Kategori: Uncategorized

  • Suskunluğun Dili: Duyulmayanın Stratejisi

    Suskunluğun Dili: Duyulmayanın Stratejisi

    İnsan konuşur, anlatır, bağırır… ama çoğu zaman en derin mesajlarını sessizliğe emanet eder. Suskunluk, insanoğlunun en eski şifre dilidir. Çoğu kez sözcüklerden daha çok şey anlatır, bazen kılıçtan keskin, bazen kalemden güçlüdür.

    “Konuşan ağız bazen aldatır, ama suskunluk asla ihanet etmez.”

    Psikoloji der ki: Sessizlik, bilinçdışının çığlığıdır. İnsanın sustuğu an, aslında kendini en çıplak hâliyle açtığı andır. Çünkü söz, aklın süzgecinden geçer; suskunluksa kalbin, korkunun, sabrın ve zekânın doğrudan dışa vurumudur.

    Sessizliğin Psikolojisi

    İnsan neden susar?

    Üç temel sebep vardır:

    1. Korku: Konuşursa zarar göreceğini hissetmesi.

    2. Bilgelik: Konuşursa değerini kaybedeceğini bilmesi.

    3. Strateji: Suskunluğunun oyunun yönünü değiştireceğini hesaplaması.

    “İnsanın sustuğu an, aslında çok şey anlattığı andır.”

    Bu bireysel gerçek, devletlere de taşınır. Milletler de susar. Bazen korkudan, bazen tarih bilincinden, bazen de geleceğe hazırlanan stratejik bir sabırdan. Biz Türkler’in yüzyıllar boyunca bekleyip, zamanı geldiğinde yükselmesi bu stratejik suskunluğun en somut örneklerinden biridir.

    Ulusal Güvenlikte Sessizlik

    Ulusal güvenlik dediğimiz şey sadece tank, tüfek, füze değildir. Bazen bir liderin sessizliği, bütün bir ordunun hamlesinden daha büyük etki yaratır. Diplomasi masasında söylenmeyen söz, çoğu kez saatlerce yapılan nutuktan daha gür çıkar.

    “Devlet aklı, sessizliğini koruyarak düşmanını kendi cümleleriyle yorar.”

    Tarihin Sessiz Çığlıkları

    Çanakkale’de Suskun Tetikler

    1915’te Mehmetçik çoğu zaman ateş açmadı. Düşman, sessizliği geri çekiliş sandı. Hamle yaptığında karşısında ölümcül bir ateş duvarı buldu.

    “Sessizlik, bazen geri çekilişin değil, ölümcül bir pusunun işaretidir.”

    Lozan’da Taş Duvar Sessizliği

    İsmet İnönü, Lozan’da karşı tarafın baskıcı sorularına yanıt vermediğinde aslında en güçlü cevabı vermiş oluyordu. (Bu Lozan’ın kusursuz olduğu anlamına gelmez)

    “Diplomaside bazen en güçlü cevap, hiç cevap vermemektir.”

    Yavuz’un Çaldıran Öncesi Suskunluğu

    Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail’in tehdit dolu mektuplarına kısa sürede cevap vermedi. Bu sessizlik, düşmanı sabırsızlığa itti ve Osmanlı’ya zafer getirdi.

    “Büyük kumandan, düşmanını kendi kelimelerinin yükü altında ezer.”

    Soğuk Savaş’ın Sessiz Diplomasisi

    1962 Küba Füze Krizi’nde Kennedy’nin suskunluğu, Sovyetler üzerinde psikolojik baskı kurdu. Dünya, sessiz diplomasinin sayesinde nükleer felaketten kurtuldu.

    “Savaş naraları atmak kolaydır, ama stratejik suskunluk imparatorlukları kurtarır.”

    İstihbarat Psikolojisinde Sessizlik

    Bir casusun suskunluğu, teslimiyet mi yoksa meydan okuma mı? Analist için sessizlik hem en büyük boşluk hem de en değerli ipucudur. Yanlış okunursa devletler kaybeder; doğru okunursa ulusal güvenlik kazanır.

    “İstihbaratta sessizlik, kelimelerden çok daha gürültülü bir çığlıktır.”

    Günümüz Dünyasında Sessizlik Stratejisi

    Bugün de sessizlik devletlerin en güçlü kozlarından biri. ABD ile Çin arasındaki rekabeti düşün. Taraflar çoğu kez açık çatışmaya girmiyor, sessiz bir teknoloji savaşı yürütüyor. Siber saldırılar, yapay zekâ yarışları, ekonomik hamleler… Hepsi görünür bir savaşın değil, görünmez bir sessizliğin ürünü.Türkiye de aynı stratejiyi zaman zaman kullanıyor. Suriye’de, Doğu Akdeniz’de veya Karadeniz’de her an yüksek sesle konuşmak yerine bazen susmayı tercih ediyor. Çünkü biliyor ki, sessizlik düşmanı tedirgin eder, dostu meraklandırır, uluslararası dengeyi ise kendi lehine çevirir.

    “Büyük devlet, en kritik anda sessiz kalmayı bilen devlettir.”

    Son Söz

    Suskunluk, insana dair en büyük şifrelerden biridir. Konuşan insanın sesi duyulur, ama stratejiyi belirleyen çoğu zaman duyulmayanın kendisidir. Tarih bize gösteriyor ki; milletlerin bekası bazen suskunlukla korunur.

    “Ulusal güvenlikte suskunluk, milletlerin yazılmamış anayasasıdır ve sessizlik, tarihin en kadim istihbarat dilidir.”

    Gürkan Karaçam

    #sessizlik #istihbarat #türkiye

  • Cezayir: İsrail’in Afrika’da Çarpamadığı Kale ve Soykırım Davasının Yankısı

    Cezayir: İsrail’in Afrika’da Çarpamadığı Kale ve Soykırım Davasının Yankısı

    “Devletlerin kaderi bazen tanklarla değil, tavırlarla çizilir.”

    İşte Cezayir, Afrika’da İsrail’in en çok zorlandığı, nüfuz kuramadığı, her kapı hamlesinde tokat gibi karşılık aldığı ülke…Bugün Afrika’nın çöllerinden Akdeniz’in kıyılarına uzanan bu ülke, yalnız coğrafyasıyla değil, hafızasıyla da bir duvar örüyor İsrail’in önüne.

    1. Tarihin Kanlı Kökleri: Neden Cezayir?

    Cezayir, Fransız sömürgesiyken 1,5 milyon şehit vererek bağımsızlığını kazandı. Bu travma, ulusal DNA’ya şunu kazıdı:“İşgale boyun eğmek, halkın varlığına ihanettir.” İşte bu yüzden, Filistin meselesi Cezayir için bir dış politika dosyası değil, kendi bağımsızlık savaşının devamıdır. İsrail’i tanımaması, sadece diplomatik bir tercih değil, bir kimlik meselesidir.

    “Kimliği işgal edilmiş bir millet, özgürlüğünü konuşamaz.”

    Cezayir, işte bu yüzden İsrail’e kapılarını tamamen kapatır.

    2. İsrail’in Kapıyı Zorlayışları

    İsrail, Afrika’da oyununu hep aynı yöntemle oynar: tarımda teknoloji, güvenlikte istihbarat, diplomaside Batı kartı. Ama Cezayir’de bu oyun defalarca boşa düştü.

    Fransa Kartı: Paris-Tel Aviv hattı, eski sömürgeci bağları kullanarak kapıyı aralamak istedi. Ama Fransız geçmişi Cezayir’de hâlâ taze bir yara; Fransa üzerinden gelen her teklif, halkın gözünde “sömürge oyununun devamı” olarak görüldü.

    Enerji Diplomasisi: Petrol ve doğalgaz yatırımıyla girmeyi denediler. Ancak Cezayir, enerji sahalarını Rusya, Çin ve Türkiye gibi aktörlere açtı. İsrail bu oyunda kenara itildi.

