MADURO’DA TEST EDİLEN “ALINABİLİRLİK”, İRAN’DA “KIRILABİLİRLİK” TİR: HEDEF REJİM DEĞİL, KARAR REFLEKSLERİDİR

Zeki insan, bugün sana bir “olay” anlatmayacağım. Çünkü olaylar zaten herkesin gözü önünde. Ben sana olayların birbirini nasıl tetiklediğini değil, aynı zihin tarafından nasıl tasarlandığını anlatacağım. Çünkü çağımızda mesele tankların hareketi değil; karar alma reflekslerinin felç edilmesidir.

Maduro’da denenen şey bir operasyon değildi; bir fikirdi. O fikir şuydu: “ALINABİLİRLİK.” Yani dokunulmazlık eşiğinin düşürülmesi. Bugün İran’da sokaklarda gördüğün hareketlilik ise aynı fikrin bir üst versiyonudur: “KIRILABİLİRLİK.” Burada hedef bir liderin devrilmesi değil; bir devletin refleks hızının düşürülmesidir.

Şimdi dur ve şu soruyu sor: Bir devlet en çok ne zaman kaybeder? Toprak kaybettiğinde mi, lider kaybettiğinde mi, yoksa karar alamaz hale geldiğinde mi? İşte KIRILABİLİRLİK TESTİ tam burada başlar. İlk tanımı yapayım; KIRILABİLİRLİK; bir rejimin yıkılması değil, her kararının iç güvenlik endişesiyle gecikmeye uğramasıdır.

Alınabilirlik mesajı “Sana da dokunulur” der. Kırılabilirlik mesajı ise daha sinsi konuşur: “Dokunmam bile; sen kendini korurken ben zamanı alırım.”

Zeki insan, İran’da sokakların karışması bir tesadüf mü? Ekonomik gerekçeler gerçek mi? Elbette. Ama strateji şudur: GERÇEK SORUNLAR, DOĞRU ZAMANDA BÜYÜTÜLÜR. Bir tanım daha; STRATEJİK KAOS; sorun yaratmak değil, var olan sorunu karar felcine yol açacak eşiğe taşımaktır. Bugün İran’da yapılan tam olarak budur. Rejim düşsün diye değil; rejim her sabah “önce içeriyi mi toparlayayım, yoksa dışarıda mı hamle yapayım” ikilemiyle uyansın diye.

Peki bu tabloda ABD, İngiltere ve İsrail hangi rolde?

ABD SAHNEDEKİ PROJEKTÖRDÜR. Işığı açar, kapatır, gündemi belirler. Gürültüyü yönetir, ritmi ayarlar. ABD’nin rolü güç gösterisi değil, psikolojik eşik kuruculuğudur.

İngiltere ise senaryonun editörüdür. Acele etmez, bağırmaz, devrim istemez. İNGİLİZ AKLI ŞUNU SEVER: Rejim yıkılmasın ama elitler arasında çatlak büyüsün, karar masaları çoğalsın, kimse net konuşamasın.

İSRAİL’E GELİNCE… İsrail bu oyunda zaman kazanmak ister. Zaman kazanmak ne mi demek? ZAMAN KAZANMAK; düşmanı zayıflatmak değil, düşmanın refleks süresini uzatmaktır. İran içeride meşgulse, dışarıda daha geç hareket eder. Bu İsrail için savaştan daha değerlidir.

Şimdi zeki insana yakışan sorulara hazır mısın: İran gerçekten hedef mi, yoksa bir mesaj panosu mu? Sokaklar karışırken asıl kırılan şey ekonomi mi, yoksa “devlet her şeye yetişir” algısı mı? Bir rejim ayakta dururken karar alma hızı düşerse, bu rejim güçlü sayılır mı? Ve daha önemlisi: Bir devlet dışarıdan vurulmadan, içeride kendi refleksleriyle yavaşlatılabiliyorsa, bu bir yenilgi midir yoksa henüz adı konmamış bir teslimiyet mi?

Maduro’da denenen alınabilirlik, dünyaya bir eşik gösterdi. İran’da denenen kırılabilirlik ise o eşiğin içeriye doğru taşınmasıdır. BU BİR DEVRİM PROVASI DEĞİL; BİR KARAR MİMARİSİ OPERASYONUDUR.

Ama unutma zeki insan: Her kırılabilirlik testi aynı zamanda bir karşı test doğurur. Devletler ya reflekslerini kaybeder ya da daha sert, daha hızlı ve daha öngörülmez hale gelir. Hangisinin olacağını belirleyecek olan sokaklar değil; karar masasında oturanların zihinsel dayanıklılığıdır.

Son cümlemi not et zeki insan : Bir devleti yıkmak için saraya girmek gerekmez, karar veremez hale getirmek yeterlidir.

Gürkan KARAÇAM

Yorumlar

Yorum bırakın