KADERİN YAZILDIĞI YERDE GÜRÜLTÜ OLMAZ

Kamera yukarıdan iner. Gürültü yoktur. Patlama yoktur. Bağıran yoktur. Çünkü en tehlikeli sahnelerde ses olmaz. Sadece karar anı vardır… İstihbarat da tam burada başlar.

Zeki insan, sana soruyorum: Bir devlet neden düşmanını yenmekle yetinmez? Neden onu hata yapmaya zorlar? Neden tehdidi ezmez de yönlendirir? Neden güç gösterisi yerine sessizliği seçer? Çünkü gerçek güç, sonucu kontrol etmek değildir. Sonucun hangi zihin tarafından, hangi gerekçeyle doğacağını belirlemektir.

Bugün çoğu kişi istihbaratı bilgi toplamak sanıyor. Dosyalar, dinlemeler, sızmalar, raporlar… Oysa bunlar işin vitrini. Asıl oyun vitrinin arkasında.

Gerçek istihbaratçı şunu sorar: “Bu adam neden böyle düşünüyor?” “Bu yapı neden bu kararı almaya meyilli?” “Bu lider hangi korkuyla, hangi arzuyla hareket ediyor?” Çünkü zeki insan, insan karar vermez. İnsan, kendisine anlamlı gelen gerekçeye itaat eder. İşte istihbarat tam da burada bir meslek olmaktan çıkar, bir zihin mühendisliğine dönüşür.

Bak zeki insan; İstihbarat, bilgiye hükmetme sanatı değildir. İstihbarat, iradeye yön verme disiplinidir. O yüzden en gelişmiş istihbarat, düşmanı izleyen değil; düşmana yanlış hamleyi kendi özgür iradesiyle yaptırabilendir.Burada takip yoktur. Burada kovalamaca yoktur. Burada operasyonun adı bile yoktur. BURADA KADER TASARIMI VARDIR.

Zeki insan, düşün: Bir düşman hata yaptığını ne zaman anlar? Çoğu zaman asla. Çünkü ona o hatayı yaptıran sistem, ona bunun doğru olduğuna dair ikna da üretmiştir. İşte bu noktada klasik tanımlar çöker. “Casusluk”, “operasyon”, “gizli servis” gibi kelimeler yetersiz kalır. Çünkü burada mesele bilgi değildir. Mesele, bilginin zihinlerde nasıl yankılandığıdır.

Dinle düşünen insan; İstihbarat; olayları yönetmek değil, olayların anlamını önceden kodlamaktır. Bu yüzden bir devletin en büyük gücü ordusu değildir. Ekonomisi de değildir. Teknolojisi bile değildir. En büyük gücü şudur: Rakibine hangi seçeneklerin “makul” görüneceğini önceden belirleyebilmesidir.

Bu yüzden bazı savaşlar başlamadan biter. Bazı liderler hata yaptıklarını mezara girerken bile anlamaz. Bazı devletler çöker ama hâlâ “yanlış bir şey yapmadık” zanneder. Çünkü yenilgi, her zaman bir darbe ile gelmez. Bazen ikna kılığında gelir.

Zeki insan, sana rahatsız edici bir soru daha: Eğer bir karar sana ait gibi hissettiriliyorsa, o karar gerçekten senin midir? İşte istihbaratın zirvesi budur. İz bırakmamak değil. İRADELERİ FETHETMEK ve işin en sessiz, en karanlık ama en hayranlık uyandıran tarafı şudur: Bu seviyede çalışan istihbarat, kendini asla göstermez. Hatta varlığını inkâr eder. Çünkü görünür olan güç, savunma üretir. Görünmeyen güç ise kabul üretir.

Son söz değil, son katman zeki insan: Gerçek istihbaratçı oyuncu değildir. Hakem de değildir.

Gerçek istihbaratçı oyunun neden oynandığını ve nasıl oynanacağını yazandır ve o metin yazıldığında sahnedeki herkes oynadığını zannederken oyun çoktan bitmiştir.

Gürkan KARAÇAM

#istihbarat #zeka #akıl

Yorumlar

Yorum bırakın