Son zamanlarda öyle çok duydum ki şu cümleyi… “Çin ile İsrail aslında gizli müttefik.” Ve öyle çok tekrar edildi ki, bir noktadan sonra kendimi haritaya bakarken buldum. Sonra gülmeye başladım ve içimden şöyle dedim: Son zamanlarda bu “gizli ittifak” masalını o kadar çok dinledim ki bu yazıyı yazarken biraz gülmeli ve güldürmeliyim çünkü uluslararası ilişkiler gerçekten karmaşık bir alan olabilir ama bazen anlatılan hikâyeler o kadar fantastik oluyor ki insan kendini jeopolitik analiz değil de polisiye roman okuyormuş gibi hissediyor. Demem o ki; bazı analizler dünyayı açıklamaz; sadece analistin hayal gücünü gösterir.
Bir Ülke Bir Ülkeyle Ticaret Yapınca Otomatik Olarak Dost mu Oluyor?
Jeopolitiğin dünyasında “en sevdiğim” mantık yürütmelerden biri şudur: Bir ülke başka bir ülkeyle ticaret yapıyorsa… Kesin müttefiktir ve bu mantığa göre dünya şu şekilde çalışıyor olmalı: Ticaret varsa dostluk vardır. Dostluk varsa ittifak vardır. İttifak varsa kesin gizli bir plan vardır… Ama gerçek dünya bu kadar basit değil.
Mesela Çin Halk Cumhuriyeti ile İsrail arasında zaman zaman ekonomik temaslar olabilir, ki vardır da ama aynı anda Çin’in İran ile çok daha derin enerji ilişkileri de vardır. Şimdi bu tabloyu görünce bazı yorumcuların ulaştığı sonuç hemen şu oluyor: Demek ki Çin hem İsrail’in hem İran’ın gizli müttefiki! Bir dakika…. O zaman Çin Ortadoğu’daki herkesin gizli müttefiki mi? Bu hızla gidersek yakında Antarktika penguenlerinin bile gizli müttefiki çıkabilir.
Çin Ortadoğu’da Satranç mı Oynuyor Yoksa Bazı Analistler Sudoku mu Çözüyor?
Çin’in Ortadoğu politikası aslında oldukça sade bir mantığa dayanır: Enerji nerede? Ticaret nerede Stratejik geçiş yolları nerede?
Örneğin Çin için Kuşak ve Yol Girişimi önemli bir küresel projedir. Bu proje için birçok ülke ile ekonomik ilişki kurması gerekir ama bazı yorumcular bu tabloyu görünce hemen gizemli hikâyeler üretmeye başlar.
Bir liman yatırımı görürler. “Burada büyük bir plan var.” Bir teknoloji anlaşması duyarlar. “Kesin gizli ittifak!” Oysa bazen plan düşündüklerinden çok daha basittir. Adı da şudur: HER TÜRLÜ ÇIKAR. Anlayacağınız; jeopolitiğin en büyük “komplosu” bazen düşündüğümüz kadar karmaşık olmamasıdır.
Türkiye ile İsrail Ticaret Yapınca Neden Bir Anda Dedektif Dizisine Döndük?
Benzer bir sahne bir dönem Türkiye ile İsrail arasındaki ticaret tartışmalarında da yaşandı. Bir ticaret verisi ortaya çıktı. Sonra yorumlar başladı. Sonra analizler geldi ve bir anda sanki yeni bir küresel ittifak keşfedilmiş gibi konuşulmaya başlandı. Oysa dünya ticaretine baktığımızda çok daha “ilginç şeyler” görürüz. Rakip ülkeler bile birbirleriyle ticaret yapabilir çünkü ticaret çoğu zaman ideolojik değil, ekonomik çıkarın sonucudur. Yani ticaret bazen dostluk değildir; sadece muhasebenin diplomasiyle flört etmesidir.
Peki Çin İsrail’in Yanında mı?
Ortadoğu’nun en önemli meselelerinden biri Filistin meselesidir. Bu konuda Çin’in diplomatik söylemi oldukça nettir. Pekin uzun yıllardır iki devletli çözümü savunur ve Filistin devletinin kurulmasını destekler.
Bu durum bile bize önemli bir gerçeği gösterir: Çin Ortadoğu’da İsrail’in stratejik kampında konumlanan bir güç kesinlikle değildir. Yani tablo birilerinin anlattığı kadar gizemli değildir.
Stratejik Gürültü Nedir?
Uluslararası ilişkilerde bazen gerçeklerden çok yorumlar konuşulur. Bir iddia ortaya atılır. Sonra tekrar edilir ve bir süre sonra o iddia analiz gibi görünmeye başlar. Ben bu duruma STRATEJİK GÜRÜLTÜ diyorum.
Stratejik gürültü; gerçeğin üzerine yorumların yığıldığı bir ortamdır. Gürültü arttıkça gerçekler görünmez hale gelir ve tam o anda sahneye yeni bir karakter çıkar: Her yerde gizli bir plan bulan “ANALİST”.
Analist mi, Yoksa Jeopolitik Senarist mi?
Uluslararası ilişkiler gerçekten karmaşıktır ama karmaşık olması her şeyin gizli plan olduğu anlamına gelmez ve bazen bazı analizleri okurken şu hissi yaşarım: Sanki jeopolitik analiz değil de Netflix için yeni bir dizi senaryosu okuyorum. Böylelerine de bazen şaka yollu şöyle derim: Bunlar analist değil. Jeopolitik senarist.
Çünkü gerçek analiz sis üretmez. Gerçek analiz sis dağıtır. Netice de gerçek analist haritaya bakarken senarist ise hayal gücüne yaslanır…
Sonuç: Çin ile İsrail Arasında Gerçekte Ne Var?
Çin ile İsrail arasında romantik bir dostluk yoktur ama açık bir düşmanlık da yoktur. Var olan şey uluslararası sistemin en klasik formülüdür: ÇIKAR DENGESİ.
Çin enerji için İran ile ilişki kurar. Teknoloji için İsrail’i izler. Ticaret için birçok ülke ile temas halindedir ve bu tablo aslında bize jeopolitiğin en eski kuralını hatırlatır: Devletler dostluk yönetmez; çıkar yönetir.
Son bir cümle söylemeden edemeyeceğim; Buzağı arayanlar öküzün altına baktıkça dünya siyasetini değil, kendi kurdukları masalları analiz etmiş olurlar.

Yorum bırakın