Yazar: GÜRKAN KARAÇAM

  • “Vurulan Tesis Değil, Şekillenen Dünya: ABD Tiyatrosu, İran Oyunu ve Türkiye’ye Açılan Akıl Çağı”

    “Vurulan Tesis Değil, Şekillenen Dünya: ABD Tiyatrosu, İran Oyunu ve Türkiye’ye Açılan Akıl Çağı”

    Gerçek güç, bir ülkeyi yıkmak değil; onu tehdit gibi gösterip sistemin içinde tutmaktır. Ve gerçek strateji, ateşi büyütmek değil; yangını yöneten olmaktır.

    ABD, İran’ı vurdu. Dünya “savaş” dedi. İsrail alkışladı, İngiltere gölge oyununu “seyretti”. Ama aslında vurulan bir ülke değil; mesaj verilen bir düzen vardı.

    İran Neden Parçalanmaz?

    Çünkü:

    İran parçalanırsa, İsrail tehditten mahrum kalır.(Tehdit olmazsa bütçeler, politikalar, işgal stratejileri sorgulanır.)

    İran giderse, ABD Orta Doğu’daki askeri varlığını meşrulaştıramaz.

    İran yıkılırsa, Rusya ve Çin bölgeye daha çok sızar.

    “Bazen düşmanı yok etmek değil, canlı tutmak daha kazançlıdır.”

    İran, kontrollü bir problem olarak sistemin içinde tutulur. Ne tamamen kazanır, ne tamamen kaybeder. Tam bir “jeopolitik köstebek döngüsü.

    Türkiye’nin Akkuyu’su da Vurulmaz. Neden mi?

    Çünkü:

    • Türkiye NATO üyesidir ve ayrıca Rusya ile enerji ve nükleer teknoloji partneridir.

    • Akkuyu vurulursa, Rusya’ya savaş ilanı gibi algılanır.

    • Bu da sadece bölgesel değil, küresel yangın çıkarır.

    Ayrıca:

    • Türkiye; Karadeniz, Orta Doğu, Kafkasya ve Balkanlar dengesinde tek kilit ülkedir.

    • Bu kilidi kıran, sistemi çökertebilir.

    “Kilit taşı yerinden oynarsa, bütün kubbe çöker.”

    O yüzden Türkiye tehdit edilemez, kullanılmaya ya da yönetilmeye çalışılır ki bu pek mümkün değil… Fakat Türkiye aklını kullanırsa, artık yöneten değil yönlendiren olur ki kullandığı kanaatindeyim…

    ABD, İsrail ve İngiltere Neyi Hedefliyor?

    Savaş değil.Sadece dengeyi yeniden kurmak.Yani:

    İran’a “fazla ileri gitme” mesajı,

    İsrail’e “yanındayız” sigortası,

    Körfez ülkelerine “hala ben patronum” fısıltısı,

    Türkiye’ye “dengeye sadık kal” uyarısı ki Türkiye mesajı almış gorüntüsü vererek yoluna devam ediyor…Ve Türkiye, sadece izleyen değil, oyunu yeniden kuran güç olma noktasında ısrarcı…

    Türkiye İmkanları ve Zaman?

    • İran’la açık kanal,

    • İsrail’le kontrollü temas,

    • ABD ile stratejik pazarlık,

    • Rusya ile enerji dengesi,

    • Çin ile yumuşak ekonomik hat.

    Hepsi bir araya gelince doğan fırsat şudur:

    “Savaşanlar yıpranırken, konuşanlar yükselir.”

    Ankara, bu tabloda sadece konuşan değil, yön veren akıl olmalıdır ki hedefi ıskalayacağını düşünmüyorum…

    SON SÖZ

    “Düşmanı yok etmek değil, kontrol etmektir asıl strateji , dahi Sistem çökerse herkes kaybeder; ama denge bozulursa Türkiye kazanır ve ateşin ortasında akıl yürütmek, tarihin yönünü çevirmektir.”

    Şimdi soralım:

    Dostlar alışverişte gördü mü?

    Evet.

    Ama bu kez alışverişi yöneten çok büyük ihtimalle Türkiye olur…

    Gürkan KARAÇAM

  • “Avrupa Uyanıyor, Dünya Yer Değiştiriyor”

    “Avrupa Uyanıyor, Dünya Yer Değiştiriyor”

    “Haritalar çizildi, kalem artık bizim elimizde.”

    İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto’nun “NATO’nun artık bir varoluş sebebi kalmadı” sözü, aslında sadece “eski” bir ittifakın krizini değil, yeni dünyanın doğum sancılarını ilan eden bir çağrı ve yüzeyde bir hayal kırıklığı, derinlerde ise yeni bir çağın fısıltısı…

    Bugün Avrupa, soğuk savaşın hayaletleriyle konuşurken; Pasifik’te, Türkistan’da ve Anadolu’da yeni güç dilleri yazılıyor. ABD ve İngiltere’nin AUKUS gibi ittifaklarla Avrupa’yı bypass etmesi, NATO’nun içini boşaltmakla kalmadı; kıtayı güvenlik denkleminden de sildi. Ve Crosetto bu durumu şu sözlerle özetledi: “Sanki Avrupa’nın bir önemi kalmış gibi konuşuyoruz.” Aslında haklı. Çünkü NATO artık bir “ittifak” değil; Washington’un silah pazarı, Londra’nın diplomatik aparatı haline geldi. Avrupa’nın sesi, Atlantik’in dalgalarında boğuluyor. Ama sessizliğin içinden yükselen yeni bir akor var:Türk dünyasının sesi. Anadolu merkezli stratejinin yankısı. Bayraktar’ın motor sesi.

    “Dünya yer değiştirirken, yerinde kalanlar tarihe gömülür.”

    Peki şimdi ne olacak?

    NATO’dan boşalan o büyük boşluğu kim, nasıl dolduracak? Askeri olarak bakarsak, dünyanın yönü Atlantik’ten Avrasya’ya kaydı. Yeni güvenlik yapıları artık Pasifik’te konuşlanmış uçak gemileriyle değil; insansız hava sistemleriyle, hibrit birliklerle, siber ordularla kuruluyor. Ve bu alanda Türkiye, artık sadece bölgesel bir güç değil; bir akıl, bir ekol haline geliyor. Baykar’ın dünyaya sunduğu yalnızca bir SİHA değil; yeni bir askeri doktrin. Teknolojiyle inanç, mühendislikle vizyon, stratejiyle tarih iç içe geçiyor.

    “Gelecek, pusulasını doğuya çevirmiştir. Kim haritayı okuyamazsa, kaybolur.”

    Ekonomik anlamda da işler değişiyor. BRICS genişliyor, Çin – Afrika hattı derinleşiyor, Körfez parası teknolojiye, üretime ve güvenliğe yöneliyor. Batı’nın “para bas – borç ver – kontrol et” döngüsü kırılmak üzere.

    Yeni dönemde enerji koridorlarıyla, tedarik zincirleriyle ve dijital paralarla örülmüş bir ittifak düzeni yükseliyor. Türkiye’nin Orta Koridor projesi, Zengezur üzerinden Türk dünyasını Avrupa’ya ve Çin’e bağlayan hattı inşa ediyor. Bu sadece lojistik değil; bir medeniyet hattıdır.

    “Medeniyetler ya köprü kurar ya da çöküşe hazırlanır.”

    Ve evet, teknoloji. Yeni güç mimarileri artık çiplerde, uydularda, yapay zekâda inşa ediliyor. NATO bu alanlarda “eski” kaldı. Oysa Türk mühendisliği, hem Batı’nın bilgisiyle hem Doğu’nun sezgisiyle yepyeni bir hamleye hazırlanıyor. TUSAŞ’ın uzay projeleri, ASELSAN’ın elektromanyetik sistemleri, TEKNOFEST’te büyüyen genç beyinler…Bu tablo bir geleceğin resmi değil; geleceğin bizzat kendisidir.

