Zeki insan sen bilirsin: İnsanlığın aynı hatalara geri dönmesi cehaletin ürünü değildir; asıl mesele, zekânın bireyde parlayıp toplumda dağılmasıdır.
İnsan tek başınayken düşünebilir, tartabilir, tereddüt edebilir; kalabalığa karıştığında ise düşünmenin ağırlığını omzundan indirir. Aklın yerini hız, muhakemenin yerini uyum alır. Böylece bilgi artarken yön kaybolur; seçenek çoğalırken irade zayıflar ve toplumlar bu yüzden yanlış olduğunu bildikleri kararları alkışlayabilir, sonuçlarını öngördükleri felaketlere hevesle yürüyebilir ve geçmişte bedelini ödedikleri hataları “değişen şartlar” gerekçesiyle yeniden meşrulaştırabilir.
Aklından geçen soruları biliyorum zeki insan: Bir toplum, kendisini defalarca yaralayan bir yolu neden tekrar kutsar? Aynı çukura düşmenin adını neden her seferinde başka bir gerekçeyle değiştirir?
Burada tekrar eden olaylar değildir; konfor karşısında geri çekilen akıldır. Çünkü bireysel zekâ risk alabilir; toplumsal zihin ise güvenlik arar. Birey soru sormaktan güç alırken kalabalık onayla rahatlar.
Zeki insan sen bilirsin, insan düşünürken cesurdur; çoğunluğa dönüştüğünde ise itaatkâr ve bu dönüşüm gerçekleştiğinde kararlar hızlanırken derinlik kaybolur. Hâsılı hızın derinliğe galip geldiği yerde, doğrular basitleşir; basitleşen doğrular ise kolayca yanlışlara hizmet eder.
Fark ettiğinin farkındayım zeki insan: Toplumsal akıl, bireysel zekâların toplamı değildir; sorumluluğun seyreltilmiş hâlidir. Herkesin biraz bildiği, kimsenin bütünü üstlenmediği yerde düşünce parçalanır. Parçalanan düşünce, yön bulamaz; yön bulamayan toplum, güçlü görünen ama kırılgan kararlar üretir ve bu kırılganlık eleştiriyi tehdit, tereddüdü zayıflık, sorgulamayı ayrışma olarak damgalar. Damgalar çoğaldıkça düşünmenin bedeli yükselir. Bedel yükseldiğinde akıl geri çekilir; yerini alışkanlıklar alır. Alışkanlıklar kutsandığında ise tarih sahneye çıkar ve aynı yanlışı yeni bir adla yeniden oynatır.
Şu çelişkiyi senin de gördüğünden eminim zeki insan: İnsanlık ilerlemeyi üretir, fakat çöküşü tekrarlar. İlerleme bilgi biriktirir; çöküş sorumluluğu dağıtır. Bilgi çoğaldıkça muhakemenin derinleşmesi gerekirken, kalabalıklar derinliği yük sayar. Yük sayılan derinlik terk edildiğinde yüzeysel doğrular hız kazanır. Yüzeysel doğrular hızlandığında “işe yarıyor” hissi hakikatin önüne geçer. İşe yararlık kutsandığında, yarın ödenecek bedel bugünden görünmez olur. Ve her seferinde aynı şaşkınlık sorusu dolaşıma girer: “Nasıl oldu?” Oysa asıl soru şudur: Ne zaman düşünme sorumluluğunu bıraktık?
Sen, bilirsin: Tarih, hataların arşivi değildir; aklın dağıldığı anların kaydıdır. İnsanlık bu yüzden aynı yere çarpar; çünkü her seferinde farklı bir dille aynı vazgeçişi yaşar. Vazgeçilen bilgi değildir zeki insan; vazgeçilen, kararın ağırlığını taşımaya razı olmaktır. Anlayacağın düşünme bireyde kaldığında parlak, toplumda örgütlenemediğinde kırılgandır. Kırılgan akıl gürültüyü sever; gürültü muhakemeyi bastırır ve bastırılan muhakeme konforu kutsar; konfor kutsandığında ise tarih bir kez daha aynı dersi başka bir başlıkla anlatır.
Zeki insan resmi net olarak gördüğünden eminim: İnsanlık hatalarından ders almıyor değil; dersin bedelini kalabalık hâlinde taşımayı reddediyor. Bu reddediş sürdükçe ilerleme yeni icatlarla devam ederken, benzer çöküşler tekrarlanıyor ve tarih, aynı hikâyeyi her kuşakta biraz daha tanıdık, biraz daha tanınmaz yüzlerle yeniden yazmayı sürdürüyor…
Gürkan KARAÇAM
#hata #yanlış #tarih #tekerrür

Yorum bırakın