Yanlış Kurgulanmış Zekâ Devletleri Nasıl Felç Eder?

Devletler neden hazırlıksız yakalanır? Neden herkes “geliyorum” diyen krizlere şaşırır? Neden raporlar doğruyken sonuçlar yanlıştır? Neden en zeki kadroların yönettiği sistemler, en ilkel hataları tekrar eder?

Asıl soru şudur: Devletler düşünür mü, yoksa sadece akıllı görünen refleksler mi üretir?

Bugün ulusal güvenlik mimarisi, zekâyı kutsallaştırıyor. Daha fazla veri, daha karmaşık model, daha sofistike analiz… Peki kimse şunu sormuyor mu: Bu zekâ neye göre düşünüyor? Hangi varsayımlarla başlıyor, hangi ihtimalleri daha baştan imkânsız sayıyor, hangi senaryoları “bizlik değil” diye bilinç dışına itiyor?

Zeka, sınırlandırılmadığında genişlemez; dağılır ve dağılmış zeka, strateji üretemez; gürültü üretir.

Bugün birçok devletin sorunu bilgi eksikliği değil, anlam fazlalığıdır. Her veri değerlidir sanılır, her ihtimal masaya konur, her risk eşit ağırlıkla tartışılır. Sonuçta karar verici, gerçeği seçemez; en az rahatsız eden yorumu seçer. İşte stratejik çürüme tam burada başlar. Çünkü tehditler çoğu zaman en rahatsız edici yerden gelir.

Peki neden en zeki insanlar en tehlikeli körlükleri üretir? Çünkü zeka yükseldikçe, insan kendi düşünme biçimine âşık olur. Model gerçeğin önüne geçer. Simülasyon, sezgiyi ezer. “Öngördük” cümlesi, “anladık” sanrısına dönüşür ve bir süre sonra devlet, sahayı değil; kendi zihnini yönetmeye başlar.

Asıl kırılma şudur: Yanlış kurgulanmış zekâ, hatayı fark etmez çünkü sistem, hatayı dış veriyle değil, iç onayla ölçer. Bu yüzden bazı tehditler hiç görünmez. Bazıları ise gereğinden fazla büyütülür ve sonuçta devlet, gerçek düşmanla değil; kendi korkularının karikatürüyle savaşır.

Şimdi asıl soruyu sorayım: Ulusal güvenliği gerçekten güçlendirmek istiyorsak neyi değiştirmeliyiz? Silahı mı? Teknolojiyi mi? Kurumları mı? HAYIR. DÜŞÜNME MİMARİSİNİ.

Çözüm, daha zeki insanlar bulmak değildir. Çözüm, zekâyı doğru yere bağlamaktır.

BİRİNCİ HAMLE: Karar mekanizmalarında “kognitif kör nokta denetimi” kurulmalıdır. Her stratejik kararın yanında şu soru zorunlu hale gelmelidir: “Bu senaryoyu neden dışladık?” Bir ihtimalin neden masadan kalktığı açıklanamıyorsa, o ihtimal otomatik olarak yeniden masaya dönmelidir. Bu, basit ama yıkıcı derecede etkili bir filtredir.

İKİNCİ HAMLE: Analiz birimleri sadece veri üretmemeli, rahatsızlık üretmelidir. Sistemi doğrulayan raporlar değil, sistemi bozan sorular ödüllendirilmelidir. Yanlış çıkan ama zihni açan analiz, doğru çıkan ama rehavet üreten analizden daha değerlidir. Çünkü güvenlik, doğrulukla değil; uyanıklıkla ayakta kalır.

ÜÇÜNCÜ HAMLE: Karar verici elitler için düzenli zihinsel mimari stres testleri yapılmalıdır. Tıpkı askeri tatbikat gibi. Gerçekliği değil, varsaydığın dünyayı temel alarak düşünmek yasaklanmalı, bilinçli olarak ters senaryolarla karar aldırılmalıdır. Amaç doğru cevabı bulmak değil; yanlış düşünme biçimini ifşa etmektir.

DÖRDÜNCÜ VE EN KRİTİK HAMLE: Devlet aklı, sahayla yeniden temas etmelidir. Gerçeklik, tabloya sığmaz. Sezgi, verinin düşmanı değil; tamamlayıcısıdır. Sahadan gelen “ölçülemeyen” bilgiler, artık “bilim dışı” diye dışlanmamalıdır. Çünkü tarih boyunca en büyük sürprizler, ölçülemeyenlerden gelmiştir.

Şunu kabul edelim:

Güçlü devlet, her şeyi bilen devlet değildir. Güçlü devlet, yanılabileceğini bilen devlettir.

Bugün gerçek tehdit dışarıda değil. Gerçek tehdit, çok zeki olup yanlış düşünen zihinlerin, devleti kendi iç labirentine hapsetmesidir.

Ve asıl soru artık şudur:

Biz devleti daha mı akıllı yapıyoruz, yoksa daha uyanık mı? Çünkü uyanıklık yoksa, zekâ sadece çöküşü hızlandırır. İşte gürültü burada kopar.

Gürkan KARAÇAM

#zeka #mimari #kurumsallaşma #devlet

Yorumlar

Yorum bırakın