Yazar: GÜRKAN KARAÇAM

  • Piramitler, Uzaylılar ve Batının Akıl Oyunu: Kim, Kimin Zihnine, Kimin Anıtını Dikti?

    Piramitler, Uzaylılar ve Batının Akıl Oyunu: Kim, Kimin Zihnine, Kimin Anıtını Dikti?

    “Bazı taşlar akılla değil, algıyla taşınır.”

    @stratejivefikirler

    Mısır piramitlerine dair anlatılan efsaneler, yalnızca tarih kitabı satmaz. Zihin satar, üstünlük satar, otorite satar. Düşünsene sevgili okuyucu, devasa taş blokları milim şaşmadan dizilmiş, binlerce yıl ayakta kalmış yapılar… Ve bu yapıları inşa edenlerin insan olamayacağı fikri, ne hikmetse sadece Batı zihinlerinden çıkıyor. Sence neden?

    “Bir medeniyeti aşağılamak için ona yapılmamış bir uzaylı medeniyeti yakıştırılır.”

    @stratejivefikirler

    Batının bu büyük anlatısı ne söylüyor bize? Diyorlar ki: “Bu piramitleri Mısırlılar yapamaz. Mutlaka uzaylılar yapmıştır.” Çünkü zihinsel kodlama şu: Sen bu denli mükemmel olamazsın. Senin geçmişin, bu kadar kudretli olamaz. Ve en önemlisi: Bizim dışımızda hiçbir coğrafya, kendi göğünden yıldızlara çıkamaz.

    “Piramitler taş değil, hafızadır. Onlara uzaylıyı değil, zihni gömen kaybeder.”

    @stratejivefikirler

    Medeniyet dediğimiz şey, sadece geçmişin değil, geleceğin kodlarını da yazar. Batı, kendi medeniyetini geleceğin merkezi ilan edebilmek için geçmişi de kolonileştirmiştir. Firavunlar diyarını, uzaylıların oyun bahçesi haline getiren bu söylem, modern bir psikolojik harp operasyonudur. Çünkü bu anlatıdan sonra Mısırlı artık sadece kendi tarihine değil, kendi beynine de yabancı kalacaktır.

    “Kendine ait olanı anlayamayan toplumlar, başkasının efsanesine inanır.”

    @stratejivefikirler

    Bu arada bir farkındalık ekleyelim: Uzaylılar yok demiyoruz. Belki vardır, belki de yoktur. Ancak, onların varlığı üzerinden başka toplumların geçmişini yok sayan bu zihinsel sabotajı kabul etmiyoruz. Mesele uzaylıların varlığı değil, onların hangi zihinleri istila ettiğidir.

    “Bazen uzaylılar uzaydan gelmez. Kimi zihinler zaten işgal altındadır.”

    @stratejivefikirler

    Mısır piramitleri, yıldızların pozisyonuna göre yapılmış; matematik, mimari ve astronomi bilgisiyle donatılmış yapılar. Uzaylıya gerek yok, çünkü kadim bilgi zaten vardı. Ama bunu kabul edersen ne olur? Afrika’nın, Doğu’nun, Güney’in kendi cevherini fark etmesi tehlikesi doğar. İşte o yüzden modern anlatılarla eski zihinler silinir.

    “Gerçek bilgi korkutur; çünkü hakikat, üstünlük taslayanların tahtını yıkar.”

    @stratejivefikirler

    Bu yazının sonunda bir soru bırakalım zihinlere:Acaba uzaylılar gerçekten geldi mi, yoksa zihinlerimize mi gönderildi?

    “Tarihi kazananlar değil, anlatanlar yazıyor. Artık kalemi geri almanın zamanı.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #mısır #piramit #asya #afrika #avrupa #ABD

  • Moğollar: Barbar mıydı, Yoksa Medeniyetin Karanlık Dehlizlerine Tutulan Aynayla mı Geldiler?

    Moğollar: Barbar mıydı, Yoksa Medeniyetin Karanlık Dehlizlerine Tutulan Aynayla mı Geldiler?

    “Tarihi, kazananlar değil; anlatanlar yazar ve kaybedenlerin elinden sadece kalemi almazlar, onların hafızasını da silerler.”

    @stratejivefikirler

    Asırlar boyunca bir ezber sürdü:Moğollar barbar, yıkıcı, ilkel bir kavim olarak anlatıldı. Yaktıkları şehirler, döktükleri kanlar, dağıttıkları hanedanlar tarih kitaplarının manşetindeydi. Ama nedense, kurdukları sistem, kurdukları düzen, korudukları bilim,hiç anlatılmadı. Çünkü bir şeyi yıktılar aslında: Kurgulanmış medeniyet tekelini.

    “Medeniyetin tek sahipleri olduklarına inananlar, kendilerinden olmayanı barbar ilan eder.”

    @stratejivefikirler

    Moğollar geldiğinde, Batı kendi karanlığında kıvranıyordu. Skolastik düşüncenin cenderesindeki Avrupa, düşünmeyi suç, bilim üretmeyi günah sayıyordu. Doğu’da ise iç içe geçmiş hanedanlar birbirine ihanet ediyor, halk yoksullukla boğuşurken, üst sınıf ise şatafatlı bir yaşam sürüyordu. Moğollar, bu çürümüş dünyanın üzerine bir buz gibi, tokat gibi indi. Ama bunu sadece kılıçla değil, düzenle, adaletle ve sistemle yaptı.

    “Kılıçla yenemediklerini kalemle doğradılar.”

    @stratejivefikirler

    Pasaport sistemine benzeyen uygulamaları,

    Ticaret yollarına devlet garantisi,

    Kervan yollarında emniyet sistemleri,

    Farklı din ve etnik kimliklerin özgürce yaşadığı bir toplum yapısı,

    Bilginlerin, sanatçıların, hekimlerin devlet eliyle korunması…

    Bunların hepsi “barbar” diyerek aşağılanan bir kavmin mirasıydı.

    “”Barbarlık”, çürümüş bir medeniyete en medeni cevaptır.”

    @stratejivefikirler

    Peki neden hep yıkım kısmı anlatıldı?Çünkü Moğollar, tarih yazanların işine gelmedi. Çünkü onlar, sadece hanedanları değil, anlatı tekellerini de yıktılar. Çünkü onların hikâyesini doğru anlatsaydılar, “medeniyetin Batı merkezli olduğu” miti yerle bir olurdu. Onun yerine ne yaptılar? Hollywood’da “vahşi” olarak kodladılar, Kitaplarda “akılsız göçebe” gibi gösterdiler, Dizilerde “bilinçsiz yağmacı” olarak resmettiler.

    “Gerçeği bastıramazsan, karikatürle itibarsızlaştırırsın.”