    Yeni Dünya, Yeni İttifaklar

    Öyleyse soralım: NATO’dan boşalan alanı kim dolduracak? Cevap: Birbirini tamamlayan yerel bölgesel ittifaklar ve teknoloji-tabanlı savunma ağları.

    Askeri: Türk Devletleri Savunma Paktı (geleceğin mini-NATO’su)

    Ekonomik: Türk Yatırım Fonu, BRICS+, Orta Koridor Ekonomi Bloğu

    Teknolojik: İHA/SİHA konsorsiyumları, yapay zekâ istihbarat ağları, savunma sanayii kümelenmeleri

    Stratejik: Küresel Sistemle entegre, kendi yolunu çizen çok taraflı akıllı ittifaklar

    “Savaş, artık sadece kurşunla değil; bilgiyle, kodla, veriyle yapılır.”

    Sonuç olarak Crosetto’nun sözleri, NATO’nun ölüsüne ağıt değil; yeni bir dünyanın doğumuna çağrıdır. Ve bu çağrının merkezinde Türkiye vardır. Çünkü Anadolu, yeniden “kıta aklının” doğduğu yer olmaya başlamıştır.

    “Dünya yeniden kurulurken, Türk aklı masa dışı kalmaz, kalamaz.”

    Biz istersek, NATO sonrası dönemin haritasını kalemle değil; akılla, imanla ve teknolojiyle çizebiliriz. Unutma sevgili okuyucu!

    “Tarihi değiştirenler, haritayı çizenler değil; pusulasını halkına göre ayarlayanlardır.”

    Ve Son Olarak… Bir Fıkra

    Bir gün Cenevre’de gizli bir toplantı yapılır. Masada ABD Dışişleri Bakanı, İngiltere Savunma Bakanı ve İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani vardır. Konu net:“NATO neden artık işe yaramıyor, Avrupa neden oyunun dışında kaldı ve Türkiye neden artık kimseyi beklemiyor?” İngiliz bakan sinirli bir şekilde kağıtları masaya fırlatır:

    AUKUS’u kurduk, QUAD’ı inşa ettik, Pasifik’e yığıldık ama şu Avrupa hâlâ “NATO yaşasın” diye geziyor.

    ABD’li bakan gözlüğünü indirip söylenir:

    Türkiye ise kendi ittifakını kuruyor! Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Yatırım Fonu, Bayraktar diplomasi falan… Nereye yetişeceğiz, anlayamıyoruz!

    İtalya Dışişleri Bakanı Tajani başını sallar, yorgun bir tebessümle konuşur:

    Biz fark ettik… Siz AUKUS’la bizi baypas ederken, Türkiye de sizi baypas etmiş.

    Bir an durur, ekler:

    Ben açık konuşacağım; artık Türkiye’nin peşine takılacağım!

    ABD’li bakan hemen yerinden fırlar:

    Hayır hayır, öyle yapma Antonio! Bizimle takıl. Bak yeni bir oluşum kuruyoruz:”AUKUS-QUAD-G10-PRO-MAX!”

    İngiliz hemen lafa girer:

    Hatta yeni logo bile hazır! Sadece üyeler eksik…

    Tajani omuz silker:

    Siz hâlâ kiminle yürüyelim diye tartışırken, Türkiye yürümeye başladı bile. Üstelik haritasız, ama pusulası sağlam…

    Salonda bir sessizlik olur. ABD ve İngiltere birbirine bakar, sonra usulca sorarlar:

    Yani şimdi… Türkiye bizi oyunun dışına mı attı?

    Tajani gülümseyerek cevap verir:

    Yoo… Siz zaten kendinizi dışarı attınız. Türkiye sadece oyun kurmayı öğrendi.

    “Strateji, hamle yapmak değil; başkalarını hamle yapmaya mecbur bırakmaktır.”

    Türkiye artık sadece oynayan değil, oynatan oluyor…

    Gürkan KARAÇAM

    #italya #ingiltere #abd #aukus #quad #teslimolmuyoruz #türkiye

  • “Haritanın Ötesi: Türkiye’nin Gölgesi Büyürken”

    “Haritanın Ötesi: Türkiye’nin Gölgesi Büyürken”

    “Bir millet haritada göreceli küçük olabilir, ama eğer adaleti temsil ediyorsa gölgesi kıtalar kadar büyür.”

    Türkiye artık sadece sınırlardan ibaret değil. Zihinlerden, algılardan, meydanlardan, mutabakatlardan oluşan bambaşka bir Türkiye var artık dünyanın gündeminde. Ve bu Türkiye, artık sorulardan değil, cevaplardan ibaret.

    Dünü Unutmayan, Yarını Tasarlayan

    Bir zamanlar Yunan medyası şöyle yazmıştı: “Türkiye kendini süper güç zannediyor.” Bugün o ifade, alay değil; itiraf gibi okunuyor. Çünkü bir milletin gücü sadece uçak gemisiyle, tank sayısıyla değil; kararıyla, sabrıyla ve stratejik zekâsıyla ölçülür.

    Türkiye bugün, bölgede ve ötesinde karar veren, çözüm sunan, oyun kuran aktör haline geldi.

    “Bir millet kendini nasıl görüyorsa, dünya da zamanla onu öyle görmeye başlar.”

    Ve Türkiye artık kendini “vesayet altında” değil, kendi kaderinin sahibi olarak görüyor.

    Türkiye Ne Yaptı?

    Libya’da: Trablus düşmesin diye tarihin rotasını değiştirdi.

    Karabağ’da: 30 yıllık statükoyu 44 günde çöpe attı.

    Doğu Akdeniz’de: Deniz yetki alanlarını çizdi, donanmasını konuşturdu.

    Afrika’da: Elçiliğini gönderdi, ekmeğini götürdü.

    Türk Dünyasında: TDT ile artık fikir değil, fiili birlik kurdu.

    Suriye-Irak’ta: Terörü sınır ötesinde boğdu.

    Savunmada: İHA’sını yaptı, SİHA’sını sattı, TCG Anadolu’sunu yüzdürdü.

    Bu bir hükümet başarısı değildir sadece; bu, devlet aklının dirilişidir.

    Yeni Türkiye’nin Diplomasisi

    Yeni Türkiye, bir tribün devleti değil, strateji devletidir. Konjonktürle hareket etmez, kendi zamanını inşa eder. Müttefik aramaz, ittifak üretir. Boyun eğmez, haysiyet korur.

    Ve şunu fısıldar dünyaya:

    “Ben adalet istiyorum ama sessiz kalmayacağım. Ben barış diliyorum ama teslim olmayacağım. Ben yalnız yürüsem de haysiyetimle ilerleyeceğim.”

    Algıdan Gerçeğe: Sessizliğin Yankısı

    Türkiye artık sadece bir aktör değil, bir denge aygıtıdır. Her yerde Türk bayrağını görmek değil mesele… Mesele, dünyaya Türk aklının etkisini hissettirmektir.

    “Bazen bir elçilik açarsın, bir kıtanın dengesini değiştirirsin. Bazen bir İHA üretirsin, beş ülkenin stratejisini bozarsın.”

    Yunan basını hâlâ “Türkiye kendini süper güç sanıyor” diyorsa, onlara hatırlatalım:

    “Kibir sanır, korku kabullenir ve birileri korktuklarını bu kadar belli ettiklerine göre kabullendiklerini de itiraf etmiş oluyor.”

    Ve Gelelim ABD ile İngiltere’ye…

    Bir gün Londra’da bir istihbarat kulübünde İngiliz diplomat Amerikalıya sorar:

    — Türkiye’yi bu kadar ciddiye almalı mıyız gerçekten?

