Kategori: Uncategorized

  • Manşet: “Kalem Maskesi, Ajan Yüzü: Gazeteciliğin Görünmeyen Cephesinin Güdümlü Askerleri”

    Manşet: “Kalem Maskesi, Ajan Yüzü: Gazeteciliğin Görünmeyen Cephesinin Güdümlü Askerleri”

    “Her mikrofon, bir hakikati mi fısıldar; yoksa bir planı mı kodlar?”

    Kameraların önündeki yüzler ne kadar netse, kameraların arkasındaki ilişkiler o kadar fludur. Bugün dünya, göreceği haberleri, aslında görmekten kaçırıldığı gerçeklerin üstüne perde olarak izliyor. Çünkü modern çağda savaşlar artık sahada değil, kamuoyunun zihninde kazanılıyor ve bu savaşın en sinsi askerleri: Gazeteci görünümlü ajanlar.

    Küresel Maske Operasyonu: Gazeteci Kimliğiyle Kod Taşımak

    “İstihbarat, görünmemek değil; görünene farklı bir anlam yüklemektir.”

    Gazetecilik, haber taşımak gibi görünür; ama bazıları haber değil emir taşır. Kalemini silah, mikrofonunu şifre kutusu, kamerayı gözetleme aracı yapan bu isimler, etki ajanlığı kavramının canlı karşılığıdır. İşte dünyanın farklı coğrafyalarından çarpıcı örnekler:

    Claudia Zimmermann – Almanya

    WDR radyosunda çalışan gazeteci, canlı yayında Almanya’da kamu medyasının göçmen karşıtı haberleri sansürlediğini ve hükümet politikalarına hizmet ettiğini itiraf etti. Yayından sonra görevinden uzaklaştırıldı. Medya değil, istihbaratla çalışan bir “narrative mühendisi” olarak tanımlandı.

    Julian Assange – Avustralya / Wikileaks

    Assange bir gazeteci miydi, bir siber savaşçı mı? Yoksa büyük istihbarat savaşlarının merkezine yerleştirilmiş bir “kurban mı”? CIA’den Mossad’a kadar birçok örgüt, onun dosyalarında deşifre oldu. Ama kimin adına, ne zaman, neyi yayımladığı hep tartışıldı.

    “Bazen hakikati ifşa etmek, başka bir yalanı gizlemenin yoludur.”

    Sergei Dorenko – Rusya

    Putin döneminde devlet televizyonunun ağır toplarındandı. Ancak, perde arkasında FSB’ye hizmet ettiği yıllar sonra ortaya çıktı. Ölümünden hemen önce Putin’i eleştiren ses kayıtları yayımlandı. Derin devletle medya arasındaki sınır onun kaleminde silindi.

    Armand Mattelart – Fransa

    Fransız iletişim kuramcısı değil, bizzat istihbarat tarafından desteklenen “bilgi ideolojisi” üreticisiydi. Latin Amerika’daki medya operasyonlarının mimarıydı.

    “Bazen bir gazeteci, toplum mühendisi olur; bazen de bir toplum mühendisi, gazeteci gibi konuşur.”

    Maria Butina – Rusya / ABD

    Amerika’da gazeteci ve sivil aktivist kılığında çalışırken Rus istihbaratına bilgi aktardığı gerekçesiyle tutuklandı. CNN’de, Amerikan politikalarını analiz ederken aslında Kremlin’e psikolojik nabız raporları hazırlıyordu.

    Udo Ulfkotte – Almanya (Yine)

    CIA tarafından yönlendirilen Avrupa gazetecilerini ifşa ettiği “Gekaufte Journalisten” kitabı, sadece medya da değil, istihbarat dünyasında da sarsıntı yarattı.

    “Gazetecilik para için yapılmaz; ama bazıları kimlik kartını rütbe gibi taşır.”

    Kim Philby – İngiltere

    MI6 ajanıydı, gazetecilik yaptı. The Observer ve The Economist’te yazdı. Ama o aslında Sovyetlerin efsanevi “beşlisinin” bir parçasıydı. Kalemle yazdığı her şey, Kremlin’e giden bir rapora dönüşüyordu.

    “Gazetecilik bir meslek değil, iyi oynanırsa kusursuz bir örtüdür.”

    Televizyonlar: Devlet Dışı Devletlerin Sesi

    “Televizyonlar, artık gerçekleri değil; hangi yalanın kabul edileceğini tartışır.” Türkiye de durum farklı tabi…

    Kimi televizyonlar, resmi olarak bir ülkeye ait değildir; ama pratikte bir ülkenin derin yapısına hizmet eder. Sahipleri uluslararasıdır, fonları açıklanmaz, ekran yüzleri görünür, karar merkezleri görünmezdir. Bazı ekran yüzleri yalnızca “haber sunmaz”; operasyonel görev de alır. Sahada gezerken ellerinde mikrofon değil, dijital istihbarat cihazları taşırlar.

    Etki Ajanlığı: Haberle Yön Vermek, Algıyla Zihin Kodlamak

    Etki ajanları, doğrudan bir ülkenin resmi ajanı olmayabilir. Ancak bulundukları ülkelerde, başka ülkelerin hedefleri doğrultusunda kamuoyunu şekillendirirler. Bu gazetecilerin görevi bilgi vermek değil, “algı üretmek ve davranış biçimi oluşturmak”tır.

    “Gerçeğin içinden kırparak kurgu yapanlara, biz ‘gazeteci’ değil, ‘ajan’ deriz.”

    Türkiye? İsmi Geçmeyen Ama Gölgede Var Olan…

    Pek çok ülke kendi medyasında böyle figürlerle karşı karşıya kalmıştır. Bazılarında isimler açığa çıkmıştır, bazılarında ise hâlâ karanlık odalarda yazılan haber metinleri kamuoyunu şekillendirmeye devam eder. Şimdi yazının tam burasında, dikkatli okuyucunun zihninde beliren o soru yükseliyor: “Acaba bizde de…?

    Ama bu sorunun cevabını vermek, başka bir yazının derinlikli konusu.

    Son Söz Yerine:

    “Haber bir silahtır; namlusu görünmez, ama hedefi belirgindir ve unutmayın bir gazeteci yalnızca sorular sorar; bir ajan gazeteci ise cevapları daha sorulmadan yönlendirir.”

    “Kamera bazen kaydeder, bazen kod çözer ve medya bir ayna olmalıdır; ama kimi aynalar büyütür, kimileri çarpıtır ve tam da bu noktada denilebilir ki istihbarat susturmaz; konuşturur, elbette kendi istediği gibi…”

    Yazıyı Okuyan Herkese Sadece Bir Soru Bırakalım

    “Bugün izlediğiniz haberlerde, kimin hikâyesi anlatılıyor; halkın mı, yoksa merkezin mi?”

