Dünya Çin’in Kazanında mı Kaynıyor?

Uluslararası siyasette bazı kelimeler vardır; kulağa barışçıl gelir ama aslında stratejik bir anlam taşır. Çin’in yıllardır dünyaya sunduğu “kazan-kazan” söylemi de kanımca tam olarak böyle bir kavram.

İlk bakışta karşılıklı faydayı çağrıştırıyor fakat stratejiye biraz daha yakından baktığınızda şu soru kaçınılmaz hale geliyor: Gerçekten iki taraf mı kazanıyor, yoksa aynı kazanın içinde farklı roller mi paylaşılıyor?

Çin’in küresel yükseliş stratejisi klasik güç politikalarından farklıdır. Pekin çoğu zaman tanklarla değil, altyapı yatırımlarıyla; savaş gemileriyle değil, limanlarla; askeri üslerle değil, ticaret ağlarıyla ilerler. Kuşak ve Yol girişimi bu yaklaşımın en görünür örneğidir. Demiryolları, limanlar, enerji hatları ve finansman anlaşmaları ilk bakışta ortak kalkınma projeleri gibi görünür. Ancak zamanla bu ağların büyük bir kısmı Çin üretiminin ve Çin sermayesinin dolaşımını kolaylaştıran stratejik hatlara dönüşür.

Bu nedenle bana göre Çin’in “kazan-kazan” söylemi aslında diplomatik kılıflı ilizyonik bir anlatıdır, ki bunu çok defa yazılarımda anlatmıştım. Çünkü ekonomik ağların merkezine yerleşen aktör, yalnızca ticareti değil aynı zamanda karar mekanizmalarını da etkiler. Limanı işleten, krediyi veren, altyapıyı kuran aktör zamanla oyunun kurallarını da belirler.

Fakat mesele sadece ekonomi de değildir. Teknoloji rekabeti, veri akışı, çip üretimi ve yapay zekâ gibi alanlar bu kazanın içine yeni katmanlar olarak konulmuştur hem de KAZAN kurulduğundan beri.

Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi bir ülke üretim zincirlerinin merkezine yerleştiğinde yalnızca ticaret yaparak kazanmaz; aynı zamanda standartları, teknolojiyi ve hatta geleceğin ekonomik mimarisini şekillendirme gücünü de elde eder ki, bu çok daha korkunç bir kazançtır.

Tam da bu noktada bu metafor daha da anlam kazanır. Çin dünyaya “kazan-kazan” derken aslında küresel ekonomiyi büyük bir üretim kazanında kaynatıyor. Bazıları bu kazandan pay alır, bazıları bu kazanın içindeki üretim zincirine bağlanır, bazıları ise yalnızca buharını hisseder. Ama kazanı karıştıran el artık bellidir, PEKİN!

Dolayısıyla asıl soru şu olmalıdır: Bu süreç gerçekten karşılıklı kazanç mı üretmektedir, yoksa dünya giderek tek ve yeni bir ekonomik kazan etrafında mı toplanmaktadır? Bu yüzden Çin’in diplomatik sloganını şöyle yorumlayarak bitiriyorum, Kazan-kazan… kazan.

Strateji Analizi
Jeopolitik
Küresel Ekonomi
Uluslararası İlişkiler
Büyük Güç Rekabeti

Yorumlar

Yorum bırakın