Yazar: GÜRKAN KARAÇAM

  • Gerçekliğin Kırılması: Toplumsal Şizofreni İmalatı

    Gerçekliğin Kırılması: Toplumsal Şizofreni İmalatı

    Modern dünyanın yeni silahı artık sadece tanklar, tüfekler değil. En güçlü bomba: Zıt gerçeklikler bombardımanı. Aynı olayı, aynı anda “zafer” ve “hezimet” olarak servis ettiğinizde, gerçeklik parçalanır ve toplumsal şizofreni başlar.

    “Gerçeği ikiye böldüğünüzde, akıl da parçalanır.”

    @stratejivefikirler

    Nasıl Oluyor Bu?

    Bir ülke seçim yapar. Bir taraf der ki “Tarihi bir zafer kazandık.” Diğeri der ki “Sistem çöktü, halk kaybetti.” Bir savaş olur. Bir taraf “Direniş destanı” yazar. Diğeri “Aptalca bir yıkım” der. Toplumun her kesimi, aynı olay hakkında farklı hatta zıt evrenlerde yaşar.

    “Toplumsal şizofreni, zıt ekranlarda aynı haberi izleyen halkların ruh haritasıdır.”

    @stratejivefikirler

    Mekanizma Nasıl İşliyor?

    1. Olay meydana gelir.

    2. Her siyasi/ideolojik yapı kendi “anlatısını” servis eder.

    3. Algı yönetimiyle “gerçeklik inşa edilir.”

    4. Ortak zemin kaybolur, toplum kutuplara bölünür.

    Sonuç: Aynı ülkede yaşayan ama birbirinin ruh dünyasını hiç anlamayan kamplar.

    Dünyadan Spesifik Örnekler

    1. ABD / Capitol Baskını

    • Trump yanlıları: “Vatanseverler demokrasiyi savundu.”

    • Demokratlar ve medya: “Demokrasiye darbe girişimi.”

    Aynı görüntüler, iki farklı gerçeklik. Bir yanda kahramanlık, bir yanda terör suçu.

    “Gerçeklik artık kamerada değil, anlatıdadır.”

    @stratejivefikirler

    2. İsrail-Filistin Çatışmaları

    • İsrail hükümeti: “Kendimizi savunuyoruz.”

    • Filistinliler: “Katlediliyoruz.”

    • Batı basını: “İki taraflı çatışma.”

    • Arap sokakları: “Soykırım.”

    Bu kadar farklı tanım, bir hakikatin üstünü örter: İnsanlık krizi.

    “Farklı kameralarla bakılan aynı zulüm, evrensel vicdanı ikiye böler.”

    @stratejivefikirler

    3. Rusya-Ukrayna Savaşı

    • Rusya: “NATO provokasyonuna karşı meşru müdafaa.”

    • Ukrayna: “İstilaya uğradık.”

    • Batı: “Demokrasi mücadelesi.”

    • Çin: “Batı kışkırtması.”

    Dünyanın dört farklı köşesi, aynı savaşa dört farklı etiket yapıştırdı.

    “Gerçeklik, artık coğrafyaya göre değişen bir dijital masaldır.”

    @stratejivefikirler

    4. Türkiye / Gezi Olayları

    • Bir taraf: “Ağaç bahanesiyle darbe provası.”

    • Diğer taraf: “Özgürlük ve demokrasi için sivil direniş.”

    Yıllar geçti, hâlâ ortak bir tanım yok. Çünkü o olay çoktan bir gerçeklik kırığına dönüştü.

    5. Brexit

    • İngiliz milliyetçileri: “Bağımsızlık kazandık.”

    • AB yanlıları: “Tarihi bir aptallık yaptık.”

    • İşçi sınıfı: “Kandırıldık.”

    • Zengin elit: “Yatırımlarımızı koruduk.”

    Aynı sandık, dört farklı gerçeklik yarattı. Bugün İngiltere hâlâ bu zihinsel bölünmeyle boğuşuyor.

    “Aynı oylamadan çıkan dört gelecek, bir milletin hayalini dörde böler.”

    @stratejivefikirler

    Toplumsal Etkileri Neler?

    • Gerçeklik aşınır. Artık “doğru” yoktur, sadece “taraftar versiyonu” vardır.

    • Diyalog biter. Ortak zemin kaybolur.

    • Kutuplaşma kalıcılaşır. Farklı dünya görüşleri değil, farklı evrenler oluşur.

    • Psikolojik yorgunluk başlar. Herkes diğerini hain, aptal veya düşman olarak görür.

    “Zihinsel bölünme, fiziksel bölünmenin ön provasına dönüşür.”

    @stratejivefikirler

    Peki Kim Kazanıyor?

    Bu kaosta gerçeğin değil, algının efendileri kazanır. Gerçeği eğip bükebilenler. Toplumu zıt kutuplara bölüp, yönetebilenler. Yani, kaosun efendileri.

    “Gerçeği silenler tarih yazmaz, ama toplumu kodlar.”

    @stratejivefikirler

    Ne Yapmalı?

    • Kaynak çeşitliliğiyle bilgi edin. Tek ekrana bağlı kalma.

    • Olayın tüm taraflarını dinle.

    • Duygun değil, aklın konuşsun.

    • Ortak zemini savun. “Bu da bizim gerçekliğimiz” diyerek bölünmeye hizmet etme.

    “Gerçeklik, cesurca ortada durmayı seçenlerin elinde kurtulur.”

    @stratejivefikirler

    Son Söz: Gerçeklik, İrade İster

    Bugün medya imparatorlukları, politik kurgucular ve dijital algoritmalar bize farklı dünyalar çiziyor. Aynı gökyüzüne bakıyoruz ama farklı yıldızlar görüyoruz. Bu yüzden tek bir soruyla yola çıkmak zorundayız:

    “Bu gerçekten benim fikrim mi, yoksa bana yüklenen mi? Ve asla unutma!, Zıt hakikatler çağında en büyük isyan, aklı özgür bırakmaktır.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #teslimolmuyoruz #abd #ingiltere #rusya #çin #israil #fransa

  • Gündemle Unutturulan Hakikat: Unutkanlık Bir Algoritmadır

    Gündemle Unutturulan Hakikat: Unutkanlık Bir Algoritmadır

    Modern çağın en sinsi operasyonu nedir diye sorsanız, cevabım hazır: Zihinsel Silme Programları. Her şeyin konuşulduğu ama hiçbir şeyin hatırlanmadığı bir çağda yaşıyoruz. Görüyoruz. Şok oluyoruz. Tepki veriyoruz ve sonra… unutuyoruz. Tüm bu sürecin adı: Yapay Unutkanlık Mekanizması.

