Şunu özellikle belirtiyorum: Çin ve Rusya’nın bugün yaptığı şey, sahada üstünlük kurmaktan çok daha sofistike bir tercihtir. Bu iki aktör, silah biriktirmekten önce zaman biriktirmeyi seçiyor.
Burada söylediğim basit bir “sabır” vurgusu değildir; zamanın, rakibin zihinsel ve kurumsal yorgunluğunu artıran bir baskı aracına dönüştürülmesinden söz ediyorum. Ancak altını çizerek ifade etmem gerekir ki zaman satın almak, tek başına bir stratejik erdem değildir. Zaman, doğru bir mimariyle taşınabildiği sürece güç üretir; aksi hâlde sadece gecikmiş krizler yaratır.
Şunu açıkça söylüyorum: Çin’in uzun vadeli planlama kapasitesi, merkezi koordinasyon gücü ve ekonomik derinliği küçümsenemez. Fakat aynı anda şu gerçeği de belirtmem gerekir: Aşırı merkezî yapı, belirsizliğe karşı dayanıklılık üretirken sürprize karşı kırılganlık yaratır. Çin, sorunları çoğu zaman görünmez kılarak yönetmeyi tercih eder. Bu yöntem kısa vadede istikrar algısı üretir; uzun vadede ise sistemin kendi kendini düzeltme reflekslerini zayıflatır. Zaman burada bir avantajdır ama aynı zamanda birikmiş bir gerilim alanıdır. O gerilim, boşaltılmadığı sürece sorunlar çözülmez; sadece ertelenir ve büyür.
Rusya için de benzer bir netlikte konuşuyorum: Rus aklı zamanı, süreklilik üretmek için değil; belirsizliği yönetmek için kullanır. Krizleri çözmek yerine, krizlerin içinde kalıcı bir manevra alanı açmayı tercih eder. Sert güç gösterileri nihai amaç değil, karşı tarafın reflekslerini ölçen araçlardır. Bekledikçe rakip konuşur, pozisyon alır, hata yapar; Rusya ise izler ve kaydeder. Ancak burada da altı çizilmesi gereken bir sınır vardır. Ekonomik çeşitliliğin sınırlılığı, demografik baskılar ve sürekli kriz hâlinin toplumsal maliyeti, zamanın Rusya lehine sınırsızca akmasına izin vermez. Beklemek, her zaman güç toplamak anlamına gelmez; bazen sadece maliyeti ötelemektir.
Burada özellikle vurgulamak istiyorum: Zaman stratejisi, romantize edildiğinde körlüğe yol açar. Yavaş olan her zaman derin değildir; hızlı olan da her zaman yüzeysel değildir. Asıl belirleyici olan, karar alma ritmidir. Zamanı uzatan değil, zamanın içine hangi aklı yerleştirdiğiniz belirleyicidir.
Çin ve Rusya’nın güçlü görünen yönleri kadar, tam da bu nedenle oluşan yapısal kırılganlıkları vardır. Bu çerçevede Türkiye’nin pozisyonuna dair net konuşmak gerekir. Türkiye’nin son yıllarda yaptığı en doğru şeylerden birini özellikle belirtmek istiyorum: tek eksenli stratejik bağımlılıklardan bilinçli biçimde uzak durulmuştur. Ne yalnızca Batı’ya yaslanan, ne yalnızca Doğu’ya eklemlenen bir çizgi izlenmektedir. Sahada var olup masayı terk etmeyen; aynı anda birden fazla dosyada oyun kurabilen bir denge pratiği geliştirilmiştir. Bu, teorik bir iddia değil; sahada bedel ödenerek öğrenilmiş bir pratiktir.
Şunu da belirtmemde fayda var: Türkiye’nin avantajı, Çin’deki katı merkezîlik ile Rusya’daki sert belirsizlik arasında sıkışmamış olmasıdır. Karar alma süreçleri zaman zaman gürültülü ve tartışmalı görünse de, bu gürültü aynı zamanda adaptasyon üretir. Tartışma alanı, sistemin kendini güncellemesine imkân tanır. Savunma sanayiinde atılan adımlar, bölgesel krizlerde kurulan çok katmanlı diplomasi ve farklı güç merkezleriyle aynı anda ilişki yürütebilme kapasitesi, bu esnekliğin sahaya yansıyan somut örnekleridir. Bu refleksler, öğrenilmiş ve geliştirilebilir bir devlet aklına işaret etmektedir.
Türkiye için doğru strateji; Çin gibi sadece uzun vadeye yaslanmak ya da Rusya gibi sertliği merkeze almak değildir. Doğru strateji, hız ile sabır arasında bilinçli bir ritim kurabilmektir. Ne başkalarının hata yapmasını bekleyecek kadar edilgen, ne de her fırsatı zorlayacak kadar aceleci. Kendi temposunu dayatabilen devletler, başkalarının zamanını da yönetmeye başlar. Asıl güç tam da buradadır.
Son olarak şunu net biçimde ifade ediyorum: Çin ve Rusya’nın zaman satın alma stratejileri öğreticidir ama nihai model değildir. Zaman, tek başına kurtarıcı değildir; yanlış mimariyle birleştiğinde krizi geciktirir, çözümü pahalılaştırır. Türkiye’nin asıl kazanımı, zamanla hız arasında denge kurabilen zihinsel esnekliği hâlâ koruyor olmasıdır. Bu esneklik manşet atmaz, alkış toplamaz; fakat devletlerin kaderini belirleyen tam da bu sessiz yetenektir.
Geleceği kazananlar, en çok bekleyenler değil; neyi, ne zaman yapacağını ve özellikle de ne zaman yapmayacağını bilenlerdir.
Gürkan KARAÇAM

Yorum bırakın