GÜÇ BAĞIRMAZ; İNKÂR EDER ve DEVLETLER TAM DA ORADA KAYBETMEYE BAŞLAR

Devletler bir anda yıkılmaz. Devletler, zayıflıklarını kabullenme cesaretini kaybettikleri anda çözülmeye başlar. Çöküş dediğim şey bir patlama değil; bir inkâr disiplinidir. Haritalar yerinde durur, bayraklar dalgalanır fakat karar alma mekanizması gerçeği duymamaya başladığı an, devlet artık kendini yönetemiyordur. Kendini susturuyordur.

Çin Halk Cumhuriyeti bugün dünyaya güç gösteriyor. Üretimle, ticaretle, teknolojiyle, disiplinle. Fakat tarihin en tehlikeli anı, bir devletin güçlü olduğu an değildir; gücünün kendisini mutlak sandığı andır. Çünkü mutlaklık iddiası, esnekliği öldürür. Esnekliği olmayan yapı ayakta durur gibi görünür ama ilk çoklu baskıda çatlar.

Çin’in meselesi askeri değil; yapısaldır. Yaşlanan nüfus, borçlanmış yerel yönetimler, teknoloji kuşatması, deniz yollarındaki baskı… Bunların hiçbiri tek başına yıkıcı değildir. Yıkıcı olan, bu baskıların aynı anda etik ve kimlik temelli bir fay hattıyla çakışmasıdır.

Doğu Türkistan tam da bu yüzden bir “bölge” değildir. Bir test alanıdır. Çin’in tek kimlikli devlet anlatısının sınandığı yer burasıdır. Bu nedenle uygulanan politika bastırma değil; kimliği işlevsizleştirme çabasıdır. Kısa vadede sessizlik üretir. Uzun vadede ise devlet hafızasına kaydedilmiş, silinmeyen bir stratejik gerilim biriktirir.

Burada kritik ayrımı yapmam gerekir: Doğu Türkistan kendi başına bir çöküş üretemez. Ama Doğu Türkistan, Çin zayıflamaya başladığında açılacak dosyanın başlığıdır.

Devletler ahlâk nedeniyle değil, çıkarları yeniden hesaplandığında dosya açar. Bu gerçeği görmeden yapılan her yorum, romantiktir; stratejik değildir.

Çin çöker mi? Sorusu yanlış sorudur. Doğru soru şudur: Çin aynı anda kaç krizi yönetebilir?

Tarih bize şunu öğretir: Büyük yapılar, tek bir darbeyle değil; eşzamanlı çoklu baskılarla dağılır. Ve bu baskıların en tehlikeli olanı, silah değil; meşruiyet aşınmasıdır. İşte tam bu noktada Türkiye’nin pozisyonu belirleyici hâle gelir.Türkiye için doğru yer, ne bağıranların kürsüsü ne de susanların köşesidir. Doğru yer, masayı devirmeden ağırlık koyabilenlerin yeridir.

Türkiye’nin gücü yüksek sesle konuşmakta değil; aynı anda ilkeyi, çıkarı ve zamanı yönetebilmesindedir.

Türkiye bu dosyada iki büyük hatadan kaçınmalıdır.

BİRİNCİSİ, meseleyi yalnızca duygusal zemine hapsetmek. Bu, kısa vadede alkış getirir ama sonuç üretemez.

İKİNCİSİ, tamamen sessizleşmek. Bu da ilkeyi aşındırır ve uzun vadede stratejik inandırıcılığı yok eder.

Devlet aklı ne bağırır ne susar. Dosya üretir ve Çin’le kavga etmek Türkiye’nin çıkarına değildir. Ama Çin’le ilişkiyi bağımlılık ilişkisine dönüştürmek de Türkiye’yi zayıflatır. İlke, ancak kaldıraç varsa sonuç üretir. Kaldıraç yoksa ilke, yalnız bir kelimedir.

Türkiye İçin Uygulanabilir ve Gerçekçi Adımlar

1. Söylem Disiplini

KAMUSAL DİL EVRENSEL OLMALI; insan onuru, aile bütünlüğü, inanç ve kültürel haklar. Rejim hedef alınmaz; uygulama hedef alınır. Sertlik kapalı kanalda, tutarlılık açık alanda korunur.

2. Dosya İnşası

SOYUT SLOGANLAR DEĞİL; isimli, tarihli, belgeli vakalar. Aile birleşimi, seyahat, eğitim ve keyfi tutuklama dosyaları. Dosyası olmayan devlet, masada ağırlık koyamaz.

3. Ekonomik Kaldıraç

TİCARET SÜRDÜRÜLÜR; fakat kritik altyapı, veri ve teknoloji alanlarında tek ülkeye bağımlılık sınırlandırılır. Bağımlı olan, hakkını da hakları da savunamaz.

4. Türk Dünyası Koordinasyonu

Tekil çıkışlar yerine ortak insani çerçeve. Kültür, burs, akademi ve dil üzerinden kimliğin sürekliliğini sağlayan ağlar. Kimliği yaşatmak, çatışmadan daha kalıcıdır.

5. İç Güvenlik ve Hukuk

Türkiye’de yaşayan Uygur topluluğu için net hukuk güvencesi sağlanmalı mevcut düzenlemelerde gerekli ve özenli değişiklikler yapılabilir. Provokasyon alanları kapatılır, dosya dış aktörlerin oyun sahası olmaktan çıkarılır.

6. Zamanlama Aklı

Her söz her an söylenmez. Küresel konjonktür, ABD Çin gerilimi ve bölgesel krizlerle eş zamanlı okuma yapılır. Hakikat; zamanlamayı bilmeyen, haklıyken kaybeder.

SON CÜMLEM ŞUDUR;

Devletler en çok düşmanlarından değil, görmezden geldikleri zayıflıklarından zarar görür. Doğu Türkistan bu zayıflığın adıdır. Türkiye’nin görevi bağırmak değil; bu zayıflığı stratejiye dönüştürmeden önce görünür kılmak ve masada ağırlık koyacak aklı inşa etmektir. Elbette stratejisi olmalıdır fakat gizli ve sessiz…

Gürkan KARAÇAM

#çin #doğutürkistan #türkiye

Yorumlar

Yorum bırakın