    “Unutkanlık üretimi, modern çağın görünmeyen sansürüdür.”

    @stratejivefikirler

    Adım 1: Duygusal Yükleme – Şokla Yönlendir

    Toplumu bir olayla sarsarsınız. Medyada her kanalda, sosyal medyada her köşede aynı görüntü döner. Bir polis bir genci öldürür. Bir kadın sokakta saldırıya uğrar. Bir ülke bombalanır. Kitleler öfke, korku, şaşkınlıkla dolar. Amaç: Duygusal alanı işgal etmek.

    Örnek:

    ABD / George Floyd cinayeti (2020): “I can’t breathe” sloganı dalga dalga yayıldı. Ama sonra ekranlardan yavaş yavaş çekildi.

    İran / Mahsa Amini protestoları (2022): Binlerce kadın saçını kesti, sokaklara döküldü. 3 ay sonra dünya sessizdi.

    “Duygularınızla yönlendirilen hafızanız, başkasının silgisiyle şekillenir.”

    @stratejivefikirler

    Adım 2: İkinci Dalgayla Sönümleme – Yeni Şokla Eskiyi Sil

    Birinci olay henüz sindirilmemişken, ikinci bir “acil gelişme” girer gündeme. Yeni bir trajedi, skandal ya da kriz. Toplumun dikkati otomatik olarak kayar. İlk olay soğumaya bırakılır.

    Örnek:

    • Lübnan / Beyrut Limanı patlaması (2020): 218 kişi öldü. Dört gün sonra başka olaylar manşetlere taşındı. Limandaki suçlulara ne oldu?

    “Yeni acılar, eskilerinin üzerini örten dijital kar örtüsüdür.”

    @stratejivefikirler

    Adım 3: Seyreltilmiş Tekrar – Bağlamı Kır, Etkiyi Sil

    Olay hâlâ bazen anılır. Ama nasıl? Küçük başlıklarla, detay verilmeden, bağlamdan koparılmış şekilde. Artık sadece istatistiktir. Sıradanlaşır.

    Örnek:

    • Mısır / Rabia Katliamı (2013): Yüzlerce sivil, meydanda öldürüldü. Bugün sadece işaret parmaklı bir sembol kaldı. Anlamı bulanıklaştı.

    • Bosna / Srebrenitsa Soykırımı (1995): Artık yılda bir hatırlanıyor. Acı, hatıradan çok törensel takvime dönüştü.

    “Bağlamdan kopan bilgi, vicdandan da kopar.”

    @stratejivefikirler

    Adım 4: Tam Unutuluş – Adaletsizlikle Barış

    Toplum, yeni gündemlere adapte olur. Eski olay artık konuşulmaz, hatırlanmaz. Olay çözülmeden dosyası kapanır. Suçlular yargılanmaz. Unutmak, onları görünmez yapar.

    Örnek:

    • Myanmar / Rohingya Soykırımı: Yüz binler yerinden edildi. Binlerce kadın tecavüze uğradı. Bugün Myanmar’da demokrasi tartışılıyor ama o suçlar kimsenin gündeminde değil.

    • Fransa / Sarı Yelekliler Hareketi (2018-2020): 11 ölü, 400’den fazla yaralı. Ama 2022’de hiçbir ekran konuşmuyordu.

    “Toplum bir olayın adını hatırlamıyorsa, adaletin adresini de unutmuştur.”

    @stratejivefikirler

    Peki Neden Bu Kadar Kolay Unutuyoruz?

    • Gündem akışı bilinçli olarak hızlandırılıyor.

    • Toplumun zihinsel enerjisi tüketiliyor.

    • Dijital karmaşa hafızayı parçalıyor.

    • Algı yönetimi, dikkat yönetimini ele geçiriyor.

    “Zihni meşgul tutmak, hafızayı iptal etmenin modern adıdır.”

    @stratejivefikirler

    Unutmaya Karşı Direniş Mümkün mü?

    Elbette. Hatırlamak devrimdir. Unutulmayan şeyler, baskının korkulu rüyasıdır. Bunun için:

    • Arşivle: Olayları kayda al, ekranların unutturduğunu sen not et.

    • Hatırlat: Sosyal medya zincirleri kur.

    • Yazıya dök: Şahitliği kalıcı kıl.

    • Bağlamı koru: Her olayın nedenini ve sonucunu takip et.

    “Unutkan bir toplum susar; hatırlayan toplum sorgular.”

    @stratejivefikirler

    Son Söz: Unutmanın Bedeli

    Hafıza yoksa, hesap da yoktur. Hafıza yoksa, ders de alınmaz. Hafıza yoksa, değişim sadece laftadır.

    Unutmanın arkasında çoğu zaman yalnızca vurdumduymazlık değil; sistematik bir strateji vardır. Bu stratejiyi bozmak bizim elimizde.

    “Bizi susturan şey, sesimiz değil hafızamızın silinmesidir.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #hafıza #unutmak #abd #türkiye #israil #çin #rusya #ingiltere

  • Yapay Unutkanlık Tetikleyicileri: Unutan Toplum, Susturulmuş Vicdandır

    Yapay Unutkanlık Tetikleyicileri: Unutan Toplum, Susturulmuş Vicdandır

    Bir sabah uyanırsınız, televizyonda “acil gelişme” diye sunulan bir haber döner durur. Sosyal medya yangın yeri. Herkes aynı şeyi konuşur. Ama 3 gün sonra kimse hatırlamaz bile. Geçmişin üstü gündemle örtülür. Vicdanlar çabuk soğur. Adalet ise donakalır.

    “Unutturulan gerçekler, cezasız kalacak suçların davetiyesidir.”

    @stratejivefikirler

    Hafızayı Kim Siliyor?

    Toplumların unutmaması gereken bazı olaylar vardır. Öyle ki, hafızadan silinirse aynı felaketler tekrar yaşanır. Ama bazı akıllar bunun tam tersini hedefler. Sistematik unutkanlık üretmek… İşte ben buna “Yapay Unutkanlık Tetikleyicileri” diyorum. Bir anlamda, “gündem doygunluğu” algoritmaları.

    “Toplumun hafızası dolmaz; sadece çöp bilgiyle tıkanır.”