    Gürkan KARAÇAM

    #manşet #rusya #almanya #abd #ingiltere #fransa

  • Barutun Gölgesinde Sessizlik: Türkiye Kazanırken Dünya Öğreniyor

    Barutun Gölgesinde Sessizlik: Türkiye Kazanırken Dünya Öğreniyor

    “Savaşanlar yorulur, bekleyenler büyür ve zafer bazen bir kurşunla değil, bir kararla gelir.”

    Rusya-Ukrayna Savaşı hâlâ dünyanın kalbini sıkıştırıyor. Her yeni günde toprağa düşen gölgeler, diplomasi masalarındaki ışığı kısıyor. Ama bir ülke var ki, hem ışığı taşıyor, hem de gölgelerin nerede duracağını biliyor: Türkiye.

    Taraf Değil, Tartı Oldu Türkiye

    Bu savaşta taraf olmak kolaydı. Ama tarafsız kalıp adalet terazisini dengede tutmak cesaret isterdi. İşte Türkiye bunu yaptı.

    “Bazıları cephede yer aldı, Türkiye satrançta şah çekti.”

    Ne Rusya’dan vazgeçti, ne Ukrayna’dan uzaklaştı. Ne Batı’ya tutundu, ne Doğu’ya eğildi. Ama herkes bir şey kaybederken Türkiye, güven kazandı.

    Tahıl Koridorundan Ateşkes Masasına

    Türkiye, tahıl koridorunu açarak milyonların karnını doyurdu, esir takası ile ailelerin sevinci oldu ve casus takası ile “süper güçleri” aynı masaya oturttu. Şimdi aynı irade, barış masasını kurmakla meşgul. Peki kalıcı barış mümkün mü?Evet. Ama her şeyi çözerek değil, bazı şeyleri dondurarak.

    Dondurulmuş Sorunlar: Çözüm Değil, Çöküşü Engelleyen Ara Formül

    Bakın dünyaya:

    • Kore Yarımadası: 1953’te ateşkes imzalandı. Kuzey-Güney hâlâ teknik olarak savaşta, ama barış sürdü.

    • Kıbrıs: 1974’ten beri fiilen bölünmüş durumda. Ama BM gözetiminde çizilen sınır çatışmayı önledi.

    • Abhazya ve Güney Osetya (Gürcistan), Dağlık Karabağ (önceki dönem): Dondurulan statüler, zaman kazandırdı, diplomasiye alan açtı.

    “Her düğüm çözülmez; bazıları zamanla gevşer.”

    Kırım ve Donbas: Çözümsüzlük Değil, Zaman Kazanma Alanı

    Bugün Kırım’ı çözmek isteyenler ya savaş istiyor, ya da gerçeklerden kopuk. Çözüm: dondurmak. Yani herkes kendi pozisyonunda dursun, ama kan akmasın. Zamanla, demografi, siyaset ve diplomasi yeni yollar üretir.

    “Bazen masadan kalkmamak, savaş meydanına çıkmamaktan değerlidir.”

    Türkiye’nin Rolü: Ara Bulucudan Fazlası

    Türkiye artık sadece “arabulucu” değil.

    Zemin hazırlayan: Müzakere iklimi oluşturuyor.

    Güven inşa eden: Her iki tarafa da eşit mesafede.

    Aklı temsil eden: Duygusal tepkiler yerine stratejik soğukkanlılık taşıyor. Ve belki de en önemlisi: Türkiye, savaşanların bile saygı duyduğu tek masa.

    “Tarafların bile kabul ettiği hakem, doğru oynadığını sessizlikle ispatlar.”

    Kalıcı Ateşkes Nasıl Mümkün?

    1. Kırım ve Donbas dondurulmalı. Sahada durum değişmedikçe çözümsüzlük ilan edilmemeli.

    2. Uluslararası garantörlük sistemi kurulmalı. Türkiye’nin başını çektiği çok taraflı izleme gücü şart.

    3. Tarafların iç kamuoyuna nefes alanı bırakılmalı. Ne zafer, ne mağlubiyet. “Savaşın bitmesi” başlı başına kazanım.

    4. Enerji ve ekonomi diplomasisi devreye girmeli. Tahıl koridoru gibi projeler çoğaltılmalı.

    Türkiye Ne Kazandı, Ne Kazanıyor?

    • SİHA diplomasisiyle güven sağladı.

    • Ateşkes girişimleriyle stratejik kredibilite kazandı.

    • Enerji oyununda merkez ülke rolünü pekiştirdi.

    • Barışın diliyle küresel aklın adresi oldu.

    “Savaş meydanında cesur olan kazanır, ama masa başında doğru strateji ile sabreden hükmeder.”

    Son Söz: Türkiye, Zamanı Kullanarak Tarih Yazıyor

    Bu savaşta herkes kaybediyor ve bazı ülkeler kaybederken öğreniyor. Bazıları ise sessizce kazanıyor ve unutmayın: Kazanmak, her zaman bağırarak olmaz. Bazen sadece “sabredersin”, “susarsın” ve bir gün masaya oturduğunda herkes senin haritandan konuşmaya başlar.

    “Strateji, zamanla konuşur. Türkiye bu dili iyi konuşuyor.”

    Gürkan KARAÇAM

    #rusya #ukrayna #türkiye

  • “Sessiz Gücün Eşiğinde: Türkiye Nükleer Güce Uzanmalı Yoksa Çok mu Az Kaldı”

    “Sessiz Gücün Eşiğinde: Türkiye Nükleer Güce Uzanmalı Yoksa Çok mu Az Kaldı”

    “Gerçek güç, görünmediğinde bile hissettiren güçtür.”

    Yüzyıllardır dünyaya yön veren her medeniyet, önce coğrafyasını savundu; sonra değerlerini. Ama en nihayetinde kendi kaderini tayin edebilmek için tek bir şeye ihtiyaç duydu: caydırıcı kudret.

    Bugün Türkiye bu kudrete, belki hiç olmadığı kadar yakın. Bu yazı, kelimelerin ötesinde bir çağrıdır. Çünkü mesele artık yalnızca enerji değil. Mesele, milletlerin hangi masada oturacağıdır.

    Neden Şimdi?

    Çünkü çağ değişti. Artık nükleer güç, sadece savaşta değil barışta da belirleyici. Diplomasinin cümleleri, çoğu zaman füze menziliyle şekilleniyor.

    “Barış istiyorsan, masaya oturmayı bil; ama ayağa kalkmayı da göze al.”

    Bugün küresel satranç tahtasında belirleyici olmak için, Türkiye’nin nükleer güç olması bir seçenek değil; bir mecburiyet, ki onsuz yaptıklarımızı düşünecek olursak…

    Kimsenin Bilmediği Sessiz Hazırlıklar

    Bazen en büyük hazırlıklar, en sessiz zamanlarda yapılır. Görünmeyen eller, duyulmayan adımlar ve konuşulmayan anlaşmalar…

    Türkiye, son on yılda adını koymadığı, yüksek sesle duyurmadığı çok sayıda stratejik ortaklıkla, nükleer bilgiye ve teknolojiye adım adım yaklaştı. Eğitimler, bilimsel iş birlikleri, personel transferleri, hibrit teknolojiler, enstitüler… Bunların çoğu tek bir çatı altında değil, çok sayıda bağımsız ama aynı hedefe odaklı yapıların koordinasyonuyla yürütüldü ve yürütülüyor.