    Amerikalı omuz silkerek cevap verir:

    — Daha geçen hafta bize “sizi dinliyoruz” demeyi bıraktılar.

    İngiliz sorar:

    — Eee?

    Amerikalı hafifçe güler:

    — Şimdi biz onları gizlice dinliyoruz… Ama daha fenası, ne söylediklerini biz bile anlayamıyoruz artık, çünkü onlar artık “bizim” dilimizle değil, kendi dilleriyle konuşuyor.

    İngiliz kaşlarını kaldırır:

    — Ciddi misin?

    Amerikalı derin bir nefes çeker:

    — Evet… ama belli etmiyoruz.

    SON SÖZ

    “Türkiye artık haritada bir ülke değil, vicdanlarda bir mihenk taşıdır. Artık bizim büyüklüğümüzü düşman yazılarında bile okuyabilirsiniz.”

    Gürkan KARAÇAM

    #ingiltere #abd #teslimolmuyoruz #oyunkuruyoruz

  • “Görünmeyenin Gölgesi: İngiliz Parmağı ve Savaşta Sessiz Çıkar”

    “Görünmeyenin Gölgesi: İngiliz Parmağı ve Savaşta Sessiz Çıkar”

    “Her savaşta kurşun sıkan vardır, bir de yön veren… Elinde silah yok ama herkes onun planıyla ateş ediyor biraz da…”

    Ortadoğu bir kez daha yangın yeri. İran ile İsrail arasında yaşanan gerilim artık sadece askeri değil, küresel bir hesaplaşmanın parçası. Görünen yüz füzeler, hava saldırıları, misillemeler… Ama görünmeyen yüz çok daha derin, çok daha sinsi ve o görünmeyen yüzün üstünde, eski ama körelmeye yüz tutmuş bir parmak izi var: İngiltere.

    Savaşın Öncesi: Zemin Hazırlayan Parmak

    İngiltere bu gerilimde ilk kurşunu sıkmadı, ama ilk psikolojik mayını o döşedi. Hatırlayalım:

    • İran’da Mahsa Amini olayından sonra başlayan gösteriler, Batı basını üzerinden dramatize edildi. BBC Farsça başta olmak üzere İngiliz kaynaklı medya ağları, İran içindeki ayrılıkları köpürttü.

    • İsrail’de Netanyahu yönetiminin geri dönmesiyle birlikte, İngiltere kaynaklı think-tank’lerden “önleyici saldırı zamanı” analizleri yayınlandı.

    • İran’ın Suriye’deki askeri varlığına dair en çarpıtılmış raporlar, hep Londra merkezli kuruluşlardan geldi. İngiltere bu raporları ABD’ye “analiz”, İsrail’e “cesaret”, İran’a ise “körleştirme” olarak sundu.

    “Kurşunu kim sıktı diye sorarlar, ama ‘fikri kim verdi?’ diye sormazlar. İşte İngiltere burada kazanır.”

    Saldırılarda Sessiz Ateş: İngiliz Etkisi

    İsrail’in İran’a yönelik “Yükselen Aslan” saldırısında dikkat çeken detaylar:

    • Hedefler çok hassas, istihbarat çok derindi. İran içindeki bazı nükleer bilim insanlarının evleri bile hedef alındı. Bu kadar derin istihbaratın kaynağı nedir? Mossad mı? Evet… ama Mossad’ın “partneri” genellikle MI6’dır. Çünkü İran içindeki Şii muhalefetle temas kurmak, İngilizlerin yüz yıllık işidir.

    Saldırı zamanlaması, İngiliz Kraliyet Donanması’nın Doğu Akdeniz’de yeniden devriye gezdiği döneme denk geldi.Yani İngiltere, savaş başlamadan önce oradaydı.

    “Savaşanlar kadar, savaş öncesi sahneye çıkanlar da hesaba dahil edilmelidir.”

    Ama Bu Kez İngiliz Oyunu Tutmuyor

    İngiliz aklı her zaman uzun vadeli oynar. Ama bu kez satranç tahtası sallanıyor. Çünkü:

    • İran direndi, içeriden çökmedi.

    • İsrail denetimden çıktı, kendi başına yürüdü.

    • ABD, İngiltere’nin istediği kadar oyuna girmedi , ki top yekün bir saldırıda da bulunamayacağını hep birlikte göreceğiz. (İngiltere, ABD’yi öne sürüp yalnız bıraktı.) İngiltere artık “görünmez akıl” değil, çelişkili reflekslerin temsilcisi oldu.

    “Aklını her satranca süren bir gün kendi şahını da kaptırır.”

    Türkiye: Sessiz Ağırlık, Gerçek Denge

    Türkiye bu savaşta öne atlamadı. Ama diplomasiyi terk etmedi. Ne İran’ın dümenine girdi, ne İsrail’e göz yumdu. Ne Batı’ya biat etti, ne Doğu’ya eğildi.

    Türkiye, dengeyi kuran sessizlikle hareket etti. Çünkü Türkiye bilir ki:

    “Bazen bağıran değil, duvar gibi duran kazanır.”

    Barışı teklif eden Türkiye olursa, bu teklif hem halklara hitap eder hem devletlere güven verir ki öyle de olmaya başladı… Çünkü bu coğrafyada hâlâ adaletin sesi arandığında, dönüp bakılan yer Anadolu’dur.

    Sonunda İngiltere Ne Kazanacak?

    Büyük planlar yaptı… ama:

    • İran’ı deviremedi,

    • İsrail’i kontrol edemedi,• ABD’yi sahaya çekemedi,

    • Türkiye’yi kenara itip plan kuramadı.

    Yani bu kez:“Plan vardı ama piyade yoktu, piyon vardı ama şah gitti.

    Ve Makalemize Layık Bir Fıkra

    Bir gün bir İngiliz, bir Amerikalı ve bir Türk, bir ormanda yürürken bir aslanla karşılaşır ve “İngiliz ve Amerikalı bunu biz eğittik ama şimdi bize sinirli sinirli bakıyor der” ve; İngiliz cebinden çıkardığı kağıda bir plan çizer: “Aslanın sağından kuşatır, sonra diplomatik baskı uygularız.” Amerikalı silahını çıkarır: “Ben direkt vururum!

    Türk derin derin bakar ve der ki:“Aslan zaten tok, yürüyün geçelim…Ama çok darlarsanız, döner saldırır.”

    İngiliz sorar: “Sen korkak mısın?” Türk cevap verir: “Yok, sadece sizin kadar saf değilim. Aslanla yürüyebilmek, onu darlamaktan ya da vurmaktan daha büyük ve kalıcı bir stratejidir. Hasılı Aslan’ı vurup ormana yeni kral bulmaya çalışmak aptalca olur…

    Son Söz

    İngiltere bu kez belki de ilk defa, kendi oyununda kendi gölgesine yenilecek. Çünkü bu coğrafyada artık:

    • Gölgeler değil gerçekler,

    • Fısıltılar değil hakikatler,

    • Kuklalar değil halklar konuşuyor.Ve unutma sevgili okuyucu:

    Barışı fısıldayan çoktur, ama gerçeği haykıran azdır. Türkiye işte o azlardan biri ve bu defa perde arkasındaki akıl bile sahneye çıkmaya mecbur kalacak… çünkü Türk aklı artık sessiz değil, stratejik.”

    (Not:Mossad sahada CIA ile dost, akılda ise MI6 ile kardeştir)

    Gürkan KARAÇAM

    #ingiltere #tilki #teslimolmuyoruz

  • Barışı Akıl Kurar, Onur Taşır: Türkiye Merkezli Yeni Denge Tasarımı

    Barışı Akıl Kurar, Onur Taşır: Türkiye Merkezli Yeni Denge Tasarımı

    “Ateşin olduğu yere suyla gitmek cesaret ister; ama adaletle gitmek tarih yazar.”