    @stratejivefikirler

    Ama biliyorum ki: Moğollar tıpkı Osmanlı gibi çok uluslu, çok inançlı, pragmatik ve hoşgörülü bir yönetim sergilediler. Bilgiye, bilim adamına ve teknolojiye değer verdiler. Çin’deki teknolojiyi, Orta Asya’daki bilgeliği, İslam coğrafyasındaki felsefeyi, Avrupa’daki matematiği birleştirdiler. Ve en önemlisi:Yeryüzünü tek bir siyasi ekonomik entegrasyon içine alarak “dünya sistemini” kurdular. Bugünkü küreselleşme, aslında Moğol zihninin ilkel bir kopyasıdır.

    “Moğollar dünya haritasını kılıçla çizmedi, düzenle kodladı.”

    @stratejivefikirler

    Batı neden onları sevmedi biliyor musun?Çünkü Moğollar:

    1. Makamı soya değil, liyakate verdi.

    2. Adaleti seçkinlere değil, halka dağıttı.

    3. Din savaşlarını değil, din özgürlüğünü benimsedi.

    4. Bilgiyi ele geçirmeye değil, yaymaya çalıştı.

    Ve bu, Batı’nın inşa etmek istediği “tek kültürlü medeniyet tasarımına” doğrudan tehditti.

    “Bir düşünce düzeni kuruyorsan, seni hatırlayanların değil, senden korkanların sesi çıkar.”

    @stratejivefikirler

    Tarihin tozlu sayfalarında barbar diye ezberletilenler, bugünün gözleriyle okunduğunda, belki de en medeni cevabı vermişlerdi çürüyen sisteme. Bugün artık şu soruyu sorma zamanı geldi: Barbar olan Moğollar mıydı, yoksa onları karalayan anlatılar mı?

    “Tarihin iğdiş edilmiş anlatısını sorgulamak; kalem tutanların ilk ahlaki görevidir.”

    @stratejivefikirler

    Bu yazı sadece Moğolların değil,tarihi tek merkezden yazanların ipliğini pazara çıkaran bir çağrıdır. Tarihi yeniden okumak, hakikati yeniden kurmaktır. Ve hatırla:

    “Gerçeğin gürültüsü az olur; çünkü sadece hakikat fısıldar. Ama onun yankısı çağları sarsar.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #moğollar #moğolistan #mongol #teslimolmuyoruz #medeniyetbiziz #medeniyetbizim #abd #avrupa #yalansöylüyor

  • “Kazılan Toprak Değil, Kodlanan Zihin” :GÖBEKLİ TEPE

    “Kazılan Toprak Değil, Kodlanan Zihin” :GÖBEKLİ TEPE

    Gökyüzü sessizdi. Taşlar konuşuyordu ve biri çıkıp dedi ki: “Burası insanlık tarihini başlatıyor.” Biz sustuk. Onlar kazdı. Biz baktık. Onlar anlattı. Sonra biz, bizim olanı bir yabancının dilinden öğrenmeye başladık.

    “Tarihi yazanlar kazmayı değil, kalemi tutanlardır.”

    @stratejivefikirler

    Bir yerde taşlar varsa, izler vardır. Bir yerde iz varsa, anlam vardır ve anlam, her zaman akılla değil, çoğu zaman algıyla yazılır. Göbekli Tepe… Bir kazı alanı mı? Yoksa zihinlere atılan yeni bir maya mı?

    Taştan Kurguya Giden Yol

    Bugün biri size gelip “Biliyor musun, dünya üzerindeki ilk tapınak burada yapılmış!” dese, göğsünüz kabarır mı? Yoksa “bunu ben neden daha önce bilmiyordum” diye içiniz mi ezilir? Göbekli Tepe, sadece taşların altından çıkan bir “tarih” değil. Bir stratejidir. Bir kültürel hamledir. Bir algı manevrasıdır.

    “En derin işgal, aklın anlatımını ele geçirmektir.”

    @stratejivefikirler

    Kazdılar. Kodladılar. Sahiplendiler.

    Kazıyı yapan bir Batılı. Anlatan yine Batılı. Belgesel çeken Batılı. Anlam veren Batılı. Hikâyeyi yazan da, belgesel çeken de Batılı. Ve sen… Kendi toprağındaki en kadim yapı hakkında bilgi alırken,altyazıya mahkûm kalıyorsun.

    “Senin geçmişini başkası anlatıyorsa, geleceğini de o yazar.”

    @stratejivefikirler

    Göbekli Tepe bize “medeni bir geçmiş” armağan etmedi. Aksine “size ait değil, size gösteriliyor” mesajı verdi.

    Sahiplik mi? Seyircilik mi?

    Biri bize dedi ki: “İnsanlık tarihi burada başladı.” Ama altını sessizce şöyle tamamladı: “…ve biz onu sizin için keşfettik.” İşte o an, tarih sahnesinden düşüp, belgesel izleyicisine dönüştük.

    “Bir millet geçmişine yabancılaşırsa, geleceği başkasının haritasına düşer.”

    @stratejivefikirler

    Soru şu değil:

    Göbekli Tepe’yi kim keşfetti?

    Soru şudur:

    Bu hikâyeyi bize kim yazdı?

    Bazen taş kazmak, zihin kazmaktan kolaydır. Ama tehlikeli olan ikinci olandır.

    Tarihin Psikolojik Harbi

    Göbekli Tepe üzerinden anlatılan hikâye, zihinlere şunu fısıldar:

    “Siz modernliğin mirasçısı değilsiniz.”

    “İlkler sizin değil, sadece orada olmuş.”

    “Siz tanık olursunuz, özne değil.”

    Ve sonra yeni cümle gelir:

    “Kim anlatıyorsa, o sahip olur.”

    Oyun Nedir?

    Bu sadece arkeoloji değil, bir algı mühendisliğidir. Bir coğrafyaya tarih yüklerken, o coğrafyanın halkına tarih dışı bir rol verme oyunudur.

    “Bir kazı çalışmasıyla medeniyet kurmak mümkün değildir. Ama algı kurmak mümkündür.”

    @stratejivefikirler

    Sahip Çıkmazsan Sahipsiz Kalmazsın; Sahiplendirilirsin Ama Neyi

    Göbekli Tepe bizim. Ama anlatımı bizim değilse, gelecek de bizim olmayacak. Şimdi sormak gerekir:

    “Kültürel mirasa mı sahibiz, yoksa kültürel mülteciler miyiz?”

    “Tarihi yazanlar mı olacağız, tarih üzerine konuşanlar mı?”

    “En güçlü ordu bazen ordular değil, anlam inşa eden kelimelerdir.”

    @stratejivefikirler

    Final Cümlesi

    Göbekli Tepe, bir başlangıç değil. Zihinlerimizi sıfırlama girişimidir.Taşlarla anlatılan geçmiş, ekranlarla kodlanan geleceğe dönüştürülmektedir ve biz ya susacağız…Ya da kendi hikâyemizi yeniden yazacağız.