    “Devlet dediğin, bazı şeyleri açıklamaz; sadece sonuçlarıyla konuşur.”

    Nükleer Güç Olmak Ne Demek?

    Bu mesele yalnızca bir bombayla, bir reaktörle açıklanamaz. Bu mesele bir milletin kaderini kendi kalemiyle yazması değil tüm dünya uluslarının tahakküm zincirlerinden kurtuluşunun anahtarıdır.

    Caydırıcılık: Artık kimse Türkiye’ye üst perdeden konuşamaz.

    Özgür diplomasi: Ne doğuya bağlı, ne batıya muhtaç…

    Teknolojik sıçrama: Nükleer bilim, beraberinde yapay zekâdan uzay sistemlerine kadar onlarca alanda atılım getirir.

    Zihinlerde devrim: Türk gençliği artık sadece tarih okumaz, onu inşa eder.

    “Güç, sadece silahla değil, onu kullanma kararlılığıyla ölçülür.”

    Nasıl Olacak?

    Cevap, bildiğimizin çok ötesinde.Türkiye bu hedefe, klasik yollarla değil; kendine has yollarla yürüyor.

    • Bilim insanları sadece üniversitelerde değil, sessiz laboratuvarlarda çalışıyor.

    • Genç mühendisler, dünyadaki en kritik merkezlerde “enerji transferi” adıyla eğitim alıyor.

    • Birçok farklı yapının merkezinde, “barışçıl enerji” başlığı altında stratejik bilgi kümeleri oluşturuluyor.

    “Görünmez bir ordu kurmak istiyorsan, önce görünmez bir fikir inşa etmelisin.”

    Ve evet, bazı şeyler kağıda dökülmeden, kamuoyuna sunulmadan, zaten çoktan başlamış durumda…

    Nükleer Türkiye Ne Kazanır?

    1. Ulusal ve uluslararası Egemenlikte Zirve

    Artık hiçbir küresel yapı Türkiye’ye direktif veremez.

    2. Bölgesel ve Dünya da Barışın Garantörü

    Sadece kendini değil, çevresindeki mazlum halkları da koruyabilir.

    3. Enerjide Yeni Dönem

    Rusya, İran, Azerbaycan, Cezayir gibi kaynaklara bağımlılık önemini yitirir.

    4. Yüksek Teknoloji Devleti

    Savunmadan sağlığa, tarımdan uzaya kadar sıçrama yaşanır.

    “Nükleer güç olmak, sadece güçlenmek değildir; başkalarına umut olmaktır.”

    Amaç Nükleer Savaş mı? Asla!

    Bu bir gözdağı değil; Bu, yüz yıl sonra yazılacak Türk asrının garantisidir.Türkiye, savaşmak için değil; barışı dik durarak korumak için nükleer güç olmak zorundadır. Çünkü coğrafyamız bunu emrediyor, tarihimiz bunu hatırlatıyor, geleceğimiz ise bunu bekliyor.

    Ve Son Söz…

    “Dünya beşten büyüktür dedik ve şimdi Türkiye, beşten güçlüdür demenin zamanı.”

    İçeride millî irade, dışarıda stratejik derinlik, perde arkasında ise az konuşup çok çalışan bir akıl… Türkiye nükleer güç olduğunda, sadece düşmanları değil, dostları da yeniden konum alacak. Ve işte o zaman, bu yazı da bir dipnot olarak kalacak tarihe:

    “Bize haber verilmedi demeyin lütfen sessizce yazılmıştı her şey.”

    Gürkan KARAÇAM

    #türkiye #nükleergüç #süpergüçtürkiye

  • “Zero’nun Gölgesinde: Japonya’nın Yeni Uçağı, Yeni Niyeti”

    “Zero’nun Gölgesinde: Japonya’nın Yeni Uçağı, Yeni Niyeti”

    Tarih, her zaman yalnızca yaşanmaz; yeniden yazılır, yeniden okunur ve yeniden uçurulur. Japonya’nın İngiltere ve İtalya ile birlikte geliştirdiği yeni nesil savaş uçağı projesi, sadece bir savunma yatırımı değil; psikolojik, sembolik ve jeopolitik bir zihinsel taarruzdur. Çünkü gökyüzüne çıkan her uçak, yeryüzüne bir mesaj indirir.

    “Bazen bir uçak kalkar, bin niyet anlaşılır.”

    @stratejivefikirler

    Mitsubishi’nin Dönüşü: Tarihin Yankısı

    1941’de Pearl Harbor semalarında Japonya’nın Mitsubishi A6M “Zero” savaş uçakları süzülüyordu. Bugün, aynı Mitsubishi, yeni nesil “F-X” uçağının liderliğini yapıyor. İsmi henüz “Zero II” değil ama mesaj net:

    “Tarihin kıyısından dönen her millet, ya geçmişini inkâr eder ya da onu geleceğe dönüştürür.”

    @stratejivefikirler

    Japonya’nın yaptığı tam olarak bu: Geçmişin ağır yükünü geleceğin teknolojisiyle hafifletmek… Ama aynı zamanda, rakiplerine açık bir hatırlatma: “Biz hâlâ buradayız, hem de daha zekiyiz, daha sessiziz, daha görünmeziz.”

    Psikolojik Harp: Görünmezlik, Görünmeden Etki Etmektir

    F-X uçağı, 5. nesil hatta 6. nesil teknolojileri taşıyor. Stealth (radarda görünmezlik), yapay zekâ kontrollü kokpit, insansız savaş drone’larıyla koordinasyon… Ancak asıl görünmezlik burada değil; zihinlerde yaratılan algıda. Bu uçak henüz uçmadan Çin’de, Kore’de ve hatta Pentagon’da senaryolar yazdırıyor. İşte bu bir psikolojik harp taktiğidir: Daha kanat çırpmadan korku salmak.

    “En etkili taarruz, düşmanın zihninde başlatılandır.”

    @stratejivefikirler

    Uluslararası İlişkilerde Sembolizm: Müttefiklik mi, Yeni Eksensellik mi?

    İngiltere, Japonya, İtalya… Eski İttifak ekseninde tekrar bir araya gelmiş üç aktör. Bu sadece askeri değil, tarihsel bir yükün ve ittifak hatırasının yeniden yazımıdır.vBu işbirliğiyle Japonya:

    • ABD’ye “Seninle olmak başka, senden bağımsız olmak başka” diyor.

    • Çin’e “Pasifik’te tek kutuplu hayal kurma” uyarısı gönderiyor.

    • Ve dünyaya: “Biz sadece savunmuyoruz, yeniden şekillendiriyoruz” mesajı veriyor.

    “Yeni dünya düzeni, sessiz adımlarla kurulur.”