    Normalleşme Zinciri: “İbrahim Anlaşmaları” ile Fas, Sudan, BAE gibi ülkeler zincire eklendi. Cezayir ise bu zinciri kıran ülke oldu.

    “Yanlış anahtarla zorlarsan, kapı değil, sabır taşı kırılır.”

    İsrail işte bu kapıyı yanlış anahtarlarla zorlamaktadır.

    3. Hukukun Sahnesi: Soykırım Davası

    İsrail’in Filistin’de yürüttüğü sistematik, hedefli soykırımın ardından dünya ayağa kalktı. Güney Afrika, 29 Aralık 2023’te Uluslararası Adalet Divanı’na başvurarak İsrail’i “soykırım” ile suçladı. Lahey’de açılan dava tarihe geçti. Cezayir, bu davaya hem politik hem diplomatik olarak en güçlü desteği veren ülkelerden biri oldu. Üstelik yalnızca hükümet düzeyinde değil; Cezayirli barolar, avukat birlikleri de İsrail’i Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde dava eden girişimlerde bulundu. Bu, Afrika tarihinde bir kırılma anıdır:

    • Güney Afrika ve Cezayir aynı anda İsrail’in karşısına çıktı.

    • Arka planda Tunus, Ürdün, Pakistan ve Türkiye gibi ülkeler dayanışma gösterdi.

    • İsrail ilk kez Afrika’nın kuzeyinde “hukuk üzerinden dışlanan” bir aktör haline geldi.

    “Savaş meydanında tüfekle, adalet meydanında dosyayla vurursun.”

    Cezayir, İsrail’i hem sokakta hem mahkeme salonunda vurmayı seçti.

    4. Cezayir’in Arka Bahçesindeki Güçlü Dostlar

    Cezayir bu duruşu tek başına göstermedi, sırtını konjonktüre uygun olarak doğru aktörlere yasladı:

    Rusya: Savunma sanayisinin omurgası hâlâ Rusya’dan geliyor. Bu da İsrail’in silah diplomasisini işlevsiz bırakıyor.

    Çin: Kuşak-Yol projesi kapsamında Cezayir dev bir ekonomik ortaklık geliştirdi. İsrail’in teknoloji ve yatırım kozları burada geri planda kaldı.

    Türkiye: Hem Osmanlı mirasının bıraktığı dostane duygular hem de savunma sanayisinde son yıllarda kurulan ortaklıklar, Cezayir için İsrail’e karşı güvenilir bir alternatif yarattı.

    “Büyük dost, zor günlerde kapı çalan değil; zaten evin içinde olandır.”

    Cezayir’in evi, Türkiye, Rusya ve Çin ile dolu.

    5. İslam Dünyasında Cezayir’in Eşi Var mı?

    Filistin davasında birçok ülke ses çıkarır ama çoğu bunu çıkar hesaplarıyla yapar. İran mezhep üzerinden, Katar medya diplomasisiyle, Pakistan iç dengeler üzerindenCezayir’in farkı şudur: Bu dava “çıkar” değil, “kimliktir.” İşte bu yüzden İslam dünyasında Cezayir kadar dik duruş gösteren ülke azdır. Belki sadece Güney Afrika’nın bu davadaki cesareti, Cezayir’in yanına yazılabilir.

    6. Cezayir’in Türkiye’ye Bakışı

    Cezayir, Türkiye’ye bakarken iki şeyi aynı anda görür:

    1. Osmanlı geçmişinde kendisine uzanan bir tarihsel el.

    2. Bugünün dünyasında Batı’ya rağmen dik duran, savunma sanayisini geliştiren, mazlumların yanında duran bir aktör.

    Türkiye, Cezayir için “İsrail’in alternatifi” değil, “kardeşin yeniden keşfi”dir.

    “Kardeşlik, kan bağı değil; dava bağıdır.”

    İsrail’in Çarpamadığı Duvar

    İsrail Afrika’da derin bir satranç oynuyor; ama Cezayir o satrançta taş olmuyor, tahta oluyor.

    • Tarihinden aldığı özgürlük kodları,

    • Dostlarından aldığı güç,

    • Hukuktan aldığı meşruiyet,

    • Halktan aldığı ruhla,

    Cezayir; İsrail’e karşı en sert, en sağlam ve en dik duran ülkelerden biri olarak tarihteki yerini alıyor.

    “Tank devrilir, dava devrilmez. Cezayir’in tavrı, Afrika’da İsrail’in çarpıp da kıramadığı en önemli duvardır.”

    Gürkan Karaçam

    #cezayir #türkiye #güneyafrika

  • “İsrail’in Son Perdesi: Demografi, Coğrafya ve Zamanın Kapanı”

    “İsrail’in Son Perdesi: Demografi, Coğrafya ve Zamanın Kapanı”

    Bazı devletler vardır ki doğarken ölümlerini de beraberinde getirir. İsrail tam da böyle bir devlettir. “Çelikten ordular”, nükleer başlıklar, “istihbaratın en sofistike yöntemleri” bile bazen tarihin akışını değiştirmeye yetmez. Çünkü tarih, bazen tankların paletinden değil, bebeklerin beşiklerinden yazılır. Bu yüzden İsrail’in sonunu hazırlayan görünmez eller aslında çoktan çalışmaya başlamıştır: demografi, coğrafya, küresel güç dengesi ve iç bölünmeler.

    Demografi: Bir Ordudan Daha Güçlü Silah

    Bugün İsrail’in etrafını kuşatan en büyük tehdit füze bataryaları değil, doğumhanelerdeki sessiz nüfus artışıdır. Filistinliler her gün yeni bir bebekle dünyaya merhaba derken, İsrail’in Yahudi nüfusu hızla yaşlanıyor. 2040’tan itibaren Yahudi nüfus sayısal olarak azınlığa düşme tehlikesiyle karşı karşıya. Bu, Yahudi devlet kimliğinin kalbine saplanmış bir hançer demek.

    “Tankın gölgesi kısa ömürlüdür, beşiğin gölgesi ise nesiller boyu uzar.”

    Coğrafyanın Laneti

    Haritalara bakınca çıplak gerçek kendini gösterir: İsrail bir dev değil, incecik bir koridor devletidir. En geniş yeri sadece 85 km… Bir tank taburu bir günde, bir füze dakikalar içinde bu mesafeyi kat eder.Tel Aviv’den Hayfa’ya, Kudüs’ten Aşkelon’a kadar tüm şehirler, Hizbullah’ın ve Hamas’ın roketlerinin menzilinde, Türkiye için ise İsrail küçük bir lokma, öyle ki çiğnemesine bile gerek yok.

    “Coğrafya, devleti sınav yapan bir öğretmendir; İsrail bu sınavda hep en zor sorularla karşı karşıya kalacak.”

    ABD’nin Desteği: Sonsuz Değil

    İsrail’in bugüne kadarki en büyük gücü ne ordusu ne de Mossad’dır; asıl güç, ABD ve Batı’nın koşulsuz desteğidir. Ama dünya değişiyor. Amerika artık küresel jandarma rolünü sürdüremiyor. Avrupa’da İsrail karşıtlığı yükseliyor. Çin ve Rusya ekseni, Arap dünyasına ve İran’a yatırım yapıyor. Günün birinde ABD’nin gücü zayıfladığında İsrail, çölde tek başına kalacak ki bu çok da uzak değil.

    “Kimin gölgesinde büyürsen, onun çekildiği gün kavrulmaya mahkûmsun.”

    İçerideki Çatlaklar

    İsrail dışarıdan bakıldığında yekpare gibi görünebilir. Ama perde arkasında laik – dindar, Aşkenaz – Sefarad, sağ – sol ayrışması ülkeyi içten içe kemiriyor. Netanyahu’nun otoriterleşmesi ve pervasız uyguladığı soykırım, İsrail’i Batı’daki demokratik vitrininden de kopardı. Yarın bir gün İsrail’in kendi içinde bir siyasi iç çatışmaya sürüklenmesi şaşırtıcı olmaz.

