Bir Aşiretin Gerçek Kimliği Üzerinden Türklerin Anayurdu Olan Anadolu’nun Unutulmuş Hafızası
Bazen bir kitap yeni bir şey öğretmez ama zaten bildiğimizi düşündüğümüz bir gerçeğin delillerini çoğaltır.
Araştırmacı Ali Gültekin Biniş’in “Karahasanlılar” kitabını ve ardından “Karahasanlıların Soy Kütüğü” çalışmasını okuduğumda tam olarak bunu hissettim.
Açık konuşayım. Karahasanlıların kökeni meselesi benim için tamamen yeni değildi fakat tarih dediğimiz şey yalnızca sezgilerle değil, kanıtlarla güç kazanır ve bazen tek bir araştırma, yıllardır sessiz duran bir gerçeğin sesini yükseltir.
Ali Gültekin Biniş’in çalışması da tam olarak böyle bir etki yaratıyor çünkü bazı gerçekler yeni değildir. Sadece yeterince yüksek sesle söylenmemiştir.
Karahasanlılar Gerçekten Kimdir?
Uzun yıllar boyunca bazı bölgelerde Karahasanlılar çoğu zaman Kürt aşireti olarak anıldı. Bu anlatı özellikle Kahramanmaraş, Elbistan ve Afşin çevresinde tekrar edildi ama tarih çoğu zaman anlatılarla değil, izlerle konuşur. Ali Gültekin Biniş’in ortaya koyduğu araştırma bu noktada önemli bir tez ortaya koyuyor.
Araştırmaya göre Karahasanlılar Oğuzların Beğdili boyuna bağlı bir Türkmen topluluğudur. Bu yalnızca bir yorum değildir. Biniş’in hazırladığı soy kütüğü araştırması yaklaşık 1270’li yıllara kadar uzanan bir şecere zinciri ortaya koymaktadır ve şu gerçeği unutmamak gerekir: Soy kütüğü tarihin en sessiz ama en inatçı kanıtıdır.
Nitekim Biniş’in araştırmasına göre Karahasanlılar Yusuf oğlu Karahasan’ın soyundan gelmektedir. Karahasan’ın sülalesi bölgede “Kızıl Mehmetler” olarak anılmakta, eşinin adının Güley, abisinin adının Ali Beg (Begil) ve kardeşinin adının ise Ömer (Omog) olduğu rivayet edilmektedir. Karahasan’ın Mahmut, Yusuf, Mustafa ve Kamber adında dört oğlu bulunduğu ve Karahasanlı kabilelerin bu dört kardeşin soyundan yayıldığı aktarılmaktadır.
Araştırmalara göre Karahasanlılar bugünkü yerleşim alanlarına gelmeden önce uzun süre Halep, Siverek, Darende, Besni ve Kangal hattında konargöçer bir hayat sürmüş, daha sonra Elbistan, Afşin, Pazarcık, Kadirli ve Doğanşehir çevresine yerleşmişlerdir. Osmanlı arşiv belgelerinde ise bu topluluğun adı Karahasanlı, Karahasanlu, Kara-Hasanlu ve Karahasanoğlu şeklinde geçmektedir.
Bütün bu veriler bize şunu gösteriyor: Anlatılar değişebilir, yorumlar değişebilir ama soy zinciri kolay kolay değişmez.
Görüldüğü gibi mesele yalnızca bir aşiretin hikâyesi değildir. Bu veriler, Türklerin anayurdu olan Anadolu’da aşiret tarihinin sandığımızdan çok daha derin bir hafızaya sahip olduğunu göstermektedir.
Türklerin Anayurdu Olan Anadolu Neden Yanlış Anlatılıyor?
Bugün çoğu kişi Anadolu kelimesini yalnızca bir coğrafya adı olarak kullanıyor. Oysa mesele bundan çok daha büyüktür çünkü Anadolu yalnızca bir coğrafya değildir. Anadolu, Türklerin anayurdudur. Anayurt yerine Anadolu isminin kullanılması bile bir yanılsamanın içerisine Türkleri hapsetme girişimidir.
Binlerce yıldır Türk siyasi gücünün, kültürünün ve toplumsal düzeninin merkezinde duran bir coğrafyadan söz ediyoruz fakat zaman içinde bu gerçek çoğu zaman gölgelenmiştir çünkü tarih bazen olduğu gibi anlatılmaz. Bazen tarih alışkanlıkların filtresinden geçerek anlatılır. Bu yüzden şu gerçeği hatırlamak gerekir: Tarihte en güçlü propaganda bazen sıkça tekrar edilen yalanlar ve yanlışlardır.