    @stratejivefikirler

    Pearl Harbor’un Hayaleti

    Pearl Harbor, yalnızca bir saldırı değil; bir şok, bir paradigma değişimiydi. Şimdi ise aynı Mitsubishi adıyla gelen modern uçak, geçmişin gölgesinde bir farkındalık yaratıyor. ABD kamuoyunda zaman zaman “Zero’nun torunu mu geliyor?” manşetleri atılıyor. Psikolojik harp burada da işliyor: Japonya, geçmişteki en etkili silahının isimsel izini taşıyarak sembolizmi stratejiye dönüştürüyor.

    “Bir milletin uçağı sadece demir değil, hafızadır.”

    @stratejivefikirler

    Mesajın Alt Metni: Barışçıl Anayasa, Savaşçı Niyet mi?

    Japonya’nın II. Dünya Savaşı sonrası “barışçıl anayasa” ile şekillenen duruşu artık tartışmaya açık. F-X uçağı, bu anayasal çerçevenin sınırlarını zorluyor. Artık Japonya sadece savunma değil, önleyici vuruş kabiliyeti peşinde ve bu da tüm Asya-Pasifik denklemine yeni bir düğüm atıyor.

    “Barışı korumak için hazır olmak yetmez, hazır görünmek gerekir.”

    @stratejivefikirler

    Stratejik Duruş: Gökyüzü, Yeni Satranç Tahtası

    Uluslararası ilişkiler artık masada değil, gökte oynanıyor. Hava üstünlüğü demek, algı üstünlüğü demek. Japonya bu yeni savaş alanında, artık sadece izleyici değil, kurgulayıcı.

    “Gökyüzüne çıkan her ülke, yer küredeki ses tonunu değiştirir.”

    @stratejivefikirler

    Son Söz

    Japonya’nın F-X hamlesi, sadece bir uçak projesi değil; bu, tarih, psikoloji ve stratejiyle örülmüş çok katmanlı bir güç gösterisi. Bu uçağın radar izi az olabilir ama zihinsel etkisi büyük olacak. Çünkü bu sadece gökyüzünde değil, zihinlerde ve diplomaside uçurulan bir uçaktır.

    “Bazı uçaklar savaş çıkartmaz, ama dengeleri değiştirir.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #japonya #italya #ingiltere #abd #çin #güneykore

  • “Zengezur: Haritada Bir Çizgi, Kaderde Bir Kırılma”

    “Zengezur: Haritada Bir Çizgi, Kaderde Bir Kırılma”

    “Bazı yollar sadece toprakları değil, milletlerin geleceğini birbirine bağlar.”

    @stratejivefikirler

    Haritalara bakınca Zengezur, sıradan bir vadi gibi görünür. Ama dikkatli bakarsan anlarsın: Bu dar koridor, Türk Dünyası’nı kesintisiz birbirine bağlayan bir can damarıdır. Onu kapalı tutan her el, sadece bir kapıyı değil, bir medeniyetin yeniden doğuşunu durdurmak istiyor demektir. Bugün Zengezur üzerinden konuşulan sadece asfalt, demir yolu ya da lojistik hattı değil. Görünmeyen masa çok daha büyük. Koridorun açılmasıyla Türkiye, Azerbaycan üzerinden Orta Asya’ya; Kazakistan’dan Çin’e uzanan bir stratejik arter kuracak. İşte mesele tam da burada başlıyor.

    “Kimi köprüler taşla değil, inançla kurulur. Zengezur da o köprülerden biridir.”

    @stratejivefikirler

    Barış mı? Evet, konuşuluyor. Ama barış masasında zihinlerde barut varsa, kalemden kan damlar. Ermenistan hâlâ tarihsel hınçların, bölgesel vesayetlerin tutsağı. Azerbaycan ise haklı zaferin ardından sadece bir yol değil, jeopolitik adalet arıyor. Bu noktada Zengezur, Karabağ sonrası düzenin mihenk taşı hâline geldi.

    Eğer bu koridor açılmazsa ne olur? Açık konuşalım: Sadece Zengezur değil, barış fikri de tıkanır. Azerbaycan, Nahçıvan’a ulaşmak için diplomasiyle çözüme razı olsa da, sabrın da bir sınırı var. Bu sınır aşıldığında artık top sesleri, harita çizgilerinin yerini belirler.

    “Bir milletin sabrı, onun stratejik sessizliğidir. Ama sabır bitince tarih hızlanır.”

    @stratejivefikirler

    Türkiye, Zengezur’un açılmasıyla sadece Nahçıvan’a değil, Ankara’dan Türkistan’a uzanan büyük bir stratejik hayale kavuşacak. Enerji, ticaret, savunma sanayi, kültürel entegrasyon… Hepsi bu ince çizgiye bağlı. Ama unutma, her çizginin karşısında bir gölge vardır. İşte bu gölge İran’dır.

    İran, Zengezur’un açılmasına neden karşı? Çünkü bu koridor açılırsa:

    • Ermenistan üzerindeki etkisini kaybeder.

    • Azerbaycan’ın yükselişi, Güney Azerbaycan’da Türk kimliğini güçlendirir.

    • Türkiye’nin Orta Asya’ya doğrudan kara bağlantısı oluşur.

    İran için bu, sadece sınır kaybı değil; etki alanının yeniden şekillenmesi demektir.

    “Bazı ülkeler komşudur, bazıları kader ortağı. Zengezur, bu ayrımı acı biçimde gösterecek.”

    @stratejivefikirler

    Ve işin daha derin tarafı şu: Zengezur’un açılması, Çin’in Kuşak-Yol Girişimi ile Türkiye’nin Orta Koridor stratejisini birleştiriyor. Bu da Batı için büyük bir jeoekonomik rahatsızlık demek. Ermenistan’ın “inatçılığı” aslında yerel bir direniş değil; küresel senaryonun taşeronluğudur.

    “Haritalar değişmez sananlar, tarih kitaplarının tozunu hiç yutmamıştır.”

    @stratejivefikirler

    Bugün bu koridor konuşulurken diplomasi dili yumuşak, yüzler gülümser gibi görünüyor. Ama Kafkasya’da kartlar karılıyor. Bu coğrafyada her tebessümün altında ya bir ittifak vardır ya da bir tuzak. Türkiye bunu biliyor. O yüzden bu süreci sadece Azerbaycan-Ermenistan meselesi gibi görmek büyük hata olur. Bu, medeniyetleri birbirine bağlayan ya da ayıran bir kader sınavıdır.

    “Bir millet yürümeye karar verdiyse, yol değil engel değişir, değişirde Türk Milleti’nin bir namı da zincir kırandır.”

    @stratejivefikirler

    Sonuç olarak:Zengezur’un açılması, haritayı değil, tarihi değiştirir. Açılmazsa?Kapanan sadece bir kapı değil, barışın kendisi olur.Türkiye için bu koridor lojistik değil, stratejik bir zorunluluktur. İran için tehdit, Rusya için denge, Çin için fırsat, Batı için tehlikedir ve Türk Dünyası için Zengezur, Türkistan’a uzanan bir umut yoludur.

