Afrika… İnsanlığın beşiği, toprağın en zengin olduğu ama insanlarının fakir bırakıldığı kıta. Yeryüzünde tarihin en sert çelişkilerinden biri burada yaşanıyor: Kaynakların bolluğu ile yoksulluğun yan yana varlığı. Bu çelişkinin adı sömürgeciliktir…
Avrupa’nın ideolojileri Afrika’ya “medeniyet getirme” kılıfıyla adım attı. Oysa gerçekte getirdikleri şey zincirler, kırbaçlar ve parçalanmış kimliklerdi.
“Bir ideoloji, eğer güç sahiplerinin karnını doyuruyorsa, kutsal metin kılığına girer.”
Afrika’nın kaderi işte böyle sahte kutsallarla yazıldı.
Sistemlerin Gölgesinde Bir Kıta
Kapitalizm, Afrika’yı maden ocaklarına çevirdi. Demiryolları yapılırken Afrikalı işçiler öldü; o demiryolları kendi insanlarını özgürleştirmek için değil, Avrupa’ya altın, elmas ve köle taşımak için inşa edildi.
“Bir sistem, kimin sırtında yükseldiğini gizliyorsa, gerçekte bir sömürü düzenidir.”
Komünizm, Afrika’da başka bir yüzle belirdi. Sovyetler, Batı’ya karşı cephe oluşturmak için kıtanın genç devletlerini ideolojik piyonlara dönüştürdü. Bağımsızlık uğruna verilen mücadelelerin çoğu, başka bir bağımlılığın kapısını araladı.
“İdeolojiler, özgürlüğün diliyle gelir; ama yanlış ellerde tutsaklığın şarkısını söyler.”
Faşizm de Afrika’yı es geçmedi. İtalyanların Habeşistan işgali, Afrika’nın damarlarına korku saldı. Modern tanklar, kılıç taşıyan yerlilere karşı sahaya sürüldü. Bu sadece savaş değil, insan onurunun çiğnenmesiydi.
“Güç, adaletle birleşmezse barbarlıktan öteye geçemez”
Haritaların Kanlı Çizgileri
Afrika’nın haritasına baktığınızda dümdüz çizgiler görürsünüz. O çizgiler, cetvel ve kalemle Paris’te, Londra’da çizildi. Aşiretler bölündü, diller parçalandı, kültürler birbirine düşman edildi.
“Bir halkı yok etmenin en kolay yolu, onun sınırlarını başkalarının cetvelle çizmesidir.”
Bu yapay sınırlar, bugün Afrika’nın çatışmalarının temelini oluşturuyor. Çünkü aynı köyün çocukları bir sabah farklı ülke vatandaşı ilan edildiler. Aynı nehir, iki ulusu ayırdı. Aynı dağ, üç farklı devletin kavgasına dönüştü.
Altın ve Kanın İkiz Hikâyesi
Afrika’nın altını, Avrupalı saraylarda taç oldu; Afrikalı çocuklar ise aç kaldı. Elmaslar, Batılı kadınların parmağında pırlanta yüzük olurken, o elması çıkaran maden işçilerinin elleri nasır tuttu.
“Bir kıtanın serveti, başka kıtaların sefasına dönüşüyorsa, o servet aslında lanettir.”
Bugün bile Kongo’daki koltan madenleri, dünya telefonlarını ayakta tutuyor. Ama o madenlerin çevresinde elektrik yok, su yok, okul yok. İşte sömürgeciliğin modern versiyonu ve adına küreselleşme dediler.
Özgürlüğün Bedeli
Afrika, bağımsızlık savaşlarında yüzbinlerce evladını kaybetti. Ama bağımsızlık sonrası gelen liderlerin çoğu, eski sömürgecilerin masasında büyüdü. Onlar, Batı’nın çıkarlarına sadık kaldıkça iktidarda kaldı. Sadık olmayanlar ise ya suikasta kurban gitti ya da darbelerle devrildi.
“Bağımsızlık, sadece bayrağı göndere çekmekle değil; zihin zincirlerini kırmakla mümkündür.”
Bugün Afrika gençliği, bu zincirleri kırmanın yollarını arıyor. Kimi bilimle, kimi sanatla, kimi sokak direnişleriyle. Çünkü onlar biliyorlar ki;
“Bir kıta kendi hikâyesini kendisi yazarsa gerçek anlamda özgür olur.”
Son Söz
Afrika’nın hikâyesi, aslında insanlığın en acı aynasıdır. Sömürgeciliğin ideolojilerle cilalanmış yüzü, bize bir gerçeği hatırlatıyor: Güç, eğer adaletle buluşmazsa her yerde zulüm doğurur ve zulüm, hangi ideolojinin adıyla gelirse gelsin, sonunda insanlığı ve insanı tüketir. Unutmayalım;
“Afrika’nın yaraları, insanlığın vicdan defterine düşülmüş kırmızı mürekkepli notlardır.”
Gürkan KARAÇAM
#afrika #emperyalizm