    @stratejivefikirler

    Örnek 1: ABD – George Floyd Protestoları

    2020’de ABD’de George Floyd’un polis tarafından öldürülmesi milyonları sokağa döktü. Günlerce süren protestolar, ırkçılık tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Ama sonra ne oldu? Gündem hızla değişti. COVID varyantı, seçim tartışmaları, kripto para çöküşü derken Floyd’un adını sadece aktivistler hatırlar oldu.

    “Unutturmak, zalimin en güçlü silahıdır; çünkü geçmişsiz toplum itiraz edemez.”

    @stratejivefikirler

    Mekanizma Nasıl İşliyor?

    1. Duygusal Yükleme: Bir olay medyada yoğun işlenir. Şok, öfke, korku üretilir.

    2. İkinci Dalgayla Sönümleme: Birkaç gün sonra başka bir “acil gelişme” gündeme sokulur.

    3. Seyreltilmiş Tekrar: Asıl olay ufak parçalar hâlinde, bağlamından koparılarak verilmeye devam eder.

    4. Tam Unutuluş: Toplum yeni gündemlere adapte olunca, eski olay anlamını yitirir.

    “Unutkanlık üretimi, modern çağın görünmeyen sansürüdür.”

    @stratejivefikirler

    Örnek 2: Myanmar – Rohingya Soykırımı

    2017’de yüzbinlerce Rohingya Müslümanı, Myanmar ordusu tarafından katledildi veya göçe zorlandı. Dünya medyasında geniş yer buldu. Ama birkaç BM raporu dışında hiçbir yaptırım uygulanmadı. Bugün kaç kişi bu krizi hatırlıyor?

    “Bir kriz, gündemden düşünce masumların acısı dinmez ama sen artık çığlıklarını duyamaz olursun.”

    @stratejivefikirler

    Gündem Doygunluğu: Bilgiyle Uyuşturmak

    Haber bombardımanı toplumları bilinçlendirmek yerine uyuşturur hale geldi. Sürekli yeni gelişme, eski gelişmenin üzerine toprak atar gibi.Düşünün:

    • İsrail-Gazze çatışmaları kaç kez dünya gündemine girip çıktı?

    • Yemen’deki açlık krizi neden hâlâ çözülmedi?

    • Uygur Türklerine yönelik sistematik zulüm neden görünmez?

    Çünkü her yeni haber, bir öncekini gölgeler.

    “Gündem, bir günahın üzerini örtecek kadar kalabalıksa ve o toplum o kalabalığı dağıtamıyorsa ona ortaktır masum ayağına yatmasın.”

    @stratejivefikirler

    Dijital Çağda Hafızayı Korumak

    Yapay unutkanlığa karşı koymak için dijital hafıza bilinci gerekir:

    • Hatırlat: Sosyal medya hatırlatma zincirleri oluştur.

    • Yazıya dök: Olayları bağlamıyla birlikte belgeleyip paylaş.

    • Görselleştir: Etki bırakan infografikler üret.

    • Sakla: Dijital arşivler kur, hafızayı sistematikleştir.

    “Hafızayı korumak, adaletin ömrünü uzatır.”

    @stratejivefikirler

    Son Söz

    Unutmak sadece bir zihinsel eksiklik değildir. Unutturmak stratejik bir operasyondur. Toplumların hafızası çalındığında, iradesi felç olur. İşte bu yüzden; hatırlamak, direnmenin ilk adımıdır.

    “Toplumsal hafıza yoksa, hiçbir şeyin hesabı sorulamaz.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #unutmak #hafıza #unutturmak #türkiye #abd #japonya #ingiltere #israil

  • GÜÇLÜ OLMAK MI, GÜÇLÜ GÖRÜNMEK Mİ?

    GÜÇLÜ OLMAK MI, GÜÇLÜ GÖRÜNMEK Mİ?

    “Kendini dev aynasında görenler, hayal kırıklıklarını mikroskopla büyütür.”

    Güç…Bir kelime ama herkesin içinde başka yankılanır.

    Kimi sesi yükseltmek sanır, kimi susmayı.

    Kimi kalabalıkların önünde durmayı zanneder, kimi yalnızken de dik durmayı.

    Çünkü bu çağda en çok karıştırılan şeylerden biri: güçlü olmakla güçlü görünmek.

    Görüntünün Çağı: Sahte Güçler Krallığı

    Dış görünüşler devrindeyiz. Sosyal medya, filtreler, imaj yönetimi… İnsanlar artık güçlü görünmek için değil, güçlü görünüyormuş gibi algılanmak için çabalıyor.

    • Lüks arabaya binmek güç değil, krediyle imaj almaktır.

    • Kalabalık sofralarda görünmek güç değil, yalnızlığını gizlemektir.

    • Bağırarak konuşmak güç değil, iç korkunu bastırmaktır.

    “Güç, sessizliğin içinde gösterir asaleti; bağırmak yalnızca içindeki boşluğun yankısıdır.”

    Güçlü Görünmenin Bedeli

    Güçlü görünme çabası, insanı içten içe çürütür. Çünkü görünene yatırım yapan, görünmeyeni ihmal eder. Zihin çürür, ruh yorulur, kalp unutur kendini. Görüntü için yaşayan, gerçeğini öldürür.

    “İmaj güçlü olabilir, ama kriz anında gerçek karakter ortaya çıkar.”

    Güçlü Olmak Ne Demek?

    • Düşünceyle, ilkeyle, sabırla, ahlakla büyümektir.

    • Kimse bakmıyorken de doğruda kalmaktır.

    • Yenildiğinde ağlamamak değil; ağlayıp tekrar ayağa kalkmaktır.

    • Gücün ölçüsü, kendi duygularına hükmedebilmekte yatar.

    “Gerçek güç, zayıfken bile doğru kalabilmektir.”

    Dünyadan Örnekler

    Nelson Mandela

    27 yıl hapis yattı. Güçlü görünmüyordu. Ama affetti, birleştirdi, devrim yaptı. Güçlü olmak, nefret yerine şefkati seçebilmektir.

    Muhammed Ali

    Tüm dünyanın karşısında inancından ödün vermedi. Sporcu kimliği değil; duruşu onu güçlü kıldı. Güç, yumrukta değil, inançta gizlidir.

    Malala Yousafzai

    Bir kız çocuğuydu, konuştuğu için vuruldu.Yine konuştu. Eğitimi savundu. Güç, korkudan değil; cesaretten doğar.

