Savaş artık cephede mi, yoksa maliyet haritalarında mı kazanılıyor?
Ben bir süredir aynı soruyu farklı analizlerimde ısrarla soruyorum: Bugünün savaşları gerçekten sahada mı kazanılıyor, yoksa aktörlerin taşıyamayacağı maliyetler üretildiğinde mi son buluyor? Neden mi bu soru; çünkü artık savaş; tankların ilerlediği değil, ekonomilerin yorulduğu, toplumların şüpheye düştüğü ve müttefiklerin mesafe koymaya başladığı noktada kırılıyor ve tam bu noktada Türkiye’nin önünde benzersiz bir fırsat var: Savaşı kazanan taraf olmak değil, savaşı sürdürülemez hale getiren aktör olmak çünkü bazen en büyük güç, rakibini yenmek değil; oyunun devamını imkânsız kılmaktır.
Türkiye Neyi Hedeflemeli: Barış mı, Yoksa Fren mi?
Açık konuşayım: Bu ölçekte bir savaşta “barış” hedefi ilk aşamada gerçekçi değildir ama “stratejik fren” mümkündür. Yani tarafların geri adım attığını söylemeden geri adım attığı bir zemin kurmak… Bu cümleyi kurdum çünkü hiçbir görece büyük güç geri çekildiğini kabul etmek istemeyecektir ama herkes maliyeti taşıyamadığı noktada yavaşlar. İşte Türkiye’nin kurması gereken denklem tam olarak budur.
Çin, ABD, İsrail, İngiltere: Hepsinin Aynı Anda Zayıf Olduğu Nokta Neresi?
Bu sorunun cevabı tek kelime: SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK.
Çin enerji ve ihracat dengesi arasında sıkışmış durumda, ABD iç kamuoyu ve ekonomik baskı altında, İngiltere sıcak savaşa yani cepheye sürüklenmek istemiyor ve İsrail ise kısa savaş mantığından uzun savaş riskine geçiyor ki bu onun sonu olur.
Yani herkes görece güçlü ama hiç kimse uzun süre aynı yoğunlukta bu savaşı taşıyacak kadar rahat değil ve sonuçta güç, sahip olunan kapasite değil; o kapasitenin ne kadar süre sürdürülebileceğiyle ölçülür.
TÜRKİYE İÇİN 10 MADDELİK STRATEJİK FREN PLANI
1. Hürmüz Üzerinden Enerji Şokunu Merkez Alan Diplomasi
Türkiye, tüm taraflara tek bir gerçekliği dayatmalı: Enerji akışı bozulursa kimse kazanamaz ve bu, ahlaki değil matematiksel bir argümandır.
2. Çin’e “İran’ı Destekleme” Değil “İran’ı Dengeleme” Rolü Verilmeli
Çin’den taraf olması değil, frene basması istenmeli çünkü Çin için mesele ideoloji değil; istikrardır görece büyük güçler dostlukla değil, maliyetle ikna edilir.
3. ABD’ye Açık Mesaj: Savaş Uzarsa Liderlik Aşınır
Türkiye, ABD’ye şunu net göstermeli: Bu savaş uzadıkça askeri gücünde küresel inandırıcılığında eriyor.
4. ABD Üs Güvenliği ve İkincil Riskler Dosyası Açılmalı
Savunma sistemlerinin bile risk üretmesi, savaşın kontrol dışına çıkabileceğini gösteriyor. Bu, Washington için ciddi bir kırılganlık ve bu çok daha yüksek sesle söylenmeli.
5. İngiltere’nin “Sürüklenme Korkusu” Stratejik Kaldıraç Olarak Kullanılmalı
İngiltere zaten savaşın tam tarafı olmak istemiyor. Bu yüzden Türkiye bunu büyütmeli: Sen de destek olursan, kriz yönetilebilir.
6. Avrupa Ekonomisi Üzerinden Dolaylı Baskı Kurulmalı
Enerji fiyatlarının siyasi baskı oluşturacağı daha çok ifade edilmeli, Türkiye bu denklemi sürekli hatırlatmalı.
7. İsrail’e Dair Net ve Dürüst Çerçeve: Öfkeyi Saklamadan, Aklı Kaybetmeden
Burayı özellikle açık yazıyorum: Türkiye’nin İsrail’e yönelik öfkesi meşrudur ama strateji, öfkeyle değil sonuçla yazılır. İsrail bugün en büyük hatayı yapmakta ısrar ediyor. Hedef büyüterek savaşı uzatmak ve kısa savaşlar görece belki güç gösterebilir fakat uzun savaş İsrail’in sonu olur. Türkiye’nin İsrail’e söylemi şu olmalı: Bu yol, güvenlik değil; stratejik aşırı yük üretir ve sen bu yükün altında ezilirsin.
8. Enerji Altyapılarını “Kırmızı Hat” Haline Getiren Girişim
Petrol, doğalgaz, limanlar… Bunlar hedef olmaktan çıkarılmalı çünkü bu damarlar kesildiğinde sadece ülkeler değil, küresel sistem çöker.
9. Yüz Kaybettirmeyen Geri Çekilme Senaryosu Tasarlanmalı
Bu savaşta hiçbir aktör “kaybettim” diyemez ama herkes “kontrollü geçiş”e razı olabilir ve Türkiye bu dili kurmalı.
10. Türkiye Kendini Taraf Değil, Denge Kurucu Olarak Konumlandırmalı
En kritik madde bu. Türkiye’nin gücü taraf olmakta değil; tarafların aynı anda konuşabildiği tek zemin olmaktadır çünkü taraf olan etkilenirken; denge kuran yön verir.
Asıl Soru: Türkiye Bu Rolü Üstlenebilir mi?
Benim cevabım net: Evet, ama klasik diplomasiyle değil. Yeni bir akılla… Kognitif mimariyle… Çünkü bu savaş artık füze savaşı değil; algı, maliyet ve sürdürülebilirlik savaşıdır.
Takip edenler bilir ki ben bu savaşı daha önce de farklı açılardan ele aldım ve almaya devam edeceğim. İsteyenler önceki yazılarıma da bakabilir; çünkü mesele tek bir olay değil, bir sistemin nasıl çalıştığını anlamaktır ve bugün geldiğimiz noktada şunu çok net görüyorum: Bir savaşı bitiren şey, tarafların barış istemesi değil; savaşı sürdürememeleridir ve Türkiye eğer doğru yerden dokunursa, bu savaşı durduran ülke olabilir ama bunun yolu taraf tutmak değil, her iki tarafın da zayıf olduğu yeri aynı anda görebilmektir. Çünkü bazen gerçek strateji; Rakiplerini nereden vuracağını bilmek değil, onları nasıl durduracağını bilmektir.
Kognitif Mimari
Küresel Güç Analizi
Türkiye ve Dış Politika
Savaş ve GüvenlikUncategorized

Yorum bırakın