SİLAHLARIN DEĞİL, AKLIN GALİP GELDİĞİ YER

Bu coğrafyada herkes yenilgiyi patlama sesiyle arar. Oysa gerçek yenilgiler sessiz olur. Haritalar değişmez, bayraklar inmediği hâlde oyun biter.

Bugün PYD ve SDG için yaşanan tam olarak budur. “Yenilmediler, terk edildiler” deniyor. Hayır. Bu, meseleyi yüzeyden okumaktır. PYD ve SDG yenilmedi değil; yenildi. Çünkü artık kimse onları savunmuyor, kimse onlar adına risk almıyor ve en önemlisi kimse onlar üzerinden gelecek kurmuyor.

Bu yenilginin sebebi tek başına askerî baskı değildir. Asıl sebep, Türkiye’nin oyunu silah düzleminden çıkarıp meşruiyet ve denklem düzlemine taşımasıdır. Türkiye başından beri şunu yaptı: Devlet dışı aktörlerle geçici sonuçlar değil, devletlerle kalıcı denge kurdu. Bu hamle, sahadaki bütün vekil yapıları anlamsızlaştırdı. Çünkü devlet–devlet zeminine geçildiği anda vekiller otomatik olarak yük hâline gelir.

İşte bu noktada şu soru belirleyici oldu: ABD, İsrail ve İngiltere PYD ve SDG’yi neden savunamadı? Cevap basit ama derindir: Savunmak artık kazandırmıyordu.

Amerika Birleşik Devletleri açısından PYD ve SDG hiçbir zaman müttefik olmadı; işlevsel araçlardı. ABD, araçlarını kaybetmez; işlevi biten araçları bırakır. Türkiye’nin kararlılığı, Suriye’de devlet restorasyonunun güçlenmesi ve bu yapıların Türkiye’yi doğrudan karşısına alan bir maliyet üretmeye başlaması, Washington için net bir tablo oluşturdu: PYD/SDG’yi savunmak, Türkiye’yi karşıya almak demekti. Bu denklemde kazanç yoktu. ABD savunamadı değil; savunmayı rasyonel bulmadı. Bu, bir yenilginin yenilmedim diyerek kabulüdür.

İsrail için mesele daha soğuk ve daha sessizdi. İsrail hiçbir zaman bu yapılarla duygusal bağ kurmadı. Onlar İsrail için bir süreliğine “uzak risk” üretme aracıydı. Ancak bu araç, Türkiye gibi bir gücü doğrudan karşıya alan, öngörülemez sonuçlar doğuran bir noktaya evrildiğinde İsrail açısından da risk hâline geldi. İsrail için kuzeyde kalıcı bir istikrarsızlık, kontrol edilebilir olmaktan çıktığı anda anlamını yitirir. Bu yüzden İsrail için sessiz kalmak bir zorunluluk oldu. Bu sessizlik basit bir zayıflık değil; kaybedilmiş bir yatırımdan en az zararla çekilme refleksidir.

Birleşik Krallık ise her zamanki gibi görünmeden oynadı. Londra’nın geleneği açıktır: Sahada değil, dengede var olur. Türkiye’nin kurduğu yeni denklemde PYD ve SDG artık denge unsuru olmaktan çıkmıştı. Denge üretemeyen yapı savunulamaz. İngiltere’nin geri planda kalışı, oyunun bittiğini ilk anlayanlardan biri olduğunun göstergesidir.

Bu üç aktörün ortak noktası şudur: Hiçbiri yenilmiş bir yapıya yatırım yapmaz ve PYD–SDG tam olarak bu noktada yenildi.

Bu yenilginin ikinci katmanı Rusya’dır. Uzun süre Rusya’nın Suriye’de kalıcı olduğu söylendi. Oysa Rusya kalıcı olmadı; dengeye zorlandı. Türkiye Rusya’yı cephede ezmeye çalışmadı. Onu Batı ile arasında kalabileceği bir köprüye itti. Rusya’ya açık bir düşmanlık değil, sınırlı bir manevra alanı bırakıldı. Böylece Rusya sahada genişleyemedi, masada ise tek başına kaldı. Bu, kaba güçle değil; akıl ve zamanla yapılan bir püskürtmedir. Bu denge Batı için de kabul edilebilir hâle geldi. Çünkü Türkiye’nin kurduğu köprü, Rusya–Batı çatışmasını büyütmedi; yönetilebilir kıldı. Böylece Türkiye hem Rusya’yı sınırladı hem Batı ile bağlarını koparmadı. Bu, çok az devletin başarabileceği bir denge oyunudur.

Üçüncü ve en hassas katman İran’dır. İran bu coğrafyada doğrudan karşıya alınmaz. Çünkü İran’ı sert hedef almak, İran halkını da hedef almak demektir. Türk devlet aklı bunu yüzyıllardır bilir. Kasr-ı Şirin bu yüzden sadece bir anlaşma değildir; Türk zihninde sınırı aşmadan sınırlama ilkesidir. Türkiye bugün İran’la tam olarak bunu yapmaktadır. Sertleşmeden, aşağılamadan, halkı küstürmeden… İran’ın vekil kapasitesi daraltılırken İran devleti denklem dışına itilmektedir. Bu ince diplomasi sayesinde İran tepki veren ama belirleyemeyen bir pozisyona itilmiştir.

Suriye’de kapanan alanın Irak’a kayma ihtimali elbette vardır. Ancak bu, eski gücün geri gelişi değil; yenilginin tortusudur. İsim değiştiren yapılar, sivil vitrinler, yumuşak söylemler görülebilir. Ama bunlar belirleyici değildir. Belirleyici olan Türkiye’nin bu süreçte rehavete kapılmaması, devletler arası mekanizmaları kalıcılaştırması ve iç cephedeki sakinliği korumasıdır. Çünkü modern tehditler patlayarak değil, yorarak kazanır.

Ben bütün tabloya baktığımda şunu net görüyorum: Türkiye bu coğrafyada ilk kez sadece savunmadı; oyunu dönüştürdü. PYD ve SDG yenildi çünkü arkalarındaki güçler artık onlar için risk almıyor. Rusya püskürtüldü çünkü karşıya alınmadan sınırlandı. İran geriletildi çünkü halk küstürülmeden denklemin dışına itildi. Batı sessiz kaldı çünkü kurulan dengeyi bozmak artık maliyetliydi.

Bu bir askerî zafer yazısı değil. Bu, aklın sessiz zaferinin kaydıdır ve sözü de buradan, daha önce kimse tarafından söylenmemiş bir cümleyi kurarak bitiriyorum;

“Bir devletin gücü, kaç cephede savaştığıyla değil; kaç aktörü aynı anda konuşamaz hâle getirdiğiyle ölçülür. Bugün konuşamayanlar yenilmiştir. Bizim gücümüz, zamana hükmeden devlet aklındadır.”

Gürkan KARAÇAM

#suriye #türkiye

Yorumlar

Yorum bırakın