Ben devleti anlatırken ahlâkı dışarıda bırakırım; çünkü ahlâk, bireyin vicdanına aittir, devletin ise zamanı vardır. Zamanla kurulan her yapı, önce var olmayı öğrenir. Var olmanın dili temiz değildir; düzenlidir. Düzen dediğim şey ise her zaman görünür kurallardan ibaret olmaz. Görünür olan, anlatılabilir olandır. Devletler anlatılanla değil, sonuçla yaşar.
Suç, toplum için bir sapmadır; devlet için bir sinyaldir. Bir yerde suç varsa, orada yalnızca bozulma değil, bir güç akışı vardır. Güç akışı dediğim şey; resmî kanalların taşıyamadığı, hukukun tarif edemediği, ama gerçeğin inatla var ettiği hareketliliktir. Devlet bu hareketliliği yok etmeye kalktığı an körleşir. Kör bir devlet temiz olabilir; ama uzun ömürlü olamaz. Temizlik, güçsüzlerin erdemidir. Güç ise erdemle değil, dengeyle ayakta durur. “Devlet neden suçu bitirmiyor?” sorusu masum görünür; fakat yanıltıcıdır.
Suç tamamen bittiğinde, devlet yalnızca hukukla hareket etmek zorunda kalır. Hukuk barış zamanlarının dilidir. Oysa dünya barıştan ibaret değildir; sadece savaşın biçimi değişmiştir. Bugün kurşun dolaşmaz; belirsizlik dolaşır. Belirsizlik, modern çağın en sofistike silahıdır. Suç bu silahın cephanesidir. Ne tamamen sahiplidir ne tamamen yabancı. Tam da bu yüzden etkilidir.
Terör denilen şey, silahlı bir örgütten ibaret değildir. Terör, süreklilik kazanan korkudur. Korku süreklilik kazandığında, toplum refleks üretir. Refleks rızaya dönüşür. Rıza, yetkiyi genişletir. Genişleyen yetki, devleti sertleştirir. Sertlik, hayatta kalmanın bedelidir. Bu zinciri kopardığınız an, devlet ya çözülür ya da başkalarının stratejisine eklemlenir.
Bu yüzden bazı tehditler yok edilir gibi yapılır ama bütünüyle silinmez. Devlet bilineni tercih eder; bilinmeyeni değil. Bilinen tehdit yönetilebilir, bilinmeyen ise felakettir.
Organize suç meselesi, ahlâkçı anlatıların en çok tökezlediği yerdir. Çünkü organize suç, yalnızca karanlık bir şiddet alanı değil; kriz zamanlarının ekonomik refleksidir. Kayıt dışı ekonomi, resmî sistemin kilitlendiği anlarda devreye giren ikinci dolaşım sistemidir. Ambargoların delindiği, yaptırımların aşıldığı, diplomatik kapıların kapandığı anlarda para bir yerlerden akmak zorundadır. Para akmazsa devlet donar. Donan devlet çözülür. Bu yüzden yeraltı tamamen kazınmaz; sadece haritası değiştirilir. “Temizlik” diye sunulan şeylerin çoğu, aslında kontrolün el değiştirmesidir.
İstihbarat burada bir bilgi toplama faaliyeti değildir; belirsizliği yönetme sanatıdır. Bilgi araçtır. Asıl mesele, kaosun ölçülebilir hale getirilmesidir. Ölçülen kaos yönlendirilebilir olur. Yönlendirilen kaos, stratejiye dönüşür. Suç bu dönüşümün en verimli hammaddesidir; çünkü gerçektir ama resmî değildir. Gerçek olduğu için etkilidir, resmî olmadığı için inkâr edilebilir. İnkâr edilebilirlik, gücün sigortasıdır. “Ben yapmadım” deme imkânı olmayan bir güç, güç değildir; hedeftir.
“Derin devlet” denilen şey bu yüzden bir efsane değil, bir işleyiştir. Görünür devlet düzeni sağlar; görünmeyen devlet düzenin çökmesini engeller. Hukukun yetişemediği, siyasetin karar alamadığı, zamanın daraldığı anlarda devreye giren yedek bilinçtir bu. Hukuk dışı değildir; hukukun henüz ulaşamadığı yerde hareket eder. Barış zamanında susar. Kriz anında konuşur. Suskunluğu, yokluğundan değil; ihtiyaç duymamasındandır. Çünkü gerçek güç, kendini ilan etmez.
Türkiye bu denklemin teorisi değil, pratiğidir. Coğrafya burada bir kavram değil; kaderdir. Tehditler akademik değildir; sınırda kalmaz, sokağa iner, eve girer. Böyle bir zeminde devlet ya kirlenmeyi yönetir ya da temiz kalıp başkalarının oyun alanına dönüşür. Bazı yapılarla açık çatışma yürütülür, bazıları dengede tutulur, bazıları sessizce tasfiye edilir. Bu bir ahlâk tercihi değil; bir hesaplamadır. Yanlış hesap, devletler için hata değil; sondur.
Ben bu satırları suçu savunmak için yazmıyorum. Ama masal anlatmak için de yazmıyorum. Suçsuz bir dünya yoktur. Sadece suçu kimin, ne kadar ve ne amaçla yönettiği vardır. Devletler suçu sevmez; ama onsuz da yaşayamaz. Çünkü suç, kontrol edildiğinde bir tehdit değil; bir göstergedir. Kontrol edilemediğinde ise yıkımdır.
Eğer bu satırlarım huzurunu bozduysa, sebebi sert olması değildir. Sebebi, zihninin zaten bildiği bir gerçeği, ilk kez bu kadar çıplak görmesidir.
Rahatsız eden çoğu zaman yanlış olan değil gerçeğin artık inkâr edilemeyecek kadar netleşmesidir.
Gürkan KARAÇAM
#derindevlet #suç #dünya

Yorum bırakın