Dünya Neden Meşruiyet Temelli Savunma Doktrinine İhtiyaç Duyuyor?

Uluslararası ilişkiler yalnızca güç dengelerinden ibaret değildir ve aslında çoğu zaman dünyayı güçten çok kavramlar yönetir. Bir kavram ortaya çıkar. O kavram zamanla bir teoriye dönüşür sonrasında teori politikaya dönüşür ve en nihayet bu politika devletlerin davranışlarını belirler.

Bu yüzden uluslararası sistemde kullanılan kavramlar sadece akademik terimler değildir. Her kavram bir bakış açısı taşır. Her bakış açısı ise bir güç anlayışı üretir. Bu bağlamda uzun yıllardır güvenlik tartışmalarında dolaşan kavramlardan biri olan önleyici savaş doktrinine el atayım istedim. Bu doktrin ilk bakışta rasyonel bir güvenlik yaklaşımı gibi görünür ama biraz yakından bakıldığında başka bir gerçek ortaya çıkar. Önleyici savaş doktrini çoğu zaman güvenliği açıklamak için değil, güç kullanımını meşrulaştırmak için kullanılan bir kavrama dönüşmüştür. İşte tam da bu nedenle yeni bir kavramsal çerçeveye ihtiyaç olduğunu düşündüm. Bu yazım da ortaya koyduğum yaklaşım tam olarak bu ihtiyacın sonucudur. Adını şöyle koyuyorum: MEŞRUİYET TEMELLİ SAVUNMA DOKTRİNİ.

Bu doktrin güvenliği yalnızca güç üzerinden değil, meşruiyet üzerinden tanımlayan yeni bir stratejik yaklaşımı ifade eder çünkü güvenliğin sürdürülebilir olması için yalnızca güç yeterli değildir. Gücün aynı zamanda meşru olması gerekir ama gerçekten meşru…

Güç güvenliği başlatabilir; ama güvenliği sürdürülebilir kılan şey meşruiyettir.

Önleyici Savaş Doktrini Gerçekten Savunma mı, Yoksa Meşrulaştırılmış Saldırı mı?

Önleyici savaş doktrini basit bir mantığa dayanır. Bir devlet gelecekte tehdit oluşturabilir. O hâlde tehdit büyümeden müdahale edilmelidir. İlk bakışta bu düşünce stratejik görünebilir ama burada kritik bir sorun vardır. Tehdit henüz gerçekleşmemiştir ve hatta çoğu zaman kesin bile değildir. Buna rağmen tehdit ihtimali savaşın gerekçesine dönüşür.

Bu noktada şu soru kaçınılmaz hâle gelir; Tehdidin gerçekten var olup olmadığına kim karar veriyor? Eğer bu kararı güç sahibi aktörler veriyorsa, ki çağımızda öyledir; o zaman savaşın sınırını hukuk değil, güç belirliyor demektir ve tarih bize çok açık bir şey öğretmiştir: Tehdit yorumları sınırsız olduğunda savaş gerekçeleri de sınırsız hâle gelir. Bu nedenle önleyici savaş doktrini teoride savunma gibi görünse de pratikte çoğu zaman saldırı doktrinine dönüşmüştür.

Güvenlik Güçle mi Kurulur, Yoksa Meşruiyetle mi?

Uluslararası sistem yalnızca askeri kapasiteyle ayakta kalamaz. Her düzen aynı zamanda bir meşruiyet zemini üzerinde yükselir ve bu zemin ortadan kalktığında güç dengesi sürdürülebilir olamaz çünkü güç meşruiyetten koparsa, güvenlik üretmek yerine güvensizlik üretir. Bugün dünyanın yaşadığı krizlerin önemli bir kısmı tam da bu kopuştan kaynaklanmaktadır. Yani güç kullanımı çoğu zaman hukuki ve ahlaki zeminden kopuk şekilde gerçekleşmektedir. İşte bu nedenle güvenlik doktrinlerinin yalnızca askeri değil, aynı zamanda meşruiyet temelli olması gerekir.

Meşruiyet Temelli Savunma Doktrini Nedir?

Benim ortaya koyduğum Meşruiyet Temelli Savunma Doktrini, güvenliği güç merkezli değil meşruiyet merkezli bir ilke üzerinden tanımlayan yeni bir güvenlik yaklaşımıdır. Bu doktrine göre devletlerin kendilerini savunma hakkı vardır ve evet bu hak tartışmasızdır ancak güç kullanımı keyfi tehdit yorumlarına dayanamaz. Bir başka ifadeyle: SAVAŞ İHTİMALİ SAVAŞ SEBEBİ DEĞİLDİR. GERÇEK VE KANITLANABİLİR TEHDİT OLMADAN GÜÇ KULLANIMI DA ASLA MEŞRU KABUL EDİLEMEZ.