    “Devletleri yıkan bazen düşman ordusu değil, birbirine düşman evlatlarıdır.”

    Direniş Ekseni: Asimetrik Kapan

    İran, Hizbullah, Hamas, Husiler ve diğer direniş hareketleri İsrail’i askeri olarak kuşatmış durumda. Bu hareketlerin gücü, devletlerden gelmiyor; halklardan geliyor. Ve halk tabanlı bir hareketi yok etmek mümkün değil. İsrail kendisini sürekli savaş içinde yaşamak zorunda bıraktıkça, içerideki ekonomik ve sosyal dengeleri çökecek.

    “Orduların tüfekleri paslanır, halkın öfkesi ise her gün tazelenir.”

    Büyük Son Senaryosu

    İsrail’in sonu bir günde gelmeyecek. Ama adım adım, sessizce ilerleyen bir tarih kapanı var:

    1. Demografi Yahudi devlet kimliğini eritiyor.

    2. Coğrafya İsrail’i savunmasız kılıyor.

    3. ABD’nin gücü azalıyor, İsrail yalnızlaşıyor.

    4. İçerideki bölünmeler devleti zayıflatıyor.

    5. Direniş hattı sürekli kan kaybettiriyor.

    Sonunda İsrail ya köklü bir dönüşüme zorlanacak (Arap ve Yahudilerin birlikte yaşadığı tek devlet modeli) ya da tarihin tozlu raflarında bir kez daha dağılmış Yahudilerin hikâyesi yazılacak.

    Son Söz

    İsrail bugün hâlâ güçlü görünebilir. Ama unutmamak gerekir ki güç, zamana karşı koyamaz. Demografi, coğrafya, tarih ve halkların iradesi birleştiğinde en sofistike silahlar bile çaresiz kalır.

    “İsrail’i yıkacak olan tanklar değil; zamanın sabrı, halkların direnci ve tarihin değişmeyen terazisidir.”

    Gürkan Karaçam

    #israil #filistin #türkiye

  • Afrika’da Sessiz Fırtına: Gizli Servisler Savaşı ve Türkiye’nin Yükselişi

    Afrika’da Sessiz Fırtına: Gizli Servisler Savaşı ve Türkiye’nin Yükselişi

    “Kimin ordusu yoksa, başkasının ordusunda asker olur. Kimin istihbaratı yoksa, başkasının oyununda piyon olur.”

    Afrika… Yeryüzünün en kadim kıtası, aynı zamanda en çok kan dökülen toprakları. Zenginlikte sınır tanımayan, ama fakirlikte örnek gösterilen bir coğrafya. Yer altı altın, yer üstü kan; tam da bu yüzden dünya güçlerinin satranç tahtası. Bugün Afrika’ya baktığımızda sadece açlık ve iç savaş görürsek, perde arkasındaki oyunu kaçırırız. Asıl savaş; CIA, MI6, DGSE, Mossad, GRU ve Çin’in MSS’si arasında yürütülen, görünmeyen ama kader belirleyen bir istihbarat savaşıdır.

    Gizli Servislerin Kıta Üzerindeki Kanlı Satranç Oyunu

    Afrika, enerji hatlarının kavşağıdır. Libya’daki petrol, Nijer’deki uranyum, Kongo’daki kobalt, Güney Afrika’daki platin… Bunlar sadece maden değil, geleceğin jeostratejik silahları. İşte bu yüzden istihbarat servisleri kıtada “görünmez ordular” kurmuştur.

    CIA (ABD): Afrika’yı “Çin’i çevreleme” ve “enerji güvenliği” parçası olarak görüyor. AFRICOM üssü üzerinden gözetim ve operasyon ağı kurdu. Paralı şirketler ve STK görünümlü örgütlerle devrimleri dizayn ediyor.

    MI6 (İngiltere): Eski sömürgeler üzerinden hâlâ “kraliçenin gölgesini” yaşatıyor. Finans ve medya üzerinden algı yönetiyor. Nijerya ve Kenya’da en aktif servis.

    DGSE (Fransa): Sahra’nın gerçek patronu gibi hareket ediyor. Mali, Çad, Burkina Faso’daki darbelerin arkasında Fransa istihbaratının izleri var. “Terörle mücadele” adı altında aslında maden kontrolü yapıyor.

    Mossad (İsrail): Küçük görünse de, Etiyopya ve Sudan üzerinden hem su kaynaklarını hem de diplomatik oyunları yönetiyor. Özellikle Nil havzasında kritik bir rol oynuyor.

    GRU (Rusya): Wagner tarzı oluşumlar üzerinden “görünmez işgal” yürüttü. Paralı askerleriyle Afrika liderlerini hem koruyor hem de tehdit ediyor. Libya’dan Orta Afrika’ya kadar uzanan bir gölge hâkimiyet.

    MSS (Çin): Diğerlerinden farklı olarak silah değil, para ve teknoloji kullanıyor. Limanlar, barajlar, yollar… Çin’in “Kuşak ve Yol” projesi aslında bir istihbarat sarmalı.

    “Silahla işgal ettiğin toprakta kalıcı olamazsın, ama zihinle işgal ettiğin ülkeyi nesiller boyunca yönetirsin.”

    Türkiye’nin Sürpriz Hamlesi: Sessizlikten Gürültüye

    Son 20 yılda Afrika’daki en dikkat çekici aktörlerden biri Türkiye oldu. Önce insani diplomasi, sonra TİKA, ardından savunma sanayii ve SİHA’larla gelen yeni dönem… Bugün Türkiye, Somali’den Libya’ya kadar pek çok yerde oyun bozucu.

    MİT, sahadaki klasik istihbaratın ötesine geçti. SİHA’larla elde edilen gerçek zamanlı veriler, sahadaki dengeleri alt üst etti.

    Türkiye’nin Somali’de kurduğu askeri üs, sadece eğitim merkezi değil, aynı zamanda “Afrika’daki stratejik gözetleme kulesi.”

    Libya’da dengeyi değiştiren Türkiye, aslında Akdeniz’den Afrika içlerine uzanan bir “jeopolitik zincirin” ilk halkasını koydu.

    “Afrika’da Türkiye’nin yükselişi, sessiz bir kıtanın gürültülü çığlığıdır.”

    Gizli Servisler Türkiye’yi Neden Hedefe Koyuyor?

    Afrika’da Batı’nın istediği tek şey: “Türk modeli”nin yayılmaması. Çünkü Türkiye, “sömürge değil, ortak” yaklaşımıyla hareket ediyor. Bu, Fransa’nın asırlık planlarını bozar, İngiltere’nin ticaret düzenini çökertir, ABD’nin askeri üstünlüğünü sorgulatır.

    • CIA, Türkiye’nin Somali’deki varlığını sınırlamak için iç politikayı kaşımakta.

    • Fransa, Türkiye’nin Sahel’de etkinliğini baltalamak için “radikal İslamcı” yaftası kullanıyor.

    • İngiltere, Nijerya’da Türkiye’nin derinleşmesini istemiyor çünkü enerji denklemi değişir.

    “Sömürgeciler Afrika’da maske takar; Türkiye ise yüzünü gösterir. İşte fark burada.”

    Türkiye Ne Yapmalı?

    Afrika’daki bu gizli servis savaşını avantaja çevirmek için Türkiye’nin adımları net olmalı:

    1. Stratejik İstihbarat Ağları: MİT, sahada sadece devletlerle değil, kabile liderleri, dini otoriteler ve gençlik örgütleriyle bağ kurmalı.

    2. Maden Diplomasisi: Türkiye, Afrika’nın kobalt ve lityum zenginliklerini uzun vadeli ortaklıklarla güvence altına almalı.

