltere – tarih boyunca kimi zaman çatışmış gibi görünse de, aslında “kutsal bir ittifak” içinde hareket ediyordu. Fener Rum Patrikhanesi ise bu ittifakın “sessiz veziri”, “kutsal istihbarat köprüsü” olarak masadaki dördüncü bacağıydı ya da masanın kendisi ve masa kim veya ne?.

    “Bazı masalar vardır ki, ayağı sayıca azdır ama ağırlığı dünyayı taşır.”

    @stratejivefikirler

    Vatikan: İnanç Görünümlü Aklın Merkezi

    Vatikan, görünürde sadece bir dini merkez. Ancak CIA raporlarına göre, dünya üzerindeki 183 ülkeye yayılan Katolik kiliseleriyle en güçlü gayriresmi istihbarat ağına sahip. Papa’nın özel istihbarat birimi “Servizio Informazioni del Vaticano”, Pentagon tarafından defalarca “diplomatik örtüyle çalışan küresel göz” olarak tanımlandı.

    Vatikan, dua ederken gözetler; kutsarken yönlendirir.” Fransız istihbarat yetkilisi, 2017 Avrupa Strateji Forumu

    İngiltere: Görünmeyen Kraliçe, Görünmeyen Harita

    İngiliz derin devleti, eski imparatorluk coğrafyasındaki dinî yapılar üzerinden hâlâ yönlendirme gücüne sahip. Anglikan Kilisesi üzerinden Afrika’da, Kraliyet Akademileri üzerinden Orta Doğu’da etkinliğini sürdürüyor. Fener Patriği Bartholomeos’un İngiltere’ye yaptığı bazı gizli ziyaretler MI6 kayıtlarına bile “özel koruma altında diplomatik misafir” olarak geçmişti.

    “Sömürge bitti sananlar, haritayı sadece siyasi sandı.”

    @stratejivefikirler

    ABD: Özgürlük Maskeli Haçlı Ruhu

    Amerika Birleşik Devletleri, dinî yapıları sadece inanç için değil, “soft power” yani yumuşak güç için kullanan en gelişmiş sistemdir. 2005 yılında kurulan “Office of International Religious Freedom” birimi, aslında dünya çapında “Batı’ya sadık dini ağlar” kurmakla görevlendirildi. Bu birimin Fener Rum Patrikhanesi’ne her yıl dolaylı destek sağladığı, birçok ifşaatla belgelenmiştir.

    Fener bizim için dini değil, stratejik bir üs.” ABD Dışişleri yetkilisi, 2019 inanç diplomasisi raporu

    İsrail: Kudüs’ün Dışındaki Kudüs Oyunu

    İsrail’in hedefi sadece Kudüs değil; Kudüs üzerinden küresel düzen kurmak. Ortodoks kiliseler içindeki nüfuzu, Yahudi mistisizmiyle harmanlanmış politik akıllarla yönlendirilmekte. Tel Aviv merkezli Bar-Ilan Üniversitesi’ndeki araştırmalara göre, Fener Rum Patrikhanesi ile Kudüs Ortodoks Patrikliği arasında çıkar temelli çatışmalar değil, koordineli iş birlikleri var.

    “Bazı savaşlar, zafer değil ittifak için yapılır.”

    @stratejivefikirler

    Fener Rum Patrikhanesi: Masanın Sessiz Stratejisti

    Görünürde sade, mütevazı ve hatta baskı altındaki bir yapı gibi duran Fener Patrikhanesi, gerçekte tüm bu yapılar arasında köprü görevi görüyor. İstanbul, sadece coğrafyanın değil, dinler arası akıl savaşlarının da kesişme noktası.

    Patrikhanenin hedefi dini liderlik değil, Doğu Roma’nın hayaletini yeniden diriltmek.” İngiltere Oxford Üniversitesi Teoloji Strateji Raporu, 2021

    “Kimi yapılar vardır ki görünmez; ama her yapıyı onlar şekillendirir.”

    @stratejivefikirler

    Sonuç: Dörtlü Masa’nın Gizli Gündemi

    Bu dört gücün ortak hedefi:

    • Ortadoğu’nun dinî kontrolünü ele geçirmek,

    • Kudüs merkezli yeni bir küresel düzen inşa etmek,

    • Türkiye ve Rusya gibi bölgesel güçlerin dinî damarlarını zayıflatmak,

    • Fener Rum Patrikhanesi üzerinden ekümenik bir üst yapı kurarak Doğu Hristiyanlığını Batı’ya bağlamak…

    “İnanç gömleğiyle yürüyen strateji, görünmez ama durdurulamaz olur ve tabi Türkler durdurmak istemezse eğer.”

