Bazen insan kendi içinin en kuytu köşesinde kaybolur. Gürültüsü olmayan bir karanlık… Adı kaygı. Bir de gölgesi vardır bu karanlığın, sessizce kolunu omzumuza atan: Korku.
“Karanlık odalar zihinde doğar; ama ışığı yakacak düğme hep kalbin bir yerindedir.”
Kaygı dediğin, henüz yaşanmamış bir sahnenin ön provasıdır. Korku ise, yıllar önce kapanmış bir defterin sayfalarının rüzgârla yeniden açılması… Zihin her ikisini de gerçekmiş gibi boyar.
“Zihin, hayal ile gerçeği aynı tuvale çizer; ayırt etmeyi öğrenen özgür olur.”
Kaygıyla boğuşan insan, çoğu zaman kendi düşüncelerinin ağırlığını sırtında taşır. Oysa en ağır yük, taşınandan çok, taşındığına inanılan yüktür.
“İnsan, sırtındakinden değil; zihninde büyüttüğünden yorulur.”
Gecenin bir vakti, odanın ışığı sönükken, duvardaki gölge kocaman görünür. Ama eline küçük bir mum alıp yakarsan, o dev gölgenin, aslında masanın kenarına bırakılmış bir fincandan ibaret olduğunu görürsün.
“Korku büyür; çünkü sen cesaretinin küçüldüğünü sanırsın.”
Kaygı, insanı geleceğin ihtimalleriyle yaralarken; korku, geçmişin izleriyle sarsar. Peki insan ne yapar? Çoğu zaman ikisinin arasında sıkışır. Oysa bilmez ki;
“İki uçurum arasında sıkıştığını sanan, aslında bir köprünün tam ortasındadır.”
Zihnimiz hızlıdır, çoğu zaman bizi yanıltacak kadar hızlı. Bir ses duyarız, felaket zannederiz. Bir haber okuruz, kendi sonumuzu yazarız.
“Düşünce fısıldar, duygu bağırır; akıl ikisinin arasındaki dengeyi arar.”
Kaygı ile korkunun en sevdiği şey, insanın kendini yalnız sanmasıdır. Ama yalnız değiliz; içimizde bir ses daha var: Cesaret. Sessizdir ama hep oradadır.
“Cesaret bağırmaz; insan en çok kendi sessizliğinde onu duyar.”
Bazen korkuyu yenmek, onunla kavga etmek değildir. Tam tersine, onu yanına oturtup anlamaya çalışmaktır.
“Korku bir duvardır; dokunursan kapıya dönüşür.”
Kaygı ise yönetildiği sürece bir pusulaya dönüşebilir. Çünkü kaygı, insanın kendine söylediği bir uyarıdır: “Hazırlıklı ol.” Ama fazla olursa, pusulanın ibresi ters dönmeye başlar. İşte o an durmak gerekir.
“İnsan, ilerlemesi gerekince durmayı da bilmelidir; çünkü bazen bir nefes, bin düşünceden daha iyileştiricidir.”
Kendinle savaşmayı bıraktığın gün, dünyanın da sana savaş açmayı bıraktığını fark edersin. Çünkü çoğu zaman gerçek sorun, dışarıdaki değil, içerideki fırtınadır.
“Dış dünya rüzgârdır; iç dünya yelken.”
Unutma!
Kaygı seni esir almaya çalıştığında, korku sana çökmeye başladığında, kendine sadece tek bir soruyu sor:
“Bu düşünce bana gerçeği mi söylüyor, yoksa sadece anlatıyor mu?”
Çoğu zaman o düşünce sadece bir masalcıdır. Ve sen, hikâyenin sahibi olduğunun farkına varınca, masalcı susar.
“Zihin hikâye yazar; kalp hangi sayfayı açacağını seçer.”
Bu satırlarım, kaygıyla ve korkuyla boğuşan herkes için bir hatırlatma olsun: Sen güçsüz değilsin. Sadece bazen zihnin, senden daha güçlüymüş gibi davranır. Ama en büyük hakikat şudur:
“İnsan, kendi zihnini yenebilen tek varlıktır.”
Ve son bir söz…
Ne kadar karanlık olursa olsun, unutma!
“Işığı hatırlayan biri için hiçbir gece sonsuza kadar sürmez.”
Gürkan KARAÇAM

Yorum bırakın