    Güçlü Görünmekle Güçlü Olmak Arasındaki Farklar

    Güçlü Görünmek Güçlü Olmak

    Gösteri için yaşar Değer için yaşar

    Onay arar Vicdan arar

    Kalabalık ister Yalnızlıkla barışıktır

    Zayıflığı gizler Zayıflığını kabul eder

    Rol yapar Gerçektir

    “Maskeyle güçlü görünürsün, ama fırtınada masken uçtuğunda kim olduğunu rüzgâr gösterir.”

    Peki Biz Hangisini Seçiyoruz?

    Her gün bir karar veriyoruz aslında: Gerçekten güçlü olmak mı, güçlü görünmek mi?

    • Birinin temeli toprakta, diğerinin köpükte.

    • Biri derinleşir, diğeri yüzeyde kalır.

    • Biri yalnız ama özdür; diğeri kalabalık ama sahtedir.

    Özgün Özlü Sözlerle Kapanış

    • “Güçlü görünmek, başkalarının gözlerini kandırmaktır; güçlü olmak ise kendi gözlerinden kaçmamaktır.”

    • “Gerçek güç, yıkıcı değil; yapıcıdır. Susturmaz, anlamaya çalışır.”

    • “Kendini tanıyan, güçlü görünmeye ihtiyaç duymaz.”

    • “En büyük güç, susarak bile bir dünyayı sarsabilmektir.”

    Son Söz

    Bu hayat bir sahne olabilir… Ama sahnenin sonunda alkış değil, vicdanınızdaki yankı kalır. Siz güçlü görünmek için mi yaşıyorsunuz? Yoksa gerçekten güçlü olmak için mi çabalıyorsunuz?

    Unutma!

    Gerçek güç, en karanlık anlarda bile kendi ışığını yakabilmektir.”

    Gürkan KARAÇAM

    #güç #maske #dünya #sen #hiçlik #cesaret #korkaklık

  • Uzaylılar mı Geliyor, Yoksa Biz mi İnanmak İstiyoruz?(Psikolojik Harp, Algı Mühendisliği ve Kozmik Manipülasyon Üzerine Bir İnceleme)

    Uzaylılar mı Geliyor, Yoksa Biz mi İnanmak İstiyoruz?(Psikolojik Harp, Algı Mühendisliği ve Kozmik Manipülasyon Üzerine Bir İnceleme)

    “Kitleleri kontrol etmek istiyorsan, göğe bir tehdit yerleştir. En büyüğünü.”

    @stratejivefikirler

    Gelin birlikte düşünelim: İnsanlık yüzyıllardır gökyüzüne baktı ve orada bir anlam, bir kurtarıcı, bir düşman aradı. Peki ya gökyüzünden gelecek bir tehdit, aslında sadece aşağıdakilerin iktidarını tahkim etmek için sahneye konuluyorsa?

    Bu yazı, “uzaylı istilası” olgusunu salt bilimkurgu merakının değil, psikolojik harp stratejisinin bir ürünü olarak da değerlendiren çok katmanlı bir analiz sunmaktadır. Çünkü bazı sorular vardır ki cevaplarını bilmesek de, doğru şekilde sormak bile dünyayı değiştirir.

    Uzaylılar ve Kolektif Bilinçaltı: Tetiklenen Arketipler

    Carl Jung, “Flying Saucers: A Modern Myth of Things Seen in the Skies” (1959) adlı eserinde UFO’ların psikolojik bir fenomen olduğunu öne sürerken, aslında kolektif bilinçaltının bir tezahüründen söz ediyordu.

    “İnsan, anlayamadığı şeye ya tapar ya da ondan korkar.”

    @stratejivefikirler

    UFO’lar, modern çağın melekleri ya da şeytanları olmuş olabilir. Onlar, düzenli olarak medyada servis edilen “gizem” soslu haberlerle bilinçaltımıza kazınan bir algı yönetimi aracı hâline getiriliyor.

    Örneğin;

    • 1947 Roswell Olayı hâlâ çözülememiş gibi sunulur.

    • 1950’lerden itibaren Hollywood’da artan UFO temalı filmler ile toplumun kolektif zihni “gökten gelen tehdide” şartlandırıldı.

    • CIA, 1978 tarihli “Psychological Warfare and UFOs” dokümanında, bu fenomenin istihbarat amaçlı nasıl kullanılabileceğini açıkça tartışmıştır. [Kaynak: CIA Freedom of Information Act / FOIA]

    Mavi Işık Projesi (Project Blue Beam) ve Yeni Dünya Düzeni

    1994 yılında gazeteci Serge Monast tarafından ortaya atılan Project Blue Beam teorisi, sahte bir uzaylı istilası yoluyla dünya devletlerinin tek bir otoriteye (küresel hükümet) bağlanacağını öne sürer.

    “Korku, zihinlerin en eski efendisidir. Onu kim yönetirse, dünyayı yönetir.”

    @stratejivefikirler

    Bu teoriye göre;

    • Gökyüzüne holografik görüntüler yansıtılacak,

    • Sahte bir istilayla insanlık tehdit altında gösterilecek,

    • “Yeni Mesih” figürüyle insanlık küresel bir dijital dine yönlendirilecek.

    Gerçek mi? Komplo mu?

    Önemli olan, böyle bir senaryonun psikolojik harp kabiliyetine sahip olmasıdır. Zaten başarılı bir psyops’un ilk kuralı şudur:

    “Bir yalanın gücü, onun doğruluk ihtimaliyle değil, ihtiyaç duyulan anda servis edilmesiyle ölçülür.”

    @stratejivefikirler

    Ama Ya Gerçekse?

    Pentagon’un yayınladığı UAP (Unidentified Aerial Phenomena) raporları, bu konunun sadece “teori” olmadığını gösteriyor.

    • 2020’de kurulan UAP Görev Gücü, bazı nesnelerin fizik kurallarını ihlal edercesine hareket ettiğini raporladı.

    • Eski istihbarat görevlisi David Grusch, ABD’nin elinde dünya dışı araçlar ve biyolojik kalıntılar olduğunu iddia etti (Kaynak: NewsNation, 2023).

    • 2021’de Barack Obama, “Evet, gökyüzünde ne olduğunu açıklayamadığımız şeyler var.” dedi. (Kaynak: The Late Late Show with James Corden)

    “Gerçek ile kurgu arasındaki çizgiyi bulanıklaştırmak isteyenler, önce gerçeği sessizleştirir; sonra da kurguyu megafonla bağırır.”

