Dünya, artık tankların değil algıların savaşı içinde.Ve bu savaşta beş büyük oyuncu var: ABD, İngiltere, İsrail, Rusya ve Çin.
Kimi parayla hükmediyor, kimi korkuyla, kimi bilgiyle. Ama hepsi aynı soydan: Emperyalizm. Farklı diller konuşurlar, ama aynı açlığı taşırlar;doymak bilmeyen güç hırsını.
Beşli Kartel: Gücün Maskesi, Zekânın Gölgesi
ABD; dünyanın kasası ve kasabıdır. Doları silah, Hollywood’u hipnoz aracı yapmıştır. Küresel düzeni “özgürlük” diye satar ama özgürlükten anladığı tek şey, kendisine boyun eğmiş zihinlerdir.
İngiltere; gülümseyerek sömürür. Yüzyıllardır masa başında imparatorluk kurar. Dünyayı parçalara ayıran kalem, hâlâ Londra menşelidir. Diplomasisi zarif görünür ama özü zehirlidir. Bir yılan gibi ısırmaz; sarılır, boğar.
İsrail; küçük bir devlet, ama dev bir akıl laboratuvarı.Teknolojiyi silah, dini kalkan yapar. Varlığını korku üzerine inşa eder, çünkü bilir ki korkan insan sorgulamaz. Ama unutur; her korku, bir gün öfke doğurur.
Rusya; çarlardan kalma gururla hareket eder. Gücü kutsar, acıyı kutsal sayar. Ama her şeyin güce dayandığı yerde, akıl susar. Sabrı büyüktür ama esnekliği azdır;ve her dev, esnemediği gün devrilir.
Çin; sabrın, stratejinin, üretimin imparatorluğudur. Ama üretimden doğan açgözlülük, onu tutsak eder. Kendine yetmek isterken, dünyayı yutar. İç disiplinine hayran kalırsın, ama o disiplinin ardında demirden bir kafes gizlidir.
Emperyalizmin Ortak Damarı: Gücü İlahi Sanmak
Beşinin de ortak noktası, Tanrıyı oynamalarıdır. Kimi ekonomiyi tanrı yapar, kimi güvenliği, kimi ideolojiyi. Oysa Tanrı olmaya çalışanlar, en çok insan olmayı unutanlardır.Ve işte bu yüzden bu beşli, akıllı görünse de bilge değildir. Çünkü bilgelik, sahip olmak değil; sınır bilmektir. Her biri kendini dünyanın aklı sanır. Ama unuttukları bir şey var: Aklın gerçek gücü, sessizlikte ve sabırda saklıdır. Ve o güç, şu anda Anadolu’da yeniden doğmaktadır.
Türkiye: Zekânın Coğrafyası, Sessiz Fırtınanın Kalbi
Türkiye, coğrafya olarak ortada ama zihin olarak yüksekte durur.Tarih boyunca her medeniyetin aklını tartmıştır. Ne Batı’nın aldatıcı gülüşüne, ne Doğu’nun suskun gururuna teslim olmuştur. Türkiye’nin en büyük avantajı, her iki dünyanın dilini anlamasıdır. Bir eli teknolojiye uzanmalı, diğer eli tarihe dayanmalı. Çünkü geleceği sadece üreten değil, düşünen milletler kurar.
Türkiye, üç adımla bu vahşi denklemi kendi lehine çevirebilir:
1. Zihinsel Bağımsızlık: Eğitimde, medyada ve düşünce sisteminde Batı’nın formatını kırmalı. Çünkü “düşüncesi sömürge olanın, vatanı özgür olamaz.”
2. Teknolojik Egemenlik: İsrail’in yazılımını, ABD’nin çipini, Çin’in fabrikasını değil;kendi zekâ kodunu üretmeli. “Kopya akıl, köle akıldır.”
3. Stratejik Sükûnet: Dünya bağırırken Türkiye susmalı. Çünkü gürültü dikkat çeker, sessizlik yön verir.
Akıl Savaşının Galibi Kim Olacak?
ABD güçle korkutur, İngiltere kelimeyle kandırır, İsrail teknolojiyle kontrol eder, Rusya baskıyla diz çöktürür, Çin üretimle bağımlı kılar… Ama Türkiye? Zekâyla yön verir. Ve unutma sevgili okuyucu: “Zekâ, görünmez bir ordudur;silahı düşünce, zaferi sükûnettir.”
Bu çağ, artık kimin daha güçlü olduğu değil, kimin daha akıllı davrandığı çağdır. Ve bu çağda Türkiye, tarihin en sessiz ama en stratejik devrimini yapıyor: Aklın millîleştirilmesi.
Gürkan KARAÇAM

Yorum bırakın