Benim doktrinim üç temel ilke üzerine kuruludur:

Meşruiyet ilkesi

Güç kullanımı uluslararası hukuk ve açık savunma gerekçesi ile temellendirilmelidir.

Nesnel tehdit ilkesi

Algıya dayalı tehdit değil, doğrulanabilir tehdit esas alınmalıdır.

Savunma amacı

Güç kullanımı genişleme veya baskı amacı taşımamalıdır. Çünkü: Savunma adı altında yapılan genişleme güvenlik değil, hegemonya üretir.

Bu Doktrin Nasıl İşleyecek?

Bir doktrin yalnızca bir fikir olarak kalırsa etkili olamaz. Gerçek bir doktrin aynı zamanda işleyen bir mekanizma sunar. Ortaya koyduğum Meşruiyet Temelli Savunma Doktrini üç aşamalı bir mekanizma önerir.

Nesnel Tehdit Eşiği

Bir devlet askeri müdahale gerekçesi olarak yalnızca tehdit algısını ileri süremez. Tehdit somut verilerle ortaya konmalıdır. Örneğin: açık askeri saldırı hazırlığı, sınır ihlali veya kanıtlanabilir saldırı tehdidi, kitlesel yıkım kapasitesinin doğrudan saldırı amacıyla konuşlandırılması gibi. Bu noktada önemli olan yorum değil, kanıttır.

Algıya dayalı tehditler savaş üretir; kanıta dayalı tehditler güvenlik üretir.

Uluslararası Meşruiyet Onayı

Meşruiyet Temelli Savunma Doktrini’ne göre askeri müdahale tek taraflı kararlarla meşrulaştırılamaz. Bu nedenle müdahale için uluslararası meşruiyet eşiği gereklidir. Bu eşik şu şekilde tanımlanabilir: Bir askeri müdahalenin meşru sayılabilmesi için; Birleşmiş Milletler üyesi devletlerin en az yarısının açık onayı gereklidir ve bu oran önemlidir çünkü küresel çoğunluğu temsil eder ve tek taraflı güç yorumlarını sınırlar.

Başka bir ifadeyle: Tek bir devlet tehdit algısıyla savaş başlatamaz ama uluslararası toplumun çoğunluğu aynı tehdidi görüyorsa müdahale küresel meşruiyet kazanır.

Savunma Amaçlı Müdahale

Bu doktrin güç kullanımını tamamen reddetmez ancak güç kullanımının amacı net olmalıdır. Müdahalenin amacı: işgal değil, rejim değişikliği değil, genişleme değil, tehdidi ortadan kaldırmak olmalıdır ve tehdit ortadan kalktığında müdahale sona ermelidir.

Dünya Neden Böyle Bir Doktrine İhtiyaç Duyuyor?

Bugün dünya askeri kapasitenin en yüksek olduğu dönemlerden birini yaşıyor ama buna rağmen güvenlik duygusu artmıyor çünkü sorun askeri kapasite eksikliği değildir. Sorun güvenliği tanımlayan doktrinlerin çoğunun güç merkezli olmasıdır ve güç merkezli doktrinler kısa vadede üstünlük sağlasa da uzun vadede istikrarsızlık üretir.

Benim ortaya koyduğum Meşruiyet Temelli Savunma Doktrini ise farklı bir ilke önerir: Güç kullanılabilir ama güç meşruiyetle sınırlandırılmalıdır çünkü: GERÇEK GÜVENLİK GÜCÜN SINIRSIZ OLDUĞU YERDE DEĞİL, MEŞRUİYETİN GÜÇLÜ OLDUĞU YERDE DOĞAR.

Geleceğin Güvenlik Paradigması Ne Olacak?

21. yüzyılın güvenlik tartışmaları giderek tek bir soruya doğru ilerliyor: Dünya düzeni güce mi dayanacak, yoksa meşruiyete mi? Eğer güç tek belirleyici olursa uluslararası sistem rekabetten çok çatışma üretir ama meşruiyet güvenliğin merkezine yerleşirse güç dengesi daha sürdürülebilir hâle gelecektir. Bu nedenle yeni güvenlik paradigması şunu söylemelidir: SAVAŞ MÜMKÜN OLABİLİR AMA SAVAŞ KOLAY OLMAMALIDIR ve bunun yolu yeni bir kavramsallaştırmadan geçer: MEŞRUİYET TEMELLİ SAVUNMA DOKTRİNİ. Neden mi? Çünkü tarih bize defalarca aynı gerçeği hatırlattı:

Savaşı başlatmak kolaydır; ama meşruiyetini taşımak zordur.

Jeopolitik Analiz
Uluslararası İlişkiler
Güvenlik ve Strateji
Küresel Düzen ve Güç Politikası
Stratejik Düşünce

Yorumlar

Yorum bırakın