Barış Gerçekten Herkesin Çıkarına mı?

Bir an durup kendime şu soruyu sormadan edemedim: Barış gerçekten herkesin çıkarına mı? Çünkü eğer barış gerçekten herkesin çıkarınaysa, dünya neden barış dönemlerinde bile savaş hazırlığı yapar?

Neden barış konferansları yapılırken savunma bütçeleri büyür? Neden ateşkes ilan edildiği günlerde bile yeni silah sistemleri tanıtılır? Neden barış konuşmaları sürerken askeri tatbikatlar iptal edilmez? Ve barış gerçekten herkesin istediği bir düzen olsaydı, savaş ihtimali sürekli gündemde tutulur muydu?

Biraz daha açık mı sorsam?

Savaş başladığında kim kaybeder? İnsanlar kaybeder, şehirler yıkılır, ekonomiler sarsılır ama aynı anda başka bir şey daha olmaz mı? Mesela savunma sanayii neden kriz dönemlerinde büyür?Enerji fiyatları neden her gerilimde yükselir? Küresel piyasalarda bazı sektörler neden savaş ihtimaline göre değer kazanır? Sizce bir çatışma bazıları için felaketken, bazıları için neden fırsata dönüşür?

Peki mesele sadece ekonomi midir?

Enerji yollarının geçtiği bölgelerde gerilim neden hiç bitmez? Petrolün aktığı güzergâhlar neden sürekli kriz üretir? Bir boru hattı bazen bir sınırdan daha değerli olabilir mi? Ya da bir limanın kontrolü bazen bir şehrin kontrolünden daha stratejik sayılabilir mi? Ya enerji akışı; enerji akışı küresel sistemin damarlarıysa, o damarlardaki gerilim gerçekten tamamen tesadüf olabilir mi?

Şimdi biraz daha derine mi insek?

Teknoloji savaşın neresinde durur? Bir veri akışı bir askeri harekât kadar stratejik olabilir mi? Ya da bir algoritma milyonlarca insanın düşüncesini yönlendirebiliyorsa bu bir güç biçimi sayılmaz mı? Sizce bilgiyi kontrol edenler anlatıyı da kontrol edebilir mi? Ve anlatıyı kontrol edenler savaşın sonucunu da etkileyebilir mi? Ne dersiniz bir görüntü bazen bir tanktan daha güçlü olabilir mi?

Başka sorularda mı sormalıyım dersiniz?

Devletler gerçekten sadece barış için mi hazırlanır? Yoksa savaş ihtimaline hazır olmak zorunda oldukları için mi güç biriktirir? Ya da uluslararası sistem gerçekten güven üzerine mi kuruludur? Yoksa ihtiyat üzerine mi? Ve bir ülke rakipleri silahlanırken kendisi tamamen barışa güvenebilir mi? Veya herhangi bir devlet savunmasını azaltarak güvenli kalabilir mi?

Acaba daha mı geniş düşünmem gerekiyor?

Bazı bölgeler neden sürekli sakin kalırken bazı coğrafyalar sürekli kriz üretir? Bu sadece tarih midir? Yoksa jeopolitiğin matematiği mi? Acaba enerji, ticaret yolları ve stratejik geçiş noktaları aynı yerde buluştuğunda o coğrafyanın kaderi değişir mi? Veya bir coğrafya gerçekten kendi kaderini mi yaşar? Yoksa küresel güç dengelerinin yükünü mü taşır?

Ve bütün bu soruların ardından kendime daha acı sorular mı sormalıyım?

Barış gerçekten herkesin çıkarına mı? Çünkü eğer gerçekten öyleyse, dünya neden sürekli gerilim üretiyor? Neden krizler bitmiyor? Ve neden savaş ihtimali hep canlı tutuluyor? Yoksa mesele savaşların neden çıktığı değildir de, bazı dengelerin neden sürekli gerilimle ayakta kaldığı mıdır?

Ve eğer öyleyse… Barış gerçekten herkesin çıkarına mı? Yoksa bazı sistemler için barıştan daha değerli olan şey, kontrol edilebilir bir gerilim midir?

Daha önceki yazımdaki yere geri geldim galiba; Yoksa biz amcalarının köleleri ile yeğenlerinin savaşının sadece görünen kısmını mı izliyoruz?

Dahası sizce bu “büyük oyunun” sonunda, kazananın “bilanço tabloları” gibi göründüğü bir dünyada, insan faktörü ve coğrafyanın ruhu tamamen bir veri setine mi dönüştü, yoksa hala öngörülemeyen bir ‘insani sapma’ payı var mı? Bütün bu devasa çarkların arasında medeniyet ve merhamet, günün sonunda muzaffer olabilecek mi?

Küresel Strateji ve Jeopolitik
Savaş ve Güvenlik Analizleri
Enerji Jeopolitiği
Anlatı Savaşı ve Algı Yönetimi
Dünya Düzeni ve Güç Dengeleri

Yorumlar

Yorum bırakın