    @stratejivefikirler

    Sonuç Yerine: Uzaylılardan Çok, Kimlerin Uzaylıları Konu Ettiğine Bakmalı

    Bugün eğer bir “küresel tehdit” kavramı yeniden inşa ediliyorsa, bu tehdit gerçek olsun ya da olmasın, sosyopolitik mühendislik için kullanılmaya çoktan başlamıştır. Nitekim:

    • Büyük krizlerin ardından uluslararası yasalar hızla değişir.

    • Kriz ortamlarında birey değil, kitle refleksi yönetilir.

    • İnsanlık, düşmanın kim olduğunu bilmediğinde her önerilen kurtarıcıya sarılmaya meyillidir.

    “Kimi zaman uzaydan gelenler değil, aramızda dolaşanlar daha tehlikelidir.”

    @stratejivefikirler

    Yeni Bir Zihinsel Seferberlik

    Bu yazının amacı, okuyucuya neye inanması gerektiğini söylemek değil; neyi neden sorgulaması gerektiğini hatırlatmaktır. Zira:

    “Gerçeği aramak için değil, gerçeği şekillendirmek için savaşıyorlar. Bize düşen, şekillenmemek.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    Kaynakça

    • Carl Jung, Flying Saucers: A Modern Myth of Things Seen in the Skies, 1959

    • CIA FOIA Documents on UFOs (1978–1985)

    • Serge Monast, Project Blue Beam, 1994

    • U.S. Department of Defense – UAP Reports (2020–2023)

    • NewsNation Interview with David Grusch, 2023

    • Barack Obama, The Late Late Show, CBS, 2021

    #abd #uzaylı #uzay #ufo #ingiltere #belçika #japonya #israil #rusya #fransa #çin #güneykore

  • DEMOKRASİ İLLÜZYONU – 8: Yönetenler Değil, Yönlendirenler Çağı

    DEMOKRASİ İLLÜZYONU – 8: Yönetenler Değil, Yönlendirenler Çağı

    “Yönetenler görünürdür, yönlendirenler görünmez. Güç bazen kürsüde değil, kuliste saklıdır.”

    @stratejivefikirler

    “Seçilmişler” Sadece Birer Simgedir

    Demokrasi, halkın kendi kaderini belirlediği bir sistem gibi sunulur. Ama aslında… çoğu zaman kader çoktan yazılmış, sadece oyuncular seçilmiştir. Küresel düzende bir lider, ancak belirli çıkar çevrelerinin onayını alırsa, “seçilebilir.” Seçim kampanyalarının devasa bütçeleri, kimlerden geliyor sanıyorsun?

    “Parayı veren, sadece reklamı değil; politikayı da satın alır.”

    @stratejivefikirler

    Küresel Güç Ağları: Modern Zamanların Hanedanları

    Bugünün hanedanları soyla değil, servetle ve algoritmayla hükmediyor. Dünya Ekonomik Forumu (WEF), Bilderberg grubu, Trilateral Commission gibi yapıların kararları,ülke parlamentolarından daha fazla etki sahibi. Bu yapılar ne yasa çıkarır ne parti kurar… Ama kuralları koyar, oyuncuları seçer.

    “Görünmeyen hükümetler, görünen hükümetleri yönlendirir.”

    @stratejivefikirler

    Danışman Zihniyet: Egemenliğin Yeni Zayıf Noktası

    Bir ülkenin lideri danışmanlara güvenebilir, doğal. Ama peki ya o danışmanların bağlı olduğu düşünce kuruluşları, vakıflar ve lobiler? Senin seçtiğini sandığın liderin kulağında sürekli başka bir dil, başka bir akıl fısıldanıyor olabilir. Bir gecede değişen politikalar, “halk iradesi” değil; genellikle raporların, dayatmaların sonucudur.

    “Danışılan bilgi değilse, yön verilen halktır.”

    @stratejivefikirler

    Ulusların İçindeki Kuklalar

    Medya patronları, fonlanan STK’lar, akademik kürsüler, kültürel projeler… Hepsi, toplumun nereye bakmasını, neyi tartışmasını, kimden nefret edip kime hayran olmasını planlayan sessiz mühendisliklerin araçlarıdır. Görünen muhalefet bile çoğu zaman kontrollü direniştir. Bir yandan “sistem değişiyor” havası yaratılır ama aslında sadece “görünüm güncellenir.”

    “Sistemin içinden gelen itirazlar, çoğu zaman sistemin sigortasıdır.”

    @stratejivefikirler

    Şimdi Ne Olacak?

    Artık son bölüme geldik Gürkan KARAÇAM ile @stratejivefikirler’in zeki takipçisi;

    Yeterince maskeyi kaldırdık, illüzyonu tarif ettik.

    Sıra geldi en zor soruya;

    Peki Bu Tuzaktan Nasıl Kurtuluruz?

    “Gözünü açan kurtulmaz, aklını açan kurtarır.”

    @stratejivefikirler

    1. Bilinçli Seçmen, Sessiz Figüran Olmaktan Vazgeçmelidir

    Artık sadece “oy kullanmak” yetmez. Oyun nasıl yazılıyor, senaryo kimin kaleminden çıkıyor, sahne ne zaman kuruluyor… Bunları sorgulamayan uluslar, seçmen, figüran olmaktan öteye geçemez.

    “Oy vermek yetmez; aklı da, vicdanı da aktif hale getirmeliyiz.”

    @stratejivefikirler

    2. Milli Düşünce, Yabancı Danışmanlığı Yenmelidir

    Devlet aklı, dış akılla rehabilite edilmez. Yerli strateji merkezleri, bağımsız analiz gücü ve tarihsel farkındalık olmadan, geleceği başka akıllar yazar.

    “Kendi aklını kiraya veren uluslar, kaderini de devreder.”

    @stratejivefikirler

    3. Bağımsız Medya, Bağımsızlık Kadar Kutsaldır

    Gerçek haber, hakikat arayışıyla yapılır. Fonlarla, reklamlarla, etki ajanslarıylaya da ajanlarıyla şekillenen medya;hakikati değil, hikâyeyi satar. Çözüm: yeni medya mecraları, araştırmacı gazetecilik ve dijital farkındalık.

    “Ekranı izleyen değil, perdeyi gören kurtulur.”

    @stratejivefikirler

    4. Toplum Organize Olmalı, STK’lar Ruhuna Kavuşmalıdır

    Ruhsuz STK’lar, sadece tabela ve aidatla var olur. Ama gerçek sivil toplum; bilinçli, gönüllü ve milli hedefler taşıyan fikit cepheleridir. Çözüm: Yeni kuşak milli STK’lar, dijital cemiyetler, eğitim seferberliği.