    Ortadoğu yeniden kaynıyor. İsrail ile İran arasında yaşanan her çatışma, sadece iki ülkenin değil, tüm bölgenin sinir uçlarını titretiyor. Füzelerden yükselen duman, artık yalnızca şehirleri değil, medeniyetin umutlarını da karartıyor.Ve bu tablo, hiçbir akıl sahibi ülkenin görmezden gelemeyeceği kadar büyük bir yangına dönüşüyor. Artık sorun ne sadece Filistin, ne yalnızca İran’ın nükleer programı. Bu; hakikat ile çıkarın, egemenlik ile güvenliğin, tarih ile gelecek arasındaki hesaplaşmadır.

    Bu karanlıkta bir akıl, bir vicdan, bir denge merkezi gerek. İşte o merkez Türkiye olabilir. Ama sadece coğrafi değil, ahlaki ve stratejik merkez olarak.

    Neden Türkiye?

    “Barışı teklif eden güçlü olmalı, ama mazlumdan da yana durabilmeli.”

    Türkiye, tarihsel hafızası, kültürel bağları, askeri caydırıcılığı ve diplomatik yetkinliğiyle bölgenin doğal barış kurucusu konumunda. Ancak bu rolü oynarken herhangi bir tarafın gölgesinde kalmadan, ama tüm tarafları anlamaya çalışan bir hakkaniyet duruşu sergilemesi şart.

    Türkiye bu meselede;

    • İsrail’i suçlamakla yetinmemeli, onu barışa ikna etmeli.

    • İran’ı yüceltmekle yetinmemeli, onu uluslararası normlarla uyumlu hale getirmeli.

    • Filistin’e sadece sloganla değil, somut kazanımlarla nefes aldırmalı.

    • ABD’yi dışlamadan, İngiltere’yi dengeleyerek, Rusya ve Çin’i dış politikada göz ardı etmeden ilerlemeli.

    Barış Nasıl Kurulur? Uygulanabilir Adımlar

    1. Diyalog Zemini, Çatışma Zemininden Ayrılmalı

    Aynı masada herkesin oturduğu görüntü değil, herkesin kendi meselesiyle yüzleştiği yapılar kurulmalı. Türkiye öncülüğünde, üç temel başlıkta ayrı masalar organize edilmeli:

    Nükleer Güvence Masası: İran, ABD, AB ve Türkiye moderatörlüğünde İran’ın nükleer faaliyetlerini dondurmayı kabul ettiği ama güvenlik garantileri aldığı süreç başlatılmalı. İran, Suriye’deki varlığını bırakmadan ama ciddi anlamda Türkiye’nin nüfuz alanından tamamiyle çıkmış olacak şekilde sınırlandırarak devam ettirebilir.

    Filistin Geçiş Masası: Türkiye, Ürdün ve Katar’ın garantörlüğünde Gazze ve Batı Şeria için geçici özerklik ve Filistin’in limanlara erişimi sağlanmalı. İsrail’in güvenlik kaygıları giderilecek şekilde, iki taraflı gözlemci yapılar kurulmalı.

    Enerji İstikrar Anlaşması: Türkiye, Mısır, İsrail, Lübnan ve Yunanistan enerji anlaşmazlıklarını ayrı bir yapı altında “gelir paylaşımı” modeline dönüştürmeli. Enerji, rekabet değil işbirliği alanına çevrilmeli.

    “Barış aynı sofrada oturmak değil, farklı menülerde aynı kaşığı paylaşmaktır.”

    2. Tarafların Onuruna Dokunulmadan Geri Adım Attırılmalı

    Hiçbir ülke geri adımı “yenilgi” olarak sunamaz. Bu yüzden barış, herkese içeride anlatabileceği bir gerekçeyle sunulmalı.

    • İsrail: İran’ın nükleer faaliyetlerinin dondurulmasını “ulusal güvenlik zaferi” olarak ilan edebilir.

    • İran: Nükleer haklarından vazgeçmeden, barışa katkı sunarak halkına “kuşatmayı yardık” mesajı verir.

    • Filistin: Gazze’ye liman, insani yardım geçişi ve BM temsilciliği gibi somut kazanımlarla halkına “diplomasiyle açıldık” diyebilir.

    • ABD ve İngiltere: Ateşkesin mimarı olduklarını ilan ederek küresel imajlarını tazeleyerek enerji hatlarında ki varlıklarını korumuş olurlar ve Kırım meselesi dondurularak Rusya’ya ve de Çin içinde geçici bir süre için vergi indirimleri düşünülebilir.

    • Türkiye: Barışı inşa eden ülke olarak hem İslam dünyasında, hem Batı’da saygınlık kazanır.

    “Barış, taraflara hak vermek değil; herkesin yüzünü ak edecek bir yol açmaktır.”

    3. Ortak Gözlem ve Güvence Mekanizması

    Barış sadece imzalanmaz, korunur. İşte bu yüzden kalıcı ateşkesin uygulanabilir olması için gözlemci mekanizmalar şarttır.Türkiye öncülüğünde, NATO’dan değil ama BM çatısı altındaki ülkelerden oluşan bağımsız bir “gözlem gücü” tesis edilebilir. Bu güç Gazze’de, Lübnan-İsrail sınırında, Suriye’de ve İran’da belirli tesislerde konuşlanabilir.

    “Silahı susturmak bir adımdır, güveni silahsız yaşatmak ise kalıcı zaferdir.”

    4. Ekonomik Entegrasyonla Bağımlılık Sağlamak

    Hiçbir barış salt siyasi iradeyle ayakta kalamaz. Ekonomik bağlarla kurulmayan barış, rüzgârda savrulan bayrak gibidir.

    • Ortak enerji hatları: Türkiye üzerinden geçecek olan doğalgaz, sadece transit değil “ortak gelir” sistemiyle işlenebilir.

    • Ortak yardım fonu: İran, Lübnan, Filistin, Ürdün gibi ülkeler için “Bölgesel Kalkınma Fonu” kurulabilir.

    • Ortak ticaret blokları: Türkiye, İsrail ve Körfez ülkeleri arasındaki gümrük kolaylıkları artırılabilir.

    “Çatışan ülkeler aynı gelire bağlanırsa, çatışmak lüks değil maliyet olur.”

    Sonuç: Türkiye Barışı Kurabilir mi?

    Evet. Çünkü Türkiye ne işgalci, ne tetikçi, ne dışlayıcı bir geçmişe sahip.Türkiye bu planla;

    • Kendi milletinin onurunu korur,

    • Uluslararası kamuoyuna akıl ve vicdanı gösterir,

    • Barışın mimarı olarak tarih sahnesine yeniden çıkar.

    Ve şunu unutma sevgili okuyucu:

    “Zafer, füzeyle değil; adaletle kurulmuş masada kazanılandır.”

    Barış, Ankara’dan başlayarak Kudüs’ü de, Tahran’ı da, Tel Aviv’i de, Gazze’yi de rahatlatabilir. Ama ilk adım şudur:“Biz bu ateşi söndürmeye geldik.”İnşa edilecekse bir barış, harcı Türk aklıyla karılmalıdır, ki aksi mümkün değildir.

    Peki kolay mı? Süper güç olmak ne kadar kolaysa…

    Gürkan KARAÇAM

    #barış #şimdideğilsenezaman

  • “Taht Kurulmadan Önce Taşlar Kırılır: Orta Doğu’da Akıl Savaşı”

    “Taht Kurulmadan Önce Taşlar Kırılır: Orta Doğu’da Akıl Savaşı”

    “Büyük savaşlar silahla değil, satranç tahtasında başlar. Taşlar dizildiyse, piyonların kanı kutsal metinlerle yıkanır.”