    @stratejivefikirler

    Zor soru; Vatikan, ABD, İngiltere, İsrail, Fener… 5 oyuncu olmasına rağmen neden dortlü masa dedim? Ve Fransa’yı niye dışarda tuttum?

    Gürkan KARAÇAM

    #ekümenik #israil #abd #ingiltere #vatikan #ortodoks

  • Patrikhane Perdesi: Görünmez İttifakların Görünür Ayinleri

    Patrikhane Perdesi: Görünmez İttifakların Görünür Ayinleri

    “Kavga gösterisi, iş birliğinin kamuflajıdır.”

    @stratejivefikirler

    İstanbul’un göbeğinde, tarihî bir yapı: Fener Rum Patrikhanesi. Yüzlerce yıldır Ortodoks dünyasının dini merkezi gibi görünse de, bugün küresel akıl oyunlarının piyonuyken aynı zamanda gizli bir vezir gibi oynuyor.

    Kamuoyuna yansıyan Vatikan’la gerilim görüntüsünün altını biraz kazıdığınızda, ardında sessiz bir ittifak, stratejik bir iş bölümü ve Batı bloğunun derin bir planı yatıyor.

    “Gözünü kamaştıran ışığın ardında en büyük karanlıklar gizlidir.”

    @stratejivefikirler

    Yüzleşme değil, rol paylaşımı: Fener Rum Patrikhanesi, görünürde Katolik Vatikan’la ideolojik karşıtlık içindeymiş gibi davranırken, perde arkasında ABD, İngiltere, Fransa ve hatta İsrail’le koordineli bir biçimde çalışıyor.

    Washington’da yapılan bir konuşmada ABD Dışişleri yetkilisi şöyle diyordu:

    “Fener, Doğu’nun Vatikan’ıdır; stratejik varlığı bizim için dini değil, jeopolitiktir.” ABD Dışişleri yetkilisi, 2018 Washington Dini Özgürlükler Zirvesi

    “Din, siyasetin duygusal gücü; siyaset, dinin akılla makyajlanmış hâlidir.”

    @stratejivefikirler

    Din mi? Devlet mi? Derin mi?

    Londra’daki bir analiz raporunda ise şu ifadeye rastlıyoruz.

    Ekümeniklik tartışması teolojik değil, jeopolitik bir konudur. İstanbul’daki Patrikhane, Doğu Avrupa’daki etkimizin anahtarıdır.” İngiltere Dışişleri Bakanlığı Gizli Raporu, 2020 sızdırılan belge

    “Tahta oturan görünür; fakat tahtı kim kurduysa, gerçek güç odur.”

    @stratejivefikirler

    Fransa’nın Lyon merkezli bir akademik çalışmasında Fener Rum Patrikhanesi, ‘Batı’nın Ortodoks dünyadaki yumuşak gücü’ olarak tanımlanır. Aynı çalışmada Vatikan’la olan ilişkiler için “kamuoyuna yansıyan teolojik farklılıkların ardında koordineli bir Batı stratejisi” ifadesi geçer.

    İttifakın Sessiz Ayağı: İsrail

    Kudüs’teki dinî gruplarla olan temaslar da dikkat çekici. İsrail’in düşünce kuruluşlarından birinin yayınladığı analizde şu ifadelere yer verilir.

    Ortodoks dünyası içindeki çatışma, Batı’nın çıkarına hizmet ettiği sürece kontrollü şekilde sürdürülmelidir. Fener bu dengeyi mükemmel şekilde sağlıyor.” Mossad’a yakınlığıyla bilinen BESA Center, 2021 raporu

    “Düşman gibi görünenler, bazen aynı masanın farklı yüzlerinde otururlar.”

    @stratejivefikirler

    Kavga Tiyatrosu: Vatikan’la Perde Arkası Barışı

    Vatikan ile Fener Patrikhanesi’nin zaman zaman yaşadığı görünür krizlerin, dikkatleri asıl iş birliklerinden uzaklaştırmak için sahnelenmiş olduğu iddiaları ciddiye alınmalı. 2022’de Papa ile Patrik Bartholomeos’un Roma’da yaptığı gizli görüşme sonrasında Batı Balkanlar’da bir dizi “ortak” açıklamanın gelmesi tesadüf değildi.

