Hüsrev Gerede bu ülkede neden hep eksik anlatıldı? Çünkü bazı insanlar başarı hikâyesi değildir; karakter hikâyesidir. Bazıları sonucu sever ve karakteri zorlanarak okur. Oysa devletler sonuçlarla değil, eşiklerde verilen kararlarla ayakta kalır. Gerede, o eşiklerde duranlardandı. Vitrine çıkmadı; omurgayı taşıdı. Omurga görünmezdir; ama kırıldığında her şey çöker.
Bandırma Vapuru bugün bir ikon. O gün ise bir ikon değil, hukuk boşluğu idi. Yetkinin muğlak, bedelin şahsi, geri dönüşün suç sayılacağı bir yolculuk. O gemiye binenler sıradan cesurlar değildi; geri dönmeyi kendine yakıştıramayanlardı. Cesaret, ihtimali sevmek değildir; bedeli göze almaktır. Gerede’nin imzası burada başlar: Zafer ihtimaline değil, yenilginin şahsi bedeline bakarak karar vermek ve bu, alkış üretmez; karakter üretir.
Cumhuriyet kurulduktan sonra asıl imtihan başladı. Dış düşmanla değil; aklın kendisiyle. Devlet, hayatta kalmayı başardığında ilk refleksi düzen kurmaktır. Düzen, rahatlatır ve rahatlık, düşünmeyi yavaşlatır. Düşünce yavaşladığında, disiplin kutsallaşır; sorgu tehlike ilan edilir. İşte devletin aklı burada susar. Susan aklın yerini alışkanlık alır. Alışkanlık ise en pahalı hatadır.
Bu suskunluğun siyasal adı bellidir: merkezîlik, hiyerarşi, itaat. Bu çizgi kısa vadede güven üretir; uzun vadede zekâyı felç eder. Çünkü güven, soruyu susturarak sağlanırsa, gerçeğin maliyeti ertelenir. Ertelenen maliyet birikir; sonra tek seferde ödenir. Tarih bu faturayı defalarca kesti.
İsmet İnönü çizgisi tam da bu suskunluğun kurumsal adıdır. Düzeni devletle eşitleyen, itirazı risk sayan, aklı “doğru karar verilmiş gibi yapma” pratiğine indirgeyen bir çizgi. Bu çizgi devleti ayakta tutabilir; ama düşünür kılamaz. Devleti koruduğunu sanırken, onu kendi reflekslerine kilitler. Kilitlenen akıl, düşmandan önce kendi hatasına çarpar.
Gerede ile bu çizginin uyuşmaması kişisel değildir; ahlakidir. Ahlak derken erdemden değil, aklın sadakatinden söz ediyorum. Gerede’nin sadakati itaate değil, aklaydı. Ben buna iç bağımsızlık diyorum. İç bağımsızlık, dış bağımsızlıktan zordur; çünkü alkış getirmez, koruma sağlamaz. Yalnız bırakır. Devletler iç bağımsızlığı sevmez; çünkü onu denetleyemez.
Gerede’nin mizacı bağırmaz. Slogan üretmez. Kalabalık toplamaz. Ama yanlış gördüğünde içinden “olur” da demez. Bu tavra sessiz reddiye diyorum. Sessiz reddiye, devlete karşı değildir; devleti kendi konforundan korur. Konforunu kaybetmek istemeyen her merkez, sessiz reddiyeyi dışarı iter. “Gürültü” çıkaranı tasfiye eder; sessiz olanı uzaklaştırır.
Diplomasi görevleri bu yüzden takdir değil, inceltilmiş bir uzaklaştırmadır. İran, Japonya, Brezilya… Bunlar coğrafya değil, zihniyet aynalarıdır. Gerede oralarda Türkiye’yi temsil ederken, tek eksenli akla karşı ihtimallerle düşünmeyi savundu. İhtimali sevmeyen devlet, sürprizi davet eder. Sürpriz geldiğinde de “öngörülemezlik” der; oysa öngörülebilirdi tabi eğer soru susturulmasaydı.
Gerede’nin anıları bu yüzden kıymetlidir. Ne intikam vardır ne kahramanlık masalı. Sadece çıplak zaman vardır. Belirsizliğin ağırlığı, suskunluğun anlamı, kararların geri dönüşsüzlüğü. Mustafa Kemal’i putlaştırmaz; onu belirsizliği taşıyabilen bir zihin olarak gösterir. Bu dürüstlük rahatsız edicidir; çünkü resmî anlatı kesinlik ister. oysa DEVLETLER KESİNLİKLE DEĞİL, BELİRSİZLİĞİ YÖNETEBİLME KABİLİYETİYLE BÜYÜR.
Açık söyleyeyim: Düzen, aklın önüne geçtiğinde devlet ayakta kalır; ama körleşir. Körlük yıkımdan önce gelir. Gerede’nin uyarısı “yıkılıyorsun” değildi; “katılaşıyorsun” idi. Katılaşma, kırılmanın provasıdır. Zaman, bu provayı affetmez.
Bu ülkede sadakat çoğu zaman itaate indirgenir. Oysa SADAKATİN DAHA AĞIR BİR TÜRÜ VARDIR: AKLA SADAKAT. Akla sadık kalanlar yalnız kalır. Çünkü kalabalıklar konfor ister; akıl bedel. Gerede o bedeli sessizce ödedi. Ne mağduriyet anlattı ne vitrin istedi. Çünkü onun mizacı, haklıyken bile susabilen bir mizaçtı.
Ve son sözüm;
Devletleri ayakta tutanlar, en çok konuşanlar değildir; aklını konuşturmaktan vazgeçmeyenlerdir. HÜSREV GEREDE, DEVLETLE KAVGA ETMEDEN DEVLETİ AKILSIZLIKTAN KORUMAYA ÇALIŞANLARIN ADIDIR.
Gürkan KARAÇAM
#hüsrevgerede #akıl #vatansever

Yorum bırakın