    “Zengezur sadece bir yol değil; 21. yüzyılın Türkçe yazılmış kader parantezidir.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #zengezur #türkiye #azerbaycan #iran #batı #rusya #ermenistan #çin

  • Görünmez Kıyafetler: Emperyalizmin Maske Operasyonları

    Görünmez Kıyafetler: Emperyalizmin Maske Operasyonları

    “Zulmün en sinsisi, yardım maskesiyle gelenidir.”

    @stratejivefikirler

    Yeni nesil emperyalizm, artık tankla değil, teşekkürle geliyor. Savaş ilanı yok, protokol var. Diplomatik pasaportla gelen planlar, kültürel kostümlerle süslenmiş sömürüler. Her ülke, başka bir ülkeye “yardım ediyor“, ama bazıları yardım ederken zincir de takıyor.

    Şimdi o maskeleri tek tek düşürme zamanı.

    1: “Özgürlük İhracı” Maskesi – ABD’nin Dijital Kuşatması

    ABD’nin temel maskesi “özgürlük”tür. Ama bu özgürlük, parmak iziyle giriş yaptığın platformlardan zihin mühendisliği olarak geri döner.

    Taktikler:

    • Sosyal medya algoritmalarıyla ülkelerde toplumsal kutuplaşma yaratmak.

    • Popüler kültür yoluyla ulusal değerleri itibarsızlaştırmak.

    • STK ve medya destekli “renkli devrimler” organize etmek.

    Örnek:

    – Venezuela’da Juan Guaido’ya destek için Twitter üzerinden dünya çapında meşruiyet yaratıldı.

    – Arap Baharı’nda Twitter “özgürlük” sloganlarıyla doluydu, sonra gelenler halkları açlığa mahkûm etti.

    “Özgürlük diye gelen her akım, bazen zincirin ilk halkasıdır.”

    @stratejivefikirler

    2: “Eğitim ve Akılcılık” Maskesi – İngiltere’nin Akıl Hırsızlığı

    İngiltere’nin maskesi “eğitim”dir. Oxford’da burs verir ama o bursla kendi çıkarlarına sadık elitler üretir. “Akılcılıkder ama ingiliz sistemine bağlı, özüne kör zihinler inşa eder.

    Taktikler:

    • Sömürgelerde İngilizce’yi prestijli dil haline getirmek.

    • Uluslararası burslarla elit ajan sınıfı üretmek.

    • BBC gibi medya araçlarıyla bilgi tekeli oluşturmak.

    Örnek:

    – Nijerya’da İngiltere destekli STK’lar, “demokrasi eğitimi” adı altında Batı çıkarlarına hizmet eden gençlik kampları kurdu.

    – Pakistan’da eski İngiliz subayları danışmanlık adıyla bir zamanlar savunma sistemine yön verdi.

    “Zekâyı çalan, ordudan daha tehlikelidir.”

    @stratejivefikirler

    3: “Yol ve Gelecek” Maskesi – Çin’in Sessiz Fetih Planı

    Çin, “altyapı getiriyoruz” der. Aslında ülkeleri borçlandırarak pranga takar. Teknolojik yardımın altına stratejik bağımlılık gizlenmiştir.

    Taktikler:

    • Dev projelerle ülkeleri borç tuzağına sokmak.

    • Yerel iş gücü yerine Çinli işçi kullanmak.

    • Veri ve iletişim sistemlerini kontrol etmek.

    Örnek:

    – Kenya’da Çin tarafından inşa edilen demiryolu projesi, maliyeti katladığı için ülkeyi iflasa sürükledi.

    – Pakistan’da CPEC projesi üzerinden Çin, liman ve karayollarını kontrol etti.

    “Yol gösteren herkes rehber değildir; bazıları seni kendi istasyonuna götürür.”

    @stratejivefikirler

    4: “Dil ve Medeniyet” Maskesi – Fransa’nın Kültürel İstilası

    Fransa’nın maskesi “medeniyet götürme” iddiasıdır. Ancak o medeniyetle yerli halklara aşağılık kompleksi enjekte edilir.

    Taktikler:

    • Frankofon sistemlerle dil bağımlılığı yaratmak.

    • Fransız eğitim kurumlarıyla zihinsel format atmak.

    • Kültürel elitler üzerinden sömürgecilik nostaljisi üretmek.

    Örnek:

    – Senegal’de gençlerin %80’i Fransızca rüya görüyor. Kendi atasözlerini unutmuş bir nesil oluştu.

    – Mali’de Fransız ordusu “terörle mücadele” bahanesiyle 9 yıl kalıp uranyum kaynaklarını kontrol etti.

    “Sana senden daha üstün olduğunu anlatan sistem, seninle değil, senin zenginliklerinle senin yerine yaşamak ister.”

    @stratejivefikirler

    5: “Verimlilik ve Teknoloji” Maskesi – Almanya’nın Endüstriyel Hipnozu

    Almanya, “teknoloji öğretelim” der, ama bağımlı pazar oluşturur. Yerli sanayi gelişmeden, her vida Almanya’dan alınmak zorunda kalır.

    Taktikler:

    • Yüksek teknoloji ürünleriyle rekabeti imkânsızlaştırmak.

    • Teknik eğitimle insan gücünü Almanya’ya yönlendirmek.

    • “Kalite” imajıyla pazarı tekelleştirmek.

    Örnek:

    – Bosna’da Alman mühendislik okulları, mezunlarını doğrudan Almanya’ya taşır.

    – Tunus’ta Alman firmalar tüm otomotiv yan sanayiini kontrol eder.

    “Sana balık tutmayı öğretirken ağını kendisi örüyorsa, o denizi seninle paylaşmaz.”

    @stratejivefikirler

    6: “İstihbarat ve Güvenlik” Maskesi – İsrail’in Derin Sızması

    İsrail, “güvenlik danışmanlığı” adı altında devletlerin kritik yapılarına sızar. Tarım, teknoloji, eğitim derken sistemin sinir uçlarına yerleşir.

    Taktikler:

    • Biyometrik sistemler kurarak nüfus kontrolü sağlamak.

    • Tarım teknolojisi üzerinden toprak analizi ve veri toplamak.

    • Güvenlik danışmanlığı ile siyasi kontrol kurmak.

    Örnek:

    – Güney Sudan’da tarım verileri İsrail’e akarken yerel halk aç kaldı.

    – Etiyopya’da İsrail destekli güvenlik yazılımlarıyla muhaliflerin tüm dijital trafiği izlendi.

    “Güvenlik vaadiyle gelen, bazen tüm kilitleri cebinde taşır.”

    @stratejivefikirler

    Peki Türkiye Ne Yapmalı?

    Türkiye, yeni bir dil kurmalı. Maske takmadan, dürüst, kapsayıcı ve yapıcı bir dış politika geliştirmeye stratejilerini çeşitlendirerek devam etmelidir. Dostluk diplomasisi ile emperyal oyunu bozmalıdır.

