Modern Savaşın Vicdanı Üzerine Sert Bir Soru
Savaşın en karanlık yüzü bazen bombalar değildir, bombaların nereye düştüğüdür. Bir füze bir askeri üsse düşebilir bu savaşın parçasıdır ama bir füze bir elektrik sistemini hedef aldığında, o füze aslında yalnızca bir santrali vurmaz. O füze bir toplumun yaşam damarlarını keser.
Elektrik gittiğinde şehir karanlığa gömülmez sadece. Elektrik gittiğinde: yoğun bakım cihazları susar, ameliyathaneler durur, su arıtma tesisleri kapanır ve şehirlerin yaşam ritmi çöker. İşte bu yüzden uluslararası hukuk bir sınır çizmiştir: SİVİLLERİN HAYATTA KALMASI İÇİN GEREKLİ ALTYAPI HEDEF ALINAMAZ ve bu bir teknik kural değildir. Bu insanlığın savaşın ortasında bile korumaya çalıştığı son ahlaki çizgidir.
Yoğun Bakıma Bağlı Bir Hasta Kimin İçin Tehdittir?
Ordular savaşmak için eğitilir. Askerler: gece savaşır, gündüz savaşır, kışın savaşır, yazın savaşır çünkü savaş onların mesleğidir ama bir yoğun bakım hastasının mesleği savaşmak değildir. Bir yoğun bakım hastasının tek amacı vardır: NEFES ALMAK VE HAYATTA KALMAK.
Şimdi şu soruyu sorayım: Solunum cihazına bağlı bir insan kimin için askeri tehdittir? Bu sorunun cevabı yoktur ve zaten tam da bu yüzden bu soru insanlığın en ağır sorularından biridir.
Körfez Gerçeği: Elektrik Giderse Su Da Gider
Ortadoğu’nun sert coğrafyasında hayat çoğu zaman teknoloji sayesinde ayakta durur. Körfez ülkelerinin büyük bölümü içme suyunu deniz suyunu arıtarak elde eder ve bu sistemlerin kalbi ise elektriktir. Elektrik çökerse: su üretimi durur, milyonlarca insan susuz kalabilir ve şehirler kısa sürede kontrol edilemez bir krize sürüklenebilir. “MODERN SAVAŞIN” en korkutucu tarafı da tam olarak bu değil midir zaten?
Ve maalesef öngörülemez barbar liderler yüzünden savaş artık yalnızca tanklarla, askerlerle, savaş uçaklarıyla, ordularla, füzelerle yapılmıyor. Artık savaş uluslararası hukukla yasaklanmasına rağmen, gözünü kan bürümüş Trump ve Netanyahu yüzünden yaşam sistemleri üzerinden yürütülüyor.
Savaşın Yönü Değişiyor
21. yüzyılın savaşları maalesef farklı bir karakter kazandı. Geçmişte ordular: cepheleri, askeri üsleri, silah depolarını hedef alırdı. Bugün ise savaş giderek daha fazla: enerji sistemlerini, sivil altyapıyı ve şehirlerin yaşam ağını hedef alıyor. Anlayacağınız bu değişim savaşın doğasını değiştiren çok tehlikeli bir eşiktir çünkü savaşın bedelini giderek daha fazla siviller ödüyor.
Tarih Bazı Sınırların Aşılmasını Affetmez
Savaşlar biter. Barış anlaşmaları imzalanır. Yeni dengeler kurulur ama bazı kararlar tarihin hafızasından silinmez. Özellikle de sivillerin hayatını riske atan kararlar.
Ve evet savaşın ortasında bile bazı çizgiler vardır, ki olmalıdır da ve o çizgiler silindiğinde yalnızca bir şehir bir ülke değil, insanlığın ortak vicdanı da yaralanır.
Son Soru
Bugün dünyanın sorması gereken soru aslında çok basittir: ABD ve İSRAİL’İN HEDEFİ BİR ORDUYSA, NEDEN İLK ZARAR GÖRENLER HASTANELER OLUYOR?
Bu soru yalnızca ABD ve İsrail’in için değil, modern dünyanın geleceği için de bir sınavdır. İran’ın yaşadığını bir başka ülkenin yaşamayacağının garantisi yoktur ve evet, BELKİ BİR SAVAŞI CEPHEDE KAZANABİLİRSİNİZ , BELKİ DİYORUM FAKAT İNSANLIĞIN VİCDANINDA KAYBETTİKTEN SONRA YERE BATSIN ZAFERİNİZ.
Uluslararası Hukuk
Ortadoğu Analizi
Küresel Güç Mücadelesi
Strateji ve GüvenlikUncategorized

Yorum bırakın