    “Toplum sahaya inmezse, sahayı başkaları dizayn eder.”

    @stratejivefikirler

    5. Gençliğe Hakikat Aşısı Yapılmalıdır

    Gelecek kuşaklara yatırım sadece teknolojiyle değil;tarihle, stratejiyle, akılla ve ruhla yapılmalıdır. Bugünün algoritmasını çözen gençler,yarının sistem kurucuları olacaktır.

    “Gençliği etkileyen kazanır. Gençliği düşünen, kurtarır.”

    @stratejivefikirler

    Son Söz

    Bu yazı bir seriydi. Ama aslında bir uyanış çağrısıydı. Dünyada demokrasi hâlâ mümkündür; ama gerçek anlamda: bilinçli halklarla, milli akılla, derin stratejilerle.

    “Gerçeği bilen sorumludur. İllüzyonu yıkan, kaderi yazar.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #abd #ingiltere #israil #fransa #belçika #hollanda #japonya #guneykore #çin #rusya

  • DEMOKRASİ İLLÜZYONU – 7: Algı Yönetimi Çağında Gerçeği Bulmak

    DEMOKRASİ İLLÜZYONU – 7: Algı Yönetimi Çağında Gerçeği Bulmak

    “Gerçek susturulamazsa yenilmezdir. Susturulduğu yerde ise yalanın hükümdarlığı başlar.”

    @stratejivefikirler

    Gerçek mi İmaj mı?

    Bu çağda insanlar gerçeği değil, gerçeğe benzeyen şeyleri tercih ediyor. Bir lideri değerlendirirken, projelerine değil ışıklandırmasına bakıyor. Bir habere inanırken, sorgulamıyor ve içeriğine değil paylaşanın kimliğine bakarak güvenip ona göre içselleştiriyor. Çünkü artık bilgi, kaynağından hakikati öğrenme değil, ikna etme sürecine dönüştürüldü. Gerçek değil, duygular yönetiliyor.

    “Düşünen değil, hisseden kitle kolay yönlendirilir.”

    @stratejivefikirler

    Algı Yönetimi: Modern Büyücülük Sanatı

    Algı yönetimi, 21. yüzyılın görünmeyen savaş alanıdır. Kelimeler dikkatle seçilir, görseller özenle yerleştirilir, anlatılar doz doz verilir. Bu çağın en güçlü silahı artık tank değil: etiket, manşet, algoritma. Bir olay yaşanmaz, kurgulanır. Gerçek varsa bile, ya “gizlenir” ya da “daha parlak bir yalanla” gölgelenir.

    “Gerçek, gösterilmezse yok sayılır. Gösterilen yalan tekrar edilirse hakikat sanılır.”

    @stratejivefikirler

    Medya mı? Medyum mu?

    Bugünkü medya, artık bilgi kaynağı değil;düşünce inşa merkezidir. Gündem ne olacak, kim ne düşünecek, hangi konu hissedilecek? Hepsi masa başında hazırlanır. Küresel haber merkezleri, “ “evrensel” düşünceyi” oluşturmak içindir. Senin adına düşünenlerin, sana düşünüyormuşsun gibi hissettirmesi yeterlidir.

    “Bugün çoğu coğrafyada insanlar düşünmez; düşündürülüp ezberletilen cümleleri tekrar eder.”

    @stratejivefikirler

    Sosyal Medya: Dijital Hipnoz Alanı

    Eskiden insanlar düşüncesini savunurdu, şimdi beğeni almak için düşünce üretir gibi yapıyor ve neyin beğenileceğini kimin belirlediğini umursamıyor bile. Bir tweet’teki ton, bir videodaki montaj, bir etiket altındaki linç… Hepsi bir kurgunun parçası. Sen düşündüğünü sandığın anda, aslında sistemin içine attığı yemi yutmuş oluyorsun.

    “Fikir özgürlüğü, düşünmenin değil; küresel sistemin izin verdiği çerçevede kelimeleri yan yana dizmenin adıdır artık.”

    @stratejivefikirler

    Hakikati Nasıl Bulacağız?

    1. Popüler olanı değil, susturulanı dinle.

    2. Kaynağı değil, amacı sorgula.

    3. Algıyı değil, aklı takip et.

    4. Azınlıkta kalan düşünceleri göz ardı etme.

    5. Sistemin gösterdiğine değil, gösterilmeyene bak.

    Çünkü bu çağda hakikate ulaşmak, artık bir cesaret eylemidir.

    “Gerçeği gören az olur. Gerçeği söyleyen daha da az. Aklında olsun hakikat, sessizliğin içinden yankılanır.”

    @stratejivefikirler

    Ve Son Bir Söz…

    Artık mesele seçim değil, şuurdur. Bu illüzyondan kurtuluş; ekranı kapatıp, aklı açmakla başlar. Çünkü manipülasyon çağında en büyük direniş, bağımsız düşünmektir.

    “Gerçeği arayan yalnız kalır. Ama yalnızlar tarihin yönünü değiştirir.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #abd #ingiltere #israil #fransa #japonya #güneykore #çin

  • DEMOKRASİ İLLÜZYONU – 6: Yeni Dünya Oyunu ve Küresel Kuklacıların Perde Arkası

    DEMOKRASİ İLLÜZYONU – 6: Yeni Dünya Oyunu ve Küresel Kuklacıların Perde Arkası

    “Küresel demokrasi, halkın yönetimi değildir; halkın yönetildiğine inandırılmasıdır.”

    @stratejivefikirler

    Perdenin Arkasında Kim Var?

    Devletler değişiyor, partiler geliyor gidiyor. Ama arka planda aynı eller tutuyor ipleri. Kim mi onlar? Bankacılık kartelleri, medya baronları, dev ilaç ve silah şirketleri, yapay zekâ yatırımları yapan dijital hanedanlar…

    Bunlar ne sağcıdır ne solcu. Ne liberaldir ne muhafazakâr. Onlar için tek değer: Kontrol.

    “Kuklaları tartışanlar, kuklacıları tanıyamaz.”

    @stratejivefikirler

    Düzen Nasıl Kuruldu?

    1. Kralları devirdiler, aristokratları hüp ettiler , Fransız İhtilali ile özgürlük, eşitlik dediler ulusları perdeye odaklayıp iktidarı ele geçirdiler ve sonra yavaş yavaş devletleri borçlandırdılar.

    2. Hamle sırasıyla küresel medyayı satın aldılar.

    3. Ardından çoğu ülkelerde diktatörleri ve bir takım siyasetçileri finanse ettiler, medyanın tüm türleri ile desteklediler.

