MADURO ALINDI: NATO’NUN GELECEĞİ ARTIK BİR İTTİFAK MESELESİ DEĞİL, BİR ZİHİN TESTİ

Zeki insan, burada baştan net olayım: Olay bir söylenti değil, bir yorum değil, bir benzetme hiç değil. Maduro alındı. İsim önemli değil diyenler yanılıyor; isim çok önemli çünkü isim bir eşiği temsil eder. Bugün konuşmamız gereken “nasıl alındı?” değil, alınabildiğinin dünyaya ne yaptığıdır.

Ben bu yazımda geçmişi anlatmayacağım; bundan sonrasını, yani NATO’nun artık hangi zeminde yürümek zorunda kaldığını anlatacağım.

Zeki insan, bir liderin alınması operasyonel bir başarı olabilir; ama bir liderin alınabildiğinin görülmesi, ittifakların zihinsel mimarisinde bir kırılmadır. NATO tam olarak bu kırılmanın ortasında duruyor. Çünkü NATO’nun varlık sebebi yalnızca askeri güç değildir; NATO’nun asıl sermayesi, üyelerine ve rakiplerine aynı anda fısıldadığı cümledir: “Bazı şeyler yapılamaz.” İşte Maduro’nun alınmasıyla bu cümle ilk kez bu kadar yüksek sesle çatladı.

Şimdi şu tanımı koyuyorum, zeki insan:

ALINABİLİRLİK EŞİĞİ, sadece bir devletin değil; bir ittifakın “dokunulmazlık tahayyülünün” çökmesidir. Bu eşik geçildiğinde, tankların sayısı değil, liderlerin geceleri nasıl uyuduğu önemlidir. Çünkü artık soru kim “ne yapabilir?” değil, birileri “ neyi yapabileceğini düşünüyor?” sorusudur.NATO açısından mesele tam da buradadır. Maduro’nun alınması NATO’ya şunu sormuştur: Biz hâlâ kural temelli bir düzenin askeri miyiz, yoksa gücün kuralı yeniden yazdığı bir çağın hızlandırıcısı mı? Bu soru cevapsız kalırsa, NATO’nun en büyük riski dışarıdan değil, içeriden başlar. Çünkü ittifaklar çatışmayla değil, aynı olayı farklı duygularla okuduklarında çözülür.

Zeki insan, bu olaydan sonra NATO içinde üç duygu aynı anda büyüyor: rahatlama, tedirginlik ve şüphe. Bazıları “ABD hâlâ yapabiliyor” diyerek rahatlıyor. Bazıları “ABD bunu yapabiliyorsa yarın bizi hangi krize sürükler?” diye tedirgin oluyor. Ve en tehlikelisi: bazıları artık yüksek sesle söylemese bile şunu düşünüyor: Hukuk dediğimiz şey, gerçekten ortak bir zemin mi, yoksa güçlü olanın kullandığı geçici bir dil mi? İşte bu soru, NATO’nun içine bırakılan sessiz bir mayındır.

Yeni bir tanım yapıyorum:

İTTİFAK YORGUNLUĞU, üyelerin aynı eyleme farklı meşruiyet gerekçeleri üretmeye başlamasıdır. Bu yorgunluk başladığında NATO dağılmaz; ama aynı refleksi kaybeder. Aynı refleksi kaybeden bir yapı, kriz anında hızını değil, yönünü kaybeder.

Maduro’nun alınması NATO’nun önüne şunu koymuştur: Eğer bu bir istisnaysa, istisnanın sınırı nedir? Eğer bu bir yöntemse, yarın kim hangi coğrafyada bunu aynı yöntemle deneyecek ve NATO o zaman hangi yüzle itiraz edecektir?

Zeki insan, burada en sert gerçeği söyleyeyim: İtiraz edebilmek için önce kuralı net olarak koymuş olman ve esnemesine izin vermemen gerekir yoksa kuralın griye düştüğü yerde, itiraz da gri olur.

NATO’nun geleceği artık savunma planlarında değil, emsal yönetiminde gizlidir. Eğer NATO bu olayı “oldu ve bitti” diye geçiştirirse, rakipleri bunu “yapılabilir” diye kayda geçer. Eğer NATO bunu alkışlarsa, yarın aynı emsal Avrupa’nın kapısına dayandığında savunacağı şey hukuktan çok alışkanlık olur. Alışkanlık savunma üretemez; sadece gecikme üretir.

Ve zeki insan, en kritik soruya geliyorum: NATO’nun caydırıcılığı bugün karşısındaki gücü mü korkutuyor, yoksa kendi üyelerini mi tedirgin ediyor? Eğer bir ittifak üyelerine aynı anda hem “seni korurum” hem de “seni riskin içine çekerim” hissi veriyorsa, o ittifak askerî olarak güçlü olabilir ama psikolojik olarak çözülmeye başlamıştır.

Maduro’nun alınması NATO için bir zafer anlatısı değildir; bir aynadır. Bu aynada NATO şunu görmüştür ve görmelidir de; Kural esniyorsa, herkes sırayı düşünür. Sıra düşünülmeye başlandığında ise savunma değil, şüphe büyür. Şüphe büyüdüğünde ittifaklar silahlanır ama birlikte hareket edemez.

Zeki insan, bu yüzden altını kalın çiziyorum: Bugün alınan sadece Maduro değildir. Bugün alınan, NATO’nun yıllardır dayandığı “bazı şeyler yapılamaz” cümlesinin zırhıdır. O zırh çatladıysa, bundan sonra mesele güç değil; akıl, sınır ve anlam meselesidir.

Ve dünya artık şu sorunun cevabını bekliyor: NATO bu yeni çağda düzenin bekçisi mi olacak, yoksa düzenin çözülmesini hızlandıran güç mü? ve cevap verilmezse, cevap kendiliğinden yazılacaktır.

Gürkan KARAÇAM

#maduro #abd #nato

Yorumlar

Yorum bırakın