Sabah uyanıyorsun. Gün henüz başlamadan zihninde bir yük var. Bedende değil, duyguda da değil; daha derinde. Gündemi açmak istemiyorsun. Çünkü artık bilgi almak değil, yüklenmek gibi geliyor. Ne çıkacağını tahmin edebiliyorsun. Yeni bir kriz, yeni bir tartışma, yeni bir belirsizlik ve fark etmeden şunu düşünüyorsun: bugün de böyle geçecek.
Bu his kişisel değil. Bu, bir çağın ruh hali. Artık toplumlar büyük felaketlerle çökertilmiyor. Sert kırılmalar, ani yıkımlar eskide kaldı. Bugün olan şey daha yavaş, daha sessiz, daha etkili. İnsanlar yavaş yavaş yorulur. Sürekli bir şeyler olur ama hiçbir şey tamamlanmaz. Sorunlar çözülmez, sadece şekil değiştirir. Gündem kapanmaz, katman katman birikir. Zihin nefes alamaz.Yorgun bir zihin derinleşemez. Uzun neden sonuç ilişkilerine giremez. Karmaşıktan kaçar, basite sığınır. Kısa açıklamalar ister, hazır cevaplara razı olur. Çünkü düşünmek enerji ister ve sürekli kriz halinde tutulan bir toplumda o enerji bilinçli biçimde tüketilir. Bu yüzden çağın asıl silahı sessizlik değil, gürültüdür.
Herkes konuşur ama kimse dinlemez. Herkes tepki verir ama kimse düşünmez. Sürekli meşguliyet, sürekli dikkat dağınıklığı, sürekli bir “acil durum” hali… Gürültü arttıkça gerçek silikleşir ve insanlar bunu özgürlük zanneder. Bir noktadan sonra şu cümle duyulmaya başlar: ne yapalım, hayat böyle. Bu cümle sıradan görünür. Oysa bu, zihinsel teslimiyetin ilanıdır. Çünkü artık soru bu neden oluyor değildir. Soru buna karşı duracak gücüm var mı haline gelmiştir ve çoğu zaman cevap hayırdır.
Bu bir işgal gibi algılanmaz. Çünkü tank yoktur, uçak yoktur, siren yoktur. Açık yasaklar konmaz. Kimse kimseye sus demez. Herkes zaten konuşuyordur ama tam da bu yüzden kimse gerçekten bir şey söyleyemez. Hâsılı; gürültü, sessizliğin en sofistike biçimidir.
Bir toplum işgal edildiğini anlarsa direnebilir oysa yorulduğunu fark etmeyen bir toplum zaten kaybetmiştir. Çünkü yorgun zihinler gelecek kuramaz. Yorgun zihinler sadece bugünü atlatmaya çalışır ve tarih, günü kurtaranları değil, zihnini koruyanları yazar.
Bu bir komplo anlatısı değil. Bir düşman listesi hiç değil. Bu bir tespit. Gücün artık kimin daha sert vurduğuyla değil, kimin daha uzun süre yorabildiğiyle ölçüldüğü bir çağdayız ve bu çağda en tehlikeli şey krizler değil; bitmeyen kriz hissidir.
Burada asıl soru bunu kim yapıyor değil. Asıl soru şudur: biz ne zaman bu kadar yorulduk ve daha önemlisi… Ne zaman birilerinin bizi bilinçli olarak yorduğunu fark etmeyi bıraktık?
Yorgunluk kader değildir. Öğretilmiş bir haldir ve fark edildiği anda çözülmeye başlar. Bir toplum yorulduğunu fark ettiği gün, ilk kez alan kazanır. Her gündeme koşmamayı, her tartışmaya dahil olmamayı, her gürültüyü ciddiye almamayı öğrendiği an zihinsel egemenliğini geri alır.
Umut büyük laflarda değildir. Küçük ama bilinçli tercihlerde başlar ve bu zihni sürekli açık tutmakta değil, gerektiğinde kapatabilmektedir.
Sonuç olarak direnç bazen ileri atılmak değil, yerini koruyabilmektir. İnsan yorararak yönetilir, EVET! Ama dinlenmeyi bilen insan, yeniden düşünür. Yeniden düşünen toplumlar ise yön değiştirir ve tarih bunu defalarca göstermiştir.
En sessiz anlar, en büyük kırılmaların hemen öncesidir.
Gürkan KARAÇAM
#yoruyorlar #bilinçli #olarak

Yorum bırakın