    3. Savunma ve Teknoloji İhracatı: Baykar ve ASELSAN ürünleri sadece satış değil, “bağımlılık ilişkisi” yaratmalı.

    4. Algı Operasyonları: Medya ve kültürel projelerle “Türkiye = Dost, Batı = Sömürgeci” algısı güçlendirilmeli.

    Son Söz

    Afrika bugün bir satranç tahtası. Taşlar büyük güçlerin ellerinde. Ancak Türkiye, sadece taş oynatmıyor; oyunun kurallarını değiştirme şansına sahip.

    “Afrika’yı kim kazanırsa, gelecek onundur ve unutulmamalıdır ki; Afrika’yı sömürge gibi gören kaybeder; dost gibi gören ise kazanır.”

    Bugün Afrika’daki gizli servisler savaşı, sadece kıtanın değil, dünyanın kaderini belirliyor. Ve bu savaşta Türkiye’nin adı artık oyunun kenarında değil, tam ortasında büyük harflerle yazıyor.

    Gürkan Karaçam

    #gizliservis #afrika #türkiye

  • İngiltere’nin Zayıflıkları: İmparatorluğun Gölgeleri ve Türkiye İçin Stratejik Fırsatlar

    İngiltere’nin Zayıflıkları: İmparatorluğun Gölgeleri ve Türkiye İçin Stratejik Fırsatlar

    Bir zamanlar güneşin batmadığı imparatorluk… Bugün ise güneşin sık sık bulutların arkasına gizlendiği, küresel rekabette kendi gölgesiyle kavga eden bir ada devleti. İngiltere’nin hikâyesi, güçten zayıflığa evrilmenin, ihtişamdan belirsizliğe sürüklenmenin en çarpıcı örneklerinden biridir. Bu yazımda, İngiltere’nin uluslararası kabul görmüş zayıflıklarını ortaya koyarken, perde arkasında saklı kalan gerçekleri de gün yüzüne çıkaracağım. Ve en önemlisi: Türkiye açısından bu zayıflıkların nasıl stratejik fırsata dönüşebileceğini masaya yatıracağım.

    Ekonomik Zayıflık: Finans İmparatorluğunun Çatlakları

    Londra uzun yıllar dünyanın finans merkeziydi. Ancak Brexit sonrası yatırımcı güveni sarsıldı, Avrupa piyasalarına erişim zorlaştı. Sanayi üretimi zayıf, enerji bağımlılığı yüksek, gelir dağılımı uçurum gibi derinleşmiş durumda.

    “Bir kasa dolusu altın, güveni kaybettiğinde bir avuç bakırdan değersizdir.”

    Türkiye için fırsat: İngiltere’nin AB’den kopuşuyla boşalan ticari alanlara Türkiye akıllı anlaşmalarla girebilir. Londra’nın finans zeminindeki çatlakları, İstanbul Finans Merkezi üzerinden avantaja çevrilebilir.

    Askerî Zayıflık: Donanmanın Çekilen Çapası

    Bir zamanlar dünya denizlerine hükmeden İngiltere, bugün sayıca küçük bir kara ordusuna, ABD’ye bağımlı operasyon gücüne sahip. Donanması hâlâ güçlü ama artık rakipsiz değil; Pasifik’te Çin’e, Karadeniz’de Rusya’ya karşı kendi başına nefes alması mümkün değil.

    “Bir imparatorluk denizlerde kaybolmaz, ancak kendi limanında çürüyerek çöker.”

    Türkiye için fırsat: İngiltere’nin askeri açığını NATO içindeki pozisyonunu güçlendirerek Türkiye doldurabilir. Akdeniz’de, Ortadoğu’da ve Afrika’da oluşan boşluklara Türk donanmasıyla ve SİHA’larıyla girilmesi, İngiltere’nin manevra alanını daraltabilir.

    Diplomatik Zayıflık: Avrupa’dan Kopuşun Bedeli

    Brexit sonrası İngiltere, Avrupa’nın karar masasında artık yok. Almanya ve Fransa, İngiltere’nin bıraktığı boşluğu doldururken Londra’nın sesi kısık çıkıyor. Küresel arenada ABD’nin gölgesinde kalıyor, Ortadoğu’da ve Asya’da eski nüfuzunu koruyamıyor.

    “Masadan kalktığınızda, masadaki kararlar size rağmen alınır.”

    Türkiye için fırsat: İngiltere’nin AB’deki boşluğunu Türkiye iyi okursa, Avrupa ile ilişkilerinde yeni kartlar açabilir. Ankara, Londra’ya “köprü ülke” olarak sunulabilir; İngiltere’nin AB’ye dönük açmazında Türkiye bir pazarlık gücüne dönüşebilir.

    İç Politik Zayıflık: Birleşik Krallık’ın Çatırdayan Birliği

    İskoçya bağımsızlık istiyor, Kuzey İrlanda’da huzursuzluk bitmiyor. Galler bile “ayrı kimlik” vurgusunu artırıyor. Birleşik Krallık, adeta içten içe çözülmenin kıyısında. Son yıllarda başbakanların hızla değişmesi, siyasi istikrarsızlığı büyütüyor.

    “Bir evi dışarıdan fırtına değil, içeriden çıkan çatlaklar yıkar.”

    Türkiye için fırsat: Türkiye, İskoçya ve İrlanda’da kamu diplomasisini etkin kullanarak, İngiltere’nin iç bütünlüğündeki gerilimleri stratejik bir gözlem alanına çevirebilir. Londra’nın dağınıklığı, Ankara’ya daha güçlü müzakere imkânı sunar.

    Toplumsal Zayıflık: Kimlik Krizi ve Göç Dalgalanması

    Göçmen entegrasyonu, toplumsal huzursuzlukları artırıyor. Zengin-yoksul arasındaki uçurum Londra’nın arka sokaklarında barut gibi birikiyor. Yaşlanan nüfus, üretkenliği zayıflatıyor. “Birleşik Krallık kimliği” giderek parçalanıyor.

    “Kimliğini kaybeden devlet, sınırlarını kaybetmeye hazır demektir.”

    Türkiye için fırsat: Türkiye, diasporası üzerinden İngiltere’de etkin bir güç olabilir. Özellikle genç nüfus avantajıyla İngiltere’nin yaşlanan iş gücü açığını Türk toplumu doldurabilir. Bu, Ankara’ya Londra üzerinde sosyolojik bir etki sağlar.

    Küresel Güç Rekabetindeki Zayıflık: ABD’nin Gölgesinde Bir Ada

    İngiltere’nin en kritik zayıflığı, bağımsız bir küresel aktör olamaması. ABD’nin yanında “küçük ortak” pozisyonuna sıkışmış durumda. Çin ve Rusya karşısında tek başına varlık gösteremiyor, koalisyonlara muhtaç. Soft power araçları (Kraliyet, BBC, Oxford) hâlâ etkili ama eski cazibesini kaybediyor.

    “Büyüklerin gölgesinde duranlar, kendi ışığını kaybeder.”

    Türkiye için fırsat: Türkiye, İngiltere’nin ABD’ye bağımlılığını fırsata çevirebilir. Ankara, Washington ile Londra arasındaki gerilimlerde “denge unsuru” rolü üstlenerek masadaki değerini artırabilir. Ayrıca, İngiltere’nin yumuşak güç alanlarında Türkiye kendi markalarını (TRT World, TİKA, Baykar, Türk dizileri) öne çıkararak sahayı daraltabilir.

    Çöküşün Gölgeleri, Yükselişin Fırsatları

    İngiltere, bugün hâlâ önemli bir aktör olsa da gücünün sınırlarını gizleyemiyor. Ekonomik kırılganlık, askeri bağımlılık, diplomatik yalnızlık, iç bütünlük sorunları ve toplumsal çatlaklar, imparatorluğun ihtişamlı günlerinden geriye kalan gölgeleri gösteriyor.Türkiye için bu tablo, risk değil fırsattır. İngiltere’nin her zayıflığı, Türkiye için bir manevra alanıdır. Ankara akıllıca adımlar atarsa, Avrupa’da köprü, Afrika’da alternatif, Ortadoğu’da denge, Asya’da yeni ortak olabilir.