    Kökten Çözüm Adımları:

    1. Anadolu Kültür Diplomasisi: Kendi değerlerimizi evrensel saygıyla sunmak.

    2. Eşit Ortaklık Modeli: Ne borçlandıran, ne boyun eğen olmak.

    3. Küresel Adalet Platformu: Sadece haklıyı değil, haksızı da dönüştüren ahlaki ağı kurmak.

    4. İnsani Teknoloji Vizyonu: Bağımlılık değil birlikte üretim hedeflemek.

    “Gerçek güç, sana teşekkür eden değil; seninle birlikte güçlenen halklarda yaşar.”

    @stratejivefikirler

    SON SÖZ

    Maske çağındayız. Ama asıl tehlike virüs değil, güler yüzlü istilacılar. Emperyalizm değişti, taktikler inceldi. Artık zihinleri işgal edenler, kendilerini kurtarıcı gibi tanıtıyor. Bu yüzden;

    “Yardım eline değil, niyetine bak.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #emperyalizm #abd #ingiltere #çin #rusya #fransa #israil #almanya #türkiye

  • Bir Zamanlar Halifemizdi, Şimdi Yol Arkadaşımız: Afrika ile Yeni Bir Sayfa

    Bir Zamanlar Halifemizdi, Şimdi Yol Arkadaşımız: Afrika ile Yeni Bir Sayfa

    Kıta Afrika’sı, yalnızca bir coğrafya değil; bir hafıza alanıdır. Batılı güçlerin asırlardır çizdiği sınırlar, Afrika’nın damarlarına değil; haritalarına işlenmiştir. Oysa hafızalar kolay kolay teslim olmaz. Ve işte bugün, yeniden o hafızalarla konuşmanın zamanı geldi.

    “Bazen coğrafya kader değil, mücadele olur. Afrika’nın kaderi, artık ortak akıl ve adaletle yazılmalı.”

    @stratejivefikirler

    Afrika halkları, 19. yüzyıldan bugüne kadar kimi zaman Fransız “medeniyet maskesi”yle, kimi zaman İngiliz “halkların özgürlüğü yalanıyla” yönetildi. Ama ne hikmetse, bu özgürlük hiç Afrikalıya uğramadı.

    II. Abdülhamid Han, o dönemde Batı’nın sömürgecilik çağında Afrika’nın “halifesi” değil, vicdanıydı. Onun gönderdiği mektuplar, harçlıklar, alimler; kıtanın dört bir yanında hâlâ konuşuluyor. Ama bizde bu tarihi unutanlar çok. Afrika ise unutmamış.

    “Tarih, hafızası olanlar için kılavuz; olmayanlar için tekrar eder.”

    @stratejivefikirler

    Bugün ise ne halifelik arıyoruz ne de imparatorluk. Bugün aradığımız şey; adalet temelli bir dayanışma, ortak geleceğe uzanan bir kardeşliktir. Bu çerçevede kurulacak bir “Vicdan Kuşağı Platformu”, adı ne olursa olsun, modern zamanların ahlaki borcudur. Ve evet, bu borcu en çok hisseden millet Türk Milleti’dir, Türkiye’dir. Çünkü bu millet, Afrika’da cami bırakmıştır; karakol değil. Su kuyusu kazmıştır; köle pazarı değil.

    “Bir milleti büyük yapan şey, sadece silahı değil; yeryüzüne ne bıraktığıdır.”

    @stratejivefikirler

    Elbette bu yolda riskler vardır. Eski sömürgeciler, bu yeni birliktelikten rahatsız olacaktır. Çünkü Batı için Afrika, hâlâ bir maden; hâlâ bir laboratuvar; hâlâ bir pazar. Ama bizim için Afrika, bir mazlumun duası, bir çocuğun gülüşü, bir annenin iffetidir.

    “Gerçek medeniyet, başkasının toprağında hüküm sürmek değil; yarasına merhem olmaktır.”

    @stratejivefikirler

    Ve bu yazıyı okuyan tüm Türkiye vatandaşlarına da bir sözümüz var: Bu adım, ne sadece dindarların ne sadece milliyetçilerin ne de yalnız Osmanlı nostaljisiyle yaşayanların projesidir. Bu adım, Mustafa Kemal’in “Yurtta sulh, cihanda sulh” şiarıyla da uyuşur; çünkü zulme karşı susmamak, asıl barıştır.

    “Bağımsızlık sadece kendi sınırlarını korumakla değil; başka halkların ezilmesine göz yummamakla başlar.”

    @stratejivefikirler

    Türkiye, bugün Afrika’da cami de yapabilir; laboratuvar da. Ama biz ikisini birden yapmalıyız. Hem imanı, hem bilimi, hem vicdanı, hem teknolojiyi taşımalıyız. İşte bunun için yeni bir çağrıya ihtiyacımız var: “Bir Zamanlar Halifemizdi, Şimdi Yol Arkadaşımız.”

    Ne yukarıdan bakan bir el, ne aşağıdan bakan bir göz. Eşit, onurlu, vicdanlı ve ortak akılla yoğrulmuş bir dostluk.

    “Geçmişin kudretiyle geleceği inşa ederken; üstünlükte değil, merhamette yarışalım.”

    @stratejivefikirler

    Bu bizim jeopolitik değil, ahlaki ve tarihî sorumluluğumuzdur. Sultan Abdülhamid’in mirası, bir taht değil; bir izdir. Ve o iz, Afrika’nın çöllerinde hâlâ rüzgârla savrulmaktadır. Şimdi o izleri birleştirip yola çıkma zamanıdır.

    Gürkan KARAÇAM

    #2.Abdulhamit #Afrika #vefa #vicdan #türkmilleti #TürkiyeCumhuriyeti

  • “Pasifik’ten Karadeniz’e: Türkiye Jeopolitik Ateş Çemberinde Nasıl Yükselir?”

    “Pasifik’ten Karadeniz’e: Türkiye Jeopolitik Ateş Çemberinde Nasıl Yükselir?”

    Dünya yeniden şekilleniyor. Haritalar değişmiyor belki ama güç eksenleri sürekli yer değiştiriyor. Ukrayna-Rusya hattı Avrupa’nın kalbini, Tayvan Boğazı ise Pasifik’in ruhunu sıkıştırıyor. Peki, bu fırtınalı denizlerde Türkiye hangi rotayı izlemeli?

    “Akıllı devlet, fırtınayı önleyemezse rotasını rüzgâra göre belirler, pusulası ise ilkesidir.”

    @stratejivefikirler

    1. ABD ve İngiltere Ne İstiyor?

    Washington ve Londra, iki yönlü bir kuşatma stratejisi izliyor:

    • Doğuda Çin’i çevreliyorlar (AUKUS, QUAD, Tayvan kartı),

    • Batıda ise Rusya’yı zayıflatıyorlar (Ukrayna Savaşı üzerinden).

    Bu stratejinin görünmeyen amacı: Atlantik düzenini muhafaza etmek ve Avrupa’yı bağımlı tutmak.

    “Yeni sömürgecilik, silahla değil sistemle gelir; para, bilgi ve güvenlik en etkili zincirdir.”