    Ortadoğu’da yeni bir satranç kuruluyor. Hamle yapan İsrail gibi görünse de hamle sırasını yazan ABD. Ama dikkat: Kural kitabını yazan İngiltere.

    İran’a başlatılan “Yükselen Aslan Operasyonu” sadece füzelerin değil, asırların birikmiş hesaplarının gölgesinde patlıyor. Bu bir saldırı değil sadece; bu, medeniyet tasarımı savaşı.

    İngiltere: Satrançta Şah Değil, Kuralları Belirleyen Akıl

    İngiltere, her zamanki gibi masada değil ama masanın gölgesinde.

    • MI6, İran’daki Kürt, Azerbaycanlı, Beluç hatlarını yıllardır santim santim işliyor.

    • Londra, İsrail’in öfkesini planlıyor, ABD’nin öfkesine ölçü biçiyor.

    • Güya sahnede yok; ama enerji koridorlarının tapusu, hâlâ İngiliz aklında.

    “İngiltere savaş açmaz; savaş açtırır. Ama barışı da hep kendi cebine yazdırır.”

    ABD: Sahada Asker, Ekonomide Borsa, Zihinde Psikolojik Harp

    ABD bu savaşı sadece İran’a değil, aynı anda:

    • Çin’e (“Yaklaşma, seni de yakarım.”),

    • Rusya’ya (“Ukrayna’da daha fazla boğul.”),

    • Avrupa’ya (“Enerjiyi ben veririm, sen diz çök.”),

    • Türkiye’ye (“Tarafsız kalırsan yalnız kalırsın.”) mesajı vererek yürütüyor.

    “ABD’nin attığı her füze, doların yükselmesini, petrolün tırmanmasını, endişenin büyümesini sağlar. Savaş onun için sadece bir yatırım aracıdır.”

    İsrail: Güvensiz Güç

    İsrail, İran’ı varoluşsal tehdit olarak görüyor. Ama her saldırısı onu biraz daha yalnızlaştırıyor. İçeride Netanyahu baskı altında. Dışarıda ise Hamas’la-Hizbullah’la uğraşırken şimdi bir de İran…İngiltere ve ABD desteği olmadan aslan gibi kükreyemez ama çakal gibi ısırmayı iyi bilir.

    “İsrail korktuğu zaman saldırır, saldırdığı zaman yalnızlaşır, yalnızlaştığında ise mutlaka bir süper gücün gölgesine sığınır.”

    5 Olası ABD Senaryosu ve Gerçekleşme Olasılıkları:

    1. Sınırlı Operasyonlarla Mesaj Verme (Olasılık: %40)

    • Nokta atışları, İran’ın nükleer altyapısını tırpanlamaya yönelik.

    • İran’ı provoke etmeyecek ölçüde ama gözdağı verecek kadar güçlü.

    • Hem İsrail’i rahatlatır hem ABD’yi büyük savaştan uzak tutar.

    “Savaşın zekâsı, sessizliğin gürültüsüne dönüştüğünde kazanılır.”

    2. Tam Kapsamlı Askeri Müdahale (Olasılık: %10)

    • İran’ın nükleer altyapısını, hava savunmalarını ve Devrim Muhafızları’nı tamamen imha etmeye yönelik.

    • Fakat bu adım, Körfez’i cehenneme çevirebilir.

    • Hizbullah, Yemen, Irak milisleri harekete geçer. Petrol 200 doları aşar.

    “Bazı savaşlar kazanılmaz; başlamak bile kaybetmektir.”

    3. Diplomatik Müzakere + Gölgede Uzlaşma (Olasılık: %25)

    • “Biz vurduk, siz de biraz cevap verin ama uzatmayalım” diplomasisi.

    • İngiltere burada devreye girer, “krizi barışla bitiren centilmen ülke” rolünü oynar.

    • İran’ın Çin ve Rusya’yla ilişkisi sınırlanmak istenir.

    “Barışı teklif eden, savaşın kazananıdır.”

    4. İran İçinde Rejim Değişikliği Süreci Başlatmak (Olasılık: %15)

    • Ekonomik ambargolar, siber saldırılar, sosyal medya kışkırtmaları.

    • Tahran’ın içini karıştırıp “bir Pers Baharı” başlatmak.

    • İngiliz istihbaratının tarihsel deneyimi bu alanda çok güçlü.

    “Bir devleti tankla değil, toplumun zihnine sızarak yıkarsın.”

    5. İsrail’i Yalnızlaştırarak Çekilme (Olasılık: %5)

    • ABD iç kamuoyu savaşa karşı çıkar, Trump yönetimi geri adım atar.

    • İsrail’e “Sen devam et, biz gerideyiz” mesajı gelir.

    • Bu senaryo, İsrail’in kontrolsüz saldırganlığına yol açabilir.

    “Yalnız kalan müttefik, bilinç altındaki düşmanına dönüşür.”

    Türkiye: Suskun Kalırsan, Haritada Renk Bile Olamazsın

    Türkiye bu büyük oyunun ya yönlendirileni olur ya yönlendireni.

    • Tarafsız kalmak, etkisiz kalmaktır.

    • Stratejik denge politikası izlenmeli: Ne İran’ın tam yanında ne ABD’nin yedeğinde.

    • Enerji, mülteci, güvenlik ve diplomatik alanlarda “oyun kurucu” kimlik şart.

    “Türkiye satrançta piyon olamaz, ya vezir olur ya oyun bozar.”

    Son Söz

    Bu bir İsrail-İran çatışması değil. Bu, dünya düzeninin yeni haritasını çizen kalemlerin savaşı.Ve bil ki sevgili okuyucu:

    “Füzeler patlar ama stratejiler iz bırakır. Görünen savaş, görünmeyen hesapların kamuflajıdır.”

    Gürkan KARAÇAM

    #iran #israil #ingiltere #abd

  • “Kusursuz Sandığın Yerde En Derin Zaaf Yatar: İstihbarat Mitleri ve Batı’nın “Görmediği” Aynası”

    “Kusursuz Sandığın Yerde En Derin Zaaf Yatar: İstihbarat Mitleri ve Batı’nın “Görmediği” Aynası”

    “Bir sırrın gizliliği, onun ne kadar iyi saklandığında değil; kime karşı saklandığında sınanır.”

    İran’daki istihbarat açıkları üzerine makaleler, analizler ve televizyon programları havada uçuşuyor. Oysa bu eleştirilerin çoğu, Batı’ya hayranlıkla örülmüş bir algı duvarının içinde yankılanıyor. Sanki CIA, MI6, Mossad ya da FSB hiç hata yapmamış gibi… Sanki kusur, sadece doğunun sıcağında ortaya çıkarmış gibi…

    Oysa tarih, Batı’nın da nice defa kan kaybettiğini, açık verdiğini, zaaf gösterdiğini yazar. Hem de öyle basit hatalar değil; küresel sonuçlar doğuran türden…

    Şimdi sisli efsaneleri dağıtalım ve gerçeklerin soğuk yüzüne birlikte bakalım.

    ABD: “”Devin” Kalbindeki Derin Yaralar“

    ”Büyük” gücün en büyük zaafı, “küçük” zaafını görmezden gelmesidir.”

    Pearl Harbor

    ABD, Japon donanmasının saldırısından sadece saatler önce onlarca sinyal aldı. Fakat istihbarat analizleri, zamanında birleşmedi.

    Sonuç: 2.403 Amerikan askeri öldü, Pasifik filosu harabeye döndü. Dünyayı değiştiren bir savaşın eşiğinde bile, Amerika istihbaratı kördü.