    “Düşmanın zayıflığını görmek, dostun gücünü bilmekten daha stratejiktir. Çünkü zayıflık fırsata dönüştüğünde, tarih yeni bir sayfa açar.”

    Gürkan Karaçam

    #ingiltere #türkiye

  • Tribünden Devletlere Uzanan Psikolojik Harp

    Tribünden Devletlere Uzanan Psikolojik Harp

    “Top sadece yuvarlak değildir; bazen bir mermiden daha etkilidir.”

    Futbol… Dünyanın en masum görünen oyunlarından biri. 90 dakika, 22 oyuncu, bir top ve milyonların kalbi. Ama perde arkasına baktığınızda, futbol yalnızca bir spor değil; psikolojik harbin en güçlü silahlarından biri. Çünkü kitlelerin ruhunu şekillendiren şey, çoğu zaman topun ağlara gidişinden çok, o anda tribünde ve ekran başında yaşanan duygusal infilaktır.

    Futbol: Kitle Psikolojisinin Laboratuvarı

    Tarih boyunca devletler, kitleleri harekete geçirmenin yollarını aradı. Kimi din üzerinden, kimi ideoloji üzerinden, kimi de medya üzerinden yaptı. Fakat futbol, bir başka gücü elinde tutuyor: doğrudan kalbe hitap eden kolektif duygu. Bir gol, bir anda milyonları ayağa kaldırabilir. Bir hakem hatası, şehirleri ateşe verebilir. Ve bir derbi, sadece iki kulüp arasındaki mücadele değil, iki farklı sosyal kimliğin savaşıdır.

    “Tribün bazen stadyumda değil, toplumun vicdanında kurulur.”

    Futbol ve Küresel Güçler: Tribünden Jeopolitik Arenaya

    Bugün İngiltere Premier Ligi, sadece bir lig değil; İngiliz yumuşak gücünün vitrini. Katar’ın PSG yatırımı, Fransa’ya futbol üzerinden Ortadoğu etkisi taşıdı. Suudi Arabistan’ın Newcastle satın alımı, imaj temizliği ve global sahneye çıkışının parçası.Latin Amerika’da futbol, askeri darbelerle kol kola yürüdü. 1978 Dünya Kupası’nda Arjantin’de diktatörlük, milyonların gözünü yeşil sahalara çevirerek zulmünü perdeledi.

    “Bazen stat ışıkları, darağaçlarını gölgede bırakır.”

    Avrupa’nın büyük derbileri, küresel şirketlerin reklam sahnesine dönüştü. Yani futbol artık sadece oyunun değil, küresel psikolojik harbin sahası.

    Gizli Servisler ve Tribünler

    Düşünelim… Binlerce kişiyi bir araya getirip onları tek duyguya odaklamak. Bu kitle, yönlendirilirse ne olur? İşte burada gizli servisler devreye girer.

    • CIA, Latin Amerika’da tribünleri siyasi sloganlarla doldurmayı denedi.

    • MI6, Britanya’da hooligan gruplarını kontrol ederek sahayı dış politikaya bağladı.

    • Mossad, İsrail’de Arap kökenli futbolcular üzerinden toplumsal algıyı yönetmeye çalıştı.

    • Rusya, Spartak Moskova ve CSKA üzerinden taraftar gruplarını milliyetçi mobilizasyon için kullandı.

    Türkiye’de de bazı derbi günlerinde yayılan “sahte haberler”, aniden sosyal medyaya düşen manipülatif görüntüler, aslında psikolojik harp taktiklerinin küçük laboratuvarlarıdır.

    “Tribünler yanlış ellerde milletleri kaosa sürükler.”

    Türkiye İçin Büyük Resim

    Türkiye’de futbol, sadece futbol değil. Bir şehir, bir kimlik, bir ideoloji… Hatta bazen bir devlet refleksi. Dolayısıyla, bu alanı yabancı servislerin manipülasyonuna bırakmak, toplumsal huzuru ve milli güvenliği tehdit eder. Özellikle büyük derbilerde çıkan olayların “kendiliğinden” olmadığını bilmek gerekir. Birkaç provokatör, binlerce taraftarı tetikleyebilir. Bu, sahadaki mücadeleden daha tehlikelidir.

    Türkiye İçin Stratejik Öneriler

    1. Tribün İstihbaratı: Taraftar grupları sadece spor kulübü değil, toplumsal güç odağıdır. Emniyet ve MİT’in bu yapıları şeffaf ve sürekli takibi şarttır.

    2. Algı Yönetimi: Derbiler öncesi ve sonrasında medyaya pompalanan haberler, sosyal medyadaki manipülasyonlar hızlıca tespit edilip “karşı-psikolojik operasyon” yapılmalıdır.

    3. Milli Futbol Diplomasisi: Türk futbol kulüplerinin Avrupa ve Ortadoğu’da diplomatik araç gibi kullanılabileceği, dost ülkelerle ortak projeler yürütülebileceği göz önüne alınmalıdır.

    4. Kültürel Sahiplenme: Futbol dizileri, belgeselleri ve filmleriyle Türkiye’nin futbol kültürü, yabancı psikolojik harp ürünlerine karşı güçlendirilmelidir.

    5. Eğitim ve Bilinç: Taraftar gruplarına yönelik milli bilinç eğitimleri ve toplumsal farkındalık programları düzenlenmelidir.

    Son Söz

    Futbol, sadece bir oyun değil; kitlelerin gönlünde açılan stratejik bir cephedir. Tribünler sadece tezahürat etmez, aynı zamanda bir milletin geleceğini fısıldar. Eğer bu sahayı biz kontrol etmezsek, başkaları bizim üzerimizden oyun kurar.

    “Bazen bir gol, bir seçim sonucundan daha fazla kitleyi etkiler.”

    Gürkan KARAÇAM

    #tribün #türkiye

  • Nijerya – Afrika’nın Kara Altını ve İstihbaratın Sessiz Savaşı

    Nijerya – Afrika’nın Kara Altını ve İstihbaratın Sessiz Savaşı

    Sevgili okuyucu, şimdi seni Afrika’nın kalbine, Nijerya’ya götürüyorum. Yüzölçümüyle değil ama nüfusuyla, yeraltı zenginlikleriyle ve jeostratejik konumuyla kıtanın en ağır taşı olan ülkesine... Çünkü Afrika haritasında kimi ülkeler vardır, bakınca sadece sınır görürsün; ama perdeyi araladığında satranç tahtasının merkezindeki şahı fark edersin. İşte Nijerya tam da bu şahın kendisidir.

    Nijerya’nın Özellikleri: Kara Kıtanın Devi

    Nüfus Gücü: Yaklaşık 220 milyonu aşan nüfusuyla Afrika’nın en kalabalık ülkesi, aynı zamanda genç ve dinamik bir demografiye sahip. Bu nüfus hem büyük bir iş gücü hem de siyasi etki anlamına geliyor.

    Enerji Kaynakları: Nijerya, Afrika’nın en büyük petrol üreticisi, aynı zamanda doğalgaz rezervlerinde de devasa potansiyele sahip.

    “Petrol, sadece bir enerji değil; uluslararası diplomaside en güçlü şantaj aracıdır.” Nijerya bu şantajın merkezindedir.

    Konum: Batı Afrika’nın Atlantik kıyısında, ticaret yollarının kavşağında. Hem Atlantik’e açılım hem de Afrika içlerine giriş kapısı.

    Ekonomi: Afrika’nın en büyük ekonomilerinden biri.

    “Afrika’da kim Nijerya’yı kazanırsa, kıtanın yarısını kazanır.”

    Küresel Güçlerin Dikkatini Neden Çekiyor?

    Nijerya, yalnızca petrolüyle değil, aynı zamanda enerji nakil hatları, terör örgütleri ve stratejik nüfusuyla küresel güçlerin iştahını kabartıyor.

    • ABD için enerji güvenliği ve Çin’i dengeleme noktasıdır.