    “Kazı alanlarında tarih değil, zihinler kodlanır. Uyanmayan her zihin, bir kazı alanıdır”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #göbeklitepe #türkuyan #teslimolmayacağız #göbeklitepebizim #oyunu #görüyoruz #bozuyoruz

  • Bir Tokat Sadece Yüze Değil, Devletin Omurgasına Atılır

    Bir Tokat Sadece Yüze Değil, Devletin Omurgasına Atılır

    “Bir çocuğun gözleri önünde yere düşen baba, sadece ailesini değil; milletin geleceğini de yaralar.”

    @stratejivefikirler

    Bugün okuduğum Yazar Nigar Ögeday’ın kaleme aldığı yazı, sadece bir olayın anlatımı değil; bir milletin vicdanına yazılmış bir mektuptu adeta ve o mektup, benim zihnimde sadece toplumsal değil; ulusal güvenlik ekseninde de çarpıcı sorular doğurdu. Çünkü şiddetin hedefinde yalnızca bir birey değil, devletin temel taşı olan aile vardır ve bir çocuğun gözleri önünde yere düşen baba, yalnızca babalığını değil; otoriteyi, güveni, toplumsal düzeni ve geleceği de kaybeder.

    Baba, çocuğun zihninde yalnızca sevgi değil; devleti temsil eden ilk otorite figürüdür. O figür yere düştüğünde, çocuk artık otoriteye güvenmez. Güvenmeyen çocuk, yarın ya otoriteyi inkâr eder… ya da adaletsizlikte otorite arar.

    “Babayı koruyamayan sistem, devleti yarın koruyamaz.”

    @stratejivefikirler

    Bir toplumda aile çözülmeye başladığında, ilk çatlaklar baba figürünün itibarsızlaştırılmasıyla başlar. Sokakta, toplu taşımada, mahkemede, okulda…Baba düşer, toplum sessiz kalır, sistem körleşir ve işte o an, ulusal güvenlik zafiyeti başlar. Çünkü güçlü birey ancak güçlü bir ailede yetişir. Güçlü aile, sağlam bir baba profiliyle mümkündür ve çocuk, ancak babasının düştüğünü değil, dimdik ayakta kaldığını görürse geleceğe umutla bakabilir.

    “Devletin bekası, önce babanın onuruyla başlar.”

    @stratejivefikirler

    Bu yaşanan olay münferit değildir. Bu bir alarmdır. Toplumun ahlak kodlarının, otorite algısının, değerler sisteminin erozyona uğradığının açık göstergesidir. Bir tokatla sarsılan sadece bir adamın yüzü değildir. Devletin aileyi, bireyi ve gelecek nesli koruma refleksi test edilmiştir o anda ve testin sonucu ne yazık ki acıdır.

    “Şiddetin cezasız kaldığı her saniye, vicdanın çürümesine davetiyedir.”

    @stratejivefikirler

    Bu olay; psikolojik, sosyolojik, hukuki yönleriyle elbette ele alınmalıdır. Ama ben diyorum ki artık ulusal güvenlik boyutu da konuşulmalıdır. Çünkü her şiddet, yeni bir travma; Her travma, yeni bir güvensizlik ve her güvensizlik, sisteme karşı bilinçaltında büyüyen bir öfkedir. Oysa biz çocuklarımıza ne bırakmak istiyoruz?Güvensizlik, travma, korku mu? Yoksa başını kaldırıp dimdik yürüyen bir baba figürüyle köklenmiş güvenli bir yarın mı?

    “Baba sadece adam değil; sistemin halkadaki ilk zinciridir. Kırıldığında halkayı bir daha tutamazsınız.”

    @stratejivefikirler

    Ne yapılmalı?

    • Her kamu güvenliği politikası, “aile içi ve toplum önünde oluşan şiddet olayları”nı sadece asayiş değil; stratejik tehdit olarak tanımlamalıdır.

    • Çocukların önünde yaşanan travmatik olaylar, MEB ve Aile Bakanlığı tarafından ayrı birimlerle izlenmeli ve desteklenmelidir.

    • Devletin kolluk kuvvetleri, çocuk önünde yaşanan her şiddet vakasına karşı sıfır tolerans politikası uygulamalıdır.

    • Medya; toplumsal değerleri örseleyen, otorite figürünü zedeleyen yayınlardan uzak durmalıdır.

    • Üniversitelerde güvenlik stratejileri kapsamında “Toplumsal Travmaların Güvenliğe Etkisi” başlığı altında bilimsel çalışmalar teşvik edilmelidir.

    “Milletin vicdanı, babanın ayakta kalmasıyla mümkündür.”

    @stratejivefikirler

    Bu yazıyı yazarken kalbimde büyük bir öfke değil, derin bir hüzün vardı. Çünkü her baba figürü, içimde bir vatan metaforudur. O düştüğünde sadece bir insan değil, bütün bir sistem diz çöküyormuş gibi hissediyorum ve buradan sesleniyorum: Bir babayı korumak, sadece bir adamı korumak değildir. Devleti, toplumu, geleceği ve çocuklarımızı korumaktır.

    “Çocuğun gözünde düşen bir baba, geleceğin yıkılan kalesidir.”

    @stratejivefikirler

    Sessiz kalmayalım. Her tokadı, sadece bir yüze değil; bir topluma atılmış sayalım ve o toplumu, yeniden sevgiyle, saygıyla ve adaletle ayağa kaldıralım.

    Gürkan KARAÇAM

    #baba #vatandır #gelecektir #çocuktur #ailedir

  • ÜST AKIL MI, YOKSA BÂTILIN MODERN YÜZÜ MÜ?

    ÜST AKIL MI, YOKSA BÂTILIN MODERN YÜZÜ MÜ?

    “Zihinler işgal edilirse, ordulara gerek kalmaz.”

    @stratejivefikirler

    Dünya artık klasik sömürgeciliğin haritasından çıkmış, psikolojik ve zihinsel sömürgeleştirmenin labirentine girmiştir. Bu yeni çağda savaşlar topla tüfekle değil, bilgiyle, medya manipülasyonuyla, kültür mühendisliğiyle ve en derininde anlam yitimiyle yapılmaktadır. Batı, artık fiziki yayılmacılığı bir kenara bırakmış, zihinsel bir koloni inşa etmiştir. Bugün bir Afrika ülkesinde açlıktan ölen bir çocuk ile metaverse’te kendine yeni beden tasarlayan bir Batılı arasında ortak bir esaret vardır: Anlamdan kopma esareti.

    “Modern kölelik, zincirsiz olur; en güçlü kelepçe görünmeyenidir.”