    @stratejivefikirler

    2. Çin Ne Yapıyor?

    Çin, sessiz ama derin bir strateji yürütüyor:

    • Kuşak ve Yol Projesi’yle kara hâkimiyeti,

    • Güney Çin Denizi’yle deniz kontrolü,

    • Tayvan ve Pasifik’le teknolojik güç gösterisi…

    Ancak ABD kuşatmasıyla nefesi daralıyor. İşte bu yüzden Çin, Batı’yla doğrudan çatışmaya girmeden alternatif müttefikler arıyor.

    “Çin yürür, ses çıkarmaz; ama bastığı yerin izini yüzyıllarca silmek zordur.”

    @stratejivefikirler

    3. Ukrayna-Rusya Savaşı Ne Anlatıyor?

    Bu savaş, sadece Kiev’in kaderi değil;

    • Avrupa’nın bağımsızlığı,

    • Rusya’nın nefesi,

    • ABD’nin küresel liderliği tartışma masasında.

    Savaşın “donmuş ama bitmemiş” olması Batı’nın da işine geliyor:Rusya tükeniyor, Avrupa bağımlı kalıyor, silah sanayisi büyüyor.

    “Savaşlar sadece düşmanları değil; ittifakları da yıpratır.”

    @stratejivefikirler

    4. Türkiye Bu Oyunda Nerede Durmalı?

    Tam da burada, Türkiye’nin merkezî konumu devreye giriyor. Türkiye, üç stratejik eksende eş zamanlı hareket etmelidir:

    • Karadeniz’de dengeci,

    • Orta Asya’da öncü,

    • Pasifik oyununda ise görünmez ortak olmalıdır.

    “Bazı savaşlarda kılıç çekmek değil, doğru safta susmak bile zaferdir.”

    @stratejivefikirler

    5. Türkiye İçin Tarihî Fırsatlar

    Enerji Koridoru Olmak:

    • Türk devletleri, İran, Azerbaycan ve Rusya ile kurulacak dengeli ilişkilerle enerji geçiş üssü haline gelmek.

    Savunma Sanayii ile Asimetrik Güç:

    • Bayraktar, Anka, Hisar gibi projelerle dijital cephede etkili, sahada caydırıcı olmak.

    Pasifik’te Akılcı Diplomasi:

    • Çin ile açık çatışmaya girmeden, Tayvan krizini kullanmadan ekonomik iş birliği geliştirilebilir.

    • Aynı anda AUKUS ve QUAD dışı kalıp tarafsız prestijli aktör olunabilir.

    Ukrayna-Rusya Arasında Arabulucu Güç:

    • Her iki tarafla da görüşebilen nadir ülke olarak diplomatik prestij ve güven inşa etmeye devam etmelidir.

    “Köprüler kuran milletler, yıkımların ortasında bile geleceği inşa eder.”

    @stratejivefikirler

    6. Çok Kutuplu Dünyada Türk Aklı

    Türkiye ne Batı’nın aparatı ne Doğu’nun gölgesidir. Bu çağda tek kutba yaslanmak, diğer bütün fırsatlara sırt dönmektir.

    Ankara’nın yeni rolü şu olmalıdır!

    “Taraf tutma, oyun kur. Kuramazsan, boz. Bozamazsan, bekle. Ama asla oyunun parçası olma, sahibi ol.”

    @stratejivefikirler

    Son Söz

    Pasifik’te çarpışan uçak gemilerinin gölgesi, Karadeniz kıyılarına düşebilir. Ama Türkiye, bu gölgelerin değil, kendi ışığının peşinden gitmelidir. Şimdi akıllı olmak zamanı. Tarihin akışını değiştirenler hep geçiş yollarında duranlar olmuştur.

    “Anadolu sadece bir toprak parçası değil; kaderin, güçle buluştuğu yerdir.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #abd #ingiltere #çin #ukrayna #rusya #türkiye

  • KURBAN: TESLİMİYETİN ADRESİ ALLAH OLMALI, KULLAR DEĞİL

    KURBAN: TESLİMİYETİN ADRESİ ALLAH OLMALI, KULLAR DEĞİL

    Kurban Bayramı yaklaşırken, zihinleri meşgul eden en temel soru şu olmalı: Biz gerçekten neye teslim oluyoruz?

    Kurban yalnızca bir hayvan kesme ritüeli değil; aklın, kalbin ve ruhun yönünü belirleyen derin bir kavrayışın adıdır. Teslimiyetin yönü doğru değilse, ibadet dahi esarete dönüşebilir.

    “Kurban, yalnızca kan akıtmak değil; aklı putlardan, ruhu kullardan ve efendilerden,kalbi kibirden, zihni zincirlerden kurtarmaktır.”

    @stratejivefikirler

    Kurban, Allah’a teslimiyeti simgeler. Fakat zamanla bu teslimiyet, yanlış ellerde, sorgulamayı unutan, eleştirmeyi günah sanan zihinlerde bir alışkanlığa dönüştü. Bugün birçok kişi, Allah adına, kula biat ediyor. Oysa Kur’an’ın ilk emri “Oku” idi. Bu, sadece kelime okumak değil; hayatı, satır aralarını, perde arkalarını okumaktır.

    “Oku emrinin muhatabı zihinlerdir, sadece gözler değil. Gözüyle gören çoktur; azı, zihniyle görür.”

    @stratejivefikirler

    Bugünün dünyasında bir kurban kesiliyor: Özgür akıl. Oysa teslimiyet, sorgulamayı dışlamak değil; onu en doğru yere yönlendirmektir. Çünkü Allah aklı yarattı ve insana “düşün” dedi. Soru sormayan toplumlar, birilerinin çıkarlarına göre kurgulanmış cevaplara mahkûm olur.

    “Zihinler teslim olmazsa toplumlar teslim alınamaz. Kurban, aklı teslim etmek değil; onu her türlü esaretten kurtarmaktır.”

    @stratejivefikirler

    Okumalıyız. Herkesi ve her şeyi… Ama neyi, neden ve kimden okuduğumuzu bilerek. Yazarın kim olduğunu, niçin yazdığını, hangi zihinsel iklimde üretildiğini anlamadan yapılan okuma; kendi aklınla başkasının inşaatında amelelik yapmaktır. Okuyalım, ama yazarların etkisine girmeden; onları anlamaya çalışarak, çıkarım yaparak, kendi zihinsel yapımızı kurarak.

    “Her satırın bir sahibi, her kelimenin bir maksadı vardır. Soru şu: Bu kelime kimin için, neye hizmet ediyor?”

    @stratejivefikirler

    Bugün, bilgi çağında yaşıyoruz derler. Oysa bilgi değil, ikna çağındayız. Doğru bilgiyle değil, etkileyici kurgu ve algı yönetimiyle hareket eden kitleler var karşımızda. Bu yüzden sorgulamak bir tercih değil, bir zorunluluktur. Çünkü sorgulamayan, inanmaz; inandırılır.