    • Çin için yeni sömürgecilik projesi “Kuşak ve Yol” kapsamında hammadde ve pazar sahasıdır.

    • Rusya için silah pazarı ve Batı’ya karşı nüfuz alanıdır.

    • Avrupa için enerji bağımlılığını azaltacak bir çıkış kapısıdır.

    • İsrail için hem Afrika’da nüfuz kazanmak hem de terörle mücadelede deney alanıdır.

    “Dünya satranç tahtasında piyonlar çoktur ama enerji üreten ülkeler vezirdir. Nijerya ise hem vezir hem kale gibidir; kaybedersen oyunun dengesi aleyhine döner.”

    Nijerya’daki Gizli Servisler ve Operasyonlar

    Bugün Nijerya’da yalnızca Nijerya Gizli Servisi (DSS) çalışmıyor; adeta bir istihbarat pazarı var:

    CIA (ABD): Terörle mücadele kılıfıyla Boko Haram ve IŞİD bağlantılı grupları izliyor. Ancak perde arkasında petrol şirketlerinin çıkarlarını koruyor. CIA’nin sahadaki en güçlü yöntemi yerel STK’lar, eğitim bursları ve dijital gözetim teknolojileri.

    MI6 (İngiltere): Nijerya eski bir İngiliz sömürgesi. Dolayısıyla MI6, yerel elitler üzerinde etkili. Nijerya’daki İngiliz petrol şirketleri (Shell gibi) için koruyucu şemsiye rolünde. Yöntemi: finansal ağlar, medya kontrolü ve elitlere sızma.

    Mossad (İsrail): Nijerya güvenlik teşkilatına teknoloji desteği sağlıyor. Mossad, Nijerya’da daha çok terörle mücadele eğitimi, siber güvenlik ve gözetim sistemleri üzerinden etkin.

    DGSE (Fransa): Fransa, Batı Afrika’nın eski kolonyal efendisi. Nijerya’da etkisi sınırlı olsa da, Çad ve Kamerun üzerinden dolaylı nüfuz kuruyor. Yöntemi: bölgesel işbirlikleri.

    FSB/GRU (Rusya): Silah ticareti, güvenlik şirketleri ve enerji anlaşmalarıyla sahada. Yöntemi: askeri danışmanlık, Wagner tipi paralı askerler.

    Çin İstihbaratı (MSS): Altyapı yatırımları, kredi tuzakları ve dijital sistemler üzerinden nüfuz kuruyor. Nijerya’nın telekom altyapısında Huawei, istihbarat için en önemli araç.

    Kısacası Nijerya’da istihbaratın her rengi mevcut. Herkes “terörle mücadele” diyerek geliyor ama aslında petrol kuyularının gölgesinde hesap görüyor.

    Türkiye Nijerya’da Nasıl Güç Olabilir?

    Türkiye’nin Afrika açılımı son yıllarda dikkat çekici boyutlara ulaştı. Ama Nijerya özelinde daha akılcı, çok katmanlı bir strateji gerekiyor:

    1. Savunma Sanayii ile Giriş: İHA/SİHA teknolojileri Nijerya için hem terörle mücadelede hem sınır güvenliğinde devrim olur. Türkiye bu kapıyı güçlü şekilde aralayabilir.

    2. Eğitim ve Kültürel Etki: Maarif Vakfı, Yunus Emre Enstitüsü gibi kurumlarla genç nesli etkilemek, geleceğin Nijerya elitlerini Türkiye’ye yakınlaştırmak.

    3. Enerji İşbirliği: Nijerya’nın doğalgaz ve petrolünde Türkiye enerji şirketleriyle ortaklık kurabilir.

    “Enerjide varsan, masada da varsın.”

    4. İstihbarat Diplomasisi: MİT’in Nijerya DSS ile ortak çalışmaları, hem terörle mücadelede hem de bölgesel istihbarat paylaşımında Türkiye’yi sahaya taşır.

    5. İnsani Diplomasi: AFAD ve TİKA üzerinden kalkınma projeleriyle halkın gönlünü kazanmak. Çünkü halkı kazanan, sahayı kazanır. Türkiye’nin en büyük avantajı, sömürgeci bir geçmişinin olmaması.

    “Afrika’da el uzatan çok ama samimi dost azdır. Türkiye, dost olarak sahneye çıkarsa, çıkarcıların oyununu bozabilir.”

    Nijerya Bir Sınavdır

    Nijerya, küresel güçlerin bilek güreşi yaptığı bir arenadır. Burada sahte sloganlarla gelenler kaybolur, stratejik akıl ve samimiyetle gelenler kalır. Türkiye için Nijerya sadece bir ülke değil, Afrika’nın kalbine atılacak ilk güçlü imzadır.

    “Jeopolitik, coğrafyanın kader olduğunu söyler; istihbarat ise kaderi yöneten görünmez eldir. Nijerya’da kim bu görünmez eli tutarsa, Afrika’nın geleceğini o yazacaktır.”

    Gürkan Karaçam

    #nijerya #türkiye

  • Sudan: Küresel Satranç Tahtasında Bir Kavşak – Türkiye’nin Fırsat Penceresi

    Sudan: Küresel Satranç Tahtasında Bir Kavşak – Türkiye’nin Fırsat Penceresi

    “Afrika’da bir mermi patlarsa, yankısı Washington’da duyulur.”

    Sudan sadece iç savaşlarıyla gündeme gelen bir ülke değil; aslında küresel güçlerin istihbarat ağlarını, ekonomik çıkarlarını ve jeopolitik hamlelerini sergilediği bir “gölge arenası.” Peki bu arenada kimler var, hangi yöntemleri kullanıyor ve Türkiye bu oyunda nasıl fark yaratıyor?

    ABD: Çıkarın Olduğu Yerde Barış Dili

    Amerika Birleşik Devletleri, Sudan’da sessiz ama derin bir strateji izliyor. Washington için Sudan üç açıdan kritik:

    1. Kızıldeniz’in güvenliği – Bab el-Mendeb boğazı üzerinden küresel ticaret akışının kontrolü.

    2. Terörle mücadele – El Kaide ve IŞİD gibi örgütlerin yeniden kök salmasını “engellemek”.

    3. Çin ve Rusya’yı dengelemek – Afrika’daki en büyük rakipleri Pekin ve Moskova’yı Sudan’da sınırlamak.

    ABD, resmi söylemde “barış ve demokrasi” vurgusu yaparken, perde arkasında istihbarat ağlarıyla ordu (SAF) ve sivil toplum kanatları üzerinden sahayı dizayn ediyor. ABD’nin en büyük kozu, uluslararası finans sistemini ve yaptırımları sopa olarak kullanabilmesi.

    “Amerika’nın elindeki silah her zaman F-16 değildir;en yıkıcı silahı SWIFT sistemine erişimdir.”

    İngiltere: Eski Sömürge, Yeni Hesaplar

    Sudan, 1956’ya kadar İngiltere’nin kolonisi idi. Bu yüzden Londra, hâlâ Sudan’da güçlü bir istihbarat altyapısına sahip. İngiltere için Sudan:

    • Nil suları üzerinden Mısır ile uyumlu politika,

    • Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu’nda kontrol,

    • Yumuşak güç ile akademik ve STK ağları üzerinden nüfuz.

    İngiltere, Sudan’da ABD’nin yanında hareket ediyor ama “arka kapı diplomasisi” ile BAE ve Suudi Arabistan üzerinden kendi ekonomik menfaatini de büyütüyor.

    “İngiltere, Afrika’da artık toprağı yönetmiyor ama masayı kuruyor.”

    İsrail: Düşman Çemberini Yarma Arayışı

    İsrail için Sudan, özellikle güvenlik jeopolitiği açısından kritik. İsrail, 2020’de Abraham Anlaşmaları ile Sudan’la ilişkileri normalleştirdi. Hedefleri:

    • İran’ın Kızıldeniz’deki etkinliğini sınırlamak,

    • Afrika’da yeni güvenlik ağları kurmak,

    • RSF ve ordu üzerinden istihbarat iş birlikleri geliştirmek.