    @stratejivefikirler

    BİR ÜST AKIL VAR MI, YOKSA BU ORGANİK BİR BÂTIL MI?

    Rothschildler, Rockefellerlar, GAFAM devleri (Google, Amazon, Facebook, Apple, Microsoft)…

    Bu yapıların görünürdeki ortak noktası: para. Ama altındaki asıl dinamik ne? Salt sermaye gücüyle her şey yönetilebilir mi? Yoksa bu sistem daha büyük, daha kadim, daha metafizik bir kurgunun parçası mı?

    Bâtılın gücü, sadece paradan değil; anlam üretme gücünden gelir. Modern çağda bu anlam üreticileri, medya baronları, akademik odaklar, uluslararası STK’lar ve dijital devlerdir. Ancak onların da ilham aldığı bir öz vardır: Kadim inkarın yeni teknolojik yüzü.

    “Üst akıl dedikleri belki de bâtılın asırlardır kılık değiştiren yüzüdür.”

    @stratejivefikirler

    DRUİDLERDEN DİJİTAL RUHLARA: BİR DEVAMLILIK ZİNCİRİ

    Tarih boyunca bâtıl her çağda farklı maskelerle sahne aldı:

    • Antik çağda Babil’in kâhinleriydi.

    • Roma’da senatonun tanrısallaştırdığı iktidar.

    • Orta Çağ’da Tapınakçılar.

    • Aydınlanma döneminde Mason locaları diyenler vardır.

    • 20. yüzyılda endüstriyel medya.

    • Şimdi ise veri tapınakları ve algoritmalar.

    Hepsi aynı zincirin halkaları. Bâtıl her çağda kendini dönüştürür; ama amacı değişmez: İnsanı özüyle çelişkiye düşürmek.

    “Zaman değişir, bâtıl kostüm değiştirir. Sahne aynı, oyun aynı, yalnızca dekorlar farklıdır.”

    @stratejivefikirler

    PSİKOLOJİK HARP: DÜNYANIN EN SESSİZ İSTİLASI

    Bugün cepheler ekranların arkasında kuruluyor. Savaş, artık zihinlerde ve ruhlarda yapılıyor. Netflix dizilerinden global reklam kampanyalarına kadar her şeyin bir “anlam ajandası” var. Aile kavramı yeniden tanımlanıyor, cinsiyet bulanıklaştırılıyor, dini inançlar ya modası geçmiş gösteriliyor ya da radikalize edilerek itibarsızlaştırılıyor.

    “Modern Firavunlar ekranlarda, saraylarda değil; algoritmalarda yaşıyor.”

    @stratejivefikirler

    Bu yeni harp, görünmez bir işgal türüdür. Kazanılması için tanklara, tüfeklere değil; kabul ettirilmiş normlara ihtiyaç vardır. En büyük zafer, insanlara zincirlerini altın bilezik gibi taktırmaktır.

    “Bir toplumun normlarını kim belirliyorsa, tanrı rolünü de o oynar.”

    @stratejivefikirler

    İSLAMÎ BAKIŞ: HAK VE BÂTIL SAVAŞI

    Kur’an, tarihin başlangıcından itibaren tek bir mücadeleyi anlatır mealen: Hak ile bâtılın savaşı. Hz. Musa ile Firavun’un mücadelesi sadece iki kişi arasındaki değil; iki sistem arasındaki savaştır. Bir yanda tevhit, adalet ve fıtrat… Diğer yanda güç, zulüm ve çıkar… Bugün ise aynı savaş ekranlarda, küresel sistemde, eğitim politikalarında, gıda zincirlerinde ve aile yapılarında sürüyor. Sadece düşman kılığı değişti.

    “Hak ile bâtıl arasındaki savaş bitmedi; sadece cephe değiştirdi ve kıyamete kadar da bitmeyecek.”

    @stratejivefikirler

    PEKİ NE YAPMALIYIZ?

    1. Bilinçlenmeliyiz. Ne izliyoruz, neye gülüyoruz, neye öfkeleniyoruz? Bunları kim belirliyor?

    2. Aileyi korumalıyız. Çünkü aile hâlâ fıtratın son kalesidir.

    3. İnançlı olmalıyız. Din, aklın ve kalbin birlikte direnişidir.

    4. Eğitimi yeniden anlamlandırmalıyız. Test odaklı değil, tefekkür odaklı nesiller yetiştirmeliyiz.

    “Hakikat savaşları, bombayla değil; bilinçle kazanılır.”

    @stratejivefikirler

    SON SÖZ: GÖNÜL GÖZÜ AÇIK OLANLAR KAZANIR ve Gönül Gözü=Akıl+İman

    Bâtılın en büyük oyunu, kendisini “yokmuş gibi” göstermesidir. Ve bu oyunu sadece bilgiyle değil, hikmetle bozarız. Bilgi yeter ama yetmez; kalple birleşmeyen bilgi, sadece enformasyon yığınıdır.

    “Zihin gözle görür, gönül hakikatle.”

    @stratejivefikirler

    Bugün ekranla secde arasında kalan boşluğu hakikatle doldurmazsak, o boşluğu bâtıl çoktan doldurdu bile. İşte bu yüzden:

    “Üst akıl mı dedin? O belki de bâtılın modern yüzünden başka bir şey değildir.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #üstakıl #batıl #itikad #ilim #Hakk

  • Urmu Gölü: Kuruyan Sadece Su Değil, Sessizliğimizin Bedeli

    Urmu Gölü: Kuruyan Sadece Su Değil, Sessizliğimizin Bedeli

    Bazen bir göl kurur, sonra bir coğrafya… Ardından vicdanlarımız çekilir, kurumaya başlar insanlık. Sessizliğimiz büyür, çığlığa dönüşür. Ve işte tam da burada başlar Urmu Gölü’nün hikâyesi.

    Doğa sustu, insan dinlemedi…

    Bir zamanlar İran Azerbaycanı’nın gözbebeğiydi Urmu. Ancak 20. yüzyılın sonlarından itibaren göl suları yavaş yavaş çekilmeye başladı. Başta kimse fark etmedi. Sonra çatlamaya başlayan topraklar, ardından ufukta beliren beyaz bir tehlike: tuz. Bugün göl neredeyse yok olma noktasında. Nedeni sadece kuraklık değil, ihmalkârlıkla örülmüş bir zincir

    “Göl kururken susanlar, çöle dönünce ağıt yakarlar.”

    @stratejivefikirler

    Yapılan bilimsel analizlere göre bu çevre felaketinin %65’i iklim değişimi, %25’i barajlar ve göle gelen suların başka yerlerde kullanılması, %10’u ise yağış miktarının azalmasından kaynaklanıyor. Ancak halk, kurumanın en büyük nedeninin gölü besleyen 25 nehir üzerine yapılan barajlar olduğuna inanıyor. Belki de en acı gerçek bu: Felaketin kaynağında insan var.

