Zeki insan, mütevazı bir itirafla başlayayım: Doların tahtı “para”yla kurulmadı; refleksle kuruldu. O refleks, bir anda “yıkılacak” diye düşünmek romantizmdir; ama o refleksin alternatifsizliğini kırmak, ayakları yere basan en sert gerçekliktir.
Sana şu soruları sorayım: Doların gücü kasasında mı, yoksa herkesin zihnindeki “en güvenli liman” etiketinde mi? Krizde neden herkes aynı kapıya koşuyor? Neden risk hesapları tek bir para biriminin psikolojisine kilitlenmiş durumda? Ve en can alıcısı: Eğer dolar bir “alışkanlık parası” ise, alışkanlığı değiştirecek mühendislik nerede?
Şimdi “daha önce uygulanmamış” türden yöntemlere geçeceğim; ama bir şartla: Bunları birer düşünce deneyi olarak oku. Çünkü zeki insan bilir: Önce fikir doğar, sonra kurum.
Özgün bir tanım koyuyorum:
REFLEKS MÜHENDİSLİĞİ: Bir sistemin para birimini değil, aktörlerinin kriz anındaki otomatik karar yolunu yeniden tasarlama işi.
Şimdi soruyorum: Doları yenmek için dolarla savaşmak mı gerekir, yoksa doları gereksiz kılmak mı? Doları dışlamak mı daha gerçekçi, yoksa doları “arkaplana” itmek mi? Bir tahtı devirmek mi daha kolay, yoksa tahtın altındaki zemini sessizce çekmek mi?
Bak zeki insan, en sert hamleler bazen en sessiz olanlardır.
Birinci spesifik yöntem: “Konteyner Üstü Mutabakat” (KÜM)
Bugün dünya ticaretinin görünmeyen kalbi para değil, konteynerdir. Konteyner hareket ediyorsa ticaret vardır; duruyorsa kriz vardır. O halde soru: Neden ödeme dilini bankadan değil, lojistikten başlatmıyoruz?
DÜŞÜNCE DENEYİ: Büyük ihracatçı ve ithalatçı ülkeler bir “Konteyner Mutabakat Defteri” kurar. Her konteyner sevkiyatına bir “teslimat puanı” yazılır; bu puanlar ay sonunda çok taraflı netleştirme ile kapatılır; sadece net açık veren taraf, belirlenen bir sepetle (yerel para + enerji endeksi gibi) ödeme yapar.
SORU YAĞMURU: Para neden her işlemde dolaşmak zorunda? Neden her sevkiyatın arasına dolar sokuluyor? Neden tek tek tahsilat yerine netleştirme yapılmasın? Banka merkezi yerine lojistik kanıtı merkez olsa ne değişir? Risk algısı “SWIFT”ten değil, “teslimat doğrulaması”ndan türese doların rolü küçülmez mi?
Bir KARAÇAM tanımı;
NETLEŞTİRME EGEMENLİĞİ: İşlemleri tek tek değil, blok hâlinde mahsuplaştırarak “aracı para” ihtiyacını azaltma gücü.
İkinci spesifik yöntem: “Programlanmış Ticaret Kredisi” (PTK)
Bugün doların gücü biraz da şuradan gelir: Ticaretin finansmanı dolar temellidir; sigorta, navlun, akreditif, fiyatlama… hepsi dolar kokar. Peki soru: Neden parayı değil, krediyi yeniden icat etmiyoruz?
DÜŞÜNCE DENEYİ: Bölgesel bir blok, şirketlere “programlanmış ticaret kredisi” verir. Bu kredi nakit değildir; sadece belirli ülkelere, belirli ürün gruplarına, belirli vadelerde kullanılabilir. Yani gaye “para” değil, amaç kilitli ticaret hakkı.
SORU YAĞMURU: Neden her ticaret hakkı paraya dönüşmek zorunda? Neden kredi, dolar gibi serbest dolaşan bir şeye bağlansın? Neden ticareti finanse eden şey, “genel para” değil de “işlem izni” olmasın? Bir krediyi sadece ticaret içinde tutarsan, doların kaçış kanallarını kapatmış olmaz mısın?
Bir KARAÇAM tanımı daha:
AMAÇ KİLİTLİ LİKİDİTE: Paranın serbest dolaşımını değil, belirli ticaret amaçlarını finanse eden kontrollü likidite.
Üçüncü spesifik yöntem: “Fiyatlama Dilini Değiştiren Hayalet Birim” (FDH)
Zeki insan, şu soruya odaklan: Doları devirmek için doların yerine başka para koymak şart mı? Ya “para”yı değiştirmeden önce ölçü birimini değiştirirsek?
