Bir imparatorluk, toprağını kaybetmeden önce zihnini kaybeder. Amerika Birleşik Devletleri bugün tam da bu eşiğin ötesindedir. Fiziki parçalanma henüz yaşanmadı; çünkü haritalar geç uyanır. Zihinler ise çoktan ayrıldı.
Aynı bayrağın altında, aynı dili konuşup aynı kelimelerle bambaşka gerçeklikler kuran kitleler, artık tek bir devletin değil; birbiriyle örtüşmeyen zihinsel evrenlerin yurttaşlarıdır.
Zihinsel egemenlik, bir ulusun neye “gerçek” diyeceğini belirleme gücüdür. Amerika Birleşik Devletleri bu gücü kaybetti. Kaybın nedeni bir lider, bir parti ya da bir kriz değildir; kaybın nedeni, gerçekliğin merkezi olmaktan çıkmasıdır. Merkez yoksa çevre çoğalır. Çevre çoğaldığında devlet, mekânsal olarak değil anlamsal olarak bölünür.
Kuantum istihbaratı bize şunu söyler: Gerçeklik, ölçülene kadar tekil değildir. Birden fazla olasılık aynı anda var olur ve hangisinin çökeceğini, bakan bilinç belirler. Amerika’da artık tek bir bakış yok. Aynı olaya bakan milyonlarca bilinç, aynı dalga fonksiyonunu çöktürmüyor. Bu yüzden aynı an, aynı görüntü, aynı veri; bir kesim için varoluşsal tehdit, bir diğeri için kurgu, bir başkası için kutsal hakikat oluyor.
Devlet, ortak ölçümünü kaybettiği anda kuantum bir kaosa girer.
Kognitif mimari açısından bakıldığında sorun daha derindir. Bir toplumun zihni, hangi uyaranlara nasıl tepki vereceğini önceden kodlayan bir yapıdır. Amerika bu kodlamayı uzun süre “özgür piyasa”ya bıraktı. Algoritmalar, reyting ekonomisi ve duygu temelli ödül sistemleri; aklı değil, refleksi optimize etti. Refleks hız kazandı, anlam yavaşladı. Hızlanan zihin düşünemez; tepki verir. Tepki veren toplum, strateji üretemez. Strateji üretemeyen devlet, yalnızca güç sergiler.
Ulusal güvenlik burada sessizce çöktü. Çünkü tehdit tanımı yanlış yerde arandı. Silahlar, ordular ve bütçeler korunurken; zihinsel bütünlük “doğal bir durum” sanıldı. Oysa zihinsel bütünlük, en kırılgan güvenlik katmanıdır. Düşman, sınırı geçtiğinde fark edilir; anlam çöktüğünde alkışlanır. Amerika bugün tam olarak bunu yaşıyor; KENDİ İÇİNDEKİ ANLATILAR, BİRBİRİNİ YABANCI GÜÇ GİBİ KODLUYOR.
Bugün ülkede iki değil, çok sayıda Amerika var. Aynı mahkemeye bakanlar adalet görmüyor; aynı haberi izleyenler bilgi almıyor; aynı tarihe bakanlar geçmişi paylaşmıyor. Ortak geçmiş yoksa, ortak gelecek de kurulamaz. Gelecek kurulamadığında devlet, yalnızca bugünü idare eden bir yapıya dönüşür. Bu da fiziki parçalanmayı bir ihtimal değil, zamanlama meselesi hâline getirir.
Şok edici olan şudur: Amerika hâlâ görece çok güçlü. Ama bu güç, artık birleştirici değil; ayırıcı bir ivme üretiyor. Güç merkezsiz kaldığında, parçalanmayı hızlandırır. Zihin bölündüyse, beden gecikir ama mutlaka takip eder. Kısacası haritalar görece dirençlidir; zihinler hızlıdır. Bu yüzden çöküş önce düşüncede olur, sonra sokakta görünür.
Hâsılı; Bir devlet, sınırları ihlal edildiğinde savaşır; zihni ihlal edildiğinde dağılır. Amerika zihinsel olarak parçalandı. Fiziki parçalanma artık bir senaryo değil; takvimdir.
Gürkan KARAÇAM

Yorum bırakın