Bir Figür Düşer, Sistem Kendini Alkışlatır

Zeki insan, bu yazı bir isimle ilgili değil; zaten mesele de bu. Bir olay yaşandı, bir figür gündeme düştü, herkes aynı soruları sormaya başladı. Kim yaptı, ne dedi, nasıl düştü, neden şimdi?

Neden kimse şu soruları sormadı; Bunları kim korudu? Kim önlerini açtı? Kim hangi kapıyı ne zaman araladı? Bu isimler ekranlara çıkarken hangi istihbarat süzgecinden geçti, hangi sermaye masasından onay aldı, hangi editoryal hat “dokunulmaz” ilan edildi? Zaafları gerçekten bilinmiyor muydu, yoksa tam da bilindiği için mi tercih edildiler? Bugüne kadar kimlere, hangi başlıklarla, hangi kriz anlarında hizmet ettiler? Hangi kelimeleri özellikle seçtiler, hangi soruları hiç sormadılar, hangi gerçekleri “makul” gerekçelerle buzdolabına kaldırdılar? Peki şimdi soruyorum: Eğer bu ifşalar gerçekten büyük haber olsaydı, neden bu kadar rahat servis ediliyor? Neden hiçbir küresel aktör rahatsız olmuyor? Neden hiçbir güç odağının uykusu kaçmıyor?

Bu tür ifşalar benim için zerre haber değeri taşımaz; figür yanar, sistem nefes alır. Asıl haber; bu figürleri üreten düzenin adı, bu düzeni besleyen şirket, medya, istihbarat hattının mimarisi, hangi kararların bu gürültüyle örtüldüğü ve hangi büyük dosyaların sessizce rafa kaldırıldığıdır.

Asıl haber; neden bugün bunu konuştuğumuz, yarın başka bir figürü konuşacağımız ve her seferinde aynı döngüye gönüllü olarak girdiğimizdir. Çünkü gerçek haber bağırmaz; gerçek haber konuşulmaz. Gerçek haber, konuşulmasına izin verilmeyendir ve gerçek aydın da kimseden izin almaz konuşmak için…

Bak dikkat et. Bugün konuşulan olay, aslında bir son değil; planlı bir ara duraktır. Sorularımı hatırla; bu figürün zaafları bugün mü ortaya çıktı? Daha önce bilinmiyor muydu? Biliniyorsa neden yıllarca sorun olmadı? Zaaf bir kusur mu, yoksa sistem için bir teminat mıydı? Kontrol edilebilir olmak, bu düzende bir risk mi yoksa tercih sebebi mi? Ve asıl soru: Bugüne kadar kimlere, hangi anlarda, hangi başlıklarla hizmet edildi?

Şimdi biraz daha derine inelim. Bu olay patladığında neden aynı dil devreye girdi? Neden aynı uzmanlar konuştu? Neden aynı çerçeve çizildi? Neden tartışma hızla “kişisel hata”, “etik sorun”, “bireysel sapma” çizgisine çekildi? Bu bir tesadüf mü, yoksa refleksi ezberlenmiş bir kriz yönetimi mi? Eğer mesele gerçekten sistemik olsaydı, bu kadar hızlı kişiselleştirilir miydi?

Zeki insan, sana en başında söylemiştim, benim için bu tür ifşaların haber değeri yok. Bir figürün yanması haber değildir. Hatta tam tersine, bu sistemin sağlıklı çalıştığının göstergesidir. Çünkü düzen kendini böyle korur. Bir parça feda edilir, bütün aklanır. Toplum rahatlar, öfkesini boşaltır, vicdanını teslim eder.

Ben isimlerle ilgilenmiyorum. BEN MEKANİZMAYLA İLGİLENİYORUM. İNSANLARA NE DÜŞÜNECEKLERİNİ DEĞİL, NEYİ ASLA DÜŞÜNMEMELERİ GEREKTİĞİNİ ÖĞRETEN KOGNİTİF MİMARİYLE. HER KRİZDE AYNI DÖNGÜYÜ ÜRETEN DÜZENLE.

Figürler değişir, senaryolar güncellenir, ama akıl hep aynı yerde tutulur. İşte bu yüzden doğru sorular çok değerlidir. Çünkü DOĞRU SORU, OYUNU DURDURUR.

O yüzden son bir soru bırakıyorum sana zeki insan: Eğer bu kadar insan aynı anda aynı şeyi konuşuyorsa, gerçekten özgür bir tartışma mı vardır; yoksa hep birlikte, bize ayrılan alanda mı dolaşıyoruz? Ve daha da önemlisi: Bize hiç gösterilmeyen o alanın dışında ne var?

Cevap verme! Rahatlama! Sadece şunu fark et! Bir figür düştüğünde sevinen sistemse, mesele figür değildir. Mesele, neden hep yanlış yerden baktığımızdır.

Gürkan KARAÇAM

#figür #sistem #uyan

Yorumlar

Yorum bırakın