    Vietnam

    ABD, Vietkong’un gerilla taktiklerini anlayamadı. Sahadaki bilgiler ya yanlış ya da geç analiz edildi.

    Sonuç: 58.220 ölü, 150.000’den fazla yaralı ve Amerikan toplumunda hâlâ süren bir travma…

    Askeri üstünlük, doğru istihbaratla birleşmediğinde, “dev” bir ordunun bataklıkta çırpınması içten bile değildir.

    CIA’in Küba’daki Domuzlar Körfezi fiyaskosu ve Vietnam’daki yanlış istihbarat raporları, Amerikan karar mekanizmalarının istihbarata fazlaca “inanarak” nasıl yanılabileceğini gösterdi.

    “Gerçeği bilenler sustuğunda, istihbarat efsane olur; ama milletler bedelini kanla öder.”

    Afganistan

    20 yıl boyunca milyarlarca dolarlık bütçe, yüz binlerce personel ve NATO desteğiyle inşa edilen “yeni Afganistan”, Taliban’ın sadece 11 gün içinde başkent Kabil’i ele geçirmesiyle çöktü.

    CIA, Taliban’ın ilerleme hızını ölçemedi, Afgan ordusunun çöküşünü öngöremedi. ABD Başkanları “şaşkınız” derken, dünya şu soruyu sordu: O zaman bunca yıl istihbarat ne yaptı?

    “İstihbarat, sadece düşmanı izlemek değil; dostun yalanını da görmektir.”

    Edward Snowden & NSA Belgeleri

    ABD’nin müttefiklerini, hatta kendi vatandaşlarını izlediği ortaya çıktı. Merkel dâhil liderlerin telefonları dinlenmişti. “Özgürlük” adına yürüyen bir devletin, en gizli adımlarının nasıl karanlığa saplandığını tüm dünya izledi.

    İNGİLTERE: Kraliyet Surları Arasından Sızan Köstebekler

    “Etkileyici unvanlar, ihanetin maskesini daha kolay taşır.”

    Cambridge Beşlisi

    İngiltere’nin elit üniversitelerinden yetişen beş kişi – Philby, Burgess, Maclean, Blunt ve Cairncross – yıllarca Sovyetler için çalıştı. Kraliçenin istihbarat kurumunun tam göbeğinde, düşmanın gözleri vardı.

    “Akıllı Taş” Skandalı

    MI6, Moskova’da taş şeklinde gizlenmiş dinleme cihazı kullandı. Rus güvenlik birimleri bu taşı bulup kamuoyuna gösterdiğinde, İngiltere sadece teknolojik değil, diplomatik prestij de kaybetti.

    Snowden Belgeleri – GCHQ İfşası

    İngiltere’nin elektronik izleme ajansı GCHQ’nun; gazetecileri, parlamenterleri ve yurttaşları dinlediği ortaya çıktı. “İfade özgürlüğü” diyen ülke, istihbarat eliyle bireyi susturan karanlık bir aynaya dönüştü.

    İSRAİL: “Efsanenin” Gölgesinde Açıklar

    “Korkulan olmak kolaydır; ama güvenilen kalmak zordur.”

    Meşal Suikastı – Ürdün (1997)

    Mossad ajanları Hamas lideri Halid Meşal’i öldürmeye çalışırken yakalandı. Ürdün krizi tırmandırdı, İsrail geri adım attı. Suikast başarısız oldu, ajanlar iade edildi. Devlet özür dilemek zorunda kaldı.

    Eli Cohen

    Suriye hükümetinde üst kademelere kadar yükseldi. Ancak telsiz kullanımındaki hata nedeniyle tespit edilip idam edildi. Mossad efsanesi, “sessizce” sarsıldı.

    Dubai Suikastı (2010)

    Mahmud el-Mabhuh’un öldürülmesinde kullanılan ajanların sahte pasaportları diplomatik skandala neden oldu. Operasyon başarıya ulaşsa da Mossad’ın gizliliği çöktü.

    HİZBULLAH ‘a calışan Mossad ajanları da cabası…

    RUSYA: Ayının Kürkü Delinse Bile İmajı Kalır mı?

    “Güçlü olmak, yenilmez olmak değildir; sadece yenilginin ertelenmesidir.”

    Ukrayna işgalinin deşifre edilmesi : ABD ve İngiltere, Rusya’nın işgal planlarını aylar öncesinden kamuoyuna sundu. Kremlin’in askeri sırları artık Batı gazetelerinde manşet oluyordu.

    CIA ve MI6’nın Rus istihbaratına sızması, Rusya’nın FSB ve GRU’sunu ciddi zafiyete uğrattı.

    • Ukrayna’nın Moskova içlerine düzenlediği drone saldırıları, Rusya’nın iç istihbarat duvarlarının ne kadar gevşediğini gözler önüne serdi.

    ALMANYA: Generallerin Dinlendiği Bir Avrupa Kabusu

    “Bir generalin ağzından dökülen her kelime, bir ülkenin kaderidir.”

    Rus istihbaratı (SVR), Alman generallerinin Ukrayna’ya Taurus füze sevkiyatına dair video konferans görüşmesini kayda aldı. Sızdırılan ses kaydı, Berlin’i sarstı. NATO şaşkın, Almanya utanç içinde kaldı.Almanya gibi “dijital güvenlik kalesi” olarak görülen bir ülkede böyle bir sızıntı, Batı’nın “dokunulmaz” zannettiği istihbarat güvenliğinin içinin ne kadar boş olduğunu gösterdi.

    UKRAYNA: Veriyi Kurşun Gibi Kullanan Direniş

    Ukrayna, klasik istihbarat anlayışını tersyüz etti. Açık kaynak (OSINT) ve hızlı analizle Rus hareketlerini anbean izledi. Moskova’ya yapılan drone saldırıları, yalnızca sahadaki teknik başarı değil; istihbaratın yeniden tanımlanmasıydı. Savaşın silahla değil, bilgiyle yönlendirildiği bir çağın içindeyiz.

    “Bilgi gecikirse top mermiye, ülke suskunluğa teslim olur.”

    SON SÖZ: Zafiyetin Coğrafyası Yoktur

    İstihbarat teşkilatları, ister doğuda ister batıda olsun; insan unsuruna, öngörüye ve iradeye dayanır. Her teşkilat hata yapar. Her zafiyet, sadece bir açık değil; bir fırsat, bir öğretidir. Ancak ne acıdır ki, doğu hata yapınca ‘yetersizlik’, batı hata yapınca ‘komplonun daniskası’ olur! Bu da gösteriyor ki asıl zafiyet, sadece kurumlarda değil; algılarda, bakışta ve önyargıda gizlidir.

    “Doğu açık verirse basiretsiz, Batı açık verirse şeytanca zekâ… Ne büyük ironi!”

    Ve biraz da tebessüm…

    İstihbarat okulunun ilk günüydü. Hoca kürsüye çıktı, gözlüğünü düzeltti, derin bir nefes aldı:

    “Evlatlar… kimse sonsuza kadar sır tutamaz. En sağlam ajan bile sonunda gider bir taşa anlatır. Taş yoksa dağa bağırır. Dağda biri yoksa… keçiye fısıldar.”

    Sınıfta kıkırdamalar başladı. Hoca devam etti:

    “Bakın, bir ajan vardı. 15 yıl konuşmadı. Sonra bir sabah dayanamadı, gitti, bir keçiye anlattı bütün operasyonu. Keçi durdu, bir ‘mee’ dedi, koştu gitti CIA’ye raporladı.”

    Kahkahalar yükseldi. Ama hoca durmadı.

    “Meğer o keçi, CIA’nin dağ bölgesi ajanıymış. Ajan şokta, keçi terfi aldı.”

    Arkadan biri atıldı:

    “Komutanım ya keçinin sürüsü?”