    Tel Aviv’in sahadaki yöntemi, genellikle istihbarat paylaşımı ve güvenlik eğitimi. İsrail, Sudan’ı sadece bir ülke değil, İran’a karşı “güvenlik kalkanı” olarak görüyor.

    “İsrail için Sudan, Kudüs’ün sessiz ama stratejik surudur.”

    Rusya: Altın ve Liman Peşinde

    Rusya, Sudan’da hem SAF ile hem RSF ile ilişki kurarak “çifte oyun” oynuyor. En büyük hedefi Port Sudan’da bir askeri üs kurmak. Bu sayede Akdeniz’den Hint Okyanusu’na kadar uzanan hat üzerinde kalıcı bir varlık elde etmek istiyor.Ayrıca Rusya, Sudan’ın altın rezervlerini paralı ”özel” silahlı gruplar üzerinden kontrol etmeye çalışıyor. Bu altınlar, Ukrayna savaşındaki finansman açığını kapatmak için Moskova’ya akıyor.

    “Moskova için Sudan’daki altın, tanktan daha değerlidir.”

    Çin: Petrol ve Altyapı İmparatorluğu

    Çin, Sudan’ın en büyük ticaret ortağı. Pekin’in stratejisi net:

    • Petrol ve enerji yatırımları,

    • Yol, liman ve altyapı projeleri,

    • Uzun vadeli borçlandırma ile nüfuz kazanma.

    Çin, Sudan’da askeri değil, ekonomik kolonizasyon uyguluyor.

    “Silahla alınan toprak bir gün kaybedilir; borçla alınan toprak asla geri verilmez.”

    BAE ve Suudi Arabistan: Paranın ve Mezhebin Politikası

    • BAE, RSF’nin en büyük destekçilerinden biri. Altın ticareti, silah desteği ve paralı asker ağlarıyla Sudan’da derin bir rol oynuyor.

    • Suudi Arabistan ise daha çok orduyu (SAF) destekliyor. Hem Kızıldeniz güvenliği hem de Mısır’la ortak çıkarlar Riyad’ı bu yönde şekillendiriyor.

    BAE ve Suudi Arabistan arasındaki bu farklılık, Sudan sahasında “Arap dünyası içindeki rekabeti” de gösteriyor.

    İran: İHA ve İdeoloji

    İran, Sudan ordusuna İHA’lar veriyor. Ama asıl amacı, Kızıldeniz’de Şii eksenli bir nüfuz hattı kurmak. Yemen’deki Husilerle birlikte düşündüğümüzde, İran için Sudan stratejik bir köprü.

    “İran, mermi karşılığında mezhebi satar.”

    Türkiye: Gönül ile Güç Arasında

    Türkiye’nin Sudan’daki politikası, diğerlerinden farklı:

    Doğru Adımlar

    • İnsani yardım, TİKA ve AFAD projeleriyle yumuşak güç.

    • Eğitim ve kültürel bağlarla toplumun kalbine dokunma.

    • Askeri teknoloji (TB2) ile denge siyaseti.

    Avantajlar

    • Tarihi bağ (Osmanlı mirası Suakin adası).

    • Bölgedeki Müslüman halk nezdinde güven.

    • Hem orduyla hem halkla ilişki kurabilme esnekliği.

    “Türkiye için Sudan bir pazar değil, bir kader ortağıdır.”

    Sudan’da Türkiye’nin Stratejik Fırsatı

    Bugün Sudan, küresel güçlerin çıkarlarının kavga ettiği bir arena. ABD finansla, İngiltere diplomasiyle, İsrail güvenlikle, Rusya altınla, Çin altyapıyla, İran ideolojiyle sahada. Ama Türkiye’nin farkı şu: Biz sahaya çıkarla değil, tarih ve gönül bağıyla giriyoruz. Eğer Ankara bundan sonra barış ve kalkınma kartlarını daha cesur oynarsa, Sudan’da sadece “bir oyuncu” değil, oyun kurucu olabilir.

    “Jeopolitikte asıl güç, silahı ateşlemek değil; kalpleri kazanabilmektir.”

    Ve Türkiye’nin Sudan’daki en büyük silahı, işte tam da budur.

    Gürkan Karaçam

    #sudan #türkiye

  • Alaska Zirvesi’nin Görünmeyen Cephesi: Putin’in Psikolojik Harbi ve Türkiye’nin Alması Gereken Dersler

    Alaska Zirvesi’nin Görünmeyen Cephesi: Putin’in Psikolojik Harbi ve Türkiye’nin Alması Gereken Dersler

    Diplomasi, göründüğü kadar masum değildir. Zirveler, aslında birer savaş meydanıdır; tek farkı, tankların yerini kelimelerin, tüfeklerin yerini bakışların almış olmasıdır. Alaska’da sahnelenen ABD-Rusya buluşması, kağıt üzerinde “diplomatik temas” olarak geçse de perde arkasında kıyasıya bir psikolojik harp oynandı ve burada öne çıkan aktör, hiç kuşkusuz Vladimir Putin’di. Çünkü Rusya, yüzyılların devlet aklını, Soğuk Savaş tecrübesini ve imparatorluk refleksini masaya taşıdı. Bizim için önemli olan soru ise şu: Putin bu psikolojik harbi nasıl yürüttü ve Türkiye bundan ne anlamalı?

    Zirve Öncesi: Oyun Başlamadan Tahtayı Kurmak

    Putin’in ekibi, zirve öncesi günlerde ABD’yi yıpratma stratejisini devreye soktu. Kremlin’in kontrolündeki medya, Washington’un küresel liderliğinin çatırdadığını, NATO’nun dağınık olduğunu ve Avrupa’nın Amerika’dan uzaklaştığını sürekli işledi. Ön Alma Stratejisi’ni etkili kullandı. Bu hamle aslında psikolojik harbin en kritik safhasıdır: “Oyun başlamadan önce rakibin zihnini kafese almak.” Çünkü bir satranç oyuncusu bilir ki, rakibin açılışta kendini güvensiz hissetmesi, oyunun geri kalanını da zehirler.

    “Kafese alınmış bir zihin, özgür bir ordudan daha kolay teslim olur.”

    Zirve Anı: Sessizlikle Vurmak, İroniyle Sarsmak

    Alaska’da Putin’in doğrudan saldırgan bir üslup yerine, kontrollü, ölçülü ve zaman zaman alaycı bir dil kullanması dikkat çekti. Amerikalı muhatapları sürekli “demokrasi, insan hakları, tehditler” üzerinden yüklenirken, Putin her seferinde soğukkanlılıkla cevap verdi. Buradaki mesaj açıktı: “Ben sinirlenmiyorum, sen ise sürekli öfkelisin. Bu durumda kim daha güçlü görünüyor?” Diplomaside psikolojik üstünlük çoğu zaman yumrukla değil, sükûnetle kazanılır. Putin de bu formülü uyguladı.

    “En derin sessizlik, en gürültülü meydan okumadır.”

    Zirve Sonrası: Algıyı Taçlandırmak

    Asıl oyun, zirveden sonra başladı. Rus medyası, görüşmeleri “Rusya dik durdu, Amerika bocaladı” mealindeki manşetleriyle dünyaya servis etti. Kremlin’in ustalığı, masadan çıkan somut kazanımlardan ziyade, küresel algıyı yönetmesindeydi. Çünkü psikolojik harp, gerçeği değil, algıyı önemser. Ve çoğu zaman, insanlar olayların ne olduğuna değil, kendilerine nasıl anlatıldığına inanır.

    “Hakikat bazen önemlidir; ama algı her zaman belirleyicidir.”

    Türkiye İçin Çıkarımlar

    Bizim için asıl kritik nokta burasıdır. Alaska’da oynanan oyunu doğru okursak, kendi geleceğimizi de daha sağlam inşa edebiliriz.