    “Gerilim, dikkat dağıtır; ittifak, perde arkasında sessizce büyür.”

    @stratejivefikirler

    Sonuç: Dini Kurum Değil, Stratejik Aparat

    Fener Rum Patrikhanesi bugün bir dinî kurumdan öte, Batı’nın Doğu’ya açılan akıl ve etki kapısıdır. Küresel sistemin inşa ettiği yeni ‘soft power’ haritasında, bu tür yapılar sadece dua etmekle kalmaz, yön verir; sadece ayin yapmaz, istikamet çizer.

    “Dualar önde edilir, stratejiler arkada yazılır.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #fenerrumpatrik #vatikan #abd #fransa #ingiltere #israil

  • Kilise Ayinindeki Kod: Türk Ortodoksluğu, Derin Devlet, Ergenekon ve Ekümenik Savaşın Şifreleri

    Kilise Ayinindeki Kod: Türk Ortodoksluğu, Derin Devlet, Ergenekon ve Ekümenik Savaşın Şifreleri

    “Bazı ayinler dua değil, deklarasyondur.”

    @stratejivefikirler

    Bir Ayin, Bin Mesaj

    2024 yılında Türk Ortodoks Kilisesi’nde düzenlenen bir ayin. Katılımcılar: Emekli Tümgeneral Veli Küçük, Amiral Cihat Yaycı ve eski bakan Namık Kemal Zeybek. Sıradan bir dini tören mi? Hayır. Bu, stratejik kodlarla örülü bir politik semboller geçidiydi.

    “Simgelerle konuşanlar, susturulamayacak sözleri söyler.”

    @stratejivefikirler

    Türk Ortodoksluğu: Tarihin Altın Sandığı

    Türk Ortodoks Patrikhanesi 1920’lerde kuruldu. Kurucu Patrik I. Eftim, Türk milliyetçisi bir çizgide, Fener Rum Patrikhanesi’ne karşı çıkarıldı. Atatürk’ün desteğiyle… Bu, sadece bir din savaşı değil, bir kimlik ve egemenlik manifestosuydu. Fener, “Ekümenik” sıfatıyla İstanbul’u Hristiyanlık’ın merkezi gibi göstermeye çalışırken, Türk Ortodoksluğu “Bu toprakların ruhunu biz taşıyoruz” dedi. Bugün hâlâ faaliyet gösteren Meryem Ana Kilisesi gibi kiliseler, Kurtuluş Savaşı yıllarında Türk Ortodokslarının kontrolüne geçti. Fener Patrikhanesi ise bu kiliseleri “zorla alındı” diyerek geri istemekte. Ama perde arkasında daha fazlası var…

    “Bir inancın değil, bir milletin ruhunu ayakta tutan kilise; artık sadece ibadethane değil, hafıza bankasıdır.”

    @stratejivefikirler

    Ergenekon Kumpası ve Kilise Bağlantısı

    2008 yılında Sevgi Erenerol’un gözaltına alınması ve Patrikhane’nin “Ergenekon’un karargâhı” ilan edilmesi, sıradan bir operasyon değildi.Türk kimliğinin simgesel yapılarından biri olan bu kurum, devlet içindeki küreselci vesayetle hesaplaşmanın merkezine kondu. FETÖ ve onun ardındaki Atlantik yapılar, Türk Ortodoksluğunu hedef aldı. Çünkü bu kurum, “yerli ve milli” derinliğin izlerini taşıyordu.

    “Kimliğine sahip çıkan kurumlara saldırı, esareti hukukla paketlemektir.”

    @stratejivefikirler

    Namık Kemal Zeybek: Anlamın Ta Kendisi

    Aynı ayine Namık Kemal Zeybek’in de katılması tesadüf değildir. O, sadece eski bir bakan değil; Türk kimliğini kültürel, dini ve felsefi kodlarla savunan bir fikir adamıdır. Onun orada bulunması, Müslüman Türk kimliğiyle Ortodoks Türk kimliğinin bir sentezde buluşması anlamına gelir. Bu, “Türk olmak sadece bir dine indirgenemez” diyenlerin sessiz çığlığıdır.

    Ekümeniklik Meselesi: Fener’in Gerçek Hesabı

    Fener Rum Patrikhanesi, İstanbul’da ama Vatikan misali küresel güç peşinde. “Ekümenik Patrikhane” söylemi, Türkiye’nin egemenliğine karşı açılmış bir psikolojik savaştır.