Bir Yalan-Yanlış Yeterince Tekrar Edilirse Gerçeğe Dönüşür mü?
EVET. Tarih bize bunun birçok örneğini göstermiştir. Bir anlatı yeterince tekrar edildiğinde insanlar onu sorgulamayı bırakır. Bu yüzden şu cümleyi özellikle vurgulamak gerekir: Tarihte en tehlikeli şey yalan değildir; sorgulanmadan kabul edilen bilgidir.
Bazı aşiretlerin kimliği hakkında oluşan yanlış algılar da tam olarak böyle ortaya çıkar ama araştırmalar arttıkça bu algılar sarsılır.
Ali Gültekin Biniş’in Karahasanlılar üzerine yaptığı çalışma bu açıdan önemli bir kırılma noktasıdır çünkü tarih bazen yeni bir bilgiyle değil, üst üste gelen kanıtlarla değişir.
Türklerin Anayurdu Olan Anadolu’da Daha Kaç Aşiret Gerçek Kimliğini Bilmiyor?
Karahasanlılar meselesi aslında çok daha büyük bir sorunun kapısını aralıyor. Acaba bugün Türklerin anayurdu olan Anadolu’da yaşayan başka hangi aşiretler kendi tarihlerini eksik ya da yanlış biliyor olabilir?
Bu sorunun kesin cevabını henüz bilmiyoruz ama şu ihtimali görmezden gelmek de mümkün değildir: Belki de bugün kendini Kürt sanan daha nice Türk aşireti vardır. Tarih bazen sessizdir ama araştırma o sessizliği bozar. Ali Gültekin Biniş’in çalışması bu sessizliği bozan araştırmalardan biridir.
Tarihin En Büyük Gücü Nedir?
Tarihin en büyük gücü ordular değildir. Tarihin en büyük gücü hafızadır ve bir toplum hafızasını kaybettiğinde kimliğini tartışmaya başlar ve hafızasını yeniden bulduğunda ise tarihini yeniden yazmaya başlar. Bu yüzden şunu söylemeden geçemeyeceğim: Toprak kaybeden toplumlar bir şekilde ayakta kalır ama hafızasını kaybeden toplumlar yönünü kaybeder.
Son Soru: Gerçekten Kim Olduğumuzu Biliyor muyuz?
Ali Gültekin Biniş’in Karahasanlılar üzerine yaptığı araştırma aslında yalnızca bir aşiretin hikâyesi değildir. Bu çalışma bize daha büyük bir soruyu hatırlatıyor: Türklerin anayurdu olan Anadolu’da yaşayan toplumlar gerçekten kim olduklarını biliyor mu? Çünkü tarih çoğu zaman sandığımızdan daha karmaşıktır ve bazen tek bir soy kütüğü araştırması bile bize şu gerçeği yeniden hatırlatır: Bir toplumun en büyük hazinesi toprağı değil, hafızasıdır.
Karahasanlılar üzerine yapılan bu araştırma belki de Türklerin anayurdu olan Anadolu’nun unutulmuş hafızasını yeniden hatırlama sürecinin başlangıcı olmasa da devamı niteliğinde sayılabilir ve kim bilir, belki de yarın başka araştırmalar ortaya çıktığında Türklerin anayurdu olan Anadolu’da daha kaç aşiretin gerçek kimliği yeniden hatırlanacaktır ve burada amaç kimseyi Türkleştirmek ya da herhangi bir kimliği üstün göstermek değildir; zira Allah katında üstünlük ancak takva iledir, amaç yalnızca tarihin sessiz kalmış bir gerçeğini araştırmaların ışığında gün yüzüne çıkarmaktır.
Ayrıca makalemdeki değerlendirmelerimin önemli bir kısmı, Ali Gültekin Biniş’in saha araştırmalarına, sözlü tarih çalışmalarına ve arşiv belgelerine dayanan bilimsel nitelikteki ‘Karahasanlılar’ ve ‘Karahasanlıların Soy Kütüğü’ adlı eserlerinde ortaya koyduğu verilere dayanmaktadır.
Türk Tarihi ve Anadolu
Aşiret Tarihi ve Soy Araştırmaları
Stratejik Analiz ve Tarih Okumaları
Kültür ve Toplum AnalizleriUncategorized

Yorum bırakın