Zeki insan bilir: Devlet aklı gürültüden doğmaz. Gürültü refleks üretir; refleks ise maliyeti saklar. Devleti ayakta tutan şey, doğruların yüksek sesle tekrarı değil; yanlışların henüz bedel üretmeden fark edildiği bir derinliktir.
Devletler çoğu zaman düşmanlarının kötülüğüyle değil, kendi iyi niyetlerinin yeterince sınanmamış olmasıyla zayıflar. Bu yüzden mesele hız değildir. Hız heyecan üretir, ama heyecan kurumları yorar. Devlet aklı ise bugünü değil, yarını da taşımak zorundadır. Bir karar alınırken yalnızca “ne kazandık” diye bakılmaz. Yarın hangi yapıyı zorlayacağı, hangi hafızayı aşındıracağı, hangi anlatıyı başkasına bırakacağı da birlikte tartılır. Hesap edilmeden atılan her adım, niyeti ne olursa olsun, geleceği daraltır.
Zeki insan dilin tali bir mesele olmadığını bilir. Kelimeler süs değildir; yerleştirilir. Güvenlik konuşulurken hukuk boğulursa, kazanılan şey geçici olur. Özgürlük konuşulurken devlet felç edilirse, korunacak alan kalmaz. Kavramlar birbirini iptal etmek için değil, aynı sistemin içinde çalışmak için vardır. Aksi hâlde düşünce üretmezsin; cephe üretirsin. Cepheler aklı değil, kalabalığı büyütür.
Zeki insan kişilere değil, mekanizmalara bakar. Çünkü kişiler değişir, dengeler kayar, şartlar bozulur. Kalıcı olan tek şey karar alma kalitesidir. Bir kararın değerini kimin aldığı değil, nasıl alındığı belirler ve o kararı zorlayacak ikinci bir akıl yoksa, o masa güçlü değildir; kırılgandır.
Hata yapıldığında bunu örtmeye çalışan yapı başarılı görünür ama aslında arızayı sadece erteler. Çözüm niyette değil, mekanizmadadır. Stratejik meseleler tek doğrulu masalarda konuşulmaz. Bilinçli olarak karşıt senaryolar çağrılır, en kötü ihtimal üzerinden test edilir. Bu tereddüt değildir; aklın sigortasıdır. Güç, itirazdan korkmaz. Güç, itirazı sistemin parçası hâline getirebildiği ölçüde kalıcıdır.
Zeki insan şunu da ayırt eder: Güvenlik diliyle hukuk dili aynı cümlede boğulmamalıdır. Güvenlik hız ister, hukuk meşruiyet. Devlet aklı bu iki dili ayrı ayrı üretip aynı hedefe bağlayabilmelidir. Çünkü kazanılan güvenlik, kaybedilen meşruiyetle geri alınır. Bu denklem değişmez.
Toplumsal hafıza muğlaklığa terk edilemez. Bedel ödenmiş dosyalar belirsiz ifadelerle dolaşıma sokulduğunda, düşman zayıflamaz; devlet yorulur. Ya kapatılır ya da açık, zamanlı ve gerekçeli biçimde yönetilir. Muğlaklık, devletler için en pahalı lükstür. Dış algı başkalarının tercümesine bırakıldığında, içeride kurulan denge dışarıda erir. Buradaki sorun güç eksikliği değildir; hikâye eksikliğidir. Hikâyesini kuramayan devlet, başkasının cümleleriyle savunma yapar.
Ve zeki insan şunu bilir: Devlet aklı sadakatle değil, itirazla güçlenir. İtaat yanlışta ısrarın maliyetini büyütür; itiraz maliyeti düşürür. Doğruya giden yolu kısaltır. Güçlü devletler sadece uyumlu kadrolar değil, zorlayan akıllar üretir. Bu duruş alkış istemez. Alkış hız ister; akıl sabır. Sabır ise gösteriyle değil, sistemle mümkündür. BUGÜN ZOR SORULARI SORAMAYANLAR, YARIN KOLAY KRİZLERİN ALTINDA KALIR. Bugün mesafe koyamayanlar, yarın yön tayin edemez.
Zeki insan şunu savunur:Taraf olmayı değil, düşünmeyi. İsimleri değil, işleyen yapıları. Anlık teselliyi değil,devletin kendi hatalarını onarabilme kudretini. Aksi durumda; GEÇ ANLAŞILAN DOĞRU, DEVLETE PAHALIYA PATLAR.
Gürkan KARAÇAM

Yorum bırakın