Işık loştu. Oda da çok az insan vardı. Bir şehir, bir toplum, bir gelecek çiziliyordu. Karşısında ne sadece düşman vardı ne de sadece zaman. Karşısında insan vardı.
Peygamber Efendimiz suyu sağ eliyle içti ama o anda asıl yaptığı şey, bir refleksi değil; bir düzeni, bir ölçüyü, bir dengeyi öğretmekti. Biz suya baktık. O, medeniyete bakıyordu.
Bugün sünnet denince akla ne geliyor? Beden hareketleri. Günlük ritüeller. Ezberlenmiş davranış kalıpları. Peki soralım: Bir peygamber, sadece davranış standardı mı bırakır; yoksa güç üretme modeli mi?
HUDEYBİYE SADAKAT TESTİ BİR İBADET MİYDİ? HAYIR. BİR STRATEJİK GERİ ÇEKİLME DOKTRİNİYDİ. ULUSAL GÜVENLİK LİTERATÜRÜNDE ADI NE?
Zaman kazanma
Meşruiyet üretme
Psikolojik üstünlük kurma
Düşmanı hata yapmaya zorlama
Bunu bugün bir general yapsa “ustalık” derler. Bir istihbaratçı yapsa “üst düzey planlama” derler. Peygamberimiz yaptı… Biz ise “imtihan” deyip geçtik.
BEDİR, ASKERİ TARİH AÇISINDAN NEDİR?
Kuvvet çarpanı yönetimi
Moral üstünlüğün fiziksel güçten öne geçmesi
Liderlik psikolojisi
UHUD NEYDİ?
Disiplin bozulursa sonucun ne olacağının canlı dersi.
Komuta zincirinin kırılmasının bedeli…
HENDEK?
Asimetrik savunma
Yenilikçi güvenlik mimarisi
Düşmanın zihnini kilitleme operasyonu
MEKKE’NİN FETHİ?
Hukuki meşruiyet
Toplumsal barış inşası
İntikam almadan iktidar kurma sanatı
Şimdi soruyorum: Bunların hangisi taklit, hangisi strateji?
Kader meselesine gelelim. Bugün kader, nasıl anlatılıyor? “Olacağı varmış.” “Bekle.” “Karışma.” Oysa Peygamber Efendimizin kader anlayışı şuydu:
Tedbir al
Akıl yürüt
Plan yap
Sonra sonucu Allah’a bırak
Bu, modern hukukta öngörülebilirliktir. Ulusal güvenlikte risk analizidir. Psikolojide kontrol algısıdır. Sosyolojide toplumsal düzendir.
Peki biz ne yaptık? Kaderi, pasifliğin kalkanı yaptık. Şimdi en kritik soruya gelelim: Sünnet neden böyle yanlış anlatıldı? Çünkü akıl tehlikelidir. Düşünen insan ikna edilemeden yönetilemez. Sorgulayan toplum kolayca yönlendirilemez. Oysa şekil ezberletilirse, zihin devre dışı kalır.
Sünneti strateji olarak anlatsaydık ne olurdu biliyor musun zeki insan? Müslüman, teknoloji üretirdi. Hukuk geliştirirdi. Psikolojiyi okurdu. Toplum mühendisliğini başkasına bırakmazdı. Güvenliğini başkasına emanet etmezdi. Ama böyle olmadı. Çünkü yönetmek için itaat eden ama düşünmeyen kitle daha güvenlidir.
Şeyh–mürid ilişkisi de buradan doğdu. Peygamberimiz ile sahabe ilişkisinden değil. Çünkü sahabe düşünüyordu. Soru soruyordu. İtiraz ediyordu. Hiçbir kaynakta yazmaz: “Hz. Ebubekir, Peygamberimizin ayak suyunu içti.” Çünkü o ilişki tapınma değil, bilinç ortaklığıydı.
Bugün Batı ne yapıyor? Sünnetin ahlakını almıyor. Ama aklını alıyor. Stratejisini alıyor. Zaman yönetimini alıyor. Psikolojik savaşı alıyor ve bizi neyle vuruyor? Bizim terk ettiğimiz sünnetle.
“Kılıcın düşmandan bir arşın uzun olsun” sözü, bugün ne demek biliyor musun?
Ekonomide güçlü ol
Hukukta öngörülebilir ol
Teknolojide önde ol
Algıyı yönet
Veriyi kontrol et
Çünkü çağ değişti ama sünnet değişmedi. Sadece anlaşılamadı ve şimdi son soru, en tehlikelisi:
Biz Peygamber Efendimizi yücelttik mi, yoksa onu yararsız hale mi getirdik?
Belki de asıl uyanış şudur: Sünnet, salt bir ibadetler listesi değil; medeniyet kurma stratejisidir. Ve evet… Sağ elle su içmek kıymetlidir ama asıl sünnet, o suyu içecek güvenli, adil ve güçlü bir dünyayı kurabilmektir.
Gürkan KARAÇAM
#sünnet #strateji

Yorum bırakın