    Hoca başını salladı:

    “MI6’a çalışıyormuş. Çoban da aslında Mossad bağlantılıymış. Ama esas bomba ne biliyor musunuz?”

    Sınıf nefesini tuttu.

    “Ajanın söylediği sır… zaten onun bağlı olduğu servisin planıymış! Herkes herkese çalışıyor, kimse kime çalıştığını bilmiyor.”

    Sonra hoca göz kırptı:

    “O yüzden çocuklar… sır tutmak zordur ve her sır bir gün sır olmaktan çıkar. Keçi görürseniz konuşmayın. Hele kedilere hiç güven olmaz, onlar MSS’e sızdı bile…”

    Sınıf kahkahadan kırılırken, kapı arkasındaki güvercin “guguk” dedi.Hoca sadece gülümsedi:

    “Şşşt… o da SVR’ye mesaj yolluyor.”

    Gürkan KARAÇAM

    #istihbarat #yalan #ikna #kurgu #algı #teslimolmuyoruz

  • Karanlığın Gölgesinde: Trump, Mistik Destekçiler ve İran Satrancı

    Karanlığın Gölgesinde: Trump, Mistik Destekçiler ve İran Satrancı

    “Her kral kendi şatosunda oturmaz; bazıları tahtı sadece perde arkasındakilere taşır.”

    Donald Trump… Amerikan siyasetinin en tartışmalı, en çok konuşulan ama belki de en az anlaşılan figürü. O sadece bir başkan değil; küresel satranç tahtasına yerleştirilmiş bir taş, bir figür ve belki de daha derinlerde oynanan oyunların yankısıdır.

    Kimi çevrelerde Trump; gizli cemiyetlerin adamı, mistik kulüplerin sesi ya da derin bir planın yürütücüsü gibi sunulur. Ama gerçek şudur ki: Trump’ın, hiçbir ezoterik yapı, tarikat ya da mistik kulübe resmi üyeliği bulunmamaktadır. Ancak dikkat: Üyelik kartı taşımamak, masaya hiç oturmadığın anlamına gelmez.

    Görünmeyen Bağlantılar, Sesli Dualar

    Trump’ın çevresinde; Evanjelik ruhani liderlerden tutun da Kabala etkisi taşıyan iş insanlarına, Masonik geçmişe sahip bazı bürokratlara kadar uzanan çeşitli ideolojik ve ruhani nüfuz ağları gözlemlenir:

    • Paula White gibi Evanjelik liderler, Trump’ı Tanrı’nın görevlisi ilan eder.

    • Jared Kushner, Kabala inancına yakın bir kültürel ve finansal çevreden gelir.

    • Döneminde görev alan bazı danışmanlar, Rotary ya da Masonik bağlamda geçmişe sahiptir.

    Ancak bu isimlerin varlığı, Trump’ı bir “gizli tarikat lideri” değil; farklı güç kümelerinin kesişiminde yer alan bir enerji odağı haline getirir.

    “Herkes bir yere dayanır ama bazıları gölgede büyür.”

    QAnon: Modern Dönemin Dijital Ezoterizmi

    Trump’ın en ilginç destekçi çevrelerinden biri, dijital çağın modern “mistik cemaati” sayılabilecek QAnon hareketidir. Bu grup, Trump’ı derin devlete karşı savaşan bir kurtarıcı olarak görür. “Kodlanmış mesajlar”, “uyanış kehanetleri” ve sembollerle örülü bir ezoterik kurgu üzerinden yürüyorlar. Bu destek, rasyonel siyaset okumalarının ötesine geçiyor; lideri kutsal bir aktöre, dünyayı ise karanlık ve aydınlık kutuplara bölüyor.

    İran Dosyası: Sadece Bir Sınır Değil, Bir Bilinç Çatışması

    Trump döneminin en radikal dış politika hamlelerinden biri, İranlı General Kasım Süleymani’nin öldürülmesiydi. Ama bu olay sadece jeopolitik değil, aynı zamanda sembolik ve ruhsal bir hamleydi.

    İran, yeryüzünde mistik-politik aklın en kadim merkezlerinden biridir. İran; Zerdüştî mirası, Şii ezoterizmi ve coğrafi enerji hatlarıyla bir bilinç alanıdır. Süleymani’nin hedef alınması, sadece bir askerî liderin değil, bir bilinç sisteminin doğrudan hedeflenmesiydi.

    “Bazen bir lideri değil, bir hafızayı infaz ederler.”

    Enerji Hatları, Semboller ve Akıl Harpleri

    Dünyanın görünmeyen haritasında siyasi sınırlar değil; enerji hatları, sembolik merkezler ve psikolojik eşikler vardır. Washington, Kudüs, Tahran, Mekke ve Moskova gibi merkezler bu anlamda yalnızca coğrafi değil, zihinsel mücadele alanlarıdır. Ve Trump, bu satranç tahtasında sadece iç siyasetin değil, küresel semboller savaşının da bir piyonu ya da kralı olarak yürütüldü-yürütülüyor.

    Unutulmamalıdır ki…

    “Gizli olan her şey mistik değildir; bazıları sadece görünmeyen bir planın parçasıdır.”

    Asla unutulmamalıdır ki, bu tür mistik yapılar, semboller, tarikatlar ve ruhani görünümler; çoğu zaman enerji hatları, jeopolitik çıkar matematiği ve psikolojik harp stratejileri için kullanılan birer enstrümandan ibarettir.

    Tüm bu yapılar, halkların zihnini işgal etmeden önce, gönlünü büyülemeyi hedefler. Ama son tahlilde, ne semboller kutsaldır ne tarikatlar mutlak. Hepsi, daha büyük bir düzenin görünmeyen aygıtlarıdır.

    “Psikolojik harp, mermisiz savaşın en ölümcül silahıdır.”

    Ve bizler, bu satrançta taş olmak değil; tahtanın tamamını gören gözler olmak zorundayız. Komplo teorisyenliği değil, soğukkanlı stratejiler geliştirmeli; sembolleri değil, onların kimin çıkarına çalıştığını sorgulamalıyız.

    “Gerçeği arayan değil, gölgeyi gösteren kazanır bu çağda. Ama unutma sevgili okuyucu; gölgeyi anlamayan, ışığı da anlayamaz.”

    Gürkan KARAÇAM

    #mistisizm #trump #evanjelik #kabala #iran

  • Sessiz Harita: Enerji, Emperyalizm ve Yeni Kuşatma Hattı

    Sessiz Harita: Enerji, Emperyalizm ve Yeni Kuşatma Hattı

    “Modern savaşlar haritalarla değil, enerji hatlarıyla başlar.Ve düşman artık sınırdan değil; boru hattından girmek istiyor.”

    Bugün dünyayı sadece Doğu Akdeniz’den değil; İran’dan, Kıbrıs’tan, Ege’den ve hatta Ukrayna’dan okumazsak, gözümüz açıkken aldanırız. Enerji artık sadece yakıt değil, jeopolitik silah haline gelmiştir.Ve bu silahı tutan eller, dost görünümlü planlarla, yeni bir kuşatma haritası çiziyor.

    Maskeler Düştü: Kim, Nerede, Ne Yapıyor?

    ABD: Enerjiyi “özgürlük” kılıfıyla, hegemonyanın yeni zırhı haline getirdi. Suriye’de çizdiği harita, Ukrayna’da yaktığı ateş, Doğu Akdeniz’de kurduğu enerji konsorsiyumu hep aynı senaryonun parçaları. Amaç basit: Kendi belirlemediği enerji rotasında, başka bir devletin güçlü olmasını asla istemiyor.

    “Amerikan barışı, sadece kendine hizmet edenlerin huzurudur.”

    İsrail: Doğu Akdeniz’in altını kazıyor, üstüne barikat kuruyor.Yunanistan ve Güney Kıbrıs’la kurduğu enerji ittifakı, güvenlik gerekçesiyle değil; Türkiye’yi dışlama amacıyla inşa edildi .Ve her ne kadar müttefik maskesi taksa da, bölgedeki her doğal gaz molekülünde Türkiye’siz bir gelecek arıyor.

    “Enerji İsrail için bir kalkan değil; stratejik kılıçtır.”

    İngiltere: Yüzyılların sömürge refleksiyle, yine masada, yine merkezde. Ama bu kez daha sinsi. Kıbrıs’taki üsleriyle sadece gözetlemiyor, yön veriyor. Doğu Akdeniz’deki çatışma ihtimalini yüksek tutarak, bölge ülkelerini birbirine karşı bağımlı hale getirmek istiyor.

    “İngiliz diplomasisi, konuşmadan yönlendirir; tokat atmadan hizaya sokar.”

    Yunanistan: Karasularını genişletme hayaliyle büyüyen, başkasının kalemiyle harita çizen küçük bir taşeron. Doğu Akdeniz’de kurduğu her masa, kendi gölgesinden büyük. Ama unuttuğu bir şey var: Harita çizmek cesaret değil, hakikat ister.

    “Taşeronun cesareti, arkasındaki mühendisin ömrü kadardır.”

    Güney Kıbrıs Rum Kesimi: Enerji üzerinden yeniden birleşme değil, Türk tarafını tamamen dışlama planı kuruyor. Deniz yetki alanlarını gasp ederek Avrupa’ya göz kırpıyor ama sırtını sıvazlayan her el, onları ilk feda eden olacak.

    “Sırtını sıvazlayanlar, sırtını dönecek olanlardır.”

    İran Neden Şimdi?

    İran’da sokaklar alevlenirken, Batı sessiz değil; aktif. Çünkü İran’daki zayıflama, sadece iç mesele değil: İran çökerse, Doğu Akdeniz gazı için doğudan gelen rakip hat da çöker. Bu yüzden iç karışıklıklar, sadece ideoloji değil; enerji diplomasisinin yeni silahıdır.

    “Bazen rejimler yıkılmaz, enerji rotaları değişsin diye zayıflatılır.”

    Türkiye Neden Hedef?

    Çünkü bu tabloda Türkiye:

    • Enerjinin geçiş güzergâhıdır.

    • Deniz yetki alanlarında hak sahibidir.

    • Kendi sondaj ve savaş gemisini gönderebilen tek bölge ülkesidir.

    Ve hepsinden önemlisi: Hiçbir planın figüranı değil, kendi senaryosunun başrolüdür.

    “Türkiye haritada değil, hafızada büyük devlettir. Bu yüzden kağıt üzerindeki oyunları da, tarihten gelen kirli planları da bozar.”

    Son Söz

    Bölgeyi anlamak için haritaya değil, niyete bak. Enerji hatlarının geçtiği yerlerde, dostluklar değil çıkarlar konuşur. Ve unutulmamalıdır:

    “Bir milleti toprağından değil, aklından koparırsan enerji savaşını kazanırsın. Ama Türk milleti aklını bayrak yapar; ezilmez, silinmez, pes etmez.”

    Gürkan KARAÇAM

    #abd #ingiltere #israil #emperyalizm #teslimolmuyoruz

  • “Hafıza Susar, Strateji Konuşur: Türkiye, Kasr-ı Şirin’i Unutmadı”

    “Hafıza Susar, Strateji Konuşur: Türkiye, Kasr-ı Şirin’i Unutmadı”

    Bazı sınırlar haritaya çizilir, bazıları tarihe…Ve bazıları vardır ki, unutulmaz. Tıpkı 1639 tarihli Kasr-ı Şirin Antlaşması gibi. Bu antlaşma yalnızca iki imparatorluğun toprak paylaşımı değil, aynı zamanda bir etki alanı ve nüfuz hattı mutabakatıydı. Osmanlı ile Safevîler arasında çizilen bu denge, dört asırdır ayakta duran nadir jeopolitik uzlaşılardan biridir. Ama her uzlaşının hafızasında bir sabır, her sabrın ardında bir hesap vardır. Bugün Türkiye, komşusu İran’ın içeride ve dışarıda yaşadığı sarsıntılara karşı “sessiz” bir zarafetle izliyor. Ne alkışlıyor ne de fırsat kolluyor. Çünkü biz devlet olarak biliriz:

    “Zorda olana tekme atmak mertliğe değil, acizliğe yakışır.”

    Ancak bu sessizlik, bir unutkanlığın değil; derin hafızanın tezahürüdür. Türkiye, yıllar boyunca mezhep ve ideoloji uğruna bölgede kurulan yeni dengelerle, Kasr-ı Şirin dengelerini fiilen delme girişimlerine karşı hep sabır gösterdi. Suriye’de rejim desteklenirken, Irak’ta etki alanı genişletilirken, ülkemizin doğu sınırlarına yönelik asimetrik kuşatma stratejileri hayata geçirilirken dahi diplomatik nezaketi elden bırakmadı. Adını telaffuz etmeye gerek duymadığımız, ama milletimizin canını acıtan terör odaklarına sınır ötesinde verilen örtülü destek, Türkiye’nin güvenliğini doğrudan tehdit ederken; biz yine de komşuluk hukukunu çiğnemedik. Çünkü biz biliriz:

    “İki devlet arasında sınır çizgisi vardır; ama iki millet arasında vicdan çizgisi olmalıdır.”

    Yine de Türkiye, hiçbir şeyi unutmadı. Çünkü devlet hafızası unutmaz, sadece zamanı geldiğinde açılmak üzere saklar. Bugün İran’a uygulanan yaptırımlar, içerideki genç hareketler, ekonomik çalkantılar ve küresel aktörlerin dayatmaları ve İsrail üzerinden düzenlenen saldırılar karşısında Türkiye “suskun”. Ama bu “suskunluk”, bir seyirci kalış değil, karşı tarafı çöküşte izleyen bir intikam oyunu da değil. Bu, “biz dostluk teklifimizi yaptık, gerisi tarihin terazisine kalmıştır” diyen devlet vakarının duruşudur.

    “Diplomasi; bazen masada konuşmak, bazen sahada vicdanın sesi olmaktır.”

    Bugün Türkiye’nin Doğu sınırındaki hareketlilik, dört asırlık Kasr-ı Şirin uzlaşısının altını oymaya çalışan gölge stratejilerin eseridir. Suriye’de, Irak’ta, hatta Güney Kafkasya’da Türkiye’nin doğal nüfuz alanlarına doğru örülmek istenen duvar, sadece topraklara değil; tarihe ve barışa da ihanet anlamı taşımaktadır. Ama Türkiye, bu oyunları görmesine rağmen duygusal refleksle değil, devlet aklıyla hareket etmektedir. Çünkü…

    “Hafızasını kaybedenler intikamla, hafızasını koruyanlar stratejiyle yürür.”

    Sonuç mu?

    Türkiye, komşusunun düşüşünden fırsat devşirmez. Çünkü biz biliyoruz ki; komşunun yangını büyürse, rüzgâr bir gün bizim evimize de döner. Ama bu duruş, geçmişte yaşananları unutmak anlamına gelmez. Her şeyin bir vakti vardır. Vakit gelince, hem hatırlanır, hem gereği yapılır.

    Son sözümüz şu olsun:

    “Türkiye susuyorsa, hesap yapıyordur. Konuşuyorsa, yön veriyordur. Hareket ediyorsa, kader yazıyordur.”

    Gürkan Karaçam

    #kasrişirin #iran #türkiye #vicdanlıdır #aptal #değil