EGEMENLİK TARTIŞILMAZ,KORUNUR

Devlet olmak, toprağın üzerinde durmak değildir. Devlet olmak, toprağın üzerinde irade gösterebilmektir. İrade yoksa, bayrak rüzgârda dalgalanır ama tarih yerinde sayar. Egemenlik bir kelime değildir; egemenlik, her gün yeniden verilen bir karardır ve o karar, rahat zamanlarda değil; baskının, tehdidin ve yalnızlığın arttığı anlarda ölçülür.

Bugün İran’a söylenenler, diplomatik cümleler değildir. Bu sözler “nezaketle” söylenmiş olsa bile, özünde şunu fısıldar:

“Gücünden vazgeç, karşılığında varlığına dokunmayalım.”

Tarih bu pazarlığı iyi bilir. Bu pazarlıkta boyun eğerek kazanan hiç olmamıştır çünkü egemenlik, indirim kabul eden bir değer değildir.

Bir devletin silahına karıştığınız an, o devletin kararına da karışırsınız. Kararına karıştığınız an, geleceğini yazmaya başlarsınız ve geleceği başkası tarafından yazılan milletler, eninde sonunda kendilerini dipnotta bulur.

Ben meseleye buradan bakıyorum; soğukkanlı, sakin ve net bir akılla. Bu konu İran meselesi değildir. Bu konu, dünyada kimin sözünün bağlayıcı, kimin varlığının geçici sayıldığı meselesidir.

Güçlü olmanın bedelini ağır bulanlara da şunu söyleyeyim: Güçsüz olmanın bedeli her zaman daha ağırdır; sadece gecikmeli ödenir.

Türkiye açısından ise mesele nettir. Komşunun çöküşü güvenlik değildir. Komşunun teslimiyeti istikrar değildir çünkü güç boşluğu diye bir şey yoktur; boşalan her alan, bir başkası tarafından doldurulur.

Egemenliğini tartışmaya açan bir ülke, haritadan değil; akıldan silinmeye başlar. Bugün “nükleer”, yarın “savunma sanayi”, öbür gün “dış politika”, daha sonra “iç düzen” konuşulur çünkü zincir tek halkayla kırılmaz; ilk halkayla başlar.

Devlet aklı şunu bilir: Gücün amacı kullanmak değil, kendini kullandırmamaktır.

Silahın değeri ateş almasıyla değil, ateş almasına gerek kalmamasıyla ölçülür.

Egemenlik bağırmaz. Egemenlik tehdit etmez. Egemenlik masaya yumruk vurmaz. Egemenlik masanın varlığını kendisiyle anlamlı kılar ve şunu açıkça söylüyorum: Başkasının korkularına göre şekillenen güvenlik anlayışı, bir gün o korkuların rehinesi olur.

Milletlerin yükselişi, başkalarının ne dediğini iyi duymakla değil; neye rağmen ayakta durduğunu bilmekle başlar.

Son sözümü tartarak söylüyorum: Egemenlikten bir defa vazgeçen, onu bir daha aynı ağırlıkta geri alamaz çünkü egemenlik kaybedildiğinde toprak gitmez; önce özgüven, sonra irade, en son gelecek gider.

Türkiye’nin yolu bellidir. Kimsenin çöküşüne umut bağlamaz. Kimsenin iznine güvenmez. Kendi gücünü tehdit için değil, denge için taşır.

Devlet dediğin;ya kendi aklıyla ayakta durur ya da başkasının planında ayakta tutulur ve tarih, ayakta tutulanları değil, ayakta duranları yazar.

Gürkan KARAÇAM

Yorumlar

Yorum bırakın