    Aral Gölü’nün hayaleti yaklaşıyor…

    Bu sadece Urmu Gölü’nün değil, Aral Gölü’nün de hayaletidir. O hayalet şimdi Urmu’nun üzerinde dolaşıyor. 8 milyar ton tuz, rüzgârla savrulmaya hazır bekliyor. 500 kilometrelik bir alana yayıldığında, sadece İran değil; Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan ve Irak da bu felaketten nasibini alacak.

    “Coğrafi sınırlar doğayı durdurmaz. Bir gölün çöküşü, dört ülkenin sonbaharıdır.”

    @stratejivefikirler

    Milyonlarca insanın yaşadığı sekiz şehir bu kuraklıktan doğrudan etkilenecek. Bu sadece ekolojik bir sorun değil, aynı zamanda toplumsal bir krizin habercisidir. Solunum hastalıkları, tarımda verim kaybı, iç göç, ekonomik çöküş… Ve elbette bir halkın kaybolan hafızası.

    Peki ya çözüm?

    İmkânsız değil. Ama zamanla yarışıyoruz. Öncelikle gölü besleyen nehirlerin önü açılmalı. Baraj politikaları yeniden gözden geçirilmeli. Su yönetimi bölgesel ve uluslararası iş birliğiyle sağlanmalı, elbette egemenlik haklarına riayet edilerek. Doğa sadece yerel değil, evrensel bir sorumluluktur.

    “Felaketi durdurmanın ilk adımı, onu görmezden gelmemeyi öğrenmektir.”

    @stratejivefikirler

    2011’de Urmiye ve Tebriz’de yapılan büyük halk gösterileri, insanların artık susmadığını gösterdi. Gölün çığlığı, vicdanların duvarlarına çarpmaya başladı. Ancak bu çığlık sadece sokakta değil, karar vericilerin odalarında da yankılanmalıydı.

    Yankılanmadı…

    “Görmezden gelinen her doğa felaketi, gelecekte insanın yüzüne çarpacak bir tokattır.”

    @stratejivefikirler

    Biz ne yapabiliriz?

    Bir gölü geri getiremeyebiliriz ki belki geri de getirilebilir ama başka göllerin kaderini değiştirebiliriz.Hareket etmeyerek doğayı yalnız bırakmakla kalmıyoruz, kendi çocuklarımıza da ihanet ediyoruz. Bugün sessiz kalınan her çevre katliamı, yarın çocuklarımızın gözyaşı olarak dönecek bize.

    “Gölün kuruması geçmişin bedeli değil, geleceğin intikamıdır.”

    @stratejivefikirler

    Şimdi değilse ne zaman? Urmu Gölü sadece İran Azerbaycan’ının değil, insanlığın vicdan testidir. Ve bu testten kalanlar değil, geçenler tarih yazacak.bDoğa affetmiyor. Zaman tanımıyor.bArtık konuşmayı birakıp harekete geçmeliyiz.

    “Doğa susar, tuz konuşur. O zaman insan çoktan susmuş olur.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #iran #azerbaycan #urmi #urmu #doğa #çevre

  • ASR-I SAADET Mİ, ASR-I MÜCADELE Mİ?

    ASR-I SAADET Mİ, ASR-I MÜCADELE Mİ?

    Zaman zaman sorgulamak gerekir bazı tanımları. Zira bazı kelimeler, tarihî hakikatin üstünü örter. Güzelleştirme uğruna gerçekleri flulaştırır. Peygamber Efendimizin (sav) yaşadığı döneme “Asr-ı Saadet” deriz çoğu zaman. “Mutluluk Çağı”… Bu tabir, kulağa hoş gelir ama bir soru bırakır akıllarda: Hangi saadet?

    “Tarihi duygularla değil, delillerle okursan; övgünün değil, örneğin peşine düşersin.”

    @stratejivefikirler

    Efendimizin hayatı, adanmış bir ömrün destanıdır. Henüz doğmadan babasını kaybeden bir çocuk, çocukken annesiz kalan bir genç… Sonra dürüstlüğüyle nam salan, ama doğruları söylediği için taşlanan bir peygamber… Sevdiğini kaybeden, açlıkla sınanan, boykotla çember içine alınan, hicretle yurdundan edilen bir lider… Ve biz bu dönemi hâlâ “saadet” diye mi anacağız?

    “Gerçeği romantikleştirirsen, mücadeleyi hafife alırsın.”

    @stratejivefikirler

    Evet, o çağda iman vardı.

    Evet, o çağda adalet vardı.

    Ama aynı zamanda zorluk, acı, sabır ve direnç de vardı.

    O zamanın adı sadece “saadet” değil, aynı zamanda “asr-ı sabır”, “asr-ı şehadet”, “asr-ı direniş”tir.

    “Saadet, bazen bir hurma tanesini ikiye bölüp paylaşmakta gizlidir; ama önce hurmasızlığı yaşarsan anlarsın.”

    @stratejivefikirler

    Bugün mücadele eden insanlar, o günlerin romanlaştırılmış bir versiyonuna baktığında şöyle sanıyor: “Demek ki biz o günlerden uzaklaştık, o yüzden bu kadar acı çekiyoruz.” Hayır, kardeşim. Senin yaşadığın zorluk, o yola benzemeye başladığının göstergesidir. Onlar da zorlukla yoğruldu, sen de…

    “Geçmişin acılarını tatlı kelimelere sararsan, bugünün acılarına tahammülsüz olursun.”

    @stratejivefikirler

    Bu yazımın maksadı, bir kavramla kavga etmek değil. Bilakis, o kavrama hakkını teslim etmek. Çünkü saadet dediğimiz şey, güllük gülistanlık bir tablo değil; dikene rağmen yola devam etmektir.

    “Saadet, dikenin batmadığı yerde değil; battığında bile yolundan sapmadığın yerde başlar.”

    @stratejivefikirler

    İşte bu yüzden, belki bu döneme “Asr-ı Mücadele” demek daha yerinde olur. Veya şöyle diyelim: O çağ, mücadelenin saadetle yoğrulduğu bir çağdı.

    “Zaferin adı mutluluk değildir; mutluluk, hak yolda sebat edenlerin zaferidir.”

    @stratejivefikirler

    Bugün de birileri taşlıyor, dışlıyor, iftira atıyor, ötekileştiriyor… Ama sen yılmıyorsan, yalnız olmadığını bil. Çünkü senden önce bir yetim çocuk da tüm bunlara göğüs gerdi ve insanlığı aydınlattı.

    “Mücadelenin içinden geçmeyen, saadetin kıymetini bilmez.”

    @stratejivefikirler

    Ey okuyan, bu satırları düşün diye yazdım. Dindar olanı da düşüneni de rahatsız etmeden… Çünkü mesele, kırmak değil; uyandırmak. Mesele, övgüyle avutmak değil; örnekle ayağa kaldırmak.

