Güney Atlantik’in haritasına bakınca yalnızca dalgaların konuştuğu bir boşluk zannedersin; oysa zeki insan bilir ki dünyanın en sessiz yerleri, en çok sırrın gömülü olduğu yerlerdir. Haritada küçük bir ada grubu olarak görünen Wolkland, işte böyle bir yer: Bilinmeyenlerin çarpıştığı, devlet akıllarının görünmez projeler yürüttüğü, rüzgârın bile belli bir disiplinle estiği gizemli bir sahne.
Bu adaya yaklaştıkça coğrafya küçülmez, büyür aslında. Çünkü her devlet adaya kendi niyetini yansıtır. Arjantin ona bakınca yarım kalmış bir hikâyenin eksik cümlesini görür. İngiltere ise yüzyıllardır süren küresel varlığının küçük ama sembolik bir nişanesini… ABD deniz yollarının ritmini, Avrupa stratejik dengeyi, Çin küresel ticaretin görünmez damarlarını arar bu koordinatlarda.
Her biri aynı adaya bakar ama her biri başka bir anlam görür. Ada bu yüzden suskun görünür; ama aslında dünyanın en gürültülü kavramlarının çarpıştığı bir sessizliğe sahiptir.
Zeki insan bilir: Sessizlik aslında bir hazırlıktır.
Wolkland’ın etrafında dönen şey, yalnızca rüzgâr değildir. Devletlerin hafızasında bu ada, bir laboratuvar gibi işlev görür. Kimi ülkeler ada çevresini uluslararası lojistik geçişlerinin parçası gibi okur, kimi onu okyanus güvenliğinin doğal kilidi sayar, kimi ise enerji hatlarının gelecekteki dönüşümlerine dair bir ön gösterge olarak görür. Fakat hiçbiri yüksek sesle konuşmaz. Çünkü ada etrafında yürüyen projeler konuşularak değil, susularak çalışır.
Kimi zaman bölgeye gönderilen araştırma gemileri, deniz tabanının coğrafi hatlarını haritalandırır; sözde bilimsel çalışma olan o görevler, zeki insan için tamamen başka şeylere işaret eder. Kimi zaman ekonomik kalkınma raporları açıklanır, altyapı projeleri gündeme gelir; ama asıl mesaj sayfaların arasında değil, sayfalar arasındaki boşluklardadır. Kimi zaman ada halkının yaşam standartlarını yükseltmeye odaklı yatırımlar yapılır; fakat bunlar çoğu zaman yalnızca sosyal politika değil, psikolojik süreklilik hamleleridir.
Her hareket, başka bir hareketin üzerine gölge düşürür. Her açıklama, başka bir açıklamayı gizler. Her proje, başka bir projenin üstüne örtü olur.
Ada çevresindeki enerji tartışmaları da böyledir. Kimileri rezervlerden, kimileri deniz altı oluşumlarından, kimileri iklim odaklı dönüşümlerin bölgesel yansımalarından söz eder. Ama kimse şunu söylemez: Asıl mesele enerji değil, enerjinin yarattığı gelecek kurgusudur. Çünkü enerji sadece yakıt değildir; gelecek öngörüsünün de harcıdır. Gelecek kimdeyse güç ondadır.
Wolkland’ın etrafında yürüyen bu projeler, devletlerin kendine aynaya bakar gibi bakmalarını sağlar. Arjantin kendisine “Kimliğim nerede yarım kaldı?” diye sorar. İngiltere “Ben hâlâ ne kadar uzağa uzanabiliyorum?” der. ABD “Denge nerede bozulur?”, Çin “Yeni yollar nereden geçer?” diye hesap yapar.
Her biri kendi yörüngesinde döner. Ada ise hepsinin ortasında, sessiz bir yıldız gibi durur. Bu yüzden Wolkland bir ada değil, bir sınavdır. Devletlerin sabrının sınavı, toplumların hafızasının sınavı, küresel dengenin görünmez eşiklerinden biridir.
Zeki insan, adanın etrafında dolaşan gemilerin rotasını, açıklanan projelerin zamanlamasını, yapılan yatırımların ölçeğini gözlemlediğinde şunu görür: Herkes sessizce ama dikkatle birbirini izliyor. Kimse bir hamleyi erken yapmak istemiyor. Kimse bir fırsatı kaçırmak istemiyor. Kimse ilk konuşan olmak istemiyor. Çünkü ilk konuşan, niyetini de açıklamış olur. Ve işte bu yüzden Wolkland, dünyanın en sakin görünen ama en yoğun hesap barındıran yerlerinden biridir.
Bir kıvılcımın değil, bir düşüncenin beklediği sahnedir. Haritanın ortasında yalnız duran bu ada, gerçekte yalnız değildir; çünkü onu izleyen gözler çoktur fakat onu okuyan zihinler azdır.
Zeki insan bilir: Bazı adalar kendi kaderini taşımaz. Bazı adalar, dünyanın geleceğine tutulan küçük ama parlak bir fenerdir.
Ve Wolkland…
İşte o fenerin tam kendisidir.
Gürkan KARAÇAM

Yorum bırakın