    4. En nihayet bireyselliği kutsayıp kollektif direnci kırarak , ektikleri güvensizlik tohumları ile insanları yalnızlaştırdılar.

    Sonuç?

    Halklar, gerçek gücünü unutmuş birer tüketiciye dönüştü. Seçme hakkı var ama seçenekleri onlar belirliyor. İnanma hakkı var ama inanç sistemini algoritmalar yazıyor.

    “Gücün görünmediği yerde, illüzyon özgürlük gibi hissedilir.”

    @stratejivefikirler

    Seçim mi? Seçilmiş Senaryo mu?

    Seçimler artık bir tür ritüel. Oy pusulaları birer tiyatro bileti gibi: Oyuncular belli, replikler ezber, alkış yeri işaretli. Ama uluslar hâlâ yaşadıklarını gerçek sanıyor. Sonuç olarak bir çok coğrafyada demokrasi, artık sadece onay alma aracına dönüştü.

    “Seçim sandığına umutla giden, çıkarken sessizliğe gömülüyor.”

    @stratejivefikirler

    STK’lar, Akademi ve Yeni Rahipler

    Afrika da, Avrupa da, Asya da STK’ların birçoğu artık toplumun sesi değil, projelerin şube müdürleri. Bir çok akademi, bilgiyi değil köleliği öğretiyor. Küresel “gazeteciler”, haberin değil “narratifin” bekçisi. Onlar topluma yön vermiyor; toplumu formatlıyor ve herkes “özgür olduğunu zannettiği” bir kalıba hapsediliyor.

    “Bağımsızlık fonla çalışmaz, sadakat ihale kaldırmaz.”

    @stratejivefikirler

    Yeni Dünya Düzeninde İsyan Neye Benzeyecek?

    • Algoritmaların dışına çıkmak…

    • Kendi medyanı, kendi eğitimi sistemini kurmak…

    • Bağımsız düşünmeyi suç gibi değil, zorunluluk gibi görmek…

    Bunlar artık siyasi eylem değil, zihinsel devrimdir. Çünkü bu çağın zinciri görünmezdir; onu kırmak için önce görmek gerekir.

    “Yeni kölelik, özgürlük hissiyle kamufle edilen uysallıktır.”

    @stratejivefikirler

    Son Söz Değil, İlk Kıvılcım

    Bu yazı bir sonuç değil, bir başlangıç çağrısıdır. Çünkü mesele sadece siyaset değil, hakikati kim yazıyor sorusudur ve bu soruyu sorabilen herkes, artık sistemin dışında düşünmeye başlamıştır ki Türkiye Cumhuriyeti bunun öncüsü olarak tarihi sorumluluğunu yerine getirme azim ve kararlılığıyla onca iç ve dış düşmana rağmen gerçek demokrasiye sahip çıkarak yol göstermektedir.

    “Gerçek değişim, sandıkta değil şuurda başlar.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #abd #ingiltere #çin #japonya #güneykore #israil #fransa #belçika #hollanda

  • DEMOKRASİ İLLÜZYONU – 5: Seçilmiş Kandırmacalar ve Direnişin Psikolojisi

    DEMOKRASİ İLLÜZYONU – 5: Seçilmiş Kandırmacalar ve Direnişin Psikolojisi

    “Seçenek çoksa, seçim özgür gibi görünür. Oysa kandırılmanın en tehlikeli hali, gönüllü olanıdır.”

    @stratejivefikirler

    Seçilmiş Olanlar Değil, Seçilecekler Listesi

    Bugün uluslar sandığa gidiyor. Karşılarında rengârenk partiler, adaylar, sloganlar… Ama aslında hepsi aynı küresel kalıptan çıkmış, sadece paketleri farklı. Çünkü bu küresel sistemde adaylar ulusların içinden çıkmaz, vitrine konulur. Kimin ekrana çıkacağına, kimin konuşacağına, kimin fonlanacağına başkaları karar verir.

    “Demokraside herkes konuşur gibi görünür, ama sadece mikrofon uzatılanlar duyulur.”

    @stratejivefikirler

    Kandırmacanın En Tehlikeli Hali: Umutla Oynanması

    Sana hep “bir dahaki seçimde her şey değişecek” dediler. Değişmedi. Çünkü bu düzen değişim değil, döngü üretir. Sen zannettin ki yeni lider her şeyi düzeltecek, oysa o da eski sistemin kullanıcısıydı.

    “Sistemin çarkını değiştirmeden, dişliyi değiştirmenin anlamı yoktur.”

    @stratejivefikirler

    Sessizliğin Beden Dili: STK’lar, Medya ve Akademi

    Bugün uluslar bağırırken medya fısıldıyor.Üniversiteler küresel şirketlerin aparatı olmuş, STK’lar dosya taşıyor. Ne medyada eleştiri kaldı, ne sivil toplumda vicdan. Çünkü fonlanan her yapı fonlandığı kadar konuşur. Onlar artık ulusların sesi değil, sistemin filtresidir.

    “Fonlanan vicdan, bağımsız olamaz. Kimin parasını alırsan, onun cümlesini kurarsın.”

    @stratejivefikirler

    Direnişin Psikolojisi: Neden Dünya Uluslarının Sesi Kısık?

    • Çünkü insanlar artık sistemle kavga etmek yerine, algoritmada görünmek istiyor.

    • Çünkü direniş lüks, sessizlik geçim garantisi.

    • Çünkü korku, cesaretten daha organize hale getirildi. Toplumlar, kendi içinde otosansür üretiyor ve bu, otoriterliğin en zarif hali.

    “En etkili baskı, bireyin kendine uyguladığıdır.”

    @stratejivefikirler

    Kurtuluş Nereye Saklandı?

    • Gerçek muhalefet yalnızdır.

    • Gerçek aydınlar susturulmuştur.

    • Gerçek halk direnişi hâlâ arayıştadır. Çünkü sistem birbirinden farklı coğrafyalarda “birbirini eleştiren ama aynı kaynaktan beslenen” bir yapay muhalefet inşa etti. Uluslar artık kendi içinden çıkanları değil, onlara benzeyenleri izliyor.

    “Gerçek temsil, uzaktan bakıldığında anlaşılmaz. O tanıtılmaz, tanınır.”

    @stratejivefikirler

    Peki Ne Yapmalı?

    • İlk olarak: Gör.

    • Sonra: Anla.

    • Ardından: Korkma.