DÜŞÜNCE DENEYİ: Blok ülkeler, enerji ve ham maddede “hayalet birim” kullanır: Örneğin “E-arı” gibi; bu birim kasada tutulmaz, sadece sözleşmelerin fiyatlama dilidir. Ödemeler yine ulusal paralarla yapılır ama fiyat “E-arı”ya endekslidir. Böylece dolara olan zihinsel bağ kopar; çünkü taraflar artık kârı zararı dolarla değil, kendi yeni ölçüsüyle konuşur.
SORU YAĞMURU: İnsanların zihnine önce hangisi yerleşir: fiyat mı, ödeme mi? Sözleşmenin dili değişirse, risk algısı kimin elinde kalır? Doların gücü “ödeme aracı” olmasından mı, yoksa “fiyatlama dili” olmasından mı? Bir şeyi konuşma dilinden çıkarırsan, hâkimiyeti kaç gün sürer?
Yeni bir tanım daha yapıyorum:
MUHASEBE DİLİ DEVRİMİ: Ödeme aracı aynı kalsa bile, fiyatlama ve kârlılık hesaplarının referansını değiştirerek tahakkümü kırma yöntemi.
Dördüncü spesifik yöntem: “Sigorta Tahtını Devirmek” (STD)
Çoğu insan bilmez: Ticarette doların görünmez kalesi, bazen bankadan çok sigortadır. Deniz sigortası, reasürans, ülke riski primleri… Hepsi dolar merkezli bir akıl haritasıyla fiyatlanır.
DÜŞÜNCE DENEYİ: Blok ülkeler, karşılıklı “Risk Havuzu” kurar; sigorta primlerini dolar yerine “sepet endeksi” ile fiyatlar; reasüransı da kendi içinde netleştirir. Ticaretin “korku fiyatını” dolardan koparınca, doların zorunluluğu bir katman daha incelir.
SORU YAĞMURU: Bir sistemin asıl gücü para mıdır, yoksa korkuyu fiyatlama hakkı mı? Kredi notu kimdeyse kader kimde midir? Sigorta dili değişirse ticaret dili de değişmez mi? Risk primi dolar yerine sepetle ölçülse, “kaçış” yine dolara mı olur?
Burada bir tanım daha:
KORKU FİYATI: Ticarette görünmeyen maliyet; belirsizliğin paraya çevrilmiş hâli.
Beşinci spesifik yöntem: “Karbon Muhasebesi Üzerinden Yeni Mutabakat” (KMYM)
Dünya yeni bir şeyle yaşıyor artık zeki insan: karbon düzenlemeleri, sınırda karbon vergileri, yeşil sertifikalar… Buradaki sorum şu: Neden yeni küresel denetim dili oluşurken, ödeme dili eski imparatorlukta kalsın?
DÜŞÜNCE DENEYİ: Blok ülkeler, karbon yoğun ürünlerde bir “Karbon Mutabakat Puanı” oluşturur; ticaret bu puanla netleştirilir; para sadece farkı kapatır. Böylece dolar yerine “yeni çağın muhasebe dili” merkeze oturur.
SORU YAĞMURU: Geleceğin ticaretini belirleyen şey para mı olacak, yoksa uyum maliyeti mi? Karbon sertifikası yeni altın değil mi? Yeni denetim dili kimin elindeyse yeni para dili de onda olmaz mı? Dolar, geleceğin defterinde olacak mı ya da olmalı mı?
Zeki insan, bütün bu düşünce deneylerimin ortak noktası şu: Doları “yasaklayarak” değil, doları her işlemin mecburi köprüsü olmaktan çıkararak küçültmek. Yani parayı değil, aklı çok merkezli yapmak.
Son bir tanım daha koyup bitireyim:
KOGNİTİF ÇOK MERKEZLİLİK: Kriz anında tek bir “doğal” tercihin değil, birden fazla “makul” tercihin aynı anda çalışabildiği düzen.
Ve şimdi soru yağmurunun son damlası: Eğer doların tahtı alışkanlıksa, alışkanlığı kim kıracak? Devlet mi, şirket mi, halk mı? Yoksa hepsinin üzerinde, “neye doğal dediğimizi” tasarlayan kognitif mimari mi? Bir ülke dolar kullanmayı azaltınca mı özgürleşir, yoksa doların zorunlu olduğu alanları tek tek söküp attığında mı? Doları devirmek için yeni para mı gerekir, yoksa yeni defter mi? Yeni bankalar mı gerekir, yoksa yeni mutabakat mantığı mı? Ve en acısı: Biz bugüne kadar doları yenmeye çalışırken, aslında doların en sevdiği oyunu mu oynadık?
Ben sadece şunu söylüyorum;
Tahtlar kılıçla değil, defterle kurulur ve defteri kim tasarlıyorsa, hükmü de o yazar.
Unutma zeki insan! İmparatorluklar parayla değil, ‘başka seçenek yok’ yalanıyla yaşar.
Gürkan KARAÇAM
#dolar #ortakakıl #türkiye

Yorum bırakın