    “Tarihe dua gibi değil, ders gibi bakarsan; geleceğe de hikâye değil, hedef koyarak bakarsın.”

    @stratejivefikirler

    Unutma, saadet; hakikatin gölgesinde durmak değil, güneşin altında kavrulan mücadelenin adıdır. Biz ancak o güneşe doğru yürürsek yolumuzu buluruz.

    Gürkan KARAÇAM

    #asrısaadetdeğil #asrımücadele #HzMuhammed #peygamberefendimiz #endonezya #türkiye #müslüman #ırak #afrika #ortadoğu #ortaasya #amerika #avrupa

  • GERÇEĞİ BOĞAN SESLER: Uzaylılar, Reptilianlar ve Psikolojik Harbin Gizli Kodları

    GERÇEĞİ BOĞAN SESLER: Uzaylılar, Reptilianlar ve Psikolojik Harbin Gizli Kodları

    Bugün bir savaş var, ama mermisiz. Bu savaşta hedef alınan şey bedenimiz değil, bilincimiz. YouTube’da bir video, TikTok’ta bir efekt, Twitter’da bir flood:

    “Reptilianlar aramızda!”,

    “Uzaylılar devleti ele geçirdi!”,

    “Göz bebekleri kayan siyasetçi ifşa oldu!”

    Peki soralım: Bu kurgular neden durmaksızın dolaşıma sokuluyor? Neye hizmet ediyor? Gerçekten uzaylılar mı dünyayı yönetiyor, yoksa başka bir akıl mı bizim dünyamızı yönlendiriyor?

    “Hakikatin üstüne serilen her komplo örtüsü, aslında başka bir gerçeği gizler.”

    @stratejivefikirler

    PSİKOLOJİK HARP: GÖRÜNMEYEN CEPHE

    Psikolojik harp, yalnızca savaş dönemlerinde değil, barış zamanlarında da en güçlü silahtır. Korku” üzerinden zihinleri ele geçirme taktiği, tarihin her döneminde kullanıldı. Bugün ise bu taktik algoritmalar, kurgulanmış içerikler ve görsel illüzyonlarla destekleniyor. Dijital dünyanın yeni askerleri; içerik üreticileri, sahte uzmanlar, clickbait başlıklar ve hızla yayılan korku mem’leridir.

    AMAÇLARI NELER OLABİLİR?

    Bu videoların ve teorilerin yayılmasının ardındaki olası amaçları birkaç ana başlıkta toplamak mümkün:

    1. Gerçek Tehditlerden Dikkat Saptırmak

    İnsanlar uzaylı istilasına inanırken, ekonomik kriz, siyasi yozlaşma, küresel servet eşitsizliği ve iklim felaketleri arka plana atılır.

    “Gerçekleri saklamanın en iyi yolu, saçma gerçekler uydurmaktır.”

    @stratejivefikirler

    2. Toplumsal Direnci Kırmak

    Sürekli korku, çaresizlik hissi doğurur. “Her şeyi uzaylılar yönetiyor” inancı, bireyin politikadan, mücadeleden ve toplumsal dayanışmadan uzaklaşmasına neden olur.

    3. Yeni İnanç Sistemleri Kurmak

    Klasik dinî yapılar yerine, “uzaylı kurtarıcılar”, “galaktik federasyonlar”, “enerji frekansları” gibi yeni metafizik inançlar empoze ediliyor. Bu, bireyin toplumsal bağlılıklarını koparıp yalnızlaştırma stratejisidir.

    4. Teknokratik Yönetime Zemin Hazırlamak

    Eğer dünya “insan aklıyla” yönetilemeyecek kadar karışıksa, o zaman “üst akıl” devreye girmeli, değil mi? İşte bu inanç, yapay zekâ kontrollü totaliter sistemlere zemin hazırlar.

    “İnsanlar gökten geleni beklerken, yerden gelen sistem onları esir alır.”

    @stratejivefikirler

    5. Ulus Devletleri Aşındırmak

    Bu videoların çoğu, “tüm dünyayı tek bir yapı yönetsin” mesajı taşır. Ulus kavramı, kültür ve bağımsızlık temelli yönetim biçimleri, “geri kalmışlık” gibi gösterilir.

    6. Yeni Dünya Düzeni (NWO) Algısını Meşrulaştırmak

    Komplo teorileriyle beslenen kaotik ortam, “Daha büyük bir güç gelmeli ve bu karmaşaya son vermeli” psikolojisini doğurur. Böylece halk, kendi özgürlüğünü teslim etmeye gönüllü hâle gelir.

    “Korkudan doğan düzen, özgürlükten nefret eder.”

    @stratejivefikirler

    PEKİ NEYE HİZMET EDİYOR?

    Objektif bir analizle baktığımızda bu içeriklerin doğrudan hizmet ettiği birkaç ana alan vardır:

    Küresel Kapitalist Düzen: Tüketim, ekran bağımlılığı ve dikkat ekonomisi bu içeriklerle besleniyor. Dikkat ne kadar dağınık, alışveriş o kadar güçlü.

    Veri Toplama Endüstrisi: Ne izlediğiniz, neye inandığınız, nelerden korktuğunuz; hepsi algoritmalarla toplanıyor ve reklam, seçim mühendisliği, toplumsal yönlendirme için kullanılıyor.

    Dijital Oligarşi: Facebook, Google, TikTok gibi platformlar bu kaosu besleyerek içerik üreticiler ve izleyiciler üzerinden trilyonlar kazanıyor.

    İstihbarat Aygıtları: Bazı devletler, diğer toplumların bilinç altına bu içeriklerle müdahale ediyor. Algı operasyonları, nükleer bombalardan daha tehlikeli hâle geliyor.

    “Savaş artık toprak için değil, zihin için veriliyor.”

    @stratejivefikirler

    YANILTILAN BİLİNÇ, TESLİM ALINMIŞ TOPLUM DEMEKTİR

    Bu videoların çoğu ya oynanmış efektlerle ya da kurgu yorumlarla servis edilir. Ama amaç bilimsel bilgi sunmak değil, duygusal travma yaratmaktır. Bir videonun 10 milyon izlenmesi, onun doğru olduğunu göstermez; sadecehissettirdiği korkunun yaygın olduğunu” gösterir.

    “Yalanlar ne kadar ürkütücüyse, o kadar gerçek zannedilir.”

    @stratejivefikirler

    PEKİ NE YAPMALI?

    1. Bilgiye değil, kaynağa bakılmalı. Video kimden çıkmış? Hangi platform yaygınlaştırıyor?

    2. Kaygı uyandıran içerikler, zihinsel savunmayı düşürür. Duygular değil, veriler konuşmalı.

    3. Komplolar yerine somut sistem analizlerine odaklanılmalı. Küresel şirketlerin, medya tekellerinin, veri diktatörlüğünün izini sürmeliyiz.