    • Sonunda: Harekete geç.

    Bu çağın en büyük isyanı, düşünmeye cesaret etmektir. Çünkü düşünceler yönlendirildiği sürece, oy verme bir tören, yönetime katılma bir yalandır ve dünya özlediği düzene Türkiye Cumhuriyeti ile kavuşacaktır.

    “Kandırılmak kader değil, kolaycılıktır. Gözünü açmak irade ister.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    #japonya #güneykore #almanya #honkong #afrika #yunanistan #hollanda #iran

  • Haritanın Sessiz Çığlığı: 12 Ada Kimin, Ne Zaman, Nasıl Gitti?

    Haritanın Sessiz Çığlığı: 12 Ada Kimin, Ne Zaman, Nasıl Gitti?

    Tarih bazen yüksek sesle konuşmaz. Sessiz kalır. Sustuğu yerde diplomasi, unuttuğu yerde harita devreye girer. Ve 12 Ada meselesi tam da böyle bir suskunluğun, zamanın içinde saklı bir çığlığın adıdır.

    “Kaybedilen toprak değilse bile, sessizliğimizin toprağa gömdüğü bir hatıradır 12 Ada.”

    @stratejivefikirler

    Fiilî Kayıp: Osmanlı’nın Geçici Ama Kalıcı Gidişi

    1912… Osmanlı İmparatorluğu, Trablusgarp Savaşı’ndan yorgun, İtalya ile baş edemez halde. 12 Ada, geçici olarak İtalya’ya bırakılır. O geçicilik, Balkan Savaşları’nın çıkışıyla kalıcı hale gelir. Ama o gün bugündür bu “geçicilik”, her yeni hükümetin arşivlerinde tozlu bir dosya olarak kalır.

    “Geçici denilen bazı kayıplar, kalıcı suskunlukla mühürlenir.”

    @stratejivefikirler

    Hukukî Kabul: Lozan’da Feragat mi Var?

    1923 Lozan Antlaşması’nda Türkiye, fiilen elinde olmayan bu adaların İtalya’ya ait olduğunu kabul eder. Ancak burada bir kırılma vardır:

    • Antlaşmanın 15. maddesi açıkça “verilmiştir” demez, “tanınmıştır” der.

    • Feragat, devretme veya mülkiyet aktarma gibi ifadeler kullanılmaz.

    • Zaten adalar 1912’den beri fiilen İtalya’nın elindedir. Yani Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu ilk yıl bu adaları zaten elinde tutmamakta, sadece durumu kabullenmektedir. Lozan’daki bu madde, hukuken tartışmalı olsa da, siyaseten “itiraz etmeme” anlamı taşır.

    “Hak, itirazla yaşar; sessizlikle kaybolur.”

    @stratejivefikirler

    Bir Dönemin Suskunluğu: Diplomasi mi, Tereddüt mü?

    İsmet İnönü’nün liderliğinde yürütülen Lozan sürecinde, 12 Ada’nın iadesi veya yeniden müzakereye açılması için ciddi bir diplomatik mücadele verilmez. İnönü Vakfı belgeleri ve dönemin dış politika yazışmaları incelendiğinde, bu adaların tartışma dışı bırakıldığı, yani o masaya bilinçli şekilde konulmadığı anlaşılmaktadır.

    “Masaya koymadığın hak, elden çıkmış sayılır.”

    @stratejivefikirler

    Paris 1947: Türkiye Neden Taraf Değildi?

    İkinci Dünya Savaşı sonrasında İtalya kaybeden taraftadır. Paris Antlaşması ile 12 Ada Yunanistan’a devredilir. Ama bu antlaşmanın kritik bir yönü vardır:Türkiye taraf değildir.

    Yani:

    • Türkiye’nin imzası yoktur.

    • Türkiye’nin rızası alınmamıştır.

    • Türkiye sadece izleyicidir.

    Uluslararası hukuka göre, bir devletin taraf olmadığı bir antlaşma, o devleti bağlamaz. Ancak burada da yine itiraz eksikliği, zımni kabul anlamına gelir.

    “Uluslararası hukuk, sessiz kalan devletin değil, itiraz eden milletin yanındadır.”

    @stratejivefikirler

    Bugün Ne Yapılabilir?

    Pek çok akademik görüş, 12 Ada’nın fiilen Osmanlı’dan, hukuken ise Türkiye’den koparıldığını kabul eder. Ancak Paris Antlaşması’na taraf olunmaması ve Yunanistan’ın son yıllarda bu adaları silahlandırarak antlaşma hükümlerini ihlal etmesi,

    Türkiye’ye şu imkanları sunar:

    1. Uluslararası platformda diplomatik hak beyanı yapmak.

    2. Adaların silahsızlandırılması gerektiğini gündeme taşımak.

    3. Paris ve Lozan’daki hükümleri yeniden yorumlayarak hukuki zemin hazırlamak.

    “Tarihi geri alamazsın, ama tarihi hatırlatarak geleceği şekillendirebilirsin.”

    @stratejivefikirler

    Sonuç: Kaybetmek Değil, Susmak Asıl Hatadır

    Türkiye, 12 Ada’yı Osmanlı’dan devralmadan önce fiilen kaybetmişti. Lozan’da hukuken tanımış, Paris’te izleyici olmuştu. Ama asıl kayıp, bu adalar silahlandırıldığında, Türkiye sessiz kaldığında yaşandı. Artık bu sessizliği bozmanın zamanı gelmiştir.

    “Tarih, yazanların değil; hakkını arayanların tarafındadır.”

    @stratejivefikirler

    Gürkan KARAÇAM

    Kaynakça:

    1. Lozan Barış Antlaşması (1923), Madde 15 – T.C. Dışişleri Bakanlığı

    2. Paris Barış Antlaşması (1947), Madde 14 – Birleşmiş Milletler Antlaşmaları Serisi

    3. İnönü Vakfı Arşivi – 1943–1949 Yazışmaları

    4. Fahir Armaoğlu – 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi

    5. Sevin Toluner – Uluslararası Hukukta Devletlerin Egemenlik Aktlarının Etkililiği Prensibi

    6. E. J. Zürcher – Modernleşen Türkiye’nin Tarihi

    7. Doç. Dr. Nurşin Ateşoğlu Güney – Türkiye’nin Ege’deki Egemenlik Hakları ve Diplomatik Sessizlik

    8. T.C. Dışişleri Bakanlığı – “Ege Sorunları” Bilgi Notları

    #12ada #italya #yunanistan #paris #lozan