Ortadoğu Değil, Türkiye Merkezli Yeni Harita Çiziliyor

Haritalar çizilmez; haritalar yaşanır. Sınırlar çoğu zaman aynı kalır ama sınırların neye hizmet ettiği değişir. Bugün Suriye sahasında olan biten, bir iç savaşın artçı sarsıntıları değil; bölgesel düzenin kimin omuzlarında taşınacağına dair bir yeniden yazımdır. Bu yeniden yazımın ortasında, kenardan izleyen bir aktör değil, merkezde konumlanan bir ülke olarak Türkiye duruyor. Merkez olmak güçtür; ama merkezde akıllı kalmak daha büyük güçtür.

Sahada SDG ve YPG yenildi. Fakat aklın terazisi, yenilgiyi sayıyla değil işlevle tartar. Bu yapılar birer silahlı grup olmaktan ziyade, Türkiye’nin güneyinde kurulmak istenen devlet dışı bir düzenin taşıyıcı kolonlarıydı. Silah kadar meşruiyet, çatışma kadar demografi, cephe kadar lojistik üretiyorlardı. Yenilgi tam da burada oldu: silahlar sustuğu için değil, anlam üretme kapasitesi çöktüğü için.

Bir yapı, anlamını kaybettiği gün yıkılır. Ne var ki jeopolitikte yıkım boşluk yaratır; boşluk ise davettir. Boşluk, sahibini beklemez; dolduranını seçer. Bugün asıl mesele, yenilen bir yapının ardından kimin kazandığı değil, boşalan alanın maliyetinin kime yazıldığıdır. Türkiye için tercih nettir: Ya merkezde oyun kuran olur, ya merkezde yük taşıyan. Oyun kuranlar kural yazar; yük taşıyanlar kural uygular. Aradaki fark askerî değil, mimarîdir.

Türkiye’nin bugüne kadar sahada ürettiği başarı, güvenliği sağlama becerisidir. Fakat güvenlik bir varış noktası değil, geçiş kapısıdır. Güvenliği sürekli teyakkuz hâli olarak kodlayan her strateji, ülkeyi zamanla yorar. Üstün akıl, tehdidi tekrar tekrar bastırmayı değil, tehdidin geri dönüş maliyetini kalıcı biçimde tehdidin sahipleri için yükseltmeyi hedefler. Tehdit yok edilmez; pahalı hâle getirilir. İşte kalıcı istikrar buradan doğar.

Sınır dediğimiz şey, bir çizgi değildir; akışların düğümüdür. İnsan, para, propaganda ve silah aynı koridorlardan yürür. Bu yüzden sınırı yönetmek, sadece askerî güçle değil, veriyle, hukukla ve ekonomiyle mümkündür. Amaç daha çok güç kullanmak değil, daha az sürpriz yaşamaktır. Sürprizi azaltan düzen, kendisi için maliyeti düşürür; maliyeti düşüren düzen, stratejik nefes aldırır. Strateji, nefes alan devlet sanatıdır.

Boşluk yönetimi ise bu resmin kilididir. Türkiye’nin her alanın doğrudan sahibi olması gerekmez; fakat hangi alanın hangi kuralla doldurulacağını belirlemesi gerekir. “Ben yaparım” dili geçicidir; “benim koyduğum standarda göre yapılır” dili kalıcıdır. Standart koyan merkez olur. Merkez, ağırlıkla değil ölçüyle taşınır.

Demografi, bu satrançta en sessiz ama en kalıcı hamledir. Silahla bastırılan tehditler, demografiyle geri döner. Kalıcı güvenlik, göçün kaosa dönüşmediği; yerel dengenin yeni vekil alanlar üretmediği bir düzen ister. Toprak bir günde kaybedilmez; nüfusla yavaş yavaş elden çıkar. Bu yüzden güvenlik, sosyal dengeyle birlikte düşünülmediğinde eksik kalır.

Diplomasiye gelince: Diplomasi, sahadaki gücün alternatifi değil, kilididir. Sahada kazanılanı masada savunmak yetmez; sahada kazanılanı kurala dönüştürmek gerekir. Büyük imzalar değil, küçük ama bağlayıcı adımlar kalıcıdır. Diplomasi fotoğraf üretmez; şart üretir. Şart koyabilen, merkezde kalır.

Algı ise modern düzenin görünmez cephesidir. Haritayı sahada değiştiren, anlatıyı da değiştirmek zorundadır. Türkiye’nin çıkarı, krizlerin parçası gibi görünmek değil, istikrarın kurucusu olarak konuşmaktır. Kavramlar silah kadar etkilidir; yanlış kavram, doğru gücü boşa düşürür. Bu yüzden stratejik iletişim bir süs değil, ulusal güvenliğin parçasıdır.

Ve en zor olanı: stratejik sabır. Merkez ülke olmak yüksek tempo ister; yüksek tempo yorgunluk üretir. Yorgunluk ise hataya davettir. Üstün akıl, her krize aynı şiddette cevap vermez; zamanı müttefik, aceleyi düşman bilir. Stratejik sabır geri çekilmek değildir; geleceği satın almaktır.

Son söz şudur: SDG–YPG’nin yenilmesi bir askerî sonuçtur; fakat Türkiye’nin gerçek sınavı şimdi başlıyor. Çünkü yeni harita çiziliyor ve bu harita, kim daha sert vurduysa değil, kim daha kalıcı düzen kurduysa onun lehine şekillenecek. Türkiye bugün merkezde. Merkezde kalmak güç ister; merkezde tükenmeden kalmak ise mimari ister.

Unutulmamalıdır ki; refleksle konuşanlar günü kazanır; mimariyle konuşanlar ise tarihi…

Gürkan KARAÇAM

#suriye #türkiye

Yorumlar

Yorum bırakın