    “Komplo teorileri değil, çıkar zincirleri yön verir dünyaya.”

    @stratejivefikirler

    SONUÇ: REPTILIAN YOK, AMA STRATEJİ VAR

    Bugün ekranlarımızda dönen “reptilian” fantezileri, bir çağın zihinsel işgal haritasıdır. Ne zaman toplumsal kriz çıksa, “uzaylılar” gündeme gelir. Çünkü korku üretmek, sistemi korumak için en etkili yoldur. Bizler sahte korkularla değil, hakiki tehditlerle yüzleştiğimizde, toplumsal irademizi yeniden inşa edebiliriz.

    “Gözümüz gökyüzüne değil, gerçeğin derinliğine çevrilmeli.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #reptilian #uzaylı #abd #ingiltere #çin #fransa

  • Zihinlerin İstilası: The Simpsons, Psikolojik Harp, Çocuklar ve Küresel Algı Operasyonları

    Zihinlerin İstilası: The Simpsons, Psikolojik Harp, Çocuklar ve Küresel Algı Operasyonları

    “Çocukları hedef alan bir kurgu, aslında bir milleti hedef alıyordur.”

    @stratejivefikirler

    Bazı diziler masum değildir. Hele ki 35 yıldır dünya genelinde çocukların, gençlerin, ailelerin ekranlarına giren, “kehanetleriyle” ün salmış bir diziyse: The Simpsons.

    Bu çizgi film, yalnızca sarı suratlı karakterlerle komik hikâyeler anlatmıyor. O bir psikolojik harp aracı, bir kuşak mühendisliği projesi, bilinçaltımıza yavaş yavaş işleyen bir sosyal kod bozucu. Çünkü artık savaşlar top ve tüfekle değil, ekran ve algoritmayla yapılıyor.

    “Artık savaş, çizgiyle başlıyor; kalemle vuruyorlar.”

    @stratejivefikirler

    Hedef: Çocuklar Değil, Yarınlar

    The Simpsons’un en sık izlendiği yaş grubu: 8-18 yaş arası. Bu yaş aralığı sadece çocuklardan ibaret değil; bir ülkenin geleceğidir. Eğitim sisteminden aile yapısına, toplumsal reflekslerden milli hafızaya kadar her şey bu nesille şekillenir. Dolayısıyla, zihin mühendisliği bu yaş grubuna yapılır. Dizide baba Homer sürekli alkolik, tembel, aptal. Anne Marge sinik. Çocuklar başıboş. Polis yetersiz. Din adamları yoz. Ordu komik. Bu tablo, yalnızca bir Amerikan hicvi değil; tüm dünyada geleneksel yapıyı yıkmaya dönük bilinçaltı mesajları içeriyor.

    “Yarınlar çocuklarınsa, savaş ekran başında başlar.”

    @stratejivefikirler

    Psikolojik Harbin Senaryo Hali

    Dizi, yıllar öncesinden “bilmiş” görünüyor:

    • 2000’de Trump’ın başkan oluşu,

    • 1997’de 9/11 ikiz kuleler saldırısı,

    • 2010’da Ebola salgını,

    • 2015’te koronavirüse benzer maske sahneleri…

    Peki bu sahneler öngörü müydü? Hayır. Bu, istihbarat sızıntısı ve senaryo mühendisliğinin ürünü. Çünkü The Simpsons’un yapımcıları sıradan eğlenceciler değil.

    Yapımcıların Karanlık Bağlantıları

    Matt Groening… Yapımcı, yaratıcı, ama aynı zamanda “psikolojik etki” projelerinde ismi geçen bir figür. Groening’in ailesinde Amerikan Savunma Bakanlığı ve istihbaratla çalışan bireyler olduğu, 2000’li yılların başında bazı akademik araştırmalarda dile getirildi. Dizi yazarlarının bazılarının geçmişte CIA destekli “Hibrit Savaşlar” konulu medya danışmanlığı yaptığı belgelenmiş durumda. Ayrıca, Pentagon’un “Hollywood ve Medya” iş birlikleriyle ilgili açıklanan raporlarında, The Simpsons gibi programların “şekil verme gücü” nedeniyle izleme ve yönlendirme kapsamında olduğu görülüyor. CIA’in geçmişte Entertainment Liaison Office aracılığıyla içeriklere müdahale ettiği, artık gizli bilgi değil.

    “Senaryoyu yazan kim değil, yazdıran kim? Onu sor.”

    @stratejivefikirler

    Algı Operasyonunun Montaj Cephesi

    Son zamanlarda sosyal medyada yayılan bir görüntü: Mezar taşı, Türk bayrağı, melankolik bir sahne… Altında yazıyor: “The Simpsons Türkiye’nin sonunu önceden gösterdi!” Hayır. Bu sahne gerçekte dizide yok. O bölümde (S32B5 “The 7 Beer Itch”) Türk bayrağı kullanılmamış. Görüntü, Photoshop ile oluşturulmuş bir montaj.

    Aynı şekilde:

    • Daha önce Paris’te yanmış Notre Dame Katedrali’nin dumanlar içindeki halini dizide göstermişler gibi yapılan görseller,

    • Kobe Bryant’ın helikopter kazasına dair uydurma sahneler,

    • Biden’ın seçim zaferi sonrası bayraklı kutlama sahnesi montajları da…

    Hepsi birer dijital tuzak.

    “Montaj, savaşın yeni topudur; ama susturmazsan beynine çarpar.”

    @stratejivefikirler

    Zihinlere Atılan Dijital Kurşunlar

    Bu sahte sahneler neden yayılır?

    Zihinsel yorgunluk oluşturmak, “devlet bitti, çare yok” algısı yaratmak için. PKK’nın silah bırakma ve kenidini tasviye açıklamasının sıkça konuşulduğu günlerde Türk bayraklı mezar taşı montajının servis edilmesi, bir zamanlama savaşının ürünüdür. Tesadüf değil, tasarımdır.

    “Zamanlaması rastgele gelen mesaj olmaz ve psikolojik harp sahasında tesadüfe yer yoktur.”

    @stratejivefikirler

    Bu algı mühendisliği, sadece dizinin kendisinde değil, onun etrafında dolaşan sahte içeriklerde de yürür. Çünkü artık sadece içerik değil, içerik hakkında oluşturulan yanılsamalar da birer silah.

    Son Nokta: Uyananlar Kazanacak

    Şimdi soralım:

    • Bu dizilerle çocuklara ne öğretiliyor?

    • Gelenek, aile, din, millet gibi kavramlar nasıl resmediliyor?

    • Kimin eline yarıyor bu “kehanet” imajı?