    Arkasında kim var?

    • ABD: Fener’i “Yeşil Kuşak Projesi”nin Ortodoks ayağı yaptı.

    • Yunanistan: Megali İdea’nın dini ayağını sürdürüyor.

    • Avrupa Birliği: “Azınlık hakları” üzerinden Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak için kullanıyor.

    • FETÖ ve Batıcı Lobiler: Türk Ortodoksluğunu bastırıp, Fener’i öne çıkararak Türkiye içindeki milli direnci kırmak istediler.

    “Ekümeniklik bir inanç değildir, emperyalizmin dini maskesidir.”

    @stratejivefikirler

    Peki, Neden Türk Ortodoks Kilisesi?

    Cihat Yaycı, Veli Küçük, Namık Kemal Zeybek gibi isimler neden oradaydı?Çünkü bu kurum, derin Türk kimliğinin, Anadolu irfanının, milli direncin sembolüdür. Bu sadece dinî bir dayanışma değil, devletin hafızasına sahip çıkma töreniydi.

    “Düşmanın yıpratmak istediği yere sahip çıkanlar, aslında devletin anahtarını korur.”

    @stratejivefikirler

    Türkiye Ne Yapmalı?

    1. Fener’in Ekümenik İddiası resmen reddedilmeli ve dünyaya bu konuda açık deklarasyon yayınlanmalıdır.

    2. Türk Ortodoks Kilisesi “Milli Dini Azınlık” statüsüyle özel olarak desteklenmeli, kiliseleri restore edilip sembolik devlet korumasına alınmalıdır.

    3. Anadolu’daki Hristiyan Türk geçmişi araştırılmalı, Ermeni, Rum, Süryani gibi etnik kimliklerle karıştırılmayan Türkleşmiş Hristiyan topluluklar yeniden arşivlenmelidir.

    4. Milli kültürel varlıkların korunması bir “devlet güvenliği” meselesi olarak ele alınmalıdır.

    5. Ayasofya’nın cami statüsü gibi, Türk Ortodoks Kilisesi’nin de sembolik konumu Türkiye’nin egemenlik mesajı olarak her yıl yeniden vurgulanmalıdır.

    Son Söz: Bu Bir Kilise Değil, Direniş Mabetidir

    Bu ülke Ayasofya’yı açtı, şimdi de Türk Ortodoksluğunu yeniden keşfetmeli. Çünkü bu yapı, sadece bir inanç değil, bir milletin çok katmanlı kimlik hafızasıdır. Dış güçler için Türk Ortodoks Kilisesi bir tehdit, bizim içinse bir cevherdir.

    “Gerçek güç; unutturulmak isteneni hatırlamakta saklıdır.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #fenerrumpatriği #türkortodokskilisesi #türkiye

  • “Lokma, Lobi ve Lobicilerin Dernek Versiyonu: Hemşehri Dernekleri Nereye Gidiyor?”

    “Lokma, Lobi ve Lobicilerin Dernek Versiyonu: Hemşehri Dernekleri Nereye Gidiyor?”

    “Bazı binalarda tabela ‘dernek’, içeride ise masa pazarlık, perde arkasında ise akıl başka aklın ürünü…”

    Türkiye’de bazı yapılar artık sivil değil; paralel, görünürde kültürel ama içerikte kurgusal. Öyle ki bugün bazı hemşehri dernekleri:

    • İhale pazarlıklarının yapıldığı arka odalara,

    • Belediye meclis üyeliklerinin bölüştürüldüğü çay sohbetlerine,

    • Ve hatta devletin güvenlik reflekslerini yönlendirmeye çalışan karanlık açıklamalara ev sahipliği yapıyor.

    “Dernek sandığın yer, yerel derin devletin karargâhı olabilir.”

    @stratejivefikirler

    1. İhale Masası mı, Kültür Derneği mi?

    Birtakım hemşehri dernekleri, özellikle büyükşehirlerde kamu ihalelerinde aracı yapılar haline gelmiş durumda.

    Nasıl mı?

    • Bir müteahhit, o bölgenin nüfuzlu hemşehri grubuna ulaşır.

    • Dernek, ilgili belediye ya da bürokrat üzerinde baskı kurar.

    • İhaleye giren firmalar arasında “kim ne alacak” pazarlığı yapılır.