    “Zihinler sorgulamayı terk ettiğinde, inançlar bilinçten çıkar; alışkanlığa dönüşür.”

    @stratejivefikirler

    Kurban Bayramı, sadece etin pay edildiği bir dönem değil; aklın yeniden paylaşıldığı, kalplerin ve düşüncelerin Allah’a yöneldiği bir zaman dilimi olmalı. Teslimiyeti yanlış yere yönlendiren her yapı, insanı modern köleliğe taşır. Oysa Allah kulunu özgür yarattı. Kula kul olmak, kurban edilenin sadece koyun değil, insanın aklı olduğunu gösterir.

    “Kurban, Allah’a yakınlaşmaksa ki öyledir, bu akla uzaklaşarak değil akılla ona yaklaşmakla olur ve zihnini kurban eden, dinini de başkasının emrine vermiş olur”

    @stratejivefikirler

    Bu bayramda kendimize soralım: Hangi fikre neden inanıyoruz? Kim bize neyi niye söylüyor?

    Her söylenenin arkasında bir amaç var. Amaçsız cümle yoktur, sadece gizlenmiş amaçlar vardır. Bu yüzden “kime yarar?” sorusu, modern çağın en kutsal cümlesidir.

    “Gerçek okuma, kelimelerin ardındaki niyeti görebilmektir. Niyet, en gizli bilgi ve görebilenin silahıdır.”

    @stratejivefikirler

    Bu bayram farklı olsun. Yalnızca kurban kesmekle yetinmeyelim. Zihinsel putlarımızı da kıralım. Aklı susturan değil, konuşturan bir inançla yaşayalım. Çünkü Allah, aklını kullananları sever. Gerçek teslimiyet, özgür akılla Allah’a yönelmek; kör bir sadakatle kula yönelmemektir.

    Unutmadan!

    “Allah’a teslim olan özgürleşir, kula teslim olan köleleşir.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #kurban #teslimiyet #Allah #kul #teslimolmuyoruz #afrika #asya #avrupa #abd

  • Çin’in Gölgesindeki Harita: Ortadoğu, Afrika ve Filistin Üzerinden Küresel Satranç

    Çin’in Gölgesindeki Harita: Ortadoğu, Afrika ve Filistin Üzerinden Küresel Satranç

    21. yüzyılın satranç tahtası artık klasik güçlerin değil, sabırlı ve görünmeyen hamlelerin gölgesinde şekilleniyor. Bu satrançta Çin, taşları hızlı değil, derin hamlelerle oynuyor. Afrika’da kalkınma, Ortadoğu’da denge ve Filistin’de sessizlik… Peki bu stratejik suskunluğun ardında ne var?

    “Kimin yüksek sesle konuştuğuna değil, kimin konuşmadan yön verdiğine dikkat et.”

    @stratejivefikirler

    Afrika: Borç Diplomasisinin Kara Kıta Üssü

    Çin, Afrika’ya baraj, yol ve hastane götürüyor gibi görünüyor ama asıl getirdiği şey: ekonomik bağımlılık.Bir kuşak bir yolprojesinin Afrika ayağında, kredilerle donatılmış ülkeler ve bu kredilerin karşılığına el konulan limanlar var. Bu bir yatırım değil, modern çağın kelepçesidir.

    “Gülümseyen yatırımcı, bazen zincirini altınla süsleyen zindancı olabilir.”

    @stratejivefikirler

    Afrika’nın yer altı zenginlikleri, Çin’in sanayisinin can damarı. Kobalt, lityum ve nadir elementler… Tüm bu kaynaklar, düşük maliyet, yüksek kazanç parolasıyla Çin’e akıyor. Çin’in iş gücü ithal etmesi ve yerli halkı dışlaması ise ikinci bir sömürgecilik dalgasını anımsatıyor.

    Ortadoğu: Sessiz Denge, Enerji Güvencesi

    Ortadoğu, Çin için bir savaş meydanı değil; enerji ve denge coğrafyası. ABD’nin bölgedeki gücüne karşı doğrudan cephe almayan Çin, “bağlantılar kuran” bir rol oynuyor. Suudi Arabistan’la petro-doları “petro-yuan”a çevirme çabası, İran ile imzalanan anlaşma… Bunlar güçlü sessizliklerdir.

    “Bazen bir söz, bir kurşundan daha güçlüdür; bazen de bir suskunluk, bir ordudan daha ağır basar.”

    @stratejivefikirler

    Çin’in Ortadoğu’da askerî üsleri yok denecek kadar az, ama ekonomik bağları gittikçe güçleniyor. Bu da bize gösteriyor ki Pekin, silahla değil ticaretle harita çiziyor. (Sadece Cibuti de askeri destek üssü var, boynuzda yani...)

    Filistin Meselesi: Hesaplı Sessizlik

    Filistin davası, dünyanın vicdan testidir. Çin bu testte ne “İsrail karşıtı” bir cephede ne de “Filistin’in hamisi” gibi davranıyor. BM’de zaman zaman Filistin lehine oy kullansa da bu adımlar ilkesel değil, denge amaçlıdır. Çünkü Çin’in gerçek önceliği: İsrail ile teknolojik ve ticari ortaklık.

    “Bir tarafı tutmayan, çoğu zaman kendi tarafını gizlemeye çalışandır.”

    @stratejivefikirler

    Filistin meselesindeki Çin stratejisi, açık bir tavırdan çok ‘kontrollü diplomasi’dir. Çin, Uygur Türkleriyle ilgili eleştirilere karşı aldığı “iç işlerine karışmayın” pozisyonunu, Filistin için de kullanıyor. Yani mesele insan hakları değil, çıkarların matematiği.

    Neden Susuyor? Çünkü Bekliyor

    Çin’in Ortadoğu ve Afrika politikası, hızlı kazançtan çok stratejik sabır üzerine kurulu. ABD gibi coğrafyayı savaşla şekillendirmiyor; ekonomik nüfuzla içine sızıyor. Bir gün geldiğinde, kimse fark etmeden “merkez” olabilmek için.

    “Kimi fırtına gibi gelir, kimi ise sis gibi yayılır. En tehlikelisi hangisidir, iyi düşün.”

    @stratejivefikirler

    Çin için Afrika, maden yatağıdır. Ortadoğu, enerji kapısı. Filistin ise, batının zaaf noktası… Her biri Çin’in küresel güç olma yolundaki köşe taşlarıdır.

    Türkiye Ne Yapmalı?

    Türkiye, bu büyük oyunda sadece izleyen değil, oyunu bozan ve kendi satranç tahtasını kuran bir aktör olmaya daha derin stratejilerle devam etmelidir. Afrika’da yerli yatırımlar, Ortadoğu’da ahlaki liderlik, Filistin davasında tutarlı duruş… Bunlar Çin’in gölgesine karşı doğunun vicdanı olmanın şartlarıdır.

    “Vicdanla yapılan siyaset, menfaatle yapılan diplomasiden daha kalıcıdır.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #çin #ortadoğu #iran #israil #filistin #türkiye