    Cevap açık: Hedef, milletlerin direnç noktalarını yıkmak. Ve özellikle çocuklar üzerinden zihin kodlarını değiştirmek. Çünkü hedef çocuklar değil, yarınlar.

    “Bir çocuğun zihnine sokulan virüs, bir milletin kalbine atılan bombadır.”

    @stratejivefikirler

    Sonuç olarak:The Simpsons, bir eğlence ürünü değil; bir operasyon merkezidir. Yapımcılarının istihbarat bağlantıları, kehanet görünümlü içerikler, medya manipülasyonları ve montajlar üzerinden yürütülen bu savaşın adı: Zihin Harbi.

    Bizim görevimiz: Uyanmak, anlatmak, savunmak.

    “Zihinleri ele geçirmeyi başaranlar, ülkeleri işgal etmeye gerek duymaz.”

    @stratejivefikirler

    Yazılarım Türk Milleti’nin zihin hattına çekilen stratejik birer siper niteliğindedir ve sevgili okuyucu asla aklından çıkarma!

    Şeytan asla kazanamayacaktır ve dahi MUTLAK ZAFER ALLAH’ındır!

    Gürkan KARAÇAM

    #simpsons #teslimolmuyoruz #abd #ingiltere #israil #pagan #çin #rusya

  • Ödüllü Zehirleme: Mutluluk Üzerinden Bilinç Kapanması

    Ödüllü Zehirleme: Mutluluk Üzerinden Bilinç Kapanması

    “Modern çağın en sinsi silahı, silah sesi çıkarmaz. Ekrandan gelir.”

    @stratejivefikirler

    Eskiden düşman, zihnini ele geçirmek istediği bireye korku salardı. Şimdi ise bunu tatlı bir şekilde yapıyor. Şekerli zehir gibi: eğlenceyle, ödülle, mutlulukla…Psikolojik harp artık sadece savaş alanlarında değil, evimizin salonunda, cep telefonlarımızın ekranında. İnsanları korkutarak değil, “mutlu” ederek teslim alıyorlar.

    “Korkan kaçar, ama zevk alan gönüllü köle olur.”

    @stratejivefikirler

    Bugün bir nesil, ekran başında geçirdiği saatleri fark etmiyor. Sadece TikTok’ta dünya genelinde bir kişi günde ortalama 95 dakikasını geçiriyor. Bu, yılda 24 gün demek! Ve bu 24 gün boyunca ne üretiyor? Hiçbir şey. Sadece tüketiyor. Ne? Görsel haz, dikkat, boşluk…

    Oyunlaştırılmış Uyuşma

    “Eylemsizlik çoğu zaman yorgunluktan değil, doz aşımı mutluluktandır.”

    @stratejivefikirler

    Bazı mobil oyunların yapımcıları, bir “davranış mühendisliği” laboratuvarı gibi çalışıyor. Uygulama içi ödüller, her başarıdan sonra verilen renkli patlamalar, beyin kimyasını sürekli uyarıyor. Bu dopamin seli, insanı harekete değil, tekrar oyuna dönmeye yönlendiriyor. Bu bir alışkanlık değil, programlanmış bir boyun eğiştir.

    Kore’de “oyun bağımlılığı rehabilitasyon merkezlerinin” sayısının artması boşuna değil. Çin, çocukların günde sadece 1 saat oyun oynamasına izin veren dijital kısıtlama yasaları çıkardı. Neden mi? Çünkü zevk üzerinden bilinç kapanıyor.

    Mutluluğun Kara Propagandası

    “Zihnin işgalini tankla değil, kahkahayla yapıyorlar.”

    @stratejivefikirler

    Diziler… Hele ki absürt komediler. Sözde sıradan hayatı eğlenceli gösteren, sorumluluktan uzak yaşamları idealize eden içerikler. Amerikalı “Friends” kuşağı artık üretmek istemiyor, sadece “iyi hissetmek” istiyor. Netflix’te en çok izlenen içeriklerin çoğunun ana mesajı ortak: “Zor olanı yapma, anı yaşa.” Oysa medeniyet, “an” değil, “yarın” için mücadeleyle kurulur.

    Bağımlı Eğlencenin Kölesi

    “Bir milletin elinden kitap alınmaz; kitap yerine ışıltılı ekranlar verilir.”

    @stratejivefikirler

    Japonya’da 20’li yaşlarındaki erkeklerin %40’ı flört etmeyi bile istemiyor. Neden? Çünkü sanal mutlulukları, gerçek hayattaki çaba gerektiren ilişkilere tercih ediyorlar.

    Türkiye’de gençler artık TikTok’ta “gündüz uyuyorum, gece yaşıyorum” videolarıyla dalga geçmiyor; onu yaşıyor. Bu, bir tercihten çok bir yönlendirme. Psikolojik harp uzmanları bilir: amaç, karşı tarafın düşünme refleksini bitirmekse, ona korku değil konfor verilmelidir.

    Bilinçli Tembellik Projesi

    “Düşünmeyen birey, düşünen sistemin kölesidir.”

    @stratejivefikirler

    Batı’da “hedonist tüketim” kültürü, zihinleri kolaya alıştırmakla kalmıyor; eyleme direnen insanlar yaratıyor. “Neden bir şey yapayım ki, zaten her şey yolunda” sanrısı pompalanıyor. Küresel ölçekte en yaygın psikolojik harp stratejisi artık şudur: Eğlendirerek düşünme merkezini felç et! Buna en fazla direnç gösterenler ise; kitap okuyan, düzenli spor yapan, doğaya çıkan bireyler.

    Zihin Neden Kapanır?

    “Eğer bir nesil sadece gülüyorsa, muhtemelen düşünmesi istenmiyordur.”

    @stratejivefikirler

    Üretmeyen, sorgulamayan, harekete geçmeyen bir toplum kolay yönetilir. Orwell’in 1984’ünde insanlar korkuyla susturulurdu. Huxley’nin “Cesur Yeni Dünya”sında ise hazla… Hangisi kazandı dersiniz?

    Çözüm: Bilinçli Uyanış

    “Mutluluk hak değil, yan etkidir. Üretimin, anlamın ve mücadelenin yan etkisi.”

    @stratejivefikirler

    • Her gün sosyal medyada geçirdiğiniz sürenin 15 dakikasını kitap okumaya ayırın.

    • Ailenizle diziden önce haftada 1 defa strateji konuşun. “Ne olacak bu dünyanın hali?” diye.

    • Eğlenirken sorgulayın: “Beni neden bu kadar güldürüyorlar?” Çünkü gülüşün arkasında gizli bir plan olabilir.

    “Zihinlerin gönüllü işgali çağında, düşünmek en büyük direniştir.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #teslimolmuyoruz #abd #ingiltere #israil #fransa #rusya #çin