    Bu mekanizma, özellikle inşaat, sosyal yardım, danışmanlık ve kültür projelerinde yoğun şekilde işlemektedir. Ve bu durum Türk Ceza Kanunu’ndaki “nüfuz ticareti” suçunun tanımına bire bir uyar.

    “İhaleyi kazanan firma değil, masadaki soyadı ortaklığıdır.”

    @stratejivefikirler

    2. Belediye Siyasetine Paralel Liste Hazırlayan Dernekler

    Bazı hemşehri dernekleri, adeta siyasi partilerin gölge teşkilatı gibi çalışıyor. Örneğin;

    • “Bizim hemşehrimiz şu ilçeye meclis üyesi olacak.”

    • “O ilçe başkanlığı bize düşer, yoksa destek yok.”

    • “Partinin il delegeleri bizden olsun.

    ”Bu ifadeler; artık derneklerin düğün daveti değil, seçim mühendisliği yaptığının göstergesi.

    “Oy devşiren değil, vekil atayan dernekler çağındayız.”

    @stratejivefikirler

    3. Devlete Karşı Açıklama Yapan Dernekler

    Bazı dernekler, Türkiye’nin iç ve dış politikasına dair açıklamalar yapıyor. Normalde kültürel faaliyet yürütmesi gereken bu yapılar;

    • Terörle mücadeleye karşı sözde “barış bildirileri” yayınlıyor,

    • Devleti, halkına zulmetmekle suçlayan metinler paylaşıyor,

    • Yabancı fonlarla yazılmış raporları “kendi görüşüymüş” gibi sunuyor.

    Bu tür faaliyetler, TCK 216 (Halkı kin ve düşmanlığa tahrik) ve TCK 301 (Devlet kurumlarını alenen aşağılama) maddeleri çerçevesinde denetlenmelidir.

    “Devlet eleştirisi başka, devletin aleyhine çalışan zihin mühendisliği başkadır.”

    @stratejivefikirler

    4. Yabancı Fonlu Hemşehri Dernekleri

    Bazı hemşehri derneklerinin isimleri yerli, ama içeriği ve fonu yabancı. Örneğin;

    • Avrupa merkezli vakıflardan “kültürel destek” adıyla gelen paralar,

    • ABD merkezli bazı vakıf ve üniversitelerin fonladığı “diyalog projeleri”,

    • İsveç veya Almanya kaynaklı “göçmen entegrasyonu” hibeleri.

    Bu fonlar çoğu zaman “kültürel etkinlik” adıyla alınsa da içerik analizine bakıldığında Türk kimliğini aşındırma, etnik kimliği ön plana çıkarma, ortak değerleri zayıflatma hedefleri öne çıkar.

    “Yabancı fonla yürüyen dernek, milli ruhla konuşamaz.”

    @stratejivefikirler

    5. Hukuki Çerçeve ve Devletin Atması Gereken Adımlar

    Bu yapılarla mücadelede keyfiyet değil, hukuk esas alınmalıdır. Devlet;

    • Dernekler Kanunu’na “ulusal güvenlik” merkezli maddeler eklemeli,

    • İçişleri Bakanlığı, bünyesinde “Sivil Yapılar Güvenlik Takip Merkezi” kurmalı,

    • MİT ve MASAK eşgüdümünde finansal denetim mekanizması oluşturmalı,

    • Her dernek için “Milli Güvenlik Uyum Sertifikası” sistemi hayata geçirmeli.

    “Sivil görünümdeki yapılar, devleti zafiyet gösterecek hale getirmeden denetlenmelidir.”

    @stratejivefikirler

    6. Gerçek Hemşehri Derneklerine Not

    Bu yazı; Anadolu’nun samimi, fedakâr, köyünü unutmayan, milletine bağlı hemşehri derneklerine değil; bu yapıları paravan olarak kullanan, bölücülüğü finanse eden, ihale pazarlığı yapan, siyaseti dizayn etmeye çalışan yapılara karşıdır.

    “Memleket özlemiyle kurulan bir dernek, menfaat özlemine dönüştüyse; orada ‘hemşehri’ değil, ‘hemen şey’ vardır.”

    @stratejivefikirler

    Sonuç

    Artık mesele sadece “bizim oraların derneği” değil. Mesele, bu derneklerin kimin adına çalıştığı, kimin adına sustuğu ve en önemlisi… kimin aklıyla hareket ettiğidir.

    Gürkan KARAÇAM

    #hemşehridernekleri #dernek #stk