    1. Algı Yönetimi Ulusal Güvenliğin Parçasıdır

    Türkiye bugüne kadar birçok kez sahada kahramanca mücadele etti. Fakat küresel ölçekte hikâyemizi çoğu zaman biz değil, başkaları anlattı. Bu da bize zarar verdi. Unutmayalım: “Kendi hikâyeni yazmazsan, başkasının senin için yazdığı hikâyenin figüranı olursun.”

    2. Soğukkanlı Güç Diplomasisi Şarttır

    Putin’in tavrından çıkaracağımız ders şudur: Masada öfke değil, strateji konuşur. Türkiye de Doğu Akdeniz’den Karadeniz’e, Kafkasya’dan Orta Doğu’ya kadar her kriz noktasında hesapla, planla ve sükûnetle hareket etmelidir ve büyük ölçüde ediyor da…

    3. Küresel Dil Üretmek Zorundayız

    Rusya, Alaska’da sadece ABD’ye değil, dünya kamuoyuna mesaj verdi. Türkiye de tezlerini yalnızca Ankara’da değil, Londra’da, Berlin’de, Pekin’de, Washington’da anlatabilmelidir. Çünkü: “Dünya seni kendi dilinde değil, senin dünyaya anlattığın dille anlar.

    4. Rakiplerin Kırılganlığını Fırsata Çevirmek

    ABD-Rusya çekişmesi kontrollü olarak artarak sürecek. Bu rekabet, Türkiye için riskler kadar fırsatlar da barındırıyor. Asıl maharet, bu kırılganlıkları doğru zamanda fırsata çevirmektir.

    Masanın Gölgesini Okumak

    Alaska Zirvesi, bize bir kez daha şunu öğretti: Diplomasi, sadece oturulan masada değil, masanın gölgesinde oynanır. Putin bu gölgeleri ustalıkla kullandı.Türkiye için asıl mesele, gölgeleri okuyabilmek, hatta kendi gölgemizi yaratabilmektir. Çünkü dünya siyasetinde gerçek zafer, sahada değil; zihinde kazanılır.

    “Asıl savaş, masada değil; masanın insanın zihninde bıraktığı gölgede kazanılır.”

    Türkiye bu gölgeleri okumayı öğrenirse, ki bu konuda çok yol kat etti, artık izleyen değil, oyunu kuran taraf olur.

    Gürkan Karaçam

    #putin #psikolojikharp #türkiye

  • Alaska Zirvesi: Buzun Üstünde Dans, Ateşin İçinde Satranç

    Alaska Zirvesi: Buzun Üstünde Dans, Ateşin İçinde Satranç

    Diplomasinin tarihi, sadece imzalanan anlaşmalarla değil, imzalanmayan ama dünyayı değiştiren görüşmelerle yazılır. Trump ile Putin’in Alaska’da buluşması da böyle bir an: Görünüşte Ukrayna savaşı konuşuldu, gerçekte ise masanın üstünde haritalar, altında hesaplar, duvarlarında gölgeler vardı.

    “Bazen bir görüşme, savaşın kaderinden çok, geleceğin haritasını belirler.”

    Ukrayna: İsmi Var, Kendisi Yok

    Alaska’da en çok zikredilen ülke Ukrayna’ydı, ama salonda en az temsil edilen de o oldu. Zelenski’nin yokluğu, Kiev’e açık bir mesajdı: “Senin geleceğin başkalarının masasında yazılıyor.” Bir ülkenin en büyük yenilgisi, savaş meydanında yenilmesi değil; kendi kaderinin kendi dışında çizilmesidir.

    Putin: İzolasyondan İmparatorluğa Dönüş Hayali

    Putin yıllardır Batı’nın dışladığı bir figürdü. Alaska ile yeniden sahneye çıktı. “Bazen bir liderin en büyük zaferi, el sıkıştığı değil, kendisine el uzatıldığı andır.” Kremlin bu kareleri Rus halkına “Bakın, ABD bile bizimle hesaplaşmadan dünya düzeni kuramıyor” diye sundu. Diplomasi, bazen tanklardan güçlüdür; Alaska Putin için böyle bir silahtı.

    Trump: Şovun Gücü, İçeriğin Zayıflığı

    Trump’ın masadaki en büyük motivasyonu dış politika değil, iç politikaydı. Amerikan halkına şu mesajı vermek istedi: “Ben olmasam savaş büyür, ben gelirsem barış başlar.” Ama unuttuğu şey şuydu: “Barış, fotoğrafla değil, kararlılıkla gelir.” Alaska’dan çıkan kareler şovdu, ama içeriği boştu. Bu, Trump’ın tarzını özetleyen bir durumdu: “Gürültüsü çok, özü az bir diplomasi.

    Çin: Masada Yok, Her Cümlenin Gölgesinde

    Görüşmenin resmi gündemi Ukrayna olsa da, asıl gündem Çin’di. Washington, Moskova’yı Pekin’den koparmak istiyor. Çünkü ABD şunu biliyor: “Bir ejderhayı yenmenin yolu, yanındaki ayıyı doyurmaktan geçer.” Putin ise oyunu biliyor, iki tarafı birbirine karşı kullanarak zaman kazanıyor. Yani Alaska, Ukrayna için sahne, Çin için perde arkasıydı.

    İngiltere: Sessiz Gölge

    İngiltere masada yoktu ama aslında her yerdeydi. Londra, Washington’un kulağına fısıldayan bir bilge gibi sürecin içindeydi. Diplomaside bir ilke vardır: “Görünmeyen el, görünen elden daha güçlüdür.” İngiltere Alaska’da yoktu, ama masanın örtüsünü tutan el oydu.

    Avrupa: Kendi Toprağında, Başkasının Oyunu

    Avrupa bu görüşmeden en çok yara alan taraf oldu. Çünkü savaş onun kıtasında, ama barışın pazarlığı başkalarının elinde. “Bir kıtanın trajedisi, kendi savaşında bile figüran olmasıdır.” Almanya, Fransa ve Polonya, sürece dışarıdan bakmak zorunda kaldı. Avrupa’nın stratejik acziyeti, Alaska’da çıplak şekilde görüldü.

    Masanın Altındaki Konular

    Resmi açıklamalarda geçmeyen ama perde arkasında konuşulan başlıklar:

    Enerji: Rus gazı yeniden Batı’ya akabilir mi?

    Nükleer Silahlar: Stratejik kısıtlama anlaşmaları yeniden masada mı?

    Arktik: Alaska’nın seçilmesi tesadüf değil; kuzey buzullarının altındaki enerji ve rotalar geleceğin yeni Ortadoğu’su olabilir.

    Yeni Dünya Düzeni: Ukrayna savaşı, sadece bir cephe. Asıl kavga, Çin’in gölgesinde kurulacak düzenin kim tarafından yazılacağı.

    Kim Ne Kazandı, Kim Ne Kaybetti?

    Putin: İzolasyondan çıkış, propaganda zaferi.

    Trump: Amerikan halkına şov, ama içeriksiz diplomasi.

    Çin: Ortaklarının sadakatini sorguladı ama henüz kaybetmedi.

    İngiltere: Sessiz ama belirleyici gölge.

    Avrupa: En büyük kaybeden; kendi savaşında edilgen figüran.

    Ukrayna: En dramatik kaybeden; adı geçti, sesi çıkmadı.

    Alaska’nın Anlamı

    Alaska zirvesi, Ukrayna savaşını bitirmedi. Ama bize şunu gösterdi: Bu artık Ukrayna-Rusya savaşı değil, Çin’in gölgesinde şekillenen yeni bir dünya düzeni mücadelesi. Dünya yeni bir satranç tahtası kuruyor. Taşlar yeniden diziliyor. Ve unutmayalım!

    “Diplomaside bazen kazanan, imza atan değil; imzasız geleceği şekillendirendir.”

    Gürkan Karaçam

    #trump #putin #çin #ingiltere