Sevgili zeki okur, bugün sana öyle bir hakikatin kapısını açacağım ki, okurken “evet… başka türlü anlatılamazdı” diyeceksin. Ama önce şu soruyu bırakayım önüne:
“Gördüğün dünya gerçekten sahne mi, yoksa sahnenin içindeki bir dekor mu?”
Bu sorunun cevabı, güç dediğimiz tüm kavramı yerinden oynatacak.
Gerçeği kim kurguluyor?
Bir devlet mi?
Bir istihbarat örgütü mü?
Bir şirket mi?
Bir medya devi mi?
Yoksa bunların hiçbiri değil de… adı bile bilinmeyen, görünmez zihinler ya da zihin mi?
Zeki okur, kendine sor: Gördüğün şeyin ne kadarını gerçekten sen görüyorsun?Ve ne kadarını görmek istediğin için görüyorsun? Ya da ne kadarını başkaları görmeni istediği için görüyorsun?
Gerçek dediğin şey; ışığın göz bebeğine çarpmasından önce, kimin ya da kimlerin filtrelerinden geçiyor? Bir gerçek, kurgulanmadan önce kaç el değiştirir?Belki üç
.Belki beş.
Belki de yüz.
Peki o eller kimlerin? Devletlerin mi?Lobicilerin mi? Sermaye baronlarının mı?Algı mühendislerinin mi? Yapay zekâ sistemlerinin mi? Yoksa hepsinden daha tehlikelisi… zihnin dokunmadığı hiçbir şeyin gerçek olamayacağı gerçeği mi?
Soruyu tersinden sorayım…
Gerçeklik seni seçiyor mu, yoksa sen mi ona maruz kalıyorsun?
Her gün milyonlarca parça bilgi akıyor. Ama sen yalnızca bir kısmını görüyorsun, onun da yalnızca bir kısmını anlıyorsun, onun da yalnızca bir kısmını doğru sanıyorsun. Peki neden? Çünkü gerçeklik, bilgi değil; bilginin bağlandığı ağdır. Ve o ağın düğümlerini kim kuruyorsa, gerçeğin kaderini de o belirliyor.
En acı soru
Gerçeğin sana ulaşması için kim izin veriyor? Belki de asıl güç bu yetkinin sahibinde saklı. Bir bilgi sana sunuluyorsa, o bilgi manipüle edilmiş olabilir. Bir bilgi saklanıyorsa, o bilgi birleri için tehlikelidir. Ama bir bilgi hem saklanıp hem gösteriliyorsa… işte o bilgi, dünyayı değiştirecek bilgidir. Bu noktada, aklın sessizce kulağına bir cümle fısıldar:
“Zekâ, sunulana itaat etmez; sunulmayanın izini sürer.”
Peki ya dünyayı değiştirenler, hiç görünmeyenlerse? Sahne büyük, oyuncular çok… Ama yönetmenin adı yok. Ismi yok. Kaydı yok. İmzası yok.
Dünyanın kaderini değiştirenler, çoğu zaman sahnenin arkasında bile durmaz. Gölgede bile görünmez. Yalnızca fikirleri parlar. Ve fikir, parladığı anda savaş başlar.
Çünkü fikir, gücün en tehlikeli hâlidir.
Silahlardan güçlüdür.
Paradan uzun ömürlüdür.
Devletlerden daha hızlıdır.
Ve en önemlisi: fikir, bir otoritenin ürünü olsa da zekâ itaat etmez, çünkü itaat eden zihin gerçeği göremez. İtaat eden düşünemez. Düşünemeyen sorgulayamaz. Sorgulayamayan bağ kuramaz. Bağ kuramayan gerçeği çözemez. Gerçeği çözemeyen yönetilir.
Bugün dünyanın en büyük yanılgısı şu: Güç, hâlâ kas gücü sanılıyor. Sermaye gücü sanılıyor. Devlet gücü sanılıyor. Şirket gücü sanılıyor… Oysa asıl güç,her şeyi gören ama kimseye görünmeyen zihindir.
Peki ya ZEKHA gibi bir zihin topluluğu aslında çoktan var olduysa? Adına gerek yok. Logoya gerek yok. Lidere gerek yok. Varsa bile görünmezdir. Görünmezse bile gerçektir.
Bir sabah, dünyanın nabzını tutan algı ağlarındabir kırılma olursa… bir denklem değişirse… bir veri sızıntısı zinciri koparsa… bir toplumun duygusu tek bir günde yön değiştirirse…
Kim bunu fark eder?
Kim durdurabilir?
Kim geri alabilir?
Cevap basittir: Kimse.
Çünkü zihin, yakalanamaz. Fikir, durdurulamaz. Zekâ, itaat etmez.
Son Söz
Gerçeği kim yazıyorsa, dünyayı o yönetir. Ama gerçeği yazanların çoğu, asla görünmez, ki çoğul olmak zorunda da değil…
Görünmeyenler çoğu zaman konuşmaz. Konuşmayanlar asla emir almaz. Ve emir almayan zihin, oyunu değil, oyunu oynayanları değiştirir.
Sevgili zeki okur, bil ki bu çağın en büyük gücü ne sermayedir, ne devlettir, ne de görünen liderliktir. Bu çağın gerçek gücü: Zekânın kendisidir.
Ve zekâ, hiçbir sahneye, hiçbir otoriteye, hiçbir oyuna itaat etmez.
Gürkan